Makale

ANA-BABAYA İYİLİK

ANA-BABAYA İYİLİK

Dr. Süleyman ATEŞ

Muhterem kardeşlerim,

Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

"Rabbın, kendisinden başkasına İbâdet etmemenizi, ancak kendisine kulluk etmenizi ve ana-babaya da İyilik etmenizi emretti. İkisinden biri veyâ her İkisi senin yanın­da ihtiyarlık çağına erişirse onlara ’öf!’ deme, onları azar­lama. Onlara yumuşak, güzel söz söyle. Merhametinden ötürü onlara tevazu kanadını indir ve ‘Yâ Rabbî, bunlar beni küçüklüğümde nasıl yetiştirdîlerse Sen de onlara öy­le acı’ de."

"Biz insana anasını babasını tavsiye ettik. Annesi onu za’f üstüne zaîf bir halde yüklenmiş, (sütten ayrılması da) iki yıl sürmüştür. ‘Bana ve anana babana şükret, dönüşün ancak banadır’ (dedik).’’

"Eğer onlar seni bilmediğin bir şeyde bana şirk koş­man İçin zorlarlarsa, onlara itaat etme, dünyâda onlarla iyi geçin. Bana yönelenin yoluna uy. Sonra dönüşünüz banadır. Size yaptıklarınızı haber vereceğim."

Âyette ana baba hakkı, Allah (C.C.) hakkına denk tu­tulmuştur. Bilginler diyorlar ki: "Üç âyet var ki, ikişer hük­mü İhtiva etmektedir. Bu hükümlerden biri yerine getiril­medikçe diğeri de makbûl değildir: ‘Namazı kılınız, zekâtı veriniz’ âyetî. Beş vakit namazını kılıp da zekâtını vermeyen kimsenin, namazı makbul değildir. ’Allah’a ve Resulü­ne itâat ediniz.’ âyeti. Allâh’a itaat edip Resûlüne itaat et­meyenin tâati makbûl değildir. ’Bana ve anana-babana şükret.’ âyeti. Allâh’a şükredip ana-babasının hakkına riâyet etmeyen kimsenin şükrünü Allah kabûl etmez."

Abdullah ibni Mes’ûd (R.A.) sordu; "Yâ Resûlu’llâh, dedim, amellerin hangisi daha üstündür? ’Vaktinde namaz kılmak.’ dedi. Sonra hangisi, dedim. ‘Anaya-babaya iyilik’ dedi. Sonra hangisi, dedim. ‘Allah yolunda savaşmak’ dedi. Daha sorsaydım, söyleyecekti."

Yine arkadaşlarından biri O’na sormuştu: "Sâhip ve arkadaş olmama en çok layık olan kimdir? ’Annendir’ dedi. Sonra kim, dedim. ‘Yine annendir’ Sonra kim, dedim. ‘Yine anandır’ buyurdu. Adam: Sonra kim? deyince, ‘Sonra ba­bandır’ dedi,’’

Resûl-i Ekrem Efendimiz cihâda gitmek İsteyen İbnu’l-Abbas b. Mirdas’a: "Annen var mı?" diye sordu. "Evet"’ cevâbını alınca: "Annene bak, zîrâ Cennet annenin ayağı altındadır." dedi. "Annesinin ayağını öpen kimse, sanki Cennetin eşiğini öpmüştür." buyurmuştur.

Hz. Ali diyor ki: “Bir adam Peygamberin huzûruna geldi. ’Yâ Resûlâllah, bir annem var, ben besliyorum, fa­kat o, diliyle bana eziyyet ediyor.’ dedi. Hz. Peygamber: ’Annenin hakkını öde. Cennetin, annelerin ayaklan altında olduğunu bilmiyor musun?’ buyurdu. Başka bir rivâyette, adam: ’Niçin, ey Allâh’ın Elçisi?’ deyince Resûlullah: ‘Çün­kü o, senin zayıf zamânında yaşamanı isteyerek sana hiz­met etti. Oysa kî, sen, ölümünü isteyerek ona bakıyorsun. Ama iyilik edersen Allah az hizmetine karşılık çok sevap verir’ demişlerdir.”

Aziz kardeşlerim, görüyorsunuz ki, Yüce Allah (C.C.) vâlideyne "öf" demeyi bile hoş görmüyor. Bugün öf demek şöyle dursun, annesinden babasından utananlar, evlerin­den kovanlar, hattâ maalesef onları döğenler eksik değil. O anne baba ki, gece gündüz çalışmış, "Aman evlâdım, ye­sin, giysin başkasına muhtaç olmasın. Yetişsin, gün görsün!" demiş. O anne ki, uykusunu ciğer-pâresinin rahatına fedâ etmiş. O hastalanınca üzülmüş, ağlayınca saatlerce ninni de­yip sallamış. Onun yavrusuna karşı temiz duygusu, asîl sevgisi göğsündeki kanı süte çevirmiş. Ve o anne ki, evlâ­dının yanından ayrılmasına dayanamıyarak gözyaşı dökmüş, sızlanmış. Elbette: "Ebeveynini râzı eden Allâh’ı râzr eder, onları kızdıran Allah’ı kızdırmış olur." Bakınız Allâh’ın Resûlü ne diyor:

"Anneye babaya isyandan sakınınız! Çünkü Cennetin kokusu bin senelik yoldan duyulduğu halde anneye baba­ya âsî olan, akrabayı ziyâretî bırakan, ihtiyarken zînâ eden eden ve komşusuna kibreden kimseler duyamazlar."

"İki şey var ki, Allah bunları yapanların cezalarını dünyâda verir: Zulüm ve anaya babaya isyan."

Bu bir kanundur azîz kardeşlerim:

"Zâlim yine bir zulme giriftar olur âhir;

Elbette olur ev yıkanın hanesi vîran!"

Anaya babaya kaba davranmak taş yürekli insanların işidir, Müslüman taş yürekli olamaz. Müslümanın kalbi sev­gi ve şefkat kaynağıdır. Hz. Muhammed diyor ki:

"Allah, dört şeyi dört şeye bağlı kılmıştır: timin üstünlüğü, üstada hürmettedir.

İmânın bakası, Allâh’ın buyruklarına uymaktadır. Yaşamanın tadı, anaya babaya iyilik etmektedir. Cehennem ateşinden kurtulma, halka zahmet vermeği bırakmaktadır."

Azîz kardeşlerim, insan anasına babasına güzel mua­mele etmekle yükümlü olduğu gibi davranışlariyle de her­kesi memnun edip onlara rahmet çıkarmakla da görevlidir.

"Günahların en büyüklerinden biri, kişinin, anasına ve babasına lanet etmesidir." diyen Peygamber’e sordular: "İnsan babasına söğer mi (lânet eder mi) ki?"

"Evet, birinin babasına söğer, öteki de bunun kine sö­ğer. Birinin anasına söğer, öteki de bununkine söğer (bu suretle kendi anasına ve babasına söğmüş olur)." dedi.

Azîz kardeşlerim, işte anne ve babanın dindeki yeri. Allah nezdindeki kadri. Çalışıp onların rızâsını kazanmaya bakmalıdır. Onların şefkatli yüreklerinden çıkan duâ Allah katında kabul edilir. İnsana dünyâda mutluluk, âhirette Cen­neti kazandırır. Bir hadis-i şerifte:

"Annesi, babası ihtiyarlık zamanlarında yanında bu­lunduğu halde (onların rızâsını kazanıp) Cennet’e gireme­yen kimseye yazık, çok yazık." denilmiştir.

Anne, göz bebeği, şefkat sembolü anne!

"Anne başa tâc imiş,

Dertlere ilâç imîşl Bir evlâd pîr olsa da Anneye muhtaç imiş!"