Makale

TELEVİZYONDA DİNİ YAYINCILIK

TELEVİZYONDA DİNİ YAYINCILIK


Süleyman BALAMAN

Modern kitle araçlarının insanları eğitmede, yönlendirmede, hayatını etkilemede ve gündemini belirlemede önemli etkileri vardır.
Görsel iletişim imkânları geniş halk yığınları üzerindeki bu etkiyi her geçen gün daha da artırmaktadır. Sonuçta ekran karşısındaki izleyici algıları ve "tekrar"la oluşan etkilenmeyle, "ortak görüş ve çizgiye gelmektedir. Dinî, kültürel ve sosyal değer yargıları bu süreçte tahrip ya da yok edilebilmekte ve yerine yenileri konulabilmektedir. Aynı zamanda düşünme eylemi "akış bozukluğu" na uğramakta ve yüzeyselleşmenin önümüze yığdığı artıklar, bilgi, inanç ve hareket unsurlarıyla mukayese edildiğinde, "cahilliğin" yayıldığını ortaya koymaktadır. Üstelik geleneksel aile yapımız da bu olumsuzluklardan "en ziyade" etkilenmekte, bilhassa gelecek nesil, artık benliğini ailede değil, radyo televizyona varıncaya değin, aile dışı sebeplerin etkisiyle geliştirmektedir.
Yalnızlıklar televizyonla paylaşılırken, ekran karşısındaki insan, yaşadığı çevreye yabancılaşmaktadır. Televizyon karşısında "edilgen" ve "tutsak" izleyici yığını düğmeye basınca karşısına çıkanı seyretmekte (1), giderek aynı tepkiyi göstermekte, aynı şeyleri istemekte, duymakta, yani bir örnek (homojen) (2) leşmektedir.
İzleyici ile televizyon aracı arasındaki birliktelik en fazla "zihnî durum"u etkilemektedir. Zihnî akışkanlıklar değişmekte ve sürekli denetim altına alınabilmektedir. Bu etki uzun vadede daha da artmaktadır. (3)
Türkiye’de televizyon yayınları özellikle son on yılda hızlı bir dönüşüme uğramıştır. Bu akışkan süreç doğrudan iletişim, enformasyon ve kitle kültürü teknolojisi alanında dünyada meydana gelen büyüme ve gelişmeyle yakından ilgilidir. Türkiye de küresel eğilimlere paralel olarak sözü edilen büyüme, gelişme ve dönüşüme ilgisiz kalamamaktadır. Zira teknoloji ve çağdaş eğilimlerin gerisinde kalmamak kaçınılması güç bir zorunluluk olarak belirmektedir. Burada kapsayıcı nitelikte bir "dayatmanın da varlığından söz edilebilir.

TRT NİN KURULUŞ VE GELİŞMESİ

TRT 359 sayılı kanunla kurulmuştur. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, "Yurt içine ve yurt dışına seslenen radyo ve televizyon yayınları yapmak; bu yayınlar için gerekli tesis ve istasyonları kurmak, işletmek göreviyle ilgili alet ve cihazları kısmen veya tamamen imal etmek; milletlerarası veya yabancı benzer kuruluşlarla ilişkileri« düzenlemek amacıyla kurulmuştur."
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun kanunla tespit edilen amaçları arasında "...Genel ahlâkın gereklerini ve millî gelenekleri gözetmek, millî kültür ve eğitime yardımcılık görevinde Türk millî eğitiminin temel görüş, amaç ve ilkelerine uymak..." da vardır.
Türkiye’de ilk televizyon yayını 1950 yılında ITU tarafından İstanbul’da sınırlı bir alanda yapılmıştır.
Almanya 1963’te Ankara’da televizyon için program ve teknik personel hazırlamak ve yetiştirmek üzere bir eğitim merkezi açmanın yanı sıra, o dönemde bu alanda yapılması uygun görülen yardımları da yapmıştı.
1968 yılında başlayan televizyon yayınları haftada üç gün devamlı ve programlı olarak izlenebiliyordu. Türkiye televizyon şebekesinin oluşturulmasına ise 1971 yılında başlanılmıştır. Bunun yanı sıra alıcı sayısında da büyük artışlar olmuş, bu artış televizyon yayınlarının etkinliğini de
büyük ölçüde artırmıştır. Nitekim bugün aşağı yukarı her evde bulunan televizyon alıcıları etkinliğini her geçen gün ortaya koymaktadır. Gelişen zaman ve yenilen en televizyon teknolojisinin ardından Türkiye’de 1 Temmuz 1984 tarihinde renkli yayınlara başlanmıştır. Ayrıca, yapılan bir araştırmaya göre ülke genelinde televizyon izleme oranı bugün, % 94,6’dır.

TELEVİZYONDA DİNÎ YAYINCILIK VE DİYANETİN YERİ
633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un 5. maddesinde Din İşleri Yüksek Kurulu’nun görevleri arasında’ Yurt içinde ve yurt dışındaki din ile ilgili yayınları izlemek, gereğine karar vermek ve karşı yayınlarla bilimsel mücadele esaslarını hazırlamak" sayılmıştır.
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Hamdi Mert’in Din Eğitimi ve Hizmetleri Seminerleri’nden birinde sunduğu bir tebliğde de ifade ettiği gibi, "Türkiye’nin geleceği müspet manada dine bağlıdır. İslâmiyetin engin hoşgörü ve bütünleştiriciliğinde birleşme ve millet ve milliyeti oluşturan unsurlardan "din" birliğinin % 99’lara ulaştığı Türkiye’de millî bütünlüğü sağlamanın yolu buna bağlıdır." (4)
İşte Türkiye’de, dinin gelecek açısından taşıdığı "mutlak değer", DİB’ lığı ile aynı dinî ve millî amaçlar etrafında çaba ortaya koyan her kesimi iletişim alanında, özellikle televizyon aracılığıyla bütün insanları bu birliğin ve bütünleyici esprinin etrafında bulunmaya zorluyor.
Aslında yukarıdaki maddenin işaret ettiği anlam; dinî inanç esaslarının yerleşmesi ve insanlarımızın dinî deneyim, donanım ve eğitimlerinin en uygun tarz ve kapsamda düzenli olarak sağlanması amacının varlığı ve gerekliliğidir. Bu durum kökleşmiş, kapsayıcı ve kuşatıcı organizasyonların yapacağı çalışmaları da beraberinde getirmektedir. Bu çalışmalarla doğrudan ilgili olan kurumlar ise Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Üniversiteler ve benzeridir.
Zira millî birlik duygusunun gelişmesinde toplumsal dayanışma ve kalkınmada, dinîn kâmil anlamda yaşanması ve insanımızın bu uğurda yetişmelerinin sağlanmasında etkili unsurların oluşumuna esas katkıyı kazandıranlar yine bu çevrelerdir.
Nitekim televizyonda yayınlanan programların hazırlanması ve sunulmasında bu kurum ve kuruluşların bugüne kadar işbirliği halinde aktif katkıları olmuştur. Ancak daha düzenli olarak dinî içerikli televizyon yayınları TRT Dinî Yayınlar Şube Müdürlüğünün görev ve sorumluluğundadır.
Diyanet işleri Başkanlığı bugüne kadar muhtevasını kendisinin tespit edeceği konuları, uzmanlarına hazırlatmak suretiyle cazip ve zevkle izlenen paket programlar hazırlatmak için gerekli çalışmalara devam ediyor.
Gelecek zaman önem ve etkisini kavrayıncaya kadar bizi, dinî hizmet ve çabaların insanımıza etkili, seviyeli, kapsamlı, pratik ve çağdaş tarzlarda sunulabilmesi için yazılı, sesli ve özellikle görüntülü yayın araçlarının vazgeçilmezliğiyle yüz yüze getirecektir. Gerçeğin kavranmasının ardından Diyanet İşleri Başkanlığı1 n d an beklenen çabalar da bulunmaktadır.
Nitekim bu çerçevede Film Yönetmeni Mesut Uçakan’ın bazı önerileri de olmuştur. "Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir stüdyo oluşturması, bir televizyon yayın ünitesine sahip olması, Başkanlığa bir televizyon kanalı tahsis edilmesi*halinde teknik personelle böyle bir amaca hazırlıklı olunması" bu öneriler arasındaydı.

TRT TELEVİZYONUNUN DİNÎ YAYINLARINA BAKIŞ
TV1’de Perşembe günleri "İnanç Dünyası" adlı program uzun yıllardan beri yayınlan-maktadır. Yıllara göre değişmekle beraber, genellikle günün önemli olayları, dinîmizin genel prensipleri ve ahlâk ilkeleri üzerine konunun uzmanlarınca yapılan sohbetler ya da konuşmalar, tasavvuf musikisinden seslendirilen eserler şiir ya da menkıbeler, Kur’an-ı Kerim ve Türkçe anlamının yanı sıra kısa mesajlar ve müzik eşliğindeki tabiat görünümleri programların içeriğini oluşturmaktadır. 19.20 ile 19.50 arası yayınlanan "İnanç Dünyası" aynı gün TV5’te de saat 21.30-22.00 arası tekrarlanmaktadır. Bu kanal yurtdışındaki soydaşlarımızca da izlenmektedir.
TV2’de Cuma akşamları "İslâm ve İnsan" adıyla 19.50-20.25 arası yayınlanmaktadır.
TV4’te "İnsan ve Ahlâk" programı Cuma günleri yayınlanırken, 16.05 - 16.25 saatleri arasında ise TV GAP’ta tekrarlanmaktadır.. Bu programların içerikleri ise birbirlerine oldukça yakındır.
Ayrıca Kandil gecelerinde naklen ya da gecenin geç saatlerinde banddan yayınlanan özel programlarda Kur’an-ı Kerim, mevlid, ilahi ve konuşmalar yer almaktadır.
Bunun yanında dinî olmasa bile edebî, tarihî, mimarî, ailevî, sosyal, pedagojik ve millî nitelikli belgesel ve diğer türlü yapımlar da yayınlanmaktadır.
"Diyanet işleri Başkanlığının bir stüdyo oluşturması, bir televizyon yayın ünitesine sahip olması, Başkanlığa bir televizyon kanalı tahsis edilmesi halinde teknik personelle böyle bir amaca hazırlıklı olması gerekir"
Aslında yapılan bu yayınlar aşağıda da değineceğimiz gibi yeterli olmamaktadır. Programların kabaca içerik analizleri yapıldığında görülen şudur: Yıllardan beri değişmeyen program akışı ilk göze çarpan öğedir. Yayın kuşağı yapılan araştırmalar sonucu izleyicilerin en fazla televizyon karşısında bulunabildikleri saatlere kaydırılmalıdır. Bu durum mevcut dinî yayınların izlenebilirliğini daha da artıracaktır. Teknik açıdan ekrana yansıyan insan, doğa v.s... görüntülerinin monotonluktan sıyrılması, cazip ve etkileyici hale getirilmesi gerekmektedir. Bilgili, yetenekli, başarılı insanlara daha çok yer verilmeli ve bunların sunacakları televizyon teknolojisinin ulaştığı çizgiyi zorlayabilmelidir.
Kısaca "sanayi ötesi toplumların inanç meseleleri" (5) karşısında yapılması gereken en ciddi, çeşitli ve başarılı yayın çalışmalarına hız verilmelidir. Bu yapılırken de izleyicilerin zevk, tercih, ihtiyaç ve beklentileri göz önüne alınmalı ve onlara seçme ve yönlendirme imkânı tanınabilmelidir.



TELEVİZYONUN ETKİLERİ
Televizyonun etkilerini tek tek programlardan yola çıkarak ölçmek ya da aritmetik toplamlarını alarak (6) değerlendirmek yanıltıcı olabilmektedir. Üzerinde durulması gereken hususlardan birisi de budur. Görülen odur ki; yayınların içeriği ve vermeye çalıştığı, çoğu yerde bir biriyle çelişki halindedir. Devlet bir yandan dinî amaçlı çabalara maddi ve düşünsel katkı ve desteklerle millî ahlâkı ve hayat anlayışını yerleştirmeye çalışırken, diğer yandan bu amaca son derece ters doğrultusunda daha etkileyici ve "dönüştürücü" yayınlar yapmaktadır.
Yayınını sürdürmekte olan iki özel televizyon ise bu konuda daha tahripkâr ve aşırıdır.
Aşağı yukarı her yabancı dizide bir vesileyle kiliseden bir görüntü yer almakta, Hristiyanlıktan görüntülerle Batı uygarlığının inancımıza, örfümüze ters, en ince ayrıntılı özellikleri sahnelenmektedir. Bütün bu öğeler bir araya geldiğinde de zihinlerde başka din ve uygarlıklara ait motifler ağırlık kazanmakta, buna paralel olarak "negatif bir süreç"te çocuklarımız, gençlerimiz, her şeyimiz mensubu olduğu dinîn yabancısı haline gelmektedir.
Diğer program türleri arasında, müzik, eğlence, magazin, haber, eğitim, kültür, yarışma, yerli dizi, TV oyunu, tiyatro", sinema, kadın, çocuk, spor ve yabancı diziler sayılabilir. Ne var ki; bugün bu program türleri arasında özellikle kadınlarımızın ilgi gösterdiği yabancı yapım dizilere de değinmeden geçemeyeceğiz. Brezilya, Arjantin, Amerika ya da İngiliz yapımı olan bu diziler yıllardır sürmektedir. Yalnızca Maria, Yalan Rüzgârı, Manuella, Hayat Ağacı, Sevgi Bağları bunlardan birkaçının adı. İçerikleri inançlarımız etrafında oluşan kültürümüze gele-neklerinize, umutlarımıza, düşlerimize, amaç ve çabalarımıza öylesine zıt ki! Riya, yalan, gösteriş, sahtekârlık, kuvvet üstünlüğü, haksızlık, hile, entrika, kuşku, seks ve ahlâksızlık üzerine kurulu filmlere Müslüman milletimizin aşırı ilgi göstermesi yakışık alan cinsten şeyler değildir.
Zira, yabancı dizileri izleyen halkımız, oradaki tiplemelerle kendini özdeşleştirmektedir. Başkalarının dünyasında gezinerek toplumsal sorun, öncelik ve hedeflerimizle, yaşayışımıza ters düşebilmektedir.
Başkalarıın dünyasında gezinerek toplumsal sorun, öncelik ve hedeflerimizle, yaşayışımıza ters düşebilmektedir.
Bu tür programlar bizi yaşadığı toplumdan koparmaktadır. Hatta bu diziler "özgürlüğümüzü verecek düşler kurmamıza bile engel oluşturmaktadır." (7)

BÜYÜME VE GELİŞME KARŞISINDA DİNİ YAYINLARIN DURUMU
Son on yılda televizyon kanal sayısında önemli bir artış oldu. Şu anda TRT nin 6 kanalının yanısıra, 2 özel televizyon kanalı fiilen yayın yapmaktadır. Bu sayıya yaygınlaşan uydu aracılığıyla izlenebilen kanallarla, özel televizyon kurulmasına izin verecek yasal düzenlemelerin gerçekleşmesiyle yayına başlayarak bir kaç özel televizyon kanalını da eklersek 10’un üzerinde istasyon yaygın biçimde izlenebilecektir.
Öte yandan yayın saatlerinde de müthiş bir artış gerçekleşti. Bu durum insanımızın televizyon karşısında geçireceği zamanın da artmış olduğu anlamına gelmektedir. Yani, televizyon bağımlılığı daha da arttı ve artacak.
Ne var ki; kanal ve yayın saatlerindeki artışa rağmen dinî içerikli programların yayın saatleri içerik zenginlikleri, duyumculukları, cazibe ve etkinliklerinde ciddi bir artış gerçekleşmedi, içinde bulunan durum televizyon yayıncılığında dinî içerikli programların gelişmeleri izleyemeyeceğini de ortaya koyuyor. Batı ülkeleriyle mukayese edildiğinde "geleceğini dine bağlamış bir ülke olarak Türkiye" bu toplumların oldukça gerisinde kal-maktadır.

DİPNOTLAR
(1) Prof. Dr. Ersan Hal. İletişim Kuramları, Der. Yay. İst. 1991
CJ) Rasim özdcnören, Yaşadığımız Günler, İnsan Yay. İst.
(3) Nabi Avcı. Enformatik Cehalet, Rehber Yay. Ank. 1990.
(4) Hamdi Mert, din Ögr. ve Hiz. Sem. Din Hizmetleri Çalışma Grubu Tebliğ. 1988.
(5) Prof. Dr. E. Ruhi Fıglalı, Diyanet Dergisi, 1989, Sayı: 1.
(6) Nabi Avcı, Enformatik Cehalet. Rehber Yay. Ank. 1990.
(7) Ali Sali, İslam Dergisi, Haziran 1988.