Makale

KUR'AN'IN DEĞİŞMEZLİĞİ

BİR SORU, BİR CEVAP

Ekrem Keleş
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

KUR’AN’IN DEĞİŞMEZLİĞİ

Almanya’dan bize yazan Maria Jona’nın sorusu şöyle:
"En’am Sûresi 34 ve 115. ayet-i kerimelerinde meâlen: "Allah’ın sözlerini değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur." buyrulmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’den önce nazil olmuş olan Tevrat, Zebur, İncil ve sahifeler (suhuf) yani tüm ilâhî kitaplar da Allah’ın sözü olduğuna göre nasıl değiştirilebilmiştir?"

CEVAP:
En’am Sûresi 34 ve 115. ayet-i kerimelerinde geçen "Kelimâtullah: Allah’ın kelimeleri" ifadelerini doğru anlayabilmek için, bu kelimenin Kur’an’da kullanıldığı anlamları bilmek gerekmektedir. Bu ifade, Kur’an’da, söz, cümle, cümlenin ifade ettiği mana anlamlarında kullanıldığı gibi başka anlamlarda da kullanılmıştır. Bir kaç örnek vermek gerekirse:
Bakara Sûresi 124. ayet-i kerimede, Allah’ın İbrahim (A.S.)ı imtihan ettiği eylemler kastedilmiştir. Görüldüğü gibi burada (kelimât= kelimelerden kastedilen sözler değil, bir takım işlerdir.
Hz. Isa (A.S.) da Allah’ın "ol" emriyle meydana geldiği için, O’na da Allah’ın kelimesi denmiştir. (Nisa Sûresi 171) Burada da kelimeden kastedilen bir insan ve bir peygamberdir.
Yunus Sûresi 82. ayette Allah’ın kelimâtı= Allah’ın haklılara verdiği hüccetler anlamında kullanılmıştır.
En’am Sûresi 34. ve 115. ayet-i kerimelerde geçen "Allah’ın kelimeleri" ile kastedilen Sünnetullahtır. Yani Allah’ın kanunlarıdır. Fâtır Sûresi 43. ayet-i kerimede ifade edildiği gibi, Allah’ın kanunlarında değişme söz konusu değildir. İş bu ayet-i kerimede de hakla batıl arasındaki çatışmayla ilgili Allah’ın kanunudur ve bu kanunu hiç kimsenin değiştiremeyeceği ifâde edilmektedir. Bu kanuna göre hakla batıl arasındaki mücadele kaçınılmazdır. Bu mücadelede haklıların sabır, metanet, fedâkârlık ve imanlarında sebat etmeleri gerekir. Karşılaştıkları zorluk ve musibetlere tahammül göstermeleri, haklı davalarından dönmemeleri icabeder. Bu şekilde sebat gösterdikleri takdirde, kendilerine Allah’ın yardımı yetişir. Ahirette de Allah’ın vadettiği mükâfata mutlaka kavuşurlar. İnanmayan ve haksızlık yapanlar ise cezaya çarptırılırlar. İşte bu ayetlerde Allah’ın bu kanununun değişmeyeceği ifade edilmektedir. Nitekim En’am 34. ayetin baş tarafı da bunu göstermektedir.
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’i son İlâhî kitap ve insanlığa kıyamete kadar yol gösterecek yegane rehber olarak indirdiği için koruma altına almıştır. Diğer İlâhî kitaplarda ise, her birinden sonra gelecek başka bir İlâhî kitap bulunduğu ve insanlar tarafından yapılan saptırmaların bir sonra gelecek İlâhî kitap ile düzeltilebileceği için, böyle bir koruma söz konusu olmamıştır.
Zaten Kur’an-ı Kerim indirildikten sonra, diğer İlâhî kitaplara ihtiyaç da kalmamıştır. Çünkü Kur’an-ı Kerim, diğer kitapların da ihtiva ettiği Allah’ın birliğine, peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, ahiret gününe iman; canın, malın, neslin ve aklın korunması gibi dinin temel esaslarını yeniden ortaya koymuş, daha önceki kitaplarda yer alan gerçekleri tasdik etmiş, tahrif edilen hususları da düzeltmiştir. Esas itibariyle peygamberler tarafından insanlara tebliğ edilmiş olan dinin temel prensiplerinde değişiklik yoktur. Fakat kaabiliyetlerin, zaman ve mekânın, sosyal şartların değişmesine ve insanların tekâmülüne bağlı olarak ibadet şekillen ve bazı hükümlerde değişiklikler olmuştur. Yüce Allah bir peygamberin getirdiği, dinde olmayan bazı hükümleri, daha sonraki bir peygamberin dininde ortaya koymuş; önceki peygamberlerin getirdiği bazı hükümleri sonradan gönderdiği peygamberlerle ortadan kaldırmıştır. Buna önceki dinlerdeki hükümlerin neshi denir. İşte son İlâhî din olan İslâm Dini ile daha önceki peygamberler tarafından tebliğ edilmiş olan dinler neshedilmiş ve bu dinlere mensub olanların son peygamber, Hz. Muhammed’e inanıp, O’nun getirdiği dine tabi olmaları lazım gelmiştir.
Peygamberlerin tebliğ ettiği esaslarla, insanlar yükseldikçe, fikirler geliştikçe, medeniyet ilerledikçe Allah (c.c.), peygamberleriyle ortaya koyduğu dinlerini de tekâmül ettirmiş; bu tekâmül Musevîlik ve Hristiyanlığı da aşarak İslam’da kemâle ermiştir. Aynı şekilde sahifeler (suhuf) halinde başlayan İlâhî kitaplar, Tevrat ve Incil’i de geçerek kıyamete kadar sürecek olan sonsuz mucize Kur’an-ı Kerimle noktalanmıştır. Artık bundan sonra İlâhî bir kitap gelmeyecek ve Kur’an kıyamete kadar insanlığın rehberi olacaktır.
İslam Dini son din olduğu için, dinin değişmeyen temel prensipleri Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin sünnetiyle belirlenerek, zamanla değişebilecek hükümler, ilim adamlarının ictihadlarına bırakılmıştır. Müslümanlığın ebedî ve her asırda tatbik edilebilir olması da bundandır.
Kur’an-ı Kerim geçmiş kitapların tahrif edildiğini zaman zaman vurgulamaktadır. (Meselâ Nisâ Sûresi 46, Maide Sûresi 13-14, Bakara 85)
Hadid Sûresi 27. ayet-i kerimede insanların dine ruhbanlığı soktukları, halbuki asıl Hristiyanlıkta Allah’ın onlara böyle bir şey emretmediği ifade edilmektedir.
Nisa Sûresi 171. ve Mâide Sûresi 73. ayet-i kerimelerinde de, "Baba-Oğul-Ruhu’l Kudüs" şeklindeki üçlü inanç sisteminin Hristiyanlığa insanlar tarafından sokulduğu anlaşılmaktadır.
Kur’an-ı Kerim son İlâhî kitaptır ve vahiy yoluyla son peygamber Hz. Muhammed’e yaklaşık
23 sene zarfında nazil olmuştur. Her ayet nazil oldukça vahiy kâtipleri bizzat Peygamberimizin ağzından alarak yazmışlar, ayrıca hafızlar da inen ayetleri hemen ezberlemişlerdir. İleri gelen sahabîlerin tamamı hafız olduğu gibi, sadece Yemame Savaşında 70 kadar hafızın şehit edilmesi, Kur’an’ın ne kadar çok kimse tarafından ezberlendiğinin açık delillerindendir.
Müslümanlar arasında binlerce insan tarafından Kur’an’ın ezberlenmesi geleneği ve ilk andan itibaren komisyonlarca yazıyla tesbit edilmiş olması, O’nun bir harfinin bile değişmeden günümüze kadar gelmesini sağlamıştır. Günümüzde de bu gelenek sürmekte ve örneğin sadece İstanbul’da yılda 1000’i aşkın hafız yetişmektedir. Bu tür konuları, son İlâhî kitap Kur’an’ın ne denli sağlam olarak korunduğunu ifade etmek için anlatıyoruz. Bu korunma Allah’ın (c.c.), Hicr Sûresi 9. ayette vadettiği korumanın tâ kendisi olup, O’nun bir lütfudur. Ve Kur’an son İlâhî kitap olduğu için korunmaktadır. Çünkü O’ndan sonra İlâhî kitap gelmeyecektir. Fakat diğer İlâhî kitaplara böyle bir koruma olmamış, hiç bir kitap, baştan sona insanlar tarafından ezberlenmemiştir. Şüphesiz Allah Teâlâ diğer kitaplarını da sonsuza dek korumayı murad etseydi, elbette korurdu. Fakat böyle bir şey murad etmemiştir. Çünkü bu İlâhî kitapların tamamı belirli bir süre için insanlara yol göstermek üzere indirilmişti. O kitaplar o dönemlerde fonksiyonlarını yerine getirmişler ve fonksiyonları tamamlanmıştır. Son İlâhî kitap nazil olduktan sonra ise onlara ihtiyaç kalmamıştır. Sonsuza dek korunmaları garantisi olmadığı için bir süre sonra onlara insanların sözleri karışmış, asılları kaybolmuş ve asliyetleri korunamamıştır. Artık o mukaddes kitaplarda yer alan ifadelerden hangisi Allah’ın sözü, hangisi insanların sözü, ayırdedilemez hâle gelmiştir.
Miladî 4’üncü yüzyıldan önce pek çok İncil’in bulunması, bila- here kilise’nin bu İncillerden dördünü kabul edip diğerlerini yanlış sayması, bunların dışında Markion, Disan taraftarlarının İncilleri, Mari’nin İncili .Barnabas İncili gibi pek çok İncil nüshalarının bulunması; ayrıca halen doğru kabul edilen dört İncil arasında da bir takım çelişkiler bulunması bunun en bariz delillerindendir.
Hristiyan tarihçiler de ilk asırlarda çok sayıda İncil bulunduğunda, fakat kilise adamlarının bunlardan dört tanesini seçtiklerinde, diğerlerini de attıklarında ittifak etmektedirler. Bugün elde mevcut olan ve Hz. Isa (A.S.)’a nisbeti diğerlerinden daha zayıf olmayan Barnabas İncil’i, diğer İncillerden farklı olarak Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu kabul etmez. Tıpkı Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığı gibi Hz. İsa’nın çarmıha gerilmediğini, O’na benzetilen birinin asıldığını ifade eder.
Bütün bunlar, Kur’an-ı Kerim’in ifade ettiği gibi, daha önce nazil olan Allah’ın mukaddes kitaplarına insanların sözlerinin karıştığını göstermektedir.