Makale

Allah’a, Peygambere ve İnsanlara İhanet Edenler

Doç. Dr. İsmail Karagöz
Diyanet İşleri Başkanlığı İç Denetçisi

Allah’a,
Peygambere ve
İnsanlara
İhanet Edenler

Peygamberimiz (s.a.s.)’in toplumsal güven ve huzuru temin etmek için Medine’de yaptığı önemli faaliyetlerden biri de Müslümanlar ile Yahudiler arasında vatandaşlık antlaşmasıdır. Bu antlaşmaya göre taraflar din özgürlüğüne sahip olacaklar, dışarıdan yapılan her türlü saldırıya karşı Medine’yi birlikte savunacaklardı. İki taraftan biri üçüncü bir tarafla savaşmak durumunda kalırsa diğeri ona yardım edecek, barış antlaşması yaparsa bunu tanıyacaktı, iki taraftan hiçbiri Kureyşli müşrikleri, himaye etmeyecek, yakınları bile olsa suçluları korumayacaklardı. Taraflar arasında anlaşmazlık olursa ihtilâfı çözmek için hakemlik görevini Hz. Muhammed (s.a.s) yapacaktı.
Medine’de üç Yahudi kabilesi yaşıyordu. Bunlardan Nadiroğulları Mekkeli müşriklerle birleşerek Müslümanlara saldırdı (Hendek Savaşı). Bir süre antlaşmalarına sadık kalan Kurayzaoğulları savaşın en kritik devresinde antlaşmayı bozup müşriklerin yanında savaşa katıldılar. Hâlbuki yapılan antlaşmaya göre Müslümanlarla beraber olmaları gerekiyordu. Bu davranışlarıyla Müslümanlara ihanet etmiş oldular, (bk. Ahzâb, 26) Yapılan uyarılara kulak asmadılar. Peygamberimiz, savaşı kazanınca ihanet eden Kurayzaoğulları üzerine yürüdü. Kalelerine sığındılar. 21 gün kaleleri muhasara altında tutuldu. Ahitlerini bozduklarına pişman oldular ve kayıtsız şartsız teslim olup anlaşma için Sa’d b. Muâz’ın hakemliğini istediler. Peygamberimiz de kabul etti. Yahudiler Sa’d’dan Tevrat hükümlerine göre (bk. Tevrat, Tesniye, 20) karar vermesini talep ettiler. Sa’d bin Muâz da hükmetti.
Müslümanları temsilen görüşmeye giden Medineli Avf bin Malik oğullarında Ebû Lübâbe ibn el-Münzirî’nin bazı Yahudilerle menfaat ilişkisi ve orada bir kısım aile fertleri vardı; bu sebeple onlara, yanlış adamı hakem seçtiklerini söyledi, boğazını kesme işareti yaparak hükmün kendilerini ölüme götüreceğini ifade etti. Sonra da bu yaptığını Müslümanlara hıyanet sayarak pişman oldu. Kendini mescidin direğine bağladı ve bağışlanıncaya veya ölünceye kadar yiyip içmeyeceğine yemin etti. Peygamberimiz durumdan haberdar olunca bana gelseydi onun için af dilerdim dedi. Ebû Lübâbe, yedi veya dokuz gün bağlı durdu, hiçbir şey yiyip içmedi, sonunda baygın düştü. Allah’ın bağışlaması üzerine Peygamberimiz gidip onu bağlandığı direkten çözdü. Ebû Lübâbe, yaptığına kefaret olsun diye bütün malını in- fak etmek istedi, ancak Peygamberimiz bunu uygun görmedi, malının üçte birini bağışlamasının yeterli olacağını söyledi. Ebû Lübâbe de malının üçte birini ta- sadduk etti. Bunun üzerine, "Ey iman edenler! Allah’a ve peygambere hainlik etmeyin ve bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin." (Enfâl, 27) anlamındaki ayet indi. (Kurtubî, VII, 395; Hâzin, III, 30)
Kök anlamı "noksan yapmak" (Taberî, vı, 9/223) demek olan, "emanet" ve "vefa" kelimelerinin zıddı olan hıyanet kelimesi; emanetlere riayet etmemek, ahde vefasızlık göstermek, sözleşmelere uymamak, sahibinin bilgisi ve rızası dışında hak yemek, hukuku çiğnemek ve görevleri hakkıyla yapmamak anlamlarına gelir.
Ayette müminler üç şeyden men edilmektedir.
1. Allah’a hainlik etmeyin.
Allah’a hainlik etmek; iman etmemek, Allah’a ortaklar koşmak, münafıklık etmek, dışı içine uymamak, Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı hareket etmek, verdiği nimetleri ve imkânları O’nun istediği istikamette kullanmamaktır. Farz görevleri terk etmek, haram sözleri söylemek, haram fiilleri işlemek, haram gıdaları yemek, dinin zorunlu hükümlerine uymamak, başka bir ifade ile Islâm’ın ilkelerini uygulamamak Allah’a ihanet etmektir. Allah’a karşı kulluk görevlerini yapmayanlar O’nun hakkını çiğnemiş olurlar.
Kâfir, müşrik ve münafıklar Allah’ın; "Ben sizin rabbiniz değil miyim?" hitabına; "Evet Sen bizim Rabbimizsin" diye yaptıkları ikrara (A’râf, 172) aykırı hareket etmeleri ve yüklendikleri emanetin (Ah- zâb, 72) gereğini yerine getirmemeleri; Müslümanlar ise "iman" ile Allah’a verdikleri itaat sözünü yerine getirmemeleri sebebiyle Allah’a ihanet etmiş olurlar.
İman eden insan Allah’a itaat etmeye söz vermiş demektir. Bu sözüne uy- mayıp Allah’a karşı kulluk görevlerini yapmayanlar. O’nun hakkını çiğnemiş ve O’na hainlik etmiş olurlar.
2. Peygambere ihanet etmeyin.
Peygambere ihanet etmek; Onun peygamberliğini ve tebliğ ettiği Kur’ân’ı kabul etmemek, ona ve Allah itaat etmemektir. Peygambere ihanet ile Allah’a ihanet aynı değerde bir vebaldir. Çünkü peygambere ihanet eden Allah’a ihanet etmiş, Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. (Nisa, 80) "Eğer (Bedirde alına esirler) sana hainlik etmek isterlerse (bil ki) onlar daha önce Allah’a da hainlik etmişlerdi." (Enfâl, 7i) anlamındaki ayette Allah’a ihanet ile peygambere ihanet aynı değerde zikredilmiştir. Tahrîm suresinin onuncu ayetinde Nuh ve Lût peygamberlerin hanımlarının iman etmemeleri, peygambere hainlik olarak zikredilmiştir.
Peygamber (s.a.s.), ilk İslam toplumunun lideri ve devletin başkanı idi. Bu sebeple onu hakkıyla desteklemeyen, devlet sırlarını yabancılara açan ve şahsî menfaatlerini İslâm toplumunun menfaatine tercih edenler ona hıyanet etmiş sayıldılar. Aynı şekilde günümüzde peygamberin tebliğ ettiği Kur’an ve sünnettin ilkelerini uygulamayanlar, Peygamberi örnek, rehber ve önder edinmeyen- ler, başka ilkeleri İslâm’a tercih edenler, nefislerine ve şeytana uyanlar, İslâm’ı kabul etmeyenlerin düşüncelerini benimseyip baş tacı edenler de aynı şekilde peygambere ihanet etmiş olurlar.
3. Emanetlerinize ihanet etmeyin.
"Tehûnû emânâtiküm" cümlesi, "lâ tehûnû emânâtiküm" (aranızdaki emanetlere hainlik etmeyin) demektir. Bu cümledeki hainlik edilmemesi istenen "emanet" ile "farz görevler" ve "din" kast edildiği görüşleri (Taberî, vi, 9/223) bulunmakla birlikte Fahruddîn er-Râ- zî’nin tefsirinde beyan ettiği gibi buradaki "emanet" insanlar arasındaki her türlü emanettir.
"Emanet"; Allah tarafından veya özel ve tüzel kişiler tarafından insana tevdi edilen her hangi maddî bir şey olabileceği gibi manevî bir şey, bir söz, bir sır, bir iş ve bir görev de olabilir.
Maddî veya manevî olarak insanların uhdesine ve sorumluluğuna bırakılan şeyler birer emanettir. Meselâ;
- Birisine geri alınmak üzere bırakılan eşya bir emanettir. Bu emanetin (vedîa) iyi korunması ve sahibine istediğinde iade edilmesi gerekir, iade edilmemesi, emanete ihanettir. Peygamberimiz (s.a.s.), "Emaneti onu sana emanet bırakana ver, sana hainlik edene sen hainlik etme." (Taberî, ıv, 5/146) buyurmuştur.
- Borçlar birer emanettir, süresi gelince ödenmesi gerekir, ödenmemesi emanete ihanettir. Yüce Allah, "Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse emanetini ödesin ve Rabbi Allah’a karşı gelmekten sakınsın." (Bakara, 283) buyurmuştur.
- Sır olarak söylenen bir söz veya bir haber emanettir, sırrın saklanmaması emanete ihanettir. Bu sözün veya haberin sahibi izin vermedikçe kimseye söylenmemesi gerekir.
- Ücretli veya ücretsiz olarak üstlenilen bir iş ve görev emanettir. Bu iş ve görevin istenildiği şekilde ve en güzel biçimde yapılması gerekir, yerine getirilmemesi emanete ihanettir.
- Alınan rehin mallar birer emanettir, korunması gerekir, korunmaması emanete ihanettir.
- Ödünç alınan eşya birer emanettir, zarar verilmeden kullanılması ve sahibine iade edilmesi gerekir, iade edilmemesi emanete ihanettir.
- Buluntu mallar birer emanettir, korunması ve sahibinin bulunup iade edilmesi gerekir, korunmaması veya iade edilmemesi emanete ihanettir.
- Kamu malları birer emanettir, iyi korunması ve yerinde kullanılması ve zarar verilmemesi gerekir, kamu mallarına zarar verilmesi emanete ihanettir.
- Kamu görevleri birer emanettir. Dolayısıyla atama ve iş verme konumunda olanların işleri ve görevleri ehil olanlara vermeleri gerekir, kamu görevlerinin ehil olanlara verilmemesi emanete ihanettir.
- Dinî görevlerden her biri birer emanettir, bu görevlerin yerine getirilmesi gerekir, dini görevlerini mazeretsiz terk etmek emanete ihanettir.
Peygamberimiz (s.a.s.) emanete ihaneti münafıklığın alâmetleri arasında zikretmiştir: "Münafıklığın alâmeti üç tanedir: Münafık konuştuğu zaman yalan konuşur, söz verdiği zaman sözünde durmaz ve kendisine bir şey emanet edildiği zaman ihanet eder." (Buhârî, İman, 24, I, 14)
Hıyanet ahlâkî bir kusur, ayıp bir davranış ve büyük günahtır. "Seni tasdik edecek kardeşine yalan konuşman büyük bir hıyanettir." (Ebu Dâvud, sünnet79) "Sana bir emanet bırakan kimseye emaneti teslim et, sana ihanet edene sen İhanet etme." (Tirmizi, Büyu, 38; Ebu Dâvud, Büyu 123) anlamındaki hadisler ile "Şüphesiz Allah hainleri sevmez" (Enfâl, 58) ve "Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez" (Hac, 38) anlamındaki ayetler bunun delilidir. Peygamberimiz (s.a.s.), Allahım! Açlıktan sana sığınırım, çünkü açlık insanı görevlerini yapmaktan alıkoyan çok kötü bir arkadaştır. Hainlikten sana sığınırım, çünkü hainlik insanın iç dünyasında bulunan çok kötü bir huydur? diye dua etmiştir. (Nesâî, isti- âze, 19, VIII, 263; Ibn Mâce, Et’ıme, 53)
İhanet etmek dinen kötü bir davranış ve yasak olduğu gibi hainlere destek vermek ve onları savunmak da kötü bir davranış ve yasaktır: "(Ey Peygamber!) Biz sana Kitabı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma." (Nisa, 105), "Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı sevmez." (Nisa, 107) anlamındaki ayetler bunun delilidir.
"Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir" (Mümin, 19) anlamındaki ayet ile Allah hainleri cezalandıracağını beyan etmektedir. Şu hadisler de ihanetin ne kadar kötü bir davranış olduğunu beyan etmektedir:
"Allah ve peygamberin kendisini sevmesini isteyen kimse, doğru söz söylesin, emanete riayet etsin ve komşusuna eziyet etmesin." (Beyhakî, Şuabü’l-îmân, II, 201)
"(İlâhî) emanete riayeti olmayanın imanı yoktur (imanı kemale ermemiştir.) (Allah’a verdiği iman) sözünü tutmayanın da dini yoktur." (Ahmed, III, 135) Hadislerde Allah ve peygamber sevgisini kazanmanın yolları arasında emanete riayet etmek zikredilmekte, emanete riayetin imanın gereği olduğu, emanete riayet etmeyenin dindar olamayacağına dikkat çekilmektedir. Güvenilir olan insan hem Allah hem de kulları tarafından sevilir. Peygamberimiz bu hususu şöyle dile getirmiştir: "Sizin en hayırlınız iyiliği umulan, kötülüğünden emin olunanızdır. En kötünüz ise iyiliği umulmayan, kötülüğünden olunmaya- nmizdir." (Tirmizi, Fiten, 63)
"Bile bile" diye çevirdiğimiz ayetin son cümlesi; Allah’a, peygambere ve insanlara kasten ve bilerek ihanet edilmesi, emanetin yerine getirilmemesi halinde vebal olacağını, istemeyerek ve baskı ile veya unutarak ve hata ile yapılan emanete riayetsizlikten dolayı vebal olmayacağını ifade eder.
Sonuç olarak; tahlil etmeye çalıştığımız ayette müminlere şu mesajlar verilmektedir: Ey müminler! Allah’a, resule ve birbirinize hainlik etmeyin. İlâhî hükümlere ve resulün sünnetine saygısızlık ve riayetsizlik yapmayın. Bunlar size hayat veren hükümlerdir, onlardan dolayı şükretmekten geri kalmayın, nankörlük etmeyin. Onlara sadakat ve bağlılıktan ayrılmayın. Dinde lâubali olmayın, dinin emir ve yasaklarına sırf gösteriş olsun diye uymayın, can u gönülden benimseyerek uyun. Dinî görevlerinizi ciddiyet ve samimiyetle yapın. Allah ve resulüne hainlik ederseniz, kendi aranızda da mala, cana, ırza ve namusa hıyanet etmeye başlarsınız. Allah ve resulüne hainlik edenler eşlerine, çocuklarına, anne-babalarına, yakınlarına hiç çekinmeden ihanet edebilirler, hakka, hukuka, vatana, millî ve manevî görevlere hainlik edebilirler, (bk. Yazır, ıv, 2391)
Hainlerin sonu hüsrandır. Hainler if- lâh olmazlar. Hainleri ne Allah ne de insanlar sever.