Makale

Bir Televizyon Hikayesi

TELEVİZYON BİR GÜÇLÜ ARAÇ..
OKUL VE AİLE TERBİYESİNİN YERİNİ O ALDI...
AMA NASIL, HANGİ TERBİYE?.
Nazarı GÜRSOY

Günaydın sayın seyircileri. Bugün 2 Mart 1991 Cumartesi..
Birinci kanal yayınımıza başlıyoruz. Bugünkü yayın akışı içerisindeki programlardan bazılarını sunuyoruz:
Biraz sonra dizi film Adriyatik Soyguncuları; saat 11.30’da Hayat Ağacı; 12.15 pop müzik; ardından çizgi film He-Man 13.30 Sanfransisko Sokakları; 15.00 ispanya’dan müzik…

BİR TELEVİZYON HİKÂYESİ

İŞTE alışageldiğimiz bir televizyon programı!. Diğer kanalları çevirin, beş ayrı kanalda da aşağı-yukarı aynı akışı, aynı programları bulacaksınız.
Televizyon bir etkili yayın aracı.. Ne kitaba, ne yazıya, hatta ne radyoya benzer. Sabah-akşam, başına bir oturduk mu, kalkabilene aşkolsun!. Sohbetimiz de o, arkadaşımız da, eğlence ve istirahatımız da., öyle değil mi? 7’den 70’e, ebeveynden, evlât ve toruna kadar..
Öyleyse, bu âlet daha olumluya kullanılsa olmaz mı? Eğitim ve terbiyeden bilgi ve görgüye-, birlik ve bütünlükten temizliğe, dürüstlüğe kadar, milletimizi, yeni yetişenlerimizi, bir yaygın okul faaliyeti gibi faydalıya yönlendirsek!.

ÖZENTİ VE ALIŞKANLIK
Televizyonun herhalde en büyük kötülüğü, alışkanlık meydana getirmesi.. Özellik de, karakteri henüz oluşmamış, üç beş yaşındaki çocuklarımız üzerinde.. Düşünebiliyor musunuz, daha o yaşta neleri görüyor, neleri öğreniyorlar?.
Faydayı-zararı henüz ayıramayacak yaştaki bu çocuklar, renkli, hareketli ve çekici o sahneleri göre göre, onlar gibi olmaya özenmeyecekler mi?
Meyveyi olgunlaşmadan koparıp yemek gibi, ileride tabiî olarak ve helâl yollarla yaşayacakları hayata özendirilen bu çocukların içine düştüğü kompleks ve bunalımı hangi eğitimle gidereceksiniz?
Televizyon, uydu anten, çok kanal ellerde de var. Ama onlarda hangi filmin hangi saata konulacağının, hangi programı hangi yaş grubundan insanların seyredeceğinin disiplini de var. Elin hayatını ulu orta kendinize aktarırsanız, ne onlara, ne de kendinize benzemeyen bir garip terbiye modeline mahkûm olmaz mısınız?
"Batı-Batı" deriz. Bilmeden deriz. Onların bize uymayan tarafları var, doğru.. Ama bizde olmayan terbiye ve disiplinleri de var.. Onların hayatı onlara göre, bizimki ise bize göre..
Ne onlar biz, ne biz onlarız!. Onlarınki onlara, bizimki bize..

ALT KÜLTÜR-ÜST KÜLTÜR

Evlerimize kadar soktuğumuz bu renkli, çekici, bazı yabancı film ve dizilerin bir başka zararı, aşağılık kompleksi ve bunalımı ortaya çıkarması..
Bizim, bütün dünyaya örnek övünç kaynağı başarılarımız, zaferlerimiz, medeniyetimiz yok mu?
Çocuk veya torunumuzun, tele vizyonda biteviye seyrettiğimiz-sahnelerdeki dev tekne ve gemileri, uçakları gösterip, "-Baba, dede, bunların hangisi bizim?" dediğini içiniz burkularak duymuş, yaşamışsınızdır. Bunun bir kompleks, bunalım ortaya çıkardığını da.. Öyle değil mi?
Halbuki bizim binlerce yıllık derinlere inen medeniyetimiz, büyük zaferlerimiz, dev mimarî, bediî san’at eserlerimiz yok mu? zayıfı, fakiri korumak için kurulan sosyal müesseselerimiz, vakıflarımız, terbiye sistemimiz... İnsanları aşıp, hayvan ve tabiatın korunmasına kadar uzanan gönül dünyamız.. Kıtalara hükmeden, bir değil, birçok medeniyete imzasını atan büyüklüklerimiz..
Bir Preveze, Niğbolu, Kosova, Dumlupınar, 30 Ağustos zaferimiz.. Mermere, toprağa en asil şeklini veren zevkimiz.. Kalemi, yazıyı san’atlaştıran maharetimiz.. Su kanalları ile toprağı yeşerten, onu işleyen-, dağı-denizi, tabiat ve çevreyi koruyup-kollayan uygulamalarımız; cana kıyma, mala kasdetme, suç, cinayet-sabotaj nedir bilinmeyen medeniyet asırlarımız; yüksek insanî meziyetlerimizi belgeleyen örnek davranışlarımız yok mu?
Elin sığır çobanlarını, maden hırsızlarını, şehir soyguncularını, kızıl-derili adam avcılarını biteviye sah-nelemek yerine, bu engin medeniyet yüzyıllarımızı sahnelesek, Anadolu insanının hâlâ sahib olduğu ruh asaletini, ruh terbiyesini, insan yüceliklerini sahnelesek olmaz mı?

Ve de bu ruh yüceliklerini, yabancı kabalıkları ile öldürmesek.

İyi olur değil mi?

Bu mâruzâtımız, sayın yetkililere bir iyi niyet mektubudur.

Lütfen..