Makale

İSLÂM KOMÜNİZMİN PANZEHİRİDİR

İSLÂM KOMÜNİZMİN PANZEHİRİDİR[1]

Dr. Fehmi CUMALIOĞLU

“Sosyal adalet, eşit hak” sloganı ile muztarip insanları avlayarak dünya halkım köleleştirmek emelinde olan komünizm, hür insanlık için en büyük bir tehlike haline gelmiştir.

İhtilâlci bir sosyalizm olduğunu ilân eden bu Allahsız, maddeci, to­taliter nizam, başta kapitalizm olmak üzere bütün İktisadî, İçtimaî ve siyasî sistemlere meydan okumaktadır.

Gayesine ulaşmak için her türlü hîle ve gayri meşrûu meşru sayan, lügatinde ahde vefa (muâhede ve sözlere sadâkat) mefhûmu bulunma­yan, insanları iç güdülerinden tavlayan komünizm radyo, televizyon, ba­sın yoliyle ve kiralık ajanlariyle demokrasilerin ve antikomünist devlet­lerin iç bünyelerini yalan, iftira, tezvir, fesat, bol vaat ve tahrik paçavralariyle kundaklamaktadır.

Diğer taraftan vahşî bir emperyalizm hırsiyle gıcırdayan dişlerini göstererek silâhlı bir saldırgan poziyle komünizmden nefret eden millet­lere göz dağı vermektedir. Hür milletler komünizmin istilâsından kur­tulmak için çareler ve tedbirler düşünmektedir.

Komünizm büyük toplulukların maddî ıztıraplarını istismar ederek gelişen, çıkar ve ihtirasların kümeleştiği çöplüklerde beslenen bir ruh paraziti olduğu için demokrasiler çalışanlara maddî refah yolları ara­makta, mutlak kapitalizmden uzaklaşarak sosyalizme doğru kaymakta­dırlar. Buna rağmen halklarının bir kısmının komünizm toksini ile ze­hirlenmelerine mâni olmamaktadırlar. Çünkü kurtuluşu tıpkı komünizm gibi maddî refahda aramaktadırlar.

Allah, Ahiret ve mes’ûliyet şuûrunu vicdanlarından kazıyan, insan ihtiyacı olarak tıka basa beslenmek ve önüne gelenle çiftleşmekten baş­ka bir faktör tanımıyan, iç güdüleri kamçılayan komünizm ejderi, ancak İlâhî bir îmânın gücü ile tepelenir. Rûhiyat İlmî ve insanlık tarihi isbat etmektedir ki, insan ihtiraslarını hiç bir zaman madde ile doyurmak mümkün olmamıştır. Vicdanlara manevî barikatlar kurulmadıkça fert­ler ve cemiyetler huzur ve sükûna kavuşturulamaz. Maddî lezzetler ve hudutsuz servetler insanı mesut etmeğe yetseydi şahane villalara, ban­kalarda mücevher dolu kasalara sahip zengin maddî zevk ve konfor için­de yüzen, sarışın bomba, seks ve cinsî cazibe kraliçesi adı takılarak bü­tün dünya şehvetinin kendisine âdeta tapdığı ünlü (!) bir sinema artisti bu dünya nimetlerini teperek, ümitsizlik, hüsran ve isyan içinde bulu­narak intihâr etmezdi.

Komünizmden korunmanın başlıca tedbirini maddî refah sananlar yanılmaktadırlar. Komünizmin panzehiri Allah’a, Ahiret’e, ölümden son­ra dirilip hesap vermeğe îmandır. Zira komünizm sapık bir îmân prob­lemidir. Nazarî komünizme göre: kadın, çocuk, mal, mülk, servet ve şeh­vet herkesin müşterek malıdır. Herkes bu kollektif mallardan eşit ola­rak faydalanmalıdır. Gerçi komünist rejimlerde bu yaldızlı prensip, lâfda kalan bir hayaldir. Bütün halk despotik şeflerin emrinde kayıtsız şartsız bir köledir. Komünist rejimlerinde demir perdelerin gerisine hap­sedilen kitlelerin, iniltilerim, dipçik gürültülerim duyamayanlar, proletarya diktatörlüğü adına zincire vurulan işçi ve emekçilerin maddî ve manevî sefaletinden haber alamayanlar, yalancı vaatlere, propaganda­lara kanarak komünizmi bir dünya cenneti sanmaktadırlar.

Batı âlemine materyalist felsefe hâkim bulunduğu müddetçe, bu lâik dünyanın maddî zihniyetine hayranlık devam ettikçe ve ruhlardan Allah inancı silinmeğe gayret edildikçe materyalist felsefenin veled-i zi­nası olan Tarihi Maddecilik (Marksizm - Komünizm) akrebi, milletlerin yakasını bırakmıyacaktır. Dünyayı kaplıyan bu inkâr fırtınasının ruh­larda açtığı boşluklara bütün ger kuvvetleriyle birlikte komünizm yılanı da çöreklenecektir.

İslâm’dan başka hiç bir nizam ve doktrin komünizme karşı koyacak kuvvete mâlik değildir. Diğer dinlerde bu kuvvet yoktur. Hıristiyanlık bir Âhiret dinidir. Dünya için hiç bir prensip getirmemiştir. “Allah’ın hakkını Allah’a, Kayser’inkini Kayser’e verin!” diyerek insanlığın mukadderâtından elini çekmiştir. Hıristiyan Garbın aydını Hıristiyanlık için “Allah ile kul arasında bir inanç meselesidir. Dinin İçtimaî nizam ile, hayat ile bir ilgisi yoktur.” demiştir. Garp taklitçisi, İslâm şarkın aydınları da İslâm dini hakkında köklü hiç bir bilgisi olmadığı için bu düstura müsbet bir ilim zannıyla yapışmış aynı sözü İslâm dinine yöneltmiştir. ’

Yahudi şeriatı (Ahd-i Atik Kolleksiyonu) Âhireti inkâr ederek, İs­rail milletine mahsus maddî bir nizam olduğundan, Yahudiden başka milletlere hürriyet ve yaşama hakkı tanımadığından, beynelmilel bir in­sanlık dini olmadığı gibi komünizme karşı duracak manevî kuvvetlerden de tamamiyle mahrumdur.

Kast sistemine dayanan, halkı sınıflara bölüp büyük kitleyi ebedî sefil bir köle sınıfı kabul eden Hindû dini de böyledir.

Budda, Brahma, Konfuçyüs dinleri ise hayatın dinamizmine seyirci kalmaktadır.

İslâm dinine gelince; o îman ile maddeyi birlikte ele alan, Dünya ile Âhiret’i kucaklayan İlâhî, içtimâî, İktisadî bir nizamdır.

İslâm, sosyal adalet prensiplerini gerçek mânâsiyle ilk defa yeryü­züne getiren, bütün gelecek devirler boyunca da tatbiki kabil olan kaideleri 14 asır önce vaz’ eden bir dindir. İslâm, komünistlerin göklere çı­kardığı yeme, içme, çiftleşme serbestliğini disipline koyan, iç güdüleri îmân şuuruyla aklın kontrolüne alan, ferdi cemiyete faydalı bir unsur yapan İlâhî bir kanundur. Menşei İlâhî vahy olan İslâm, çarpık bir akıl­dan çıkan komünizm ile bağdaşamaz. Küfrün sembolü olan komünizm, gerçek bir müslümanın vicdanına oturamaz. Zira küfür ile îman bir ara­da bulunamaz.

İslâm’ın temel yapısı, Allâh (C.C.) ın birliği ve bütün yaratılmışların ve hâdiselerin yaratıcısı ancak Allah olduğu, mutlak inancı üzerine kurul­muştur.

“ONLAR KENDİ KENDİLERİNE (nefisleri, yaradılışları hakkın­da) DÜŞÜNMÜYORLAR MI Kİ, ALLAH GÖKLERİ VE YERİ VE ARALARINDAKİ HAK (ve hizmete) GÖRE VE MUAYYEN OLAN BİR MÜDDETTE YARATMIŞTIR. İNSANLARIN ÇOĞU RABLERİNE KAVUŞMAĞI TANIMIYORLAR (inkâr ediyorlar)” (Rûm sûresi: âyet, 8)

“SEN YÜZÜNÜ BİR MUVAHHİD (ALLÂH’ı bir tanıyıcı) OLA­RAK DÎNE-ALLÂH’IN FITRATINA (hükatına) çevir ki, o İNSANLA­RI BUNUN ÜZERİNE YARATMIŞTIR? ALLÂH’IN YARATTIĞINA (hiç bir şey) BEDEL OLAMAZ, BU DİMDİK AYAKTA DURAN BİR DİNDİR. LÂKIN İNSANLARIN BİR ÇOĞU BUNU BİLMEZLER”. (Rûm sûresi: âyet, 30).

İslâm “ALLAH’IN İRÂDESİNE TESLİMİYET” ve “ALLAH YO­LUNDA BİR HAYATI BENİMSEMEK” anlamında bir dünya görüşü­dür. Allâh’ın muradına yöneliştir.

“İLÂHI AHLÂK İLE AHLÂKLANINIZ”. (Hadîs) Bir Müslüman davranışlarının her kesiminde dünyaya âit olanla dinî olan arasında bir ayırma yapmadan Allah yolunda ve Allah (C.C.) ın buyruk ve iradesine itaatte tam bir teslimiyet halindedir.

DE Kİ “ŞÜPHESİZ BENİM NAMAZIM DA İBÂDETLERİM DE, SAĞLIĞIM VE ÖLÜMÜM DE HİÇ BİR ORTAĞI OLMAYAN ÂLEM­LERİN RABBİ ALLÂH’INDIR. BEN BÖYLECE EMROLUNDUM? BEN (Bu ümmetde) MÜSLÜMAN OLANLARIN İLKİYİM”. (En’âm sûresi: âyet 162-163).

İslâm mânevî bir nizâmın varlığına inanır. Hayâtın bütün esasların­da mânevî kıymeti ön plânda tutar. Mânevî değere öncelik tanır. Madde ve mânâ mes’elesini böyle bir kıymet ölçüsü içinde birleştirir. İslâm, tek­mil hayâta Allah sevgisi, Allah korkusu ve ahlâk ölçüsü içinde bakar.

Komünizm (Marksizm) Allâh’ın varlığına inanmaz. Mânevî bir dü­zen tanımaz. Bütün mânevî kıymetleri inkâr eder, insan vekarını redde­der. Hayâtın bütün yüksek kıymetlerini hiçe sayar. Kıymet ölçüsü mad­de ve ekonomidir. İnsanlık hak ve hürriyetlerini kabul etmez. Cemiyetin düzenini, açlıkla cinsî münâsebeti doyurmada arar. Ruhlarda saygı, yar­dım, şefkat, acımak, diğerkâmlık, adalet hissi gibi yüksek duyguların belirmesine fırsat vermez. Mes’ûliyet guûrunu, ebedî saâdet fikrim vic­danlara telkin eden dinlere düşmandır. Komünizme göre din (halk yı­ğınlarım uyuşturan afyondur. Kari Marks ve onun muakkibleri olan ko­münizm davetçileri “Din, milletlerin afyonudur.” sloganını ağızlarına sa­kız etmişlerdir. Bu gün bütün dinlere yöneltilen bu tariz, söylendiği çağ ve muhîti bakımından Hıristiyan dini için az çok bir hakikat payı taşı­maktadır.

Karl Marks ve yoldaşlarının yaşadığı devrede Avrupa’da hususiyle Rusya’da feodalite, en çirkin rollerini gösteriyordu. Her sene açlıktan binlerce insan ölüyor. Çeşitli hastalıklardan milyonlarca kişi can veri­yordu. Ayrıca dayak ve işkence altında bir o kadar insan da telef oluyordu. Derebeğleri ve senyörler halkın hayâtını, canlarını, kanlarım hiçe sayarak lüks ve sefâhat içinde eğlencelerle ömür sürüyordu. Hal­kın ayaklanma veya çektiği zulme bir tepki ile cevap verme ihtimâli be­lirince derhal Hıristiyan din adamları karşılarına geçip şöyle sesleniyor­du: “Her kim senin sağ yanağına bir tokat vurursa ona sol yanağını çevir. Her kim senin ceketini elinden alırsa ona gömleğini de ver.” (Bak: Matta İncili Bab 5, cümle 39-41).

Böylece mazlumlar kitlesi âhiret nimetleriyle kandırılarak onlarda haksızlığa isyan duyguları uyuşturulup körleştiriliyordu. Bu uzun vade­li vaadler fayda vermezse o zaman papazlar tehdide sarılıyordu: “Her kim tâbi olduğu efendisine isyân ederse o kimse Allâh’a, kiliseye ve din adamlarına birden isyân etmiş sayılır.”

Kilise bizzat büyük arazi sahibi olup; milyonlarca arazi kölesi var­dı. Bu yüzden kilise çalışan zümreye karşı kralların ve senyörlerin ya­nında yer almıştı. Bu vaadler ve tehdidler de fayda vermediği zaman ki­lise birtakım cezâlara başvuruyordu. “Allah’ın âyetlerini inkâr ettikleri ve böylece din dairesinin dışına çıktıkları” gerekçesi ile fakir halka iş­kence ediyordu. Karl Marks’ın söylediği “din milletlerin afyonudur.” sö­zü bu realitenin bir reaksiyonudur.[2]

İslâm Dini ise, zulüm ve haksızlığa, adâletsizliğe asla müsâmaha ve müsâade etmez. Cenâb-ı Hak, halka, kendisinden olan emir sahiplerine (hükümete) itâatı emreder: “EY ÎMÂN EDENLER! ALLÂH’A İTÂAT EDİN, PEYGAMBERE VE SÎZDEN OLAN EMÎR SAHİPLERİNE ÎTÂAT EDÎN”. (Nisâ sûresi: âyet 59).

İdâre ve emânetin ehline verilmesini ve adaletle hükmedilmesini em­reder: şüphesiz kİ, allah size emânetleri ehîl ve erbâBINA VERMENİZİ, İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZ ZA­MAN ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDER.” (Nisâ sûresi: âyet, 58) “EY ÎMÂN EDENLER! ALLAH İÇİN HAKKI AYAKTA TUTAN (Hâkimler, insan) LAR, ADALETLE ŞAHİTLİK EDEN (kimse) LER OLUN. BİR KAVME OLAN KÎNÎNÎZ, SİZİ ADALETSİZLİĞE SEVK ETMESİN ADÂLET YAPIN Kİ, O, TAKVAYA ENÇOK YAKIN OLAN­DIR.” (Mâide sûresi: âyet, 8) İslâm, Allâh’ın çizdiği adâletin sınırları çiğnenirse isyan ve döğüşü emreder. “KİM ALLAH YOLUNDA DÖĞÜŞÜP VE ÖLDÜRÜLÜR VEYA GALİP GELİRSE, ALLAH O KİMSE­YE BÜYÜK ECİRLER VERECEKTİR. (Nisâ sûresi: âyet, 74)

Resûlullah (S.A.S.) Efendimiz: “Allah katında en üstün cihat, za­lim bir sultanın huzûrunda hakkı söylemektir.”

“SÎZDEN BÎRİNİZ BİR KÖTÜLÜK GÖRÜRSE ONU DÜZELT­SİN” buyurmuştur.

Kur’ân-ı Kerîm:

“KİM ALLÂH’IN İNDİRDİĞİ AHKÂM İLE HÜKMETMEZSE, İŞ­TE ONLAR ZÂLİMLERİN TA KENDİLERİDİR.” (Mâide sûresi: âyet, 44).

Resûl-i Ekrem Efendimiz:

“HANGİNİZ ALLAH RIZÂSINA UYMAYAN BİR İCRAAT GÖ­RÜRSE ONA KARŞI GELSİN (Müslim, Ebû Dâvud) Neseî, Tirmizî.)

“SİZDEN BİRİNİZ BİR KÖTÜLÜK GÖRÜRSE, ONU ELİYLE DEĞİŞTİRSİN. BUNA GÜCÜ YETMEZSE DİLİ İLE (Değişmesi için söylesin) YÂHUT KALBİ İLE (Buğzetsin). BU, (sonuncusu) ÎMÂNIN (amelin) EN ZAYIFIDIR.” (Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Neseî) bu­yurmuştur.

İslâm Dini, Hıristiyanlık gibi yalnız bir Âhiret dini değildir. İslâm, Dünya ile Ukbâyı, hayat ile ebediyyeti kucaklayan, insan yaradılışına uygun kaideler koyan bir nizâmdır. İslâm, ruhlardan uyuşukluğu kal­dıran, herkese emeği karşılığı maddî mânevî nimetleri dağıtan İlâhî bir nizamdır.

“HER NEFİS KAZANDIĞI (kesb ve ihtiyar ettiği) ŞEY MUKABİ­LİNDE BÎR REHİNDİR.” (El-Müdessir Sûresi, âyet, 38).

(Devamı gelecek sayıda)



[1] İslâm Mecmuası. 1965, sayı: 8, cilt: 3.

[2] Komünizm hakkında geniş bilgi edinmek isteyenler (Komünizm ve îslâm) isimli kitabımıza baş vurabilirler.