Makale

Medeniyetin Işık Kaynağı KUR'AN'I KERİM

Medeniyetin Işık Kaynağı
KUR’AN’I KERİM

Halil Sezgin

MİLLET ve ümmet olarak, pek parlak bir şansa ve çok yüce bir kadere sahibiz. Hiç bir kavim ve cemaate, bizim kadar talhi yâr olmamıştır. İnsanlığın büyük atası Hz. Adem’den gaye ihsan ufuk peygambere kadar, bütün ümmetlere, şeref ve şöhreti takdim edilen bilcümle nebilerin, bizden olmayı, aramızda bulunmayı özledikleri hayırlı ümmetiz biz...
Çünkü: Yolumuz İslâm; Peygamberimiz Hazreti Muhammed (A.S.); kitabımız Kur’an-ı Kerimdir. Dinlerin en olgunu bizim. Peygamberlerin en mükemmeli bizim. Kitapların en mütekâmili yine bizimdir. Biz bu misilsiz şerefe sırf ilahî tevfikin ışığında ermişiz ve mahzâ Ulu Rabbımızın hidayeti sayesinde mazhar olmuşuzdur.
içinde bulunduğumuz müstesna nimetin değerini gereği gibi anlayabilmemiz için, fikir kanatlarımızı takarak, şöyle bundan onbeş asır evveİi-ne doğru uçalım ve o günün "Ceziretü’l-Arab"ında, Hicaz semalarında seyredelim; bakalım neler göreceğiz?
Yolunu şaşırmış bir millet... Gönüllerde iman namına tek ışık kalmamış; kalpler kara, ruhlar kara, fikirler kara, idrakler kör, ümit ve emeller tamamen karanlığa gömülüp gitmiş... İnsanoğlu, tapacağı tanrısını, kendi yapar hale gelmiş. Aile hayatından ticaret ahlâkına varıncaya kadar, bütün ulvî hasletler kaybolmuş, haya ve utanma duyguları kalmamış, kardeşlik ve dostluk bağları kopmuş; kadın bir mal gibi alınır satılır halde, haysiyetten düşmüş; ahlâk ve edeb gibi şeyler, sanki lügatlerden bile silinmiş... Bir toplum ki; yolunu görmez, sonunu hiç düşünmez hale gelmiş...
İnsan, bunun için mi, böyle bir hayat için mi yaratılmıştı?
Bu çok feci ve gerçekten acıklı ortamın içinde, bir zatı görüyoruz: Kabe’nin gölgesinde düşünüyor, Safa tepesinde düşünüyor, evde ve yolda, hep düşünüyor. Zaman zaman, Mekke şehrinin dışına çıkıp, Nur Dağına tırmanarak, Hira Mağarasından, mukaddes beldenin halini seyre dalıp, yine derinden derine halkın durumunu düşünmeye devam ediyor. Derimi niyazları şu:
"Ya Rabbi, sen onlara hakikati görecek göz, hakikati işitecek kulak ver".
Düşünce; sanki bir doğum sancısıdır: Daima büyük doğuşları hazırlar. Tarihî tecelliler bunu göstermektedir. İşte yeryüzünü kaplayan kesif küfür ve şirk karanlığını nura boğacak BÜYÜK DOĞUŞ’un günü gelmiştir.
Nur Dağından, Hıra Mağarasından, Cibrilin ufkundan Hazreti Muhammed (A.S.)’ın omuzunda KUR’AN güneşi doğdu. Bu mübarek saattan başlayarak, ebediyetlere kadar akacak olan ilâhî ve arşa dayanan ışık; Kainatın Efendisinden başlayarak, bahtiyar kişilerin gönüllerine doğru süzülmeye başlamıştır...
KUR’AN’a, güneş dedim: Aslında O’nun her âyeti ayrı birer güneştir. Binlerce kesiti olan bir kiristali elinize alıp güneşe tutunuz, göreceğiniz manzara akılları hayrete, idrakleri acze götürecek mahiyettedir. Tarif ve tavsifi kabil olmayan nice renklerin içinde, etrafa ışık saçan binlerce güneşler göreceksiniz. Ve hangi tarafından baksanız, netice aynı olacaktır. Güneşler, güneşler... Bu, şu demek olacaktır: KUR’AN-I KERİM’ in her âyeti, ayrı ve müstakil bir güneş ışığına sahiptir.
O eşsiz güneşe pervane olan insanların sürdüğü demler ve gördüğü günler; tarih boyu, zirveleşir; şahikalaşır. Kur’an devri, iman devri, irfan devri, ilim devri, aşk devri, sevgi devri, hamle devri, uhuvvet devri, vahdet devri ve bütün fazilet ve meziyetlerin fışkırdığı devirdir. Peygamberler peygamberi, Risa-letpenah Efendimizi "Alemlere Rahmet" olma neşesine yükselten Kurandır.
Hazreti Ebû Bekir Sıddık’ın kalbine, topyekün ümmetin imanından ağır gelecek iman ve aşkı hakkeden Odur. Ömer (R.A)’in damarlarında, cihanı saadete ulaştıracak adaletin feyzini zerkeden Odur. Osman (R.A.) şahsiyetini, melekleri bile ürpertecek haya hasletiyle tüllendi-ren O’dur. Ali (R.A)’in idrak ve irfan gayretini kamçılayıp onu, ilham ve esrar pınarlarından kandıran O’dur. Eme-vilerin saltanatını hudutlarından taşırıp, Endülüs İslâm Devletini, tarihe eşsiz bir elmas motif olarak oturtan O’dur. Abbasi küheylanları-nın alnını ağartıp mücahitlerini zaferlere ulaştıran Odur. Türk milletini müslümanlaştı-ran, kıtalardan kıt’alara, sönmez imanla koşturan, yepyeni tarih yazdıran, şaheserlerle dünyayı donattıran, zamanlara hakim kılıp krallara baş eğdirten, Fatihler, Yavuzlar, Kanuniler doğuran anneler yetiştiren ve nesillere ha-reket ve heyecan bahşeden Kurandır.
Kur’an Allah kelâmıdır. A1-lah’dan başka, akıl ve idrakimizden geçen ne varsa hep-sinden efdal ve hayırlıdır. Re-sul-i Ekrem Efendimiz onun için:
"KUR’AN; Allah’dan başka herşeyden ziyade faziletlidir. Allah kelamının, diğer sözlere olan fazileti; Allah’ın, halkına olan fazileti gibidir. Kur’an’ı yüce tutan Allah’ı yüce tutmuş olur. Onu hafif tutan ise, Allah’ın hakkını istihfaf eder..." (Ha-kim-i Tirmizi: Muhammed bin Ali R.A.den) buyurur.
Tarihî gerçektir: Kurana sarılanlar mutlak kurtulmuşlar ve Kuranın hakkını gözetip onu yüce tutan milletler yükselmişler, aziz olmuşlardır. Misafir kaldığı odada, Kur’an bulunduğu için, ayaklarını uzatıp yatmayan ve hürmet gözeten Osman Gazinin nesl-i necibine, Cenab-ı Hak, yediyüz yıla yakın hükümranlık ve cihan sultanlığı şerefini bahsetmiştir. Kitabına hürmet etmeyen, ahkamıyla amelden uzak kalan bugünkü İslâm milletlerinin hali de gözümüzün önündedir.
KUR’AN, inanmış insanlar ve tam Müslümanlar için cennet nimetleriyle dolu, ziyafet sofrasıdır. Bunu, bir hadis-i şerif şöyle ifade eder:
"Bu Kur’an; muhakkak Allah Tealâ’nın ziyafet sofrasıdır. İştahınız olduğu kadar onun nimetlerinden yiyiniz. Bu Kur’an, hakikaten Allah’ın (arştan uzanan) ipidir. Apaçık nurdur. Fayda verici şifadır. Yolunda yürüyene ismettir, hükmüne uyana necattır. Eğilmez ki doğ-rultulsun; şaşmaz ki güçlük çekilsin. O’nun acaip hikmetleri bitmez; tekrar tekrar okumakla usanılmaz, eskimez. Allah Teâla Hazretleri; onu okuyana, her harfine on sevap ihsan eder..." (Hakim, Beyhaki: İbn-i Mes’ud R.A. dan)
KUR’AN, imanın hayat suyudur; kalbe ciladır, gönüle safadır, ruha gıdadır. Dertlere deva, manevî hastalıklara şifadır. Gözlere nur ve sürürdür. Nizamın en kavi ve muhkemi ondadır. Ahlâk ve edebin en yükseği ondadır. Adl-ü ihsan üzere muamelenin hat ve çizgileri ondadır. Eriş ve yükselişlerin miracı ondadır. Hülâsa, beşeriyetin muhtaç olduğu herşey, ama herşey ondadır. Bu sebepledir ki: Dünyaya sığmayan sultan ve hakanlar Onun huzurunda dize gelmiş, şarkın ve garbın dahileri, onun hüküm ve ha kikatlerine hayran kalmışlardır.
Bakınız Kur’an Kur’an ne diyor:
"Gerçekten bu KUR’AN, insanları en doğru yola iletir. Güzel amel ve hareketlerde bulunan mü’mirilere, kendileri için, muhakkak pek büyük bir ecir olduğunu da müjdeler..." (İsra S. âyet 9)
"Size Allah Teâla’dan, hakiki bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. Ki Allah; rızasına uyanları, onun sebebiyle selamet yollarına doğrultur. Onları kendi iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp, dosdoğru yola iletir." (Maide S. âyet 15,16)
"İşte bir kitap ki, onu feyz kaynağı olarak biz indirdik. Artık buna uyun, ta ki esirgenmiş olasınız." (Enam S. âyet 155)
"O, cidden faydası çok, benzeri yok bir kitapdır. Ki ne önden ve ne de ardından ona hiçbir batıl gelemez. O, bütün kâinatın hamdettiği, O, yegane hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir." (Fussilet S. âyet 42)
Daha nice âyetler, Hazreti Kuranın vasfını beyan etmekte ve saadet isteyenlere, onun yoluna girmelerini tavsiyede bulunmaktadır.
Nebiyy-i Zişan Efendimiz de şöyle buyuruyor:
"Gerçekten bu Kuranın bir tarafı Allah’ın yedinde,
bir tarafı sizin elinizdedir. Onun yoluna girip, hükümleriyle amel ediniz. Artık sizler, bundan ebediyyen şaşmaz ve helak olmazsınız." (Taberani: Ebu Şüreyh R.A.)den
"Sizin en hayırlınız,
Kur’an’ı okuyup okutanlarınızdır." (Hakim: Osman R.A.)
Bütün bunlar ve daha yüzlerce şerefli Hadisler, Kur’an-ı Kerimin şeref ve yüksek fa-ziletini açıkça ortaya koymaktadır. Hele şu manaya bakınız:
"Sizden biriniz, Rabbiyle konuşmayı sever ve isterse : KUR’AN okusun." (Haraiti: Enes R.A.)
GÖNÜL derdini, gam ve kederini, sefahet ve nefsani eğlencelerde dağıtma gafletiyle ömür öldürenlerin haline, ne kadar acınsa yeridir. Nur ve sürür kaynağı Kitabullah dururken, gayriden, ruhuna gıda ve içine safa arayanlar, ne ürpertici bir sapıklığın karan-lığındadırlar. Kendimiz ve onlar için, Mevlâyı mütealimiz-den hidayet niyaz eyleriz: "Rabbımız bizi, en doğru yola ilet."
Kur’an-ı Kerim için kıyamet ölçüleri babında, Mesneviyi de karıştıralım:
"Ey vaktin yûsufu, ip geldi (Kur’an indi), ona iki elinle sımsıkı sarıl. Ve gafil olma ki vakit geçmek üzeredir."
"Eğer sen hakkın Kur’an’ına kaçarsan peygamberlerin ruhlarıyla kaynaşmış olursun."
"Ama eğer Kur’an’ı okur da, onun hükümlerini kabul etmezsen: Nebiler ve veliler görmüş olsan da fayda vermez."
"Ben sağ olduğum müddetçe Kur’an’ın hadimi, kölesi-yim. Yine ben, Muhammedi
Muhtarın yolunun tozu, toprağıyım."
Dr. M. İkbal son sözü şöyle söylemiştir:
"Eğer müslümanca yaşamak istersen:
Kur’an’a sarıl. Çünkü Kur’ansız İslami hayat mümkün değildir..."

"İnkâr edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmı-yorlar mı?
Yeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.
Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar."
Enbiya Sûresi, 30-32