Makale

KUR’AN’IN İÇTİMAİ NİZAMİ

KUR’AN’IN İÇTİMAİ NİZAMİ

Yazan: Eşref EDİP

Müslümanlık, hayat dinidir, amel dinidir. Kuru, mücerred nazariyeler değildir. Hayatın her safhasında tecellî eden esasları, düsturları var­dır. Kur’ân, baştanbaşa, hayat kaynağıdır: Fertler için, cemiyet için, bütün insanlar için. Fertler o sâyede hidâyet ve faâlete mazhar olurlar. Cemi­yetler o sâyede saâdete erişirler. İnsanlık o sâyede kemâle vâsıl olur.

Müslümanlık içtimaî bir nizamdır. Bir taraftan fertleri faziletleştirir, diğer taraftan cemiyetin hayatına çeki düzen verir. Ahlâkî ve fikrî inki­şaflar, medenî hayat, devlet hayatı, hattâ beynelmilel münsebetler hak­kında düsturlar koymuştur.

Kur’ân, fertler ve milletler için bütün yaşama umdelerini tesis ettiği gibi, sukut ve inkıraz âmillerini de gösterir. Hakikatlerin daha ziyade te­cellisi için, doğru yoldan sapan geçmiş milletlerin akıbetlerim de insanla­rın ibret nazarlarına vaz’eder.

Büyük bir İslâm mütefekkiri de böyle söylüyor. Kur’ân hükümleri, insanların yalnız îmânlarına, akidelerine, ibâdetlerine münhasır değildir. Kur’ân, ihtiyarî emellerin her birini İçtimaî hayatın bütün cihetlerini iha­ta eder. Kur’ân, bütün bu hususlar hakkında kendi güzel tâlimlerini ga­yet açık beyan eder. Kur’ân, dinî, medenî, İçtimaî haklan tamamiyle bil­dirir. İslâm dini amel dinidir. Amelin bereketlerine, amelin vücudüne îmân dinidir.

Muntazam, medenî, her cihetle kuvvetli, tam, kâmil, adaletli bir hey’et-i içtimaiye ve insaniye, İslâm’ın gayesidir. Hayatın, terakkiyatın, saâdetin bütün hüccetleri, İslâmiyetin büyük rüknüdür,

İslâmiyet, edeb ve terbiye binalarının, İçtimaî nizamların, siyasetin en makbul usûllerini muhtevi en medenî bir dindir.

Yeryüzünde tabiat kanunları üzerinde hâkimiyet, tabiatin gayet zen­gin hazinelerinden her suretle istifade, insanların bütün hacetlerini temin, tabiat hazinelerinden bütün bereketleri istihsâl, insanların zenginlikleri, iktisadı kudretleri, ulûm, sanayi, bedâyi, sanayi-i nefîse... Elhasıl bunla­rın hepsi İslâmî maksatlardır; yahut da İslâmî maksatların esaslarıdır.

İslâmiyet, tabiat kanunları ile içtimaî kanunları büyük bir maharetle tevfik eder. Hiçbirini iptal etmez. Belki her birini tâdil eder. Umumun, ce­miyetin maslahatlarına riayet ederken hiçbir vakit ferdin maslahatlarını cemiyet menfaatine feda etmez. Cemiyetin hürriyet ve ihtiyan huzurunda fertlerin hürriyet ve ihtiyarına hadd-i azamî ehemmiyet verir. Cemiyette beraberlik hakkı ile beraber, ferdlerin her birine her hususta tamamiyle istiklâl hakkım temin eder. Beraberlik haklarına riayet gayesiyle ferdin istihsal haklarını iptal etmez. Komünizm talimatına nisbetle İslâm tâlim­lerinin ulviyeti, hakikati böyle noktalarda gayet açık tezahür eder.

Kur’ân, insanın aklına, kalbine, izzet ve azamet ruhu nefheder. Ta­biat üzerine hâkimiyet tedbirlerine, amel yollarına insanları sevk ve irşad eder.

Elhâsıl İslâmiyet, hayat kanunudur. Kur’ân’ın âyetleri, Peygamber Efendimiz’in sünnetleri, ümmetin büyük eserleri buna açık şahittir.

İşte Kur’ân, bu esaslariyle, bu umdeleriyle bâtılı yıkarak hakkı yük­seltti; ıstırabları bertaraf ederek insanlığa saadet bahsetti. Muazzam bir fazilet, muazzam bir hürriyet ve istiklâl inkılâbı vücude getirdi.

Müslümanlar, bu umdelere sarıldıkları müddetçe ilerlemişler, mede­niyetler kurmuşlar, yükselmişler, az zamanda dünyanın geniş sahalarına yayılmışlardır.

Risâletpenâh Efendimiz’in huzuruna gelen kaba saba bir bedevi, Peygamber’in lisânından Kur’ân’ı dinleyince Peygamber’in huzûrundan bam­başka bir hâlde çıkıyordu. O kaba saba bedevinin kalbi hikmet, besalet, siyaset, şehâmet kaynağı oluverirdi. Müslümanlığı herhangi bir millet ka­bul etmiş ise o an inkılâba mazhar olmuş, derhal kendisine kuvvet, safvet bahşedecek ziraat, ticaret, san’at, adalet, edebiyat, sanâyi-i nefise, teşkîlât-ı içtimaiye, mekârim-i ahlâk vadisinde onu yükseltecek esbab ve vesaite sarıldığı görülmüştür.