Makale

HUCÛRÂT SÛRESİ (Ayet: 10-12)

TEFSİR

HUCÛRÂT SÛRESİ

(Ayet: 10-12)

Osman KESKİOĞLU
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ

Meâl-i Münîfi:

Hiç şüphe yok ki, mü’minler birbirinin kardeşidirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulun. Allah’tan korkun ki, sizi esirgesin.

Ey mü’minler, bir kavim diğer bir kavmi alaya almasın. On­lar, kendilerinden daha iyi olabilir. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendini­ze ayıp sürmeyin, Kötü lâkaplarla atışmayın, imandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Tevbe etmeyenler kendilerine zulmeden­lerdir.

Ey mü’minler, zannın çoğundan sakının. Zîrâ zannın bazısı vebaldir. Tecessüs etmeyin, birbirinizi çekiştirmeyin. Hangi biri­niz, kardeşinin Ölü hâlinde etini yemekten hoşlanır? Bundan tik­sinirsiniz değil mi? Allah’tan sakının. Allah tevbeleri dâîmâ kabul eden ve acıyandır (Hucûrât Sûresi, 10-12. Ayetler).

Tefsîr-i Ş e r î f i:

Bu Ayet-i Kerîmeler müslümanlar için gayet mühim esasları ihtiva et­mektedir. Birinci Âyet-Î Kerîmede mü’minlerin birbirinin kardeşi oldukları beyan buyuruluyor, iman, insanları aynı esaslarda birleştirdiği için elbette İnananlar birbirinin kardeşi sayılırlar. Ve bu kardeşlik îmân bağı gibi en mukaddes bir bağa dayandığından çok önemlidir, inananlar, hepsi aynı esasları kabûl etmişler, aynı gayeyi benimsemişler, aynı saâdete ermeyi ar­zulamalardır.

İnanılan temel bir, güdülen emel bir, bu ne büyük saadet yoludur...

Kardeşler arasında, insanlık hâli, bâzan dargınlık ve küskünlük meyda­na gelir, bozuşma olursa, bunlar derhal giderilmeli ve birbiriyle barışmaları sağlanmalıdır. Birlik ve berâberlik İçinde yaşamak kardeşliğin icâbıdır.

İkinci Ayet-i Kerîmede kardeşliği bozacak her türlü hallerden sakınılma­sı gerektiği bildiriliyor. Aradaki kardeşliği en samîmî şekilde devam ettir­mek İçin ne lâzımsa yapılmalıdır. Karşılıklı anlaşma ve dayanışma İçinde ya­şamak, İnananların en büyük borcudur. Kardeşliğe aykırı ve onu bozacak şeyler Âyet-i Kerîmelerde yasaklanmıştır.

Bu Ayet-i Kerîmelerin nüzûl sebebi olarak müfessirler, şunları zikre­derler: Benî Temîm’den Medine’ye gelen bir grub, Bilâl-Î Habeşî, Ammâr, Habbâb, Suheyb-i Rûmî, Ebûzer gibi zatlarla eğlenmek İstemişlerdi. Beşerî zaafları dolayısıyla, başkalariyle de alay edenler olmuştu. Zevcâtı Tâhirât’tan Safiyye, Hz. Peygamber’e: Bana Yahûdî kızı Yahûdî diye söz atıyorlar, diyerek şikâyette bulunmuştu. Ebû Cehl’in oğlu İkrîme müslüman olunca, bazıları onun hakkında, "Bu ümmetin Firavununun oğlu" demişlerdi. Bu söz gücüne gitti, o da şikâyette bulundu, işte bu gibi sebeplerden dolayı bu Ayet-i Kerîmeler nâzil olarak müslümanlara âdâb-ı muâşeret dersi verdi. Böylece kişinin manevî varlığını ve haysiyetini korumak esasları vaz’edilmiş oldu, insanın izzet-i nefsi en kıymetli varlığıdır. Onun korunması da en tabiî hakkıdır.

Suhrîyet: istihza, alay etmek ve eğlenmek demek olup, birini küçük görmek, onu aşağı sayarak hiçe saymaktır. Saygı gösterilecek yerde onu küçümseyerek saygısızca davranmak hep eğlenmek sayılır. Ve bunlar in­sanın kadr u meziyetini küçük düşürücü, haysiyet kırıcı şeylerdir. Erkek, kadın her iki sınıf ayrı ayrı zikredilerek bu gibi kötü davranışlarda bulunmaktan sakınmaları gerektiği bildirilmiştir. İslam nazarında İnsanın kişiliği her türlü tecâvüzden, dil uzatmaktan korunmuştur. Kimsenin kimseyi incit­meye hakkı yoktur. Allah indinde kimin kimden daha hayırlı olduğu bilin­mez. Ayet-i Kerîme bu cihete de dikkati çekmektedir.

Lemiz: Ayıplamak, dil uzatmak, zemmetmek sûretiyle birinin haysiye­tiyle oynamaktır. Bu yasaklandığı gibi, kötü lâkaplar takarak birbiriyle atış­mak da yasaktır. Bundan gafil olanlar birbirine çamur atar gibi kötü adlar ta­karak gönül kırmaktadırlar. Bu gibi şeyler İslam ahlâkına aykırıdır.

Üçüncü Ayet-i Kerîmede kötü zanda bulunmaktan sakındırılmaktadır. Mü’minler hüsnü zan ile memurdur, “Hüsnü zan îmandandır.” buyurulmuştur. Mü’mîn herkese karşı iyi zan besler ve heskesten iyilik bekler. Cenâb-ı Hak hakkında dahi hüsnü zan ile me’muruz. Bir Hadîs-i Kudsîde; “Ben kulumun bana olan zannı yanındayımdır.” buyurulmuştur. İyi, kötü ayırmadan kötü zanda bulunmak büyük bir cür’ettir. Ve bu, şeytanın dürtmesi ile olur. Bir Hadîs-i Şerîfte Peygamber Efendimiz: “Allah müslümanın kanını, ırzını ve kendisine sû-i zan edilmesini haram kıldı.” buyurmuştur.

Ayet-i Kerîmede tecessüs yâni kusur bulmak İçin ayıpları araştırmak da yasaklanmıştır. İnsan başkasının ayıplarını araştıracağı yerde kendini ıslâha uğraşmalıdır. Peygamber Efendimiz: “Kendi kusurlarını bilmek, halkın ayıplarını araştırmaktan kendisini alıko­yan kimseye ne mutlu.” buyurmuşlardır.

Yine bu Ayet-i Kerîmede gıybet, yâni bir kimsenin arkasından, hoşlanmıyacağı bir şeyi söylemekten mü’minler nehyolunmaktadır. İnsanın yüzü­ne gülüp, arkasından çekiştirmek ne kötü şeydir.

Bâzıları gıybeti yanlış anlarlar. Bu yanlış görüşü Peygamber Efendimiz şöyle düzeltirler: Bir gün Hz. Peygamber:

“Bilir misiniz, gıybet nedir? diye sordular. Allah ve Rasûlü en iyi bilir, dediler. Bunun üzerine: Kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmaktır, buyur­du. Ya o söylenen şey onda varsa, denildi. Eğer söylediğin onda varsa, İşte gıybet budur. Eğer onda yoksa, bu iftira ve bühtan olur, cevâbını verdi.”

İftira ve bühtan gıybetten daha kötüdür. Çünkü bir İnsanda bulunma­yan bir şeyi ona İsnâd etmek, en büyük vebali mûcip olur.

Bir müslüman şâiri şöyle demiştir:

“Kimseyi bühtan ile alma dile,

Dağ ile taştan ağır bühtân hele.”

İkinci Âyet-i Kerîmede bir insanı yüzüne karşı ayıplamak yasaklandığı gibi üçüncü Âyet-i Kerîmede gıyâbında kusurunu söylemek yasaklanmıştır. Ve burada gıybet ölü eti yemeğe benzetilmiştir. Gıybet eden kimse ha­kikaten ölü eti yiyen durumuna düşer. Gıybet etmekle bir kişiyi, mü’min kardeşini yaralıyor, ona saldırıyor demektir. Cemiyeti teşkîl eden fertler olduğundan, böyle fertleri yaralıyan kimse cemiyeti didikliyor, onun etini, kemiğini kemiriyor, canavarlar gibi cemiyete hücum ediyor, hatti me­zarları eşerek ölü, diri demeden herkesi rahatsız ediyor demektir.

Yukarıdan beri sayılan ahlâk kaidelerini çiğneyerek bunları tanımayan kimse, canavarlaşır. Onun nazarında insanın kıymeti yoktur. Halbuki cemi­yeti ayakta tutan ahlâktır. Onun için müslümanlar, bu Âyet-i Kerîmelerin emir ve yasaklarına uyarak kardeş olduklarını göz önünde tutmalı, birbirini sevmeli ve saymalı, kimsenin aleyhinde bulunmamalıdır. Yoksa herkes rasgele ağzına geleni söylerse, yakışır yakışmaz sözler sarfederse, bunun so­nu nereye varır?

Birbirimizin haysiyetini kırmamaya, izzet-i nefsini incitmemeye çalışma­lıyız, Kardeşliğe ve birliğe en muhtaç olduğumuz zamanda Kur’ân-ı Kerîm’in getirdiği ahlâk kaidelerini duymayarak, rasgele iftirâ savurup, birbirimizi ithâm etmek, asil hoş görülecek bir şey değildir. Büyükleri küçüklere kızgın, küçükleri büyüklerine dargın, fertleri birbirine küskün cemiyetler, kâbil de­ğil, bu gürültülü hayat sahnesinde, kendi millî şereflerine yakışır bir varlık gösteremezler. Onun için sağ-duyumuzu kullanalım. Tarih önünde mes’ul ol­duğumuzu unutmayalım. Kırıcı, bozguncu davranışlardan sakınalım. Ayırıcı değil, birleştirici; yıkıcı değil, yapıcı olalım.

Âyet-i Kerîme’nin sonunda, Allah tevbeleri kabûl eder, rahmeti boldur,

buyuruluyor. Kötü alışkanlıklara kendilerini kaptıranlar, bunlardan tevbe et­meli ve bu kötü gidişata son verip Allâh’ın rahmetine sığınmalıdırlar. Sö­zümüzü Peygamber Efendimiz’in bir hadîs-i şerîfi ile bitirelim:

“Kötü zandan sakının. Çünkü o, yalan söylentidir. Ayıpları araştırmayın, kusurları soruşturmayın, birbirinizi çekememezlik yapmayın, birbirinize kin tutmayın. Ey Allah’ın kullan, kardeş olunuz, kardeş!”