Makale

HABERİNİZ GERÇEĞİ YANSITIYOR MU?

HABERİNİZ GERÇEĞİ YANSITIYOR MU?

Doç. Dr. İsmail Karagöz • Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Özünde, sözünde, eylem ve davranışlarında dosdoğru olmak; insan haklarına, millî, dinî ve ahlâkî değerlere saygılı ve dürüst bir insan olmanın temel göstergesidir. Dolayısıyla insan, kişisel ve sosyal her iş ve görevinde doğru, yararlı, verimli, iyi ve güzel olanı aramak ve bulmakla yükümlü ve sorumludur. Bu yükümlülük ve sorumluluğun bilincinde olanlar; "neme lâzım", "bana ne" demezler, kendileri doğruyu ararlar, başkalarının da bu duyarlılıkta olmasını isterler. Çünkü fert, aile ve toplumun huzur, güven ve mutluluğu bu sayede sağlanır, temel haklar bu şekilde korunur; fitne, fesat, şer ve kötülüklerden kurtulmak bu yolla mümkün olur. Aksi takdirde can, mal ve namus güvenliği kalmaz, huzur ve ahlâk bozulur, toplum fesada ve kaosa sürüklenir.
Doğru konuşmak, doğru söylemek, doğru haber vermek ve gerçeği araştırmak bu sebeple önem kazanmaktadır. Bu konuda yüce Allah dikkatimizi şöyle çekmektedir:
"Ey iman edenler! Size fasık bir insan, bir haber getirirse o haberin doğruluğunu iyice araştırın. Aksi takdirde bilmeyerek bir topluluğa zarar verirsiniz de bu yüzden yaptığınıza pişman olursunuz" (Hucârat, 6).
Ayette geçen "fasık" kelimesi Allah ve Peygambere itaat etmeyen kimse demektir. "Fasık" kavramı günah olan her türlü inanç, söz, eylem ve davranışları sergileyen kimseleri ifade eder. Dolayısıyla kâfir, müşrik ve münafık "fasık" olduğu gibi yalan, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, insan öldürme, gıybet, iftira, yalancı şahitlik, şahitliği gizleme, fert ve kamu mallarına zarar verme gibi günah olan eylemleri yapanlar da namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetleri terk edenler de fasıktır. Kur’an’da fasık kelimesi daha çok kâfir insanları ifade etmekle birlikte günahkâr müminleri de ifade eder. Meselâ mealini verdiğimiz ayette geçen "fâsık" kelimesi mümin kimseyi ifade etmektedir. Bunu ayetin nüzul sebebinden öğrenmekteyiz.
Müfessirlerin beyanlarına göre Peygamberimiz Velid b. Ukbe’yi Mustalikoğullarına zekât toplamaya gönderir. Mustalikoğulları, Velid’in geleceği haberini alırlar, kendisini kalabalık bir grupla karşılamaya çıkarlar. Eskiden bu kabile ile aralarında bir düşmanlık bulunması sebebiyle Velid, karşılamaya gelenleri kendisi ile savaşmak için geldiklerini zanneder, korkup geri döner. Peygambere gider ve Mustalikoğullarının dinden döndüklerini, dolayısıyla zekâtlarını vermediklerini hatta kendisi ile savaşmaya kalkıştıklarını söyler. Bunun üzerine Peygamberimiz Halid b. Velid’i birkaç asker ile birlikte haberi tetkik ile görevlendirir. Halid gider, haberi tetkik eder, ezan okuyup namaz kıldıklarını görür, dinden dönmediklerini öğrenir, zekâtlarını alıp gelir ve durumu Peygamberimize bildirir. Bu olay üzerine mealini verdiğimiz ayet iner (Taberi ve Kurtu- bi 49/6 ayetin tefsiri) Peygamberimiz (a.s.) de; "Teenni ile hareket etmek Allah’tan, acele ile hareket etmek ise şeytandandır" buyurur. (Tirmizi, Birr, 66)
Yüce Allah, söylenen ve yazılan bir haberin doğru olup olmadığının araştırılmasını istemektedir. Çünkü yalan haber; fert ve topluma zarar verir, fitne ve fesat, hatta savaş çıkmasına neden olabilir. Eğer Hz. Peygamber Velid’in haberini tetkik ettirmeseydi anılan kabile ile çatışmaya girecek, huzursuzluk çıkacak, haksız yere onlara zarar vermiş olacaktı.
Ayet, herhangi bir olayda haberi söyleyen, yayan ve yazan kim olursa olsun, haberin doğru olup olmadığını iyice araştırılması; özellikle yalancı kimselerin haberlerine hemen güvenilme- mesi, haberin doğruluğu ortaya çıkmadan bir işlem yapılmaması, kişilere isnat edilen şeyin deşifre edilmemesi; bu konuda sorumluluk mevkiinde bulunanların, yöneticilerin, haber yazanların daha hassas olmaları gerektiğini; aksi takdirde vebale gireceklerini bildirmektedir.
Bu ayete göre yalan söyleyenler, yalan haber yayanlar ve yazanlar "fasık" niteliği ile damgalanırlar. Bu tür insanlar, yalan haberleri, dedikoduları ile fert ve toplumlara büyük zarar verirler. Geçmişte bu tür kimselerin yalan haberleri sebebiyle aile ve toplumlarda fitne ve fesat çıkmış, savaşlar yapılmış nice insanların malına, canına, ırz ve namusuna zarar verilmiştir. Aynı şekilde günümüzde de yazılı ve görsel medyada, kahve ve parklarda dedikodu ve yalan haberler üretilmekte, nice fert ve aileler zarar görmekte, ekonomik dengeler altüst olmaktadır.
Ayette yalan haber söyleyenin fasık diye nitelenmesi;
a) Müminlerin bu tür davranışlara cüret etmemeleri,
b) Haberi duyan kimselerin bu tür haberlere hemen inanmaları,
c) Haberin aslını esasını araştırmaları,
d) Fert ve toplumlara zarar vermekten kaçınmaları,
e) Fert, aile ve toplumların güven ve huzurunun korunması amacına yöneliktir.
"Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin." (Ahzab, 70)
"... Yalan sözden kaçının." (Hac, 30)
"... Konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun (doğruyu söyleyin^..." (En’am, 152)
"Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine bile olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutanlar olun." (Nisa, 1 35)
"Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun, adil olun. Bu, takvaya daha yakındır..."
(Maide, 8) mealindeki ayetler de; doğru sözlü olmanın, ister hâkimlere, müfettişlere, muhakkiklere ve yöneticilere söylensin, ister haber konusu yapılsın olaylara doğru tanıklık yapmanın, doğru sözlü olmanın, yalan söylememenin Allah’ın kesin emri olduğunu ortaya koymaktadır.
Haber bir emanettir. Onu ters yüz etmek ve çarpıtmak, ihanet, yalan, insanlara saygısızlık, onları aldatmak ve haber alma haklarını ihlal etmektir. Dolayısıyla yalan söylemek, yalan haber yazmak ve yaymak, yalan haberle işlem yapıp suçsuz insanlara zarar vermek günahtır.