Makale

Birlik ve Beraberlik İçinde Olalım ama Nasıl

YAVUZ BÜLENT BÂKÎLER
Başbakanlık Müşaviri

Birlik ve Beraberlik İçinde olalım." AMA NASIL?



Sadece sloganlar atarak birlik ve beraberlik kuramayacağımızı anlamak, birlik ve beraberliğe atılan ilk adım olacakır.



Benim, artık dinlemeye tahammül edemediğim tekerlemelerden, haykırışlardan, sloganlardan biri de şu "Birlik ve beraberlik içinde olalım" sözü. Şimdi herkes aynı kelimelerle söze başlıyor: "Birlik-beraberlik içinde olalım!"... Emir buyuruluyor: "Birliğimizi - beraberliğimizi bozmayalım". İyi, güzel, has da, kimse nasıl "Birlik ve beraberlik içinde" olacağımızı söylemiyor veya bunun zeminini hazırlamıyor; lafla peynir gemisi yürütmeye çalışılıyor. Nutukla birlik beraberlik sağlanabilseydi, bütün Türkiye’nin şimdi, bir Osmanlı Kalesi gibi sapasağlam olması gerekirdi. Gerçekten çok merak ediyorum: Türkiye acaba kaç yıl sonra, sadece sloganlar atarak birlik ve beraberlik kuramayacağımızı anlayabilecek? Çünkü Türkiye’nin bu gerçeği anlayabilmesi, birlik ve beraberliğe ilk adımı atabilmesi demektir.
Bir yaylaya taşınmış binlerce, onbinlerce insan düşünün. Hepsi bir ağızdan bağırıp duruyor olsunlar: "Kış geliyor. Burada donabiliriz. Ev yapmak lâzım. Ev yapmak lâzım. Ev yapmak lâzım."
Doğru; ama ev yapmak için, önce mimarlarımız - mühendislerimiz olacak. Sonra taşımız, kumumuz, çimentomuz, tuğlamız, kiremitimiz, tahtamız, suyumuz bulunacak. Bunlar olmadan evimizi nasıl yaparız? Birlik beraberlik ruhunu meydana getirebilmemiz de ev yapmaya benzer. Yani gereken şartlar sağlanmadan birlik ve beraberlik çatısı kat’iyyen kurulamaz.
Şimdi vereceğim şu birkaç misal üzerinde sizin de düşünmenizi istiyorum: Bilirsiniz bir atasözümüz var: "Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırlar". Konuşmak, yani dil, anlaşmak için çok önemli. Milleti millet yapan unsurların başında dil geliyor. Dil olmadan hiçbirşey olmaz. Kur’an, aynı zamanda bir dil şâheseridir. Dilsiz bir millet, dilsiz bir edebiyat olur mu? Bir Batılı yazar:
“Millet, edebiyatı olan şuurlu bir topluluktur!" diyor. Dil, hem yaşayan nesilleri birbirine bağlar, hem de geçmiş nesillerle bugünkü nesiller arasında çok sağlam bir gönül köprüsü meydana getirir. Dilin önemi üzerinde sahife- lerle değil, ciltlerle eser yazılmıştır. Şimdi ben burada özet olarak diyorum ki, bir milletin dili cehalete, aşağılık duygularına, şu ve-ya bu teşekkülün ihanetine kurban edilirse, yani doğranırsa, cüceleştirilirse, kabalaştırılırsa... orada kolay kolay birlikten, beraberlikten bahsedilemez. Dünkü edebiyatını bilmeyen nesiller, babalarının, dedelerinin dillerini anlamayan kalabalıklar nasıl birlik ve beraberlik içinde olacaklardır. Sevmek, bilmekle mümkündür. Bilmeden, görmeden, anlamadan.. nasıl sevilebilir? Bu bakımdan, birlik ve beraberlik isteyenler, önce dilimizi bozan, boğazlayan tuzakları temizlemelidirler.
Din, milletlerin hayatında bir huzur kaynağıdır; aydınlık ufkudur. İnsanı, insanın kurdu olmaktan koruyan duygu, din duygusudur. Mükemmel bir Müslüman olan Yunus Emre diyor ki:
"Yaradılam hoş gördük
Yaradandan ötürü!"
Bu çok sade söyleyişteki mükemmelliğe ulaşmak kolay değildir. Nitekim, daha 20. yüzyıl medeniyeti bile Yunus’un, yâni İslam’ın ilân ettiği bu anlatılmaz üstünlüğe ulaşamamıştır. Yaradılanı, yaradandan ötürü hoş görebilmek için çok iyi bir Müslüman olmak lâzım. Bir millette: Helâl ve haram, sevap ve günah inancı bir tarafa itilirse ve İslam’ın o mübârek "kul hakkı" kutsiyeti ulu-orta çiğnenirse, orada kat’iyyen birlik ve beraberlik ruhu doğmaz. Aksini iddia etmek, Allah’ın ve peygamberin gösterdiği aydınlığa kör bakmak demektir.
Millet, bir kültür, yâni irfan beraberliğidir. Dil, din, tarih şuuru, âdet ve an’aneler, güzel sanatlar... bütünlüğüdür. Tarih şuurundan yoksun milletlerin hafızaları yoktur. Tarih düşmanlığıyla intihar arasında çok büyük benzerlik var. Bir taraftan ciddi bir tarih düşmanlığı yapılan, nesillere hem aşağılık duygusu telkin edilen; hem de geçmişiyle bütün bağları kesilen bir toplulukta, birlikten ve beraberlikten bahsetmek kadar garip bir davranış olamaz.
Aile, cemiyetin temeli değil midir? Bir milletin televizyon kanalları, hergün aile nizamını altüst eden pespaye dizi ve filmlerle ai. le bütünlüğünü tehdit eder hale gelirse, birlik ve beraberlik edebiyatı orada ancak kurbağa vırak- lamasından ibaret kalır.
"İçki bütün kötülüklerin ana, sidir". İçkinin su gibi içildiği topluluklarda, önce birlik-beraberlik ruhu felç olmaya başlar.
Kumarın ve zinanın artması; huzurun, birliğin, beraberliğin, sevginin, saygının kurumaya başlaması demektir.
Hayat pahalılığı bir canavar açgözlülüğüyle ortalıkta dolaşırsa, çocuğuna kitap alamayanların : yanında, verilen kokteyllerde milyonlarca lira bir gecede harcanırsa, orada herkes birlik ve beraberliğin cenaze namazına hazırlanmalıdır.
Atalarımız ne güzel söylemişler: "Biri yer biri bakar, Kıyamet ondan kopar."
Hem, insanlar arasında adaletle hükmetmeden, ülke çapında dengeli bir kalkınma sağlamadan ağzımızı; "Birlik ve beraberlik içinde olalım" diye açamayız. Gülünç durumlara düşeriz.
Sen bu toplumun bir ferdi olarak, dilimizi kundaklayanlara karşı ne tedbir aldın? Dinimize saldıranlara ne dedin? Tarihimize şovenlere bir tek kelime söyledin mi? Geleneklerimizi - göreneklerimizi küçümseyen, Doğu ve Batı dünyası karşısında tam bir aşağı-lık hissiyle iki büklüm olan sen değil misin?
Ağzını içkiden uzak tuttun mu? Kumara, zinaya, harama sırtını dönebildin mi? Oturduğun makamın, çalıştığın işin hakkını verebildin mi? Cehaleti, fakirliği, işsizliği... ortadan kaldırabildin mi?
İşte bu sorulara çare bulamayan toplumların, birlik ve beraberlikten bahsetmeleri mümkün değildir.
Lütfen, takkemizi önümüze koyup düşünelim!


Birlik ve Dayanışma ile ilgili
ADİSLER

"Birbirinize buğzetmeyiniz, birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize arka çevirip alakanızı kesmeyiniz; ey Allah’ın kulları, hepiniz kardeş olun. Bir müslimin, bir müslüman kardeşini üç günden ziyade terk ve ihmal edip selâm vermemesi helal olmaz".
(Riyazü’s Salihîn, C.3, Hadis No: 1598)
I "Cennet kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır;
Allah ’a şerik koşmayan her kul için mağfiret olunur. Yalnız kendisiyle kardeşi arasında buğz ve adavet bulunan kimse müstesnadır. Meleklere hitaben: Siz bunları birbirileriyle sulh oluncaya kadar tehir ediniz. Evet bunları yekdiğeri ile barışıp sevişinceye kadar bırakınız, buyurulur".
(Riyazü’s Salihîn, C.3, Hadis No: 1599)
I "Biri Allah korkusundan ağlayan, diğeri Allah rızası için gece nöbet bekleyen iki gözü, cehennem ateşi yakmaz".
(Riyazü’s Salihin, C.2, Hadis No: 1310)
"Siz mü’min olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de mü’min olamazsınız. Yaptığınız takdirde sevineceğiniz bir şeyi size söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız".
(Riyazü ’s Salihîn, C.2, Hadis No: 851)
Müslüman müslümanın kardeşidir. Müslüman müslümana zulmetmez; o, ona haksızlık edenin eline bırakmaz.
Bir kimse müslüman kardeşinin ihtiyacını yerine getirirse Allah da ona yardım eder.
Bir kimse bir müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da ona yardım eder.
Bir kimse bir müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da ona mukabil kıyamet gününün kederlerinden birini giderir.
Bir kimse din kardeşinin ayıbını örterse,
Allah da kıyamette onun ayıbını örter."
(Riyazü ’s Salihîn, C. 1, Hadis No: 242)
I "Bir kimse (din) kardeşini severse, sevdiğini o kimseye haber versin".
(Riyazü’s Salihîn, C. 1, Hadis No: 384)