Makale

MÜSLÜMAN TÜRK CUHNURİYETLERİNDE DİN EĞİTİM

MÜSLÜMAN TÜRK CUHNURİYETLERİNDE DİN EĞİTİM

SEYFETTİN ERŞAHİN
Ankara Üniv. İlahiyat Fak. Araştırma Gör.

Bilindiği gibi Müslümanın camiye, caminin ise müezzine, imama, hatibe ve vaize ihtiyacı vardır. Bunlara başkanlık edecek bir de dinî idare-müftülük lazımdır. Bu zincirin halkalarını oluşturarak din görevlileri ordusunun yetiştirilebilmesi de iyi çalışan bir "din eğitimi" sisteminin varlığına bağlıdır.
Bağımsızlığına yeni kavuşmuş Müslüman Türk Cumhuriyetlerinin de din eğitimi kurumlarına acilen ihtiyaçları vardır. Onların dinî sorunlarını çözmede yardımcı olmak amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı, yapılan anlaşmalar çerçevesinde, bu cumhuriyetlere din müşavirleri ve din görevlileri göndermiştir ve göndermeye devam etmektedir. Geçici bir tedbir olarak oralardan öğrenci getirip Türkiye’de yetiştirilme süreci de başlatılmıştır. Kalıcı ve sağlıklı dinî hizmetlerin halka sunulabilmesi için bölge halkından insanların yetiştirilmesi lâzımdır. Bölgenin dinî, kültürel ve demoğrafik yapısını bilen insanların vereceği hizmetler daha verimli olur.
Sorunun Tarihi Perspektivi:
Eski Sovyetler Birliği topraklarında yaşayan müslümanlar zengin bir İslâm kültür mirasının varisleridirler. İslâm kültürünün dev simalarından, Buharî, Farabî, ibn Sina, Ahmed Yesevi, Uluğ Bey ve daha niceleri buralarda yetişmiştir. Medreselerin ve ilmî çalışmaların çokluğu Buhara’ya "Buharayı Şerif" ünvanını kazandırmıştır. Fakat, maalesef, zaman içinde siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel durgunluklar müslümanların yaşadıkları bölgelerin Rusların hakimiyetine geçmesine sebep olmuştur. Rusların 1552’de Kazan’ı almasıyla başlayan istila hareketleri XIX. yüzyılın ikinci yarısında tamamlanmıştır.
Ruslar Kazan Hanlığı’nı istila edince Müslümanların bütün dinî faaliyetlerini durdurmuşlar ve Hristiyanlık propagandaları yapmışlardı. Ancak, 1778’de Kırım’ı ilhak etmeleriyle bu politikalarını değiştirdiler, Idil-Ural bölgesi için Ufa Müftülüğü kuruldu. Kırım, Kafkasya ve Tacikistan Hanlıklarının dinî yapılarına da dokunmadılar... Dolayısıyla 1917 Bolşevik İhtila- li’ne kadar din eğitimi, zor şartlarda da olsa, devam etti.
İhtilal yıllarında bazı bölgelerde dinî eğitim veren medreseler 1928’e kadar varlıklarını devam ettirdiler. 1928’de Bolşevikler iktidarlarını güçlendirerek bütün medreseleri kapattılar, dinî eğitimi yasakladılar. Eski hocaların gayretleriyle gizli saklı bir kaç yıl daha din eğitimi devam ettirilmişse de, onların da ölmesiyle bu faaliyetler tamamen durmuştur.
II. Dünya Savaşı’nda cephelerde savaşı kaybeden Stalin, Sovyet din politikasında değişiklik yapmak zorunda kalmıştır. Dinî teşkilatlara ve faaliyetlere izin vermiştir. Bu çerçevede Müslümanlarla ilgili düzenlemeler yapılmış, dört tane "Müslüman Ruhani Nezareti" (Müftülük) kurulmuştur. Bunlar Avrupa, Rusya ve Sibirya müslümanları Ruhani Nezareti (Ufa Müftülüğü), Ortaasya ve Kazakistan Müslümanları Ruhani Nezareti (Taşkent Müftülüğü), Kuzey Kafkasya Müslümanları Ruhani Nezareti (Mohaçkale Müftülüğü) ve Mavera-ı Kafkasya Müslümanları Ruhani Nezareti (Bakü Şeyhülislâmlığı)dır.
Bu dört dinî nezaretten sadece Taşkent Müftülüğü’ne din eğitimi faaliyetleri izni ve hakkı verilmiştir. Ekim 1948 yılında Ortaasya Müslüman- larından 150 civarında talebe Taşkent’te bir kongre düzenlemiştir. Kongre’de gündem maddelerinin başında din eğitimi sorunu geliyordu. Toplantı sonunda bu ihtiyacı karşılamak için Taşkent’te bir medrese açılmasına karar verilmiştir. Böylece din eğitimi yaklaşık 20 sene sonra yeniden başlamıştır. Bu işlerle meşgul olmak için de Taşkent Müftülüğünde bir "Eğitim Şubesi" kurulmuştur.
Buhara Mir Arap Medresesi:
Taşkent Kongresi kararını uygulamaya koymak için geçici bir binada dinî eğitime başlamıştır. Daha sonra 1950’de, tarihî Mir Arap Medresesi’ne (1535’te kuruldu) taşınmıştır.
Bu medresede imam-hatip, müezzin gibi cami görevlileri yetiştirmeye yönelik orta öğretim seviyesinde 7 yıllık bir din eğitimi verebiliyordu. Öğrencilerin çoğunluğunu kırsal kesimden olmak üzere her sınıftan çocuklar oluşturuyordu. Okula girebilmek için mecburi Sovyet Temel Eğitimi’ni tamamlamış olmak şarttı. Bazan herhangi bir üniversiteyi bitirenler de okula girmek için başvuruyorlardı.
Başvurular Taşkent Müftülüğü ve İçişleri Bakanlığı Din İşleri Direktörlüğü yetkililerinden oluşan bir komisyonca inceleniyor ve adaylar seçme sınavına tabi tutuluyorlardı.
Mir Arap Medresesinde verilen derslerin başlıcaları şunlardı: Dinî Dersler: Kur’an, Tecvid, Hadis, Kelam, Fıkıh Tarihi, İslâm Tarihi, Siyer, Dinlerin Kaynağı Kültür Dersleri: Arapça, Farsça, Rusça, Özbek Dili ve Edebiyatı, Tarih, Coğrafya ve Sovyet Anayasası. Bu derslerden Sovyet Anayasası ilk yıl okutulurken Rusça eğitim, sonuna kadar varlığını koruyordu.
Okulun öğrenci sayısına gelince, bu konuda farklı rakamlarla karşılaşmaktayız. Medresenin kapasitesinin 100 öğrenciyi barındırabileceği gözönüne alınırsa bu civarda öğrencisi vardı. Ancak mezun ettiği öğrencilerin sayısı her dönem 15-25 arasında idi. Bazı araştırmacılar bu sayıyı daha da yukarılara çıkarmaktadırlar.
Taşkent İmam İsmail el-Buhari Yüksek İslâm Enstitüsü:
Zamanla yüksek seviyede din eğitimi verecek bir kuruma ihtiyaç duyuldu ve 1956’da Taşkent’te Barak Han Medresesi açıldı. Bu okul 1974’te imam İsmail el- Buhari Yüksek İslâm Enstitüsü adını aldı. Enstitünün mezunları adeta bir kural olarak dinî idarelerde üst makamlara atanırlardı. Dinî ilimler de başarı gösterenlerden bir kısmı ise başta Mısır, Suriye ve Libya olmak üzere diğer Arap ülkelerine ihtisas için gönderildi.
Öğrenci kaynağı, Mir Arap Medresesi olan Enstitü’nün müfredatı büyük ölçüde adı- geçen medresenin müfredatının biraz daha geliştirilip, genişletilmiş şekli idi. Ancak Arapça öğretimine önem veriliyordu. Okulun eğitim öğretim süresi de 4 yıl idi. Bu eğitim kurumunun öğrenci kontenjanı ve devre itibarıyla mezun sayısı hakkında 1520 kişi gibi düşük rakamlar verilmektedir.
Dönem Hakkında Değerlendirme:
Her ne kadar, Din işleri Direktörlüğü, murakabeci olarak bulunsa da, Sovyet döneminde din eğitimi dinî idarenin elinde idi. Müfredatlar, kendilerinden oluşan öğretim elemanlarınca yapılıp uygulanıyordu. Öğrencilerin eğitiminden, dinî meslekî bilgi ve pratiklerini geliştirmelerinden tamamen onlar sorumluydu. Dinî idarenin din eğitiminde başarılı olup olmadığı tartışma konusudur. Rejim muhalifleri bu okulları "Sovyet İslâm Okulları"(!) mezunlarını "Kızıl İmam" "Kızıl Müftü" gibi sıfatlarla niteliyorlar ve temel dinî bilgilerden bile yoksun olduklarını söylüyorlardı. Fakat Sovyetler Birliği İslâm Dini idarelerinin temsilcileri katıldıkları uluslararası toplantılarda sergiledikleri performansla da takdir topluyorlardı. Ancak bunların seçilmiş ve özel yetiştirilmiş bir avuç insan olduğu diğerlerinin ise yetersiz oldukları söylenebilir.
Bu dönem din eğitiminin bir başka özelliği de merkeziyetçi olması idi. Bir bakıma bu, merkeziyetçi Sovyet Rejiminin de bir yansıması sayılabilir. Zira dil, kabile, ırk ve bölge farklılıkları ön plana çıkarılarak parçalanmış bölge müslümanlarının tek ortak noktası din kalmıştı. Ülkede hizmet veren din görevlilerinin aldıkları eğitim sonucu mezhep farkı gözetmeden çalışmaları bir anlamda milli birlik ve şuurun devamını sağlamıştır.
Sorunun Bugünkü Durumu:
Müslüman Dini İdare yetkilileri, Gorbaçov döneminin glasnost ve perestroika politikaları sonunda ortaya çıkan özgürlük ortamından yararlanmaya başlamışlardır. Başta din eğitimi sorunları olmak üzere diğer sorunlarını da çözmenin yollarını aramışlardır. Bu gayretler ve çalışmalar bütün hızıyla imkanlar ölçüsünde şimdi de devam etmektedir. Bu faaliyetlere müftülükler bazında biraz yakından bakalım:
Taşkent Müftülüğü:
Bu dinî idare bir bakıma Sovyet dönemi din eğitimi kurumlarının mirasına konmuştur. Elindeki din eğitimi sistemini geliştirmenin yollarını aramaktadır. Bu çabalarında da daha çok S. Arabistan başta olmak üzere Arap ülkeleri ile temaslarını sürdürmektedir. Bağımsızlığını kazanan cumhuriyetler içinde sadece Özbekistan Bakanlar Kuruluna bir de Din işleri Bakanı dahil etmiştir. Her ne kadar Müftülükle bakanlık arasında uyumlu çalışma tam olarak sağlanamamışsa da her iki kurum da din eğitimi konusunda çalışmaktadır. Ülkede bir İlahiyat Fakültesi açma aşamasına gelinmiştir.
Kazakistan Alma-Ata Müftülüğü:
Alma-Ata Kadılığı 1990’da Orta Asya ve Kazakistan Dini Nezaretinden ayrılarak Müftülük olarak teşkilatlandığını ilan etti. Müftülüğe seçilen Ratbek Hacı Nusenba- yoğlu vakit geçirmeden din sorunlarını çözme yolunda faaliyetlere başladı. 22 Haziran 1990’da Alma-Ata televizyonunda yayınlanan bir mülakatında müftü, din eğitimi ile ilgili çalışmalarını ve plânlarını dile getirdi. Bu konuşmada, ehliyetli din görevlilerine şiddetle ihtiyaç olduğunu belirterek bunun için Alma-Ata’da bir medreseyi faaliyete geçirdiklerini söyledi. Burada, başta halen görevdeki din görevlileri olmak üzere ihtiyaçları olan elemanları yetiştirmek için din eğitimi vereceklerini ilan etti.
Müftü Efendi, Ocak 1993’de Türkiye’ye yaptığı ziyarette Diyanet İşleri Başkanlığına da geldi. Yapılan görüşmede Başkanlık’tan, din eğitimi konusunda kendilerine yardımcı olmalarını istedi. Türkiye’ye gönderecekleri öğrencilerin Diyanet’in gözetiminde Kur’an kurslarında eğitilmeleri yönündeki arzularını dile getirdi.
Ülkede imam-hatip liseleri açma ve ilahiyat fakültesi kurma çalışmaları sürdürülmektedir.
Kırgızistan Bişkek Kadılığı:
Eski kadılık teşkilatını devam ettiren Kırgızistan dinî idaresi de ihtiyacı olan din görevlilerinin yetiştirilmesine matuf adımlar atmaktadır. Kadılık, ülke genelinde cami yapımları çerçevesinde Bişkek yakınlarındaki Alexandrafka şehrinde imam-ı Azam Camii adıyla büyük bir camii ibadete açmıştır. Bu caminin alt katını da medrese olarak tanzim ederek 200 öğrencisiyle din eğitimi sorununu çözme sürecini başlatmıştır.
Diğer cumhuriyetlerde olduğu gibi, Kırgızistan’da da İmam-hatip okulları ve ilahiyat fakültesi açma yönünde çalışmalar vardır.
Türkmenistan’da Aşkabat Kadılığı:
Din eğitimi ihtiyacını karşılamaya yönelik kalıcı din öğretimi kurumlan açma yanında geçici olarak başka ülkelere öğrenci gönderilmesi plânlanıyor.
Aşkabad Kadısı Hacı Nas- rullah b. İbadullah 3.12.1991’de T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ziyaret ederek bu konuda ortak yürütebilecekleri projelerini ve alabileceği yardımları görüştü. Bu görüşmede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kur’an Kurslarında okutulmak üzere öğrenciler gönderilmesine karar verildi. Bu proje çerçevesinde gönderilen 120 imam- hatip öğrencisi, 70 ilahiyat öğrencisi Türkiye’de din eğitimi almaktadır.
Azerbaycan Bakü Şeyhül İslâmlığı:
Bu dinî idarenin sorumluluk bölgesindeki müslümanların çoğunluğunun şii olmasına rağmen Azerî din otoriteleri din eğitimi konusunda Türkiye’den yardım istemektedirler. Şeyhülislâm Allahşükür Paşazade Haziran 1991’de Diyanet’i ziyaret ettiğinde bu isteğini dile getirmiştir. Varılan mutabakata göre, Azerbaycan’dan Türkiye’ye din eğitimi için öğrenci gönderilecek; bunlar Diyanet İşleri Başkanlığımın kurslarında, imam- Hatip Liselerinde ve İlahiyat Fakültelerinde okutulacaktı. Ayrıca Şeyhül İslâmlıkça Ba- kü’de kurulan dinî enstitüye hocalar gönderilecekti.
1993’e gelindiğinde Azerbaycan’da dört İmam-Hatip Lisesi ve bir İlahiyat Fakültesi açılmıştır. Din Eğitimi konusunda Türkiye’nin tecrübelerinden yararlanmak isteyen Azeri heyeti Diyanet’i, İmam- Hatip Liselerini, İlahiyat Fakültesini ve Din Öğretimi Genel Müdürlüğünü ziyaret etti.
Ufa Müftülüğü:
Müftü Talat Tacettin 1988’lerde din eğitimi ile ilgili adımları atmaya başlamıştı. Sotsialistik Tataristan gazetesinin Ekim 1988 tarihli sayısında yayınlanan bir mülakatında, Taşkent Müftülüğünün eğitim faaliyetlerinin yetersiz olduğunu, bunu kapatmak için de kendilerinin bir yıllık bir dinî eğitim verecek olan bir medrese açacaklarını söylüyordu.
Ufa Müftüsü din eğitimi sorununu çözme yolundaki ihtiyaçlarını ve isteklerini her fırsatta dile getiriyordu. Temmuz 1993’te Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ziyaret ettiğinde İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültesi açmak için öğretmen ihtiyaçlarının karşılanmasında yardımcı olunmasını istemişti. Ayrıca Türkiye’ye din eğitimi için gönderilecek öğrencilere Diyanet’in iaşe ve ibâte imkanları sağlamasını talep etmişti.
Şimdilerde Müftülüğe bağlı olarak Kazan, Ufa ve Samara gibi büyük şehirlerde orta seviyede açılan dinî medreselerde 300 öğrenci okutulmaktadır. Kazan ve Ufa’da faaliyete geçirilecek dinî yüksek okulların ikamesi ve idamesi için İslâm Konferansı Teşkilatı ve İslâm Bankasından finans sağlanmış durumdadır. Din öğretimi için Mısır, Ürdün, S. Arabistan ve Türkiye’ye de öğrenci gönderilmektedir.
T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Yardımları:
Ülkemizde M. Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ve İlahiyat Fakülteleri bu konuda ellerinden gelen yardımları yapıyorlar. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Türk Cumhuriyetleri dinî yetkililerinin Türkiye’ye geldiklerinde ilk başvurdukları kurumlar- dan biri de Diyanet işleri Başkanlığı’dır.
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri YILMAZ konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır: (Diyanet Aylık Dergi, Nisan 1992)
"Başkanlığımızı ziyaret etmekte olan Türk Cumhuriyetleri heyetleri bizden ciddi konularda yardımcı olmamızı, öğrencilerin Başkanlığımıza bağlı Kur’an kurslarında eğitim görmelerini, bunların iaşe ve ibate masraflarının Başkanlığımızca karşılanmasını istiyorlar. Bazı heyetler kendi din görevlilerinin ülkemizde Başkanlığımızca 2-3 ay süreyle kursa tabi tutulmalarını talep ediyorlar. Başkanlığımız, değişik Türk Cumhuriyetlerinden gelen, 238 öğrenciye Kur’an kurslarımızda özel din eğitimi vermektedir. Bunların iaşe ve ibateleri Başkanlığımızca karşılanmaktadır. Ufa ve Ka- zan’daki dinî okullarda ders okutmak üzere talep edilen din mütehassıslarının gönderilmesi işlemleri de sürüyor."
Bu açıklamanın üzerinden bir yıl geçti. Bu zaman zarfında Diyanet artarak gelen talepleri karşılamak için bütün imkânlarını kullanmaktadır.
Değerlendirme:
Görüldüğü gibi biz din eğitimi gibi geniş bir konunun sadece din görevlileri yetiştirme boyutunu ele aldık. Olabildiğince geniş alandaki faaliyetleri, gözönüne genel hatları ile sermek istememize rağmen Rusya Federasyonuna bağlı Kuzey Kafkaslardaki Müslüman Cumhuriyetlerdeki din eğitimi faaliyetleri ile ilgili elimizde hiçbir bilgi yok. Bir de biz resmi seviyede yürütülen din eğitimi çalışmalarını irdeledik. Gayrı resmi gurup veya kuruluşların faaliyetleri ilgi alanımızın dışındadır.
Bu topraklarda din eğitimi sorunu çözülmesi zor bir sorundur. Yaklaşık 50 milyon müslümana hizmet götürecek bir kadro yetiştirmek için zamana, kadroya ve paraya ihtiyaç vardır. 60 milyonluk Türkiye’mize 80 bin civarındaki din görevlisi ordusu yetmezken, bu bölge için en azından 50 bin kişiye lüzum vardır. Bu durum işin vehametini daha da açık ortaya koyuyor. Bir de verilecek din eğitimi o kadar iyi olsun ki, 70 yıldır materyalist felsefe ile karşı karşıya kalmış insanlar arasında başarılı irşad yapabilecek din görevlileri yetişsin.