Makale

Ramazan'dan Sonraki Dini Hayatımız

Ramazan’dan Sonraki Dini Hayatımız
Şükrü Özbuğday
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Bütün insanlar Allah’ın kulları, Allah ise, onların yegâne halikı sahibi ve ma bududur. Sonunda dönüş yalnız O’na olacaktı. İşte kulların, teslimiyet içinde Allah’a yönelerek, O’na tazim ve tebcilde, duâ ve münâcâtda bulunmalarına "ibadet" denmektedir.
İslam ibadeti nefisleri ve amelleri kötülük ve günahlardan temizleyen ve insanları kemâle ulaştıran bir vâsıta kılmıştır. Bunun için de İslam, ibadeti öyle esaslar üzerine bina etmiştir ki, özü muhafaza edilerek, güzel bir şekilde ve devamlı olarak yapıldığı takdirde, beklenen neticeyi mutlaka temin eder.
İslam’da ibadet, belli zamanlara tahsis edilmemiş, aksine her mü’min, mükellef olma çağından Rabbine kavuşuncaya kadar ibadetle, yükümlü tutulmuştur. Ayet-i kerimede bu husus, şöyle ifâde edilmektedir: "Sana yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et."(1)
Maddî hayatımızın devam edebilmesi için birtakım gıdalar almak mecburiyetindeyiz, manevî hayatımızın devamı için de, ibadete ihtiyacımız vardır. Çünkü insan, maddî ve manevî olmak üzere iki yönlü bir varlıktır. Huzur ve saadet içerisinde bir ömür geçirebilmek için, bu iki yönün de ihmal edilmemesi gerekir.
İslam ’da ibadetlerin devam ve tekrar edilmesindeki hikmet de bu olsa gerektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim de farz namazlara devam etmek emredilerek şöyle buyrulmaktadır. "Namazlara, (özellikle) orta namaza (ikindiye) devam edin. Saygı ve bağlılık içinde Allah’a kulluk edin." (2)
Cenâb-ı Hakk’ın bir başka emrinde ise, idaremiz altında bulunan aile efradına namazı emretmemiz hatırlatılarak ortak mesuliyetimize işaret edilmekle birlikte, kendimizin de namaza devam etmemiz emredilerek, ferdî mesuliyetimizden şöyle bahsedilmektedir: "Ailene namazı emret; kendin de ona sabır ile devam et..." (3)
Hz.Aişe (R.A)’ nin anlattığına göre, yanında bir kadınla otururken Resulüllah girdi ve Hz. Aişe’ye "Bu kadın kimdir?" diye sordu. Hz. Aişe:
-Filan kadındır, dedi ve kıldığı namazları ı jn uzun anlatmağa başladı. Bunun üzerine (Resûl-i Ekrem Efendimiz: "Uzatma, gücünüzün yettiğini yapın. Allah’a yemin ederim ki, siz usanmadıkça Allah usanmaz. (Yani sizin takatinizi kat kat aşacak bir şekilde dahi yapacağınız ibadetleri Allah kabul eder; fakat hiçbir zaman, işinizi gücünüzü bırakıp bütün vaktinizi ibadete hasretmenizi islemez.) O’nun en sevdiği ibadet, az da olsa devamlı olan ibadettir." buyurdu. (4)
Bu hadis-i şeriften şunu anlıyoruz: Mü’min kendisini tamamen dünya hayatından tecrid ederek, ibadete vermeyecek, fakat ölçülü ve devamlı olarak Allah’a ibadet görevini yerine getirecek ve hayatının her safhasında buna devam edecektir. Nitekim, Peygamber Efendimizin hayat tarzı böyle idi ve ümmetine de bunu tevsiye etmiştir. Bu konuda Enes (R.A) şöyle anlatır: "Peygamber (S.A.S)’ın zevcelerinin evine üç kimse gelip, Peygemberimizin ibadetini sordular. Kendilerine haber verilince, onu kendileri için azımsadılar ve:
Peygamberin yanında biz neyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları yarlığanmıştır, dediler. Bunlardan birisi:
—Ben, yaşadığım müddetçe bütün gece namaz kılacağım, dedi. Diğeri:
—Ömrüm boyunca oruç tutacağım, iftar etmeyeceğim, dedi. Üçüncüsü de:
—Kadınlardan uzak kalacağım ve hiçbir zaman evlenmeyeceğim, dedi. Sonra Peygamber (S.A.S) bunların yanına geldi. Onlara:
—"Şöyle şöyle diyenler siz misiniz? Dikkat ediniz! Allah’a yemin ederim ki, Allah’tan en ziyâde korkanınız ve O na karşı gelmekten en ziyade sakınanınız benim. Böyle iken
ben bazen oruç tutuyorum, bazan da tutmuyorum. Namaz kılıyorum, uyuyorum ve kadınlarla evleniyorum. Eğer bir kimse benim sünnetimden yüz çevirirse, o kimse benden değildir." (5)
Ramazanda kazandığımız iyi ve güzel ameller olmuştur. Bunları hayatımız boyunca devam ettirmemiz gerekmektedir. Geride bıraktığımız Ramazan ayında, ibadetlere daha fazla sarıldık, oruç tuttuk, her gün beş vakit namazlarımızla birlikte teravih namazı kıldık. Camiye cemaate devam ettik, dua ve niyazda bulunduk. Kur’an-ı Kerim okuduk, va’zları ve okunan mukabeleleri huşu içerisinde dinledik. Nefislerimizi terbiye ettik. Orucumuzun sevabını gideren her türlü çirkinliklerden kendimizi korumaya çalıştık. Fakire, yoksula, kimsesizlere, dul ve yetimlere, öksüzlere yardım ettik. Birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde olduk.
İbadetler, sadece Ramazan ayına tahsis edilmemelidir. Çünkü nefis ve kalbleri temizleyerek insanların yücelmesi ve yaratıcına yaklaşması için ibadet, ilâhi ve en güzel bir vesiledir.
Toplumumuzda görülen yanlış davranışlardan biri de şudur: Ramazan ayında elde edilen manevî değerler ve ameller, genellikle Ramazandan sonra terkediliyor, ibadette gevşeme, gaflet, yalan, gıybet, acımasızlık, yakışmayan bir hayat, iftira, dedikodu, tefrika, dargınlıklar, kırgınlıklar baş gösteriyor. Ramazanda yıkanan gönüller, bu şeytanî davranışlarla yine kirleniyor.
Şu hususu unutmamak gerekir: İnsan ancak, ibadetlerle Hakk’ın rızasına ulaşır. Toplum, Yüce Rabbimize sürekli ibadette bulunan, iyi ve güzel ahlâklı fertlerle yükselir. Öyle ise, Ramazında nefsini ıslah edip, güzel bir hayat tarzı kazanan mü’minler olarak, bu durumumuzu muhafaza etmeli, bütün ömrümüz boyunca güzel ameller işlemeliyiz.
Konumuzu Sevgili Peygamberimizin Hz. Âi- şe’nin rivayet ettiği şu hadisi ile bitirelim: “Bir kere Resulüllah (S.A.S)’e : Ya Resûlüllah! Hangi ibadet Allah Teâlaya çok sevimlidir? diye sorulmuştu. "O da: "Az olsa bile, en devamlı olanıdır." diye buyurdu.(6)
(1) Hicr Süresi, âyet:99
(2) Bakara Suresi; âyet:238
(3) Tâha Suresi; âyet: 132
(4) Buhari; lman;32; Rıyazus-Salihin; C. 1, Sh. 174, Hadis No: 142
(5) Buhari; Nikâh 1; Riyazus-Salihin; C.1, Sh.175, Hadis No: 143
(6) Tecrid-i Sarih Tercemesi; C. 12, S. 191-192, Hadis No: 2030