Makale

İNGİLTERE KİLİSESİ

İNGİLTERE KİLİSESİ[1]

Yazan: Ronald Casttle Çeviren: Dr. M. Esat KIL1ÇER

İçinde bulunduğumuz çağ, kiliseler için bir değişme devridir. Geçmiş çağlarda Anglikanlar (İngiliz kilisesi üyeleri) la, Anglikan kilisesinden i’tizâl eden Protestan (başlıca metodist veya babtistler) lar arasındaki bölünme o kadar belirli idi ki, bu, umûmî hayatı veya halkı etkiliyordu. Metodistler, bazan Anglikan kilisesine gidenler için alaylı olarak “ibadet­te muhafazakâr parti” diye atıfta bulunurken, Anglikanlar da aynı is­tihfafla onları “İlâhîler okuyan radikaller” diye yaftalamalardır. Anglikanların gittikleri kilise “Church” ile diğerlerinin gittiği küçük kilise an­lamındaki “chapel” arasındaki eski düşmanlık, bugün yerini müsamaha­ya, hatta işbirliğine terketmektedir. Memleketin baştanbaşa bir çok böl­gelerinde (ki, sayıları 14500 civarındadır) mahalle kiliseleri, hâlâ top­lumun gerçek merkezi olarak kabul edilmektedir. Fakat açık konuşalım İri, Anglikan ve Noncorformist kiliselerinin her ikisi de üyelerinin azal­ması gibi müşterek bir problem karşısındadırlar.

Bununla beraber, bu memleketteki halkın büyük ekseriyeti hatta kiliseye gitmeyenler bile- dinlerinin ne olduğu sorusuna “İngiltere Kili­sesi mensubuyum” diye cevap verecektir. İngiltere Kilisesi, milletin yer­leşmiş olan resmî kilisesidir. Bu, amelî olarak neyi ifade eder? İngiltere kilisesinin kanunla kabul edilmesi ve diğer kiliselerden farklı olması nasıl olmuştur?

İngiltere kilisesinin Papa ile alâkasının tamâmen kesilmesi birinci Elizabet’in saltanat devrine (1558-1603) rastlar. Fakat reform işi ânî bir olay değildir. Bu reform VIII. Henri zamanında başladı ve İngiltere’nin 4 kralı zamanlarında devam etti. Reform hareketi neticesinde İngilte­re’de meydana gelen değişiklikler, kiliseleri reform görmüş olan diğer bir çok protestan Avrupa ülkelerindeki değişikliklere kıyaslanınca, küçük kalmaktadır. İngiliz kilisesi, reform hareketinden kendisinin fâsılasız de­vamlılığını temin ederek çıkmıştır. Gerçekte, papalığın karşısında olma­sı Roma kilisesini protesto etmiş olması nazara alınınca, İngiltere kilise­sinin klâsik anlamda protestan bir kilise olduğu söylenebilirse de, nonconformist[2] olanlarla ve serbest kiliselerle olan münasebetleri bakımın­dan da İngiliz kilisesinin hâla esas itibâriyle katolik olduğu görülür.

İngiltere kilisesinin papasız bir katolik kilise olduğunu söylemek şa­şırtıcı görülebilir. İngiltere’nin “müesses — yerleşmiş” kilisesi ile devlet kilisesini birbiri ile karıştırmak da çok kolay olabilir. Doğrusunu söyle­mek lâzım gelirse, İngiltere kilisesi bir devlet kilisesi değildir; “yerleş­miş = müesses” sözü ile bütün kasdedilen şey şudur; devlet, kilisenin bütün kanunlarını kabul ve tasdik etmiş ve onları kırallık kanunları ile birleştirmiştir. Fakat İngiltere kilisesi yerleşmiş kilise olduğu için be­lirli hak ve imtiyazlara sahip bulunmaktadır. Devletin başkanı olarak hükümdara tac giydirme hakkı bu kiliseye âittir. Canterbury ve York Başpiskoposları ve 24 piskopos, “rûhânî lordlar” olarak Lordlar Kama­rasında oturmak hakkına sahiptirler. Oxford, Cambridke ve Durham Üniversitelerinde belirli akademik vazifeler, sadece İngiltere kilisesi ra­hip sınıfınca doldurulabilir. Ordu’da, devlet hastahanelerinde ve hapis­hanelerinde İngiltere kilisesi râhip sınıfı, dinî âyini ifâ etmekle resmen, vazifeli rahiplerdir. Belki hepsinden önemlisi, İngiltere kilisesi içindeki hiç bir bölge papazının, ancak devletçe tanınmış olan kanun gereğince açılacak dâva ve muhakeme sonunda mahkumiyetine hükmedilmedikçe azledilmemesidir. Bu hürriyet “İngiliz papazının serbestîsi” olup, ona tayin edilmiş coğrafî bir bölgede İncil’i alenen bildirmek hürriyetini vermektedir.

MEŞRÛTÎ SINIRLANDIRMALAR

Yine “müesses” olması sebebiyle İngiltere kilisesi üzerinde muay­yen kayıtlamalar ve sınırlamalar vardır. Meselâ hükümdar, meşruti ola­rak başvekilin tavsiyesi üzerine, başpiskoposları ve piskoposları tâyin için namzetliğe seçer ve kadetrallerin başrahiplerini tâyin eder. Kilise talimatlarının “kilise kanunları” olabilmesi için önce hükümdarın tasvibinden geçmesi gereklidir. Kilise meclisinin nizamları, kesin kanun kuv­vetini kazanmadan önce parlâmentoda kıraliçenin tasvibinden geçmek zorunluluğundadır.

İngiltere kilisesinin, tenkide açık olan bir usulsüzlüğü vardır ki, o da bu kilisenin lâik patronaj sistemidir. Bir papaz, bir bölge râhibi olarak tâyin edilmeden önce, bir hâmi-patron tarafından piskoposlara “takdim edilmiş olmak” mecbûriyetindedir. Kiliseye âit patronlar, diğer piskopos­lar, başrahipler ve bölge papazları gibi bütün dinî bölge papazları yükü­nün üçte birinden azını prezante ederler. Hükümdar 850 dinî bölgenin papazlığını sunma hakkını hâiz olup, bu arada üniversiteler, kolejlerle okullar da 850 kadar dinî bölgenin papazlığını göstermek hakkına hâiz­dirler. Bâzı dinî bölgelerin papazlarını azletme hakkı şehir meclislerine, dinî cemiyet ve teşkilâtlara âittir. Fakat yaklaşık olarak 7000 dinî böl­genin hâlâ özel patronları vardır. Bu sistem lâik kimselere biraz eskimiş görünebilir.

Bir çok kimseler, İngiltere kilisesi, memleketin resmî kilisesi oldu­ğundan, râhiplere devlet hazînesinden para tahsis edildiğini düşünebilir­ler. Ama bu böyle değildir. Devlet tarafından kendilerine para ödenen râhipler, sadece devlet için çalışanlardır; meselâ, ordu içindeki dinî âyin­leri idare etmekle vazifeli rahipler gibi. Dinî bölgelerde hizmet gören papazların aylık veya maaşları, başlıca kilise mallarından temin edilen ge­lirler, Paskalya bağışları ve kiliseye âit diğer fonlardan gelmektedir (ve rahiplerin % 96 sının yıllık maaşları 1500 İngiliz lirasından daha azdır.)

Geçmiş devirlerde kilise, geniş araziye sahip olmuş, oralardan mü­him varidât elde etmiştir. Bu toprakların çoğu, VIII. Henri tarafından müsadere edilmiş, fakat kıraliçe Anne zamanında, gasbedilen arazinin varidatının bir kısmı kiliseye geri verilmiştir. Bugün kilise hâlâ büyük bir arazi sahibidir ve yine kilise, asırlar boyunca vasiyetler yolu ile bir­çok mallara sahip olmuştur. Kilise temsilcilerinin neşretmiş oldukları ra­kamlar gösteriyor ki, İngiltere kilisesinin geçmişte sahip olduğu mîrâsından yıllık varidâtı takriben 14 milyon sterlin; kilise üyelerinin yardım ve katkıları 22 milyon sterlin olmak üzere adı geçen kilisenin yıllık geliri yaklaşık olarak 36 milyon sterlin tutmaktadır. Acaba bu miktar, râhip sınıfının maaşlarına, papaz yardımcılarına yapılan ödemelere ve kilisele­rin bölge papaz evlerine ve bir baştan öteki başa kadar memlekette bulu­nan 14,500 adet köy ve mahalle papaz evlerinin bakım ve idâme masrafla­rına kâfi midir?

Birçok maaşların yetersiz bir hale gelmesinin bir sebebi de, âşar vergisinin kaldırılmasıdır. Âşar vergisi, yüz yıllarca kilisenin gelir kay­naklarından birisini teşkil etmiştir. Bu vergi, menşe itibariyle, toprağın tamâmiyle Allah vergisi olan mahsûlüne karşılık, kiliseye verilen bir be­deli idi; filhakika âşar vergisi, tesbit edilmiş bir arâzi mıntıkasından elde edilen mahsûlün onda birinin kiliseye ödenmesinden ibarettir. Aynı ödeme bırakılarak âşar vergisi ödemeleri zamanla nakden ödenmeye baş­landı. 19. asır esnâsında âşar vergisi, kilise ile çiftçiler arasındaki uyuşamamazlığın ciddî bir sebebini teşkîl etmiştir. Nihâyet 1936 tarihli “âşar vergisi kanunu” kiliseyi âşar vergisi gelirinden (veya âşar vergisi — kira parası istemekten) vazgeçmeye ve bedel olarak hükümetin eshâmmı kabûl etmeye icbâr etmiştir. Bu anlaşma, İngiltere kilisesi için büyük bir iktisâdı darbe olmuştur. Çünkü bu, 18 milyon sterlinlik bir sermaye kay­bını intaç etmiş ve 7000 dinî bölge papazının maaşına tesir ederek, or­talama % 18,5 nisbetinde bir azalmaya sebeb olmuştur.



[1] Bu makale, İngiltere’nin Cambridge şehrinde aylık olarak yayınlanan Mo­dern English adlı derginin, cilt 5 no: 2 Mart 1966 sayısından dilimize çevrilmiştir.

[2] Nonconformist, Anglikan kilisesinden ayrılmış olan protestanlara verilmiş bir isimdir.