Makale

RÜSTEM PAŞA CAMİİ

RÜSTEM PAŞA CAMİİ

Yılmaz ÖZCAN

Derleme ve Yayım Müdürlüğü Yayın Uzmanı

İstanbul’da Yeni Câmi ile Unkapanı arasında, Tahtakale’de Nalburlar civarındaki Rüstem Paşa Câmii, Haliç sahiline bakar. Mimârî dehâ kâinâtının en büyük üstâdı Sinan’ın emsalsiz güzellikteki eserlerinden biridir, Kanûnî Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın kocası Rüstem Pasa tarafından M. 1560 tarihinde inşâ ettirilmiştir.

Zeminden yüksekte yapılmış olan camiin altını dükkânlar, depolar, mahzenler kapla­maktadır, Revaklı avluya iki yandan merdivenlerle çıkılmaktadır, Fevkânî (üst katlı) olan avlunun üstü tavanla örtülüdür. Tavan, kenardaki sütûnlar arasına yapılan kemerlerle son cemâat yerinin kemerleri üstünü örtmektedir. Zaten, dar tutulmuş olan avlunun büyük kısmı yağmur ve kısmen rüzgârdan korunmuş oluyor. Son cemâat yeri, altı klâsik başlıklı sütûnla beş kısma ayrılmış olup her kısım kubbelidir; minâre sağ tarafta ve binâya bitişiktir.

Câmi ve avlusu dikdörtgen plânlıdır. İki yanlara konulmuş sekizgen plânda ikişer pilpaye (fil ayağı, pilier) ile şahın üç bölüme ayrılmıştır. Ortadaki merkezî şahın murabbâ, kubbenin kaidesi ise sekizgen şeklindedir. Bu kare kaidenin iki yanında da birer uzun, dikdörtgen yan sofalar bulunmaktadır. Sofalar ikişer büyük kemerle (arcade) üç kıs­ma ayrılmıştır; her kısım çelipleme tonozlarla örtülmüş, üzerlerine de küçük kubbeler yapıl­mıştır.

Sokullu ve Azapkapı câmilerindeki tenâsüb güzelliği bu câmide o kadar gösterilememiştir. Fakat kubbe kasnağına kadar kaplı olan İznik mamulâtı şaheser çiniler, tezyînâtın hârikulâdeliği bu kadarcık eksikliği telâfi ediyor. Çiniler cidden hârika; desen ve panola­rın güzelliği insanı hayran ediyor. Diğer camilerimizdeki çinilerden başka bir nefâset he­men dikkati çekiyor.

Çinilerde şekiller hatâyî, rûmî ve hatâyî-rûmî karışımı olarak resmedilmiş. Çinilerde çeşitli çiçekler olmakla berâber câmi bir lâle tarlası gibidir. Çünkü bu câmie günlerce git­tim geldim ve kırkı aşkın lâle çeşidi çizdim, lâle dosyasına koydum.

Hamdolsun, diyebilirim ki, gaddar ellerin hışmına uğramayan ve çinilerinden biri bile çalınamayan, panolarındaki (dâhili) kompozisyonu bozulmayan yegâne camimiz... Yalnız, son cemâat mahallinin panoları, bilhassa sağ panolar bozuk. Burada çeşitli yerli ve yabancı (iniler kullanılmış, İçteki o bütünlüğü görünce insan bu ilk göze çarpan kısmın bozuklu­ğuna üzülüyor...

Câmîin içi ve avlusu bakımlı. Yalnız bu şaheser "Allah Evi" çevresindeki ufak ufak dükkânlarla, hırdavatçılarla, nalburlarla vs. ile öylesine sıkışık bir manzara arzediyor ki, tâ yanına hatla kapısına kadar gelmedikçe orada öyle bir mehâbetli, muhteşem pırlantanın varlığını anlıyamıyorsunuz. Önünde son derece dar, pis, bakımsız, mezbelelik bir çarşı yo­lu var, O eseri yaptıran ve yapanların hatırlarını gözeterek çevresini lâyıkı veçhile temiz­lemek, açmak, yeşillendirmek bizim idarecilere ve nesle düşüyor. Bu biran önce tahakkuk etmeli. Medenî bir memlekette, öylesine mânâ âlemi olan paha biçilemez bu İlâhî yapının asrımızda çevresi nasıl olmalı; ona verilen değer ne olmalı?.. Bunu salâhiyetli meretlerin vicdan ve yüksek basiretlerine bırakıyorum, arzediyorum. Bizler, var olan ecdâdımızın emânetlerini korumak, bakmak ve en ideal bir şekle sokarak vatandaşlarımıza ve turistlere arzetmekten âciz miyiz? O iğrenç kargacık-burgacık yollardan, o bakınca göz zevkini bo­zan karma-karışık dükkânların vesâirenin arasından geçerek binlerce kişi her gün bu em­salsiz san’at şâh eserini ziyarete geliyor. Binâenaleyh, behemehal çevresi de câmün mânâ ve mefhûmuna, Türk’ün târihî asâletine, san’at severi iliği ne lâyık bir hale getirilmelidir. Kısacası bizlere, var olanı gösterebilmek, tanıtabilmek, arzedebilmek düşüyor...

Hakîkat şu ki, bugünkü hâliyle mübarek ve mukaddes binânın çevresi —bilhassa ikindiden sonra— cemiyetteki parazitlerin, kötü ahlâklıların açık durağı ve barınağı durumun­da; onlarla mücâdele eden de yok...

Câmiin diğer bir özelliği de çini hattın en nefis nümûnelerîni içnde bulundurmasıdır. Yazılar çini levhalar üzerine yazıldığından, ayrıca —çok defa lüzumsuz, zevksiz— bir başka levhanın da asılmasına mahal yok. Asılacak bir levha derhal dâhilî bütünlüğü (dekora­tif cihetiyle) bozacak, gözü yoracak ve sathı parçalayacaktır.

Câmiin kalem işleri, yâni, boya ile yapılan sıva üstü tezyînâtı câmiin umûmî güzelliği ile taban tabana zıt. Yarım kubbelere, kemerlere ve soffitlere sonradan yapılmış olan barok üslûbu, tezyînâtın çirkinliği derhal göze çarpıyor. Bunlar da temizlenmeli ve klâsik Türk kalem işleriyle yeniden süslenmelidir.

Câmi son yıllarda restore edilmiştir. Şadırvanı Haliç tarafındadır. Avlu taşla kaplıdır. Etrafı mermer korkuluk şebeke ile çevrilidir. Kubbe kasnağı yüksekçe ve pencerelidir.

Şöyle bir soru sorarlar: "Söyle bakalım, penceresi kapısından büyük olan câmi hangisidir?’’ Cevâbı: Bu câmidir. Koca Sinan burada da bu yenilikle karşımıza çıkıyor.