Makale

Toplumsal şekillenmede ASHAB-I SUFFA VE ÖĞRETMEN

Toplumsal şekillenmede

ASHAB-I SUFFA VE ÖĞRETMEN

Mesut Özünlü

Peygamberimizin ve O’nun ashabının günümüze ışık tutan hayatlarının anlatıldığı gerçekler üzerinde önemle durmak gerekir. Bunlardan birisi de Ashab-ı Sufta’dır. Medine’nin orta yerinde inşa edilen Mescid-i Nebevi’nin yanıbaşın- da Hz. Peygamber tarafından özel bir önemle kurulan Ashabı Suffa sahabe içinden bir grubun bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş, İslâm Tarihinde ilk örgün eğitim kurumudur. Muhammed Hamidullah bu irfan ordusunun tarihte yatılı öğretmen akademisinin ilk örneği olduğunu söyler.
İslam’ın yayılma döneminde herbiri İlâhî nurla parlayan birer inci gibi Arap yarımadasının dört bir yanına saçılan bu ışık erleri, o günkü coğrafyada meydana gelen hızlı değişmelerin öncüleri olmuşlardır. Bilgi ile inancın birleşmesiyle ortaya çıkan bir süper faaliyetin kendisinde merkezleştiği İslâm Toplumu 20 yıl gibi kısa bir zamanda Sasani ve Doğu Roma’yı titreten bir güç haline gelmişti.
İslâm öncesi, işlerini ve gündemlerini falların oklarına, yıldızların yönlerine göre ayarlama ve tayin etme ilkelliği ile bocalayıp duran Arap toplumu "İnsan için yalnız çalıştığı vardır." ayetini Ashab-ı Suffa’dan öğrenmişti. Bu öğretilerin getirdiği zihniyet değişimi sonucu sebep ile netice arasındaki determineyi İslâmî bir bilinç halinde çok iyi idrâk eden bu toplum, Hz. Ömer devrinde o zamanki köhnemiş dünya statükosunu allak bullak edecek bir güce ulaşmıştı.
Hicri 1. Asırda Islâm toplumunda yeni bir varoluşun ve şekillenişin özünü oluşturan Ashab-ı Suf- fa’nın dinamik kadrosu ile günümüz toplumunun asal ekseni konumundaki öğretmen arasında yapısal ve fonksiyonel bir paralellik söz konusudur.
İşin ciddiyetini çok iyi kavrayan A.B.D., Fransa, Almanya ve İsviçre gibi ülkeler yıllardan beri tıpkı Ashab-ı Suffa’da olduğu gibi öğretmen yetiştiren kurumların üzerinde önemle durmaktalar ve öğretmenlerini halklarının akılca ve zekaca en seçkin çocuklarından seçmektedirler. Bugün onları bizden öne geçiren en önemli dinamiklerden birisi de budur. Çünkü balıkçıdan başbakana, bilimadamından işçisine, köylüsüne kadar bütün herkes öğretmenin elinden geçmektedir. Hattâ, gelişmekte olan ülkelerde çok rağbet gören tıp, hukuk ve siyasi bilim gibi branşlar bile öğretmenliğin yanında tamamlayıcı birer unsur olarak kalırlar. Çünkü onun yetiştirdiği kitlelerin, ilmî güçle donattığı sağlam kafalı bireylerin sayesinde hastalıklar; faziletli, hakkaniyet duygusu gelişmiş bilinçli dimağların sayesinde de hukuki sorunlar azalacaktır.
Çünkü O bir öğretmendir, bir muallimdir. Bilmediğimizi öğreten, görmediğimizi gösteren bir rehberdir. Çünkü O; herşeyin bir şeyde formülleştiğini bize gösteren bir mürşid, bilginin yaratıcı ile yaratılmışlar arasındaki keyfiyetin bir öyküsü olduğunu öğreten ışık insandır.
O bütün insanları Rabbin sunduğu "insanlık kalıbına göre şekillendiren, iç ve dış dağınıklığımızı bu norma göre biçimlendiren bir sanatkâr, bir ruh-ceset nizamcısıdır.
Bir milletin daha güzele erişmesinin, mükemmeli yakalamasının önünde hep onun aydınlık saçan parmağı vardır. Yüce ufuklara eriştirici helezonları hep o çizmiştir. Bir uçtan bir uca bütün vatan sathına yayılmış iç açıcı motifler hep onun tezgâhından çıkmıştır.
Şu koskoca kâinat kitabını bize okutan O’dur. En büyük harfinden en küçüğüne kadar... Atomdan yıldıza, karıncadan insana herşeyin ondan bir paragraf olduğunu; kış gecesi bir dereden buz gibi sessiz, sessiz sızan suyun, rengârenk çiçeklerin açtığı güneşli bir baharın, yepyeni bir güzün, gözlerin bakmayı bırakmakta zorlandığı güzel bir yüzün ondan birer cüz, birer sayfa olduğunu; kafa tasına gizlenmiş beyinin, yerde gömülü duran bir madenin, göğüs kafesine saklanmış bir kalbin o büyük kitabın parantez içerisinde birer cümlesi olduğunu hep O’ndan öğrendik. O’ndan okuduk.
O’nu sadece 24 Kasım da değil, her zaman sevgi ve saygıyla anıyorum.