Makale

Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay ile RÖPORTAJ

RÖPORTAJ: A. Baki İŞCAN

Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay ile


Yaratılmışların en hayırlısı, Kâinatın Efendisi, Cenab-ı Mevtanın sevgilisi Peygamberimizi her yönüyle ele alıp anlatabilmek için 1989 yılından itibaren başlatılan bir gönül alışverişi, bir fikir ve ilim ziyafeti ve bir
sanat şöleni olma niteliği kazanan "Kutlu Doğum Haftası" çalışmaları giderek yaygınlaşıyor.
Bu konuya emeği geçen Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Kurulu Başkanı Prof. Dr. Süleyman Hayri BOLAY ile "Kutlu Doğum Haftası" üzerine görüştük.

• Sayın Hocam, "Kutlu Doğum Haftası" fikri nasıl başladı ve nasıl gelişti, bilgi verebilir misiniz?
Bilindiği gibi eski zamanlarda Peygamber Efendimizin doğum yıldönümü kutlanırdı. Bilhassa Türklerde 13. yy. da Muzafferuddin Gökbörü’den bu tarafa kutlamalar yapıla gelmiştir.. Gökbörü, 2 ay süreyle bu hadiseyi kutluyordu. Bütün İslâm Dünyası’nı haberdar ediyor, ilim adamları, fikir adamları, sanatkârlar geliyorlar ve 2 ay boyunca fikir münakaşaları, sanat gösterileri, şiirler vs. ile çok zengin bir program uygulanıyordu. Türklerde sanatkâr, fikir adamı, siyasetçi gibi her kesimden Peygamberimiz’e karşı özel bir sevgi var.
Bu kutlamalar Osmanlı döneminde (1910) resmî kutlama haline geldi. Cumhuriyet döneminde de laik idare duvarına rağmen 1951 de radyoda okunan ilk mevlidden itibaren Peygamberimiz’in doğum yıldönümünde mevlid okunur. Devlet resmen radyo ve televizyonlarda program ayırarak bunu okutuyor. Bunu biz bir güne ve bir geceye tahsis edilmiş olmaktan çıkaralım istedik. Mevlid, bildiğiniz gibi, bir çok sebepten dolayı nikahlarda, nişanlarda, sünnet vs. gibi merasimlerde, hatta kırlarda okunmakta. Okunduğu zaman huşu ile dinleniyor, oldukça fazla alaka da görüyor. Bu sebeple dinleyenler mevlidin manasına biraz nüfuz etsin istedik. Yunus’un şiirini, Süleyman Çelebi’nin mevlidini okurken bir anda manasını anlayarak dinlesin istedik. Çünkü insan bu okunanların manasını anlarsa Peygamberimiz’i daha çok sevecektir. Nitekim Süleyman Çelebi Mevlidine "Vesîlet’ün Necat" (Kurtuluş Vasıtası) adını vermiştir. Halbuki bugün insanımızın karşısına kafalarında büyüttükleri, adeta putlaştırdıkları çok çeşitli şahıslar çıkıyor. Sporcusundan, siyasetçisinden hatta anarşistine varıncaya kadar televizyon, gazete ve radyo bunları hergün lanse ediyor. İster istemez bunlar insanın kafasına yerleşiyor, adeta putlaşıyor. Bunun yanında Batı dünyasının birtakım değerleri var, onlar giriyor. İşte bunlardan biri de Kaş’ta kaç senedir kutlamaları yapılan Noel baba. Yıl başında eğlencelerle, çamlarla birlikte noel baba imajı da şekliyle-şemaliyle basına giriyor, yüzde yüzü Müslüman olan şehir ve kasabalarda özellikle ticaret erbabının vitrinlerine süs oluyor. Tabii ki bundan oldukça şikayetçi olanlar da var. Yok mu bizim değerimiz diye. Meselâ, Azerîler biz de Dedekorkut’u koyalım diyorlar.Ama bütün Türk dünyası’nı, İslâm Dünyasını hatta insanlığı özellikleri ile birleştirebilecek yüksek şahsiyete sahip insan, insan-ı kâmil olan Hz. Peygamber örnek alınması gereken bir isim. Bayramlarda herkes kendi telaşına düşüyor. Misafirliğe gitmek, misafir kabul etmek gibi. Bu yüzden bu günlerde İslâm ve Peygamberimiz pek iyi tanıtılamıyor. Dola-yısı ile bir haftalık bir kutlama bize Peygamber efendimizi yakından tanıtmaya, sevdirmeye imkan verecek, hem de onun şahsında onun getirdiği esaslarla İslâmlığın ve cemiyetlerin bugünkü problemlerini biraz daha güne çıkarmak, anlatmak, aktarmak, tahlilini yapmak ve hatta araştırma yapma fırsatı verecektir, işte bu maksatlarla bu fikir doğdu. Sonra biz bunu geliştirdik, bir program hazırladık. Mütevelli heyetine sunduk. Heyet de bunu çok yerinde gördü. İnceledikten sonra kabul etti ve bildiğiniz gibi 1989 yılında ilk defa uygulamaya başlandı. Bir hafta boyunca çok yoğun program oldu. Bir naat yarışması açtık. Yeni kıymetli şairler ortaya çıktı. Bunlar günümüzün gencinin, çocuğunun anlayabileceği sadelikte, güzel duygular, yeni imajlar taşıyan çok güzel şiirler verdiler. Onları da bir kitap halinde yayınladık. Sonraki senede münacaat yarışması açtık. Geçen sene de (Siret-i Nebi) Peygamber Efendimiz’in hayatını konu alan bir yarışma açtık. Her kesimden insanın anlayabileceği ve zevkle okuyabileceği bir kitap istedik.
Efendim, biraz önce kısmen değindiniz, fakat haftanın gayesi nedir, biraz daha açabilir misiniz?
• Biraz önceki izahlarımızda "Kutlu Doğum Haftası"nın gayesine biraz değinmiştim. Kısaca şöyle ifade etmemiz mümkün: Peygamber Efendimiz’i tanıtmak, sevdirmek; onun şahsında İslâm’ı anlatmak ve sevdirmek. Bu münasebetle İslâ-mın dünkü ve bugünkü problemlere bakışını ortaya koymak, bu konuda araştırmalar yapmak ve yaptırmak. Aynı zamanda çocuklarımıza, gençlerimize örnek alınacak, daima örnek alınması gereken bir üstün insan, insan-ı kâmil tipi olarak Peygamber Efendimizi takdim etmek. Yeryüzündeki bütün insanlardan, liderlerden ve bütün sanatkâr ve şahsiyetlerden üstün bir kimse olarak sevilmesi, sayılması, hareketleri örnek alınması gereken, dolayısıyla da tüm insanlarda sevgi, merhamet, adalet duygularını ulaştırabilecek yerleştirebilecek bir insan olarak Peygamber Efendimiz’in örnek alınmasını sağlamaktır. Tabii ki, bu gaye de uzun zamanda tahakkuk edecek. Ama üç senedir "Kutlu Doğum Haftalarında yapılan konuşmalarla dereceye giren şiirlerin kitaplar halinde, kasetler halinde çıkması, yayınlanması ile Kutlu Doğum edebiyatı ortaya çıkmaya başladı, bunlar daha da gelişecektir.
Bu sene de iki yarışma birden açmayı düşünüyoruz. Birisi çocuklar için. Kur’an, Allah, Peygamber hakkında şiirler. Diğeri de Peygamberimizin hayatını ve çalışmalarını konu alan 500-600 sayfalık yeni yorumlar getirecek ilmî araştırma. Bu konularda yarışmalar açacağız. Birisi kısa, öbürü ise uzun vadeli.
"Kutlu Doğum Haftası" amacına ulaşabildi mi?
Şimdiye kadar yaptığımız şekliyle hafta amacına ulaşmış sayılabilir. Ama bildiğiniz gibi oldukça yeni. Bir de tabi bunları rutin, yapılması gereken angarya işler olarak görmemek ve o hale düşürmemek lazım. Onun için bizler her sene bir yenilik, değişiklik arıyoruz. Problemleri, konuları aktüel konulardan seçmeye çalışıyoruz. Kutlu Doğum Haftasına basın da büyük bir alaka gösteriyor. TRT’de programlar kısmen yayınlanıyor. Ama daha iyisi olabilir. Halkın da desteği ile resmî bir hafta hüviyetine girebilir, girmesi de lazım. Bu hususta, Sayın Devlet Bakanımızın da teşebbüsleri var. İnşallah iyi neticeler ortaya çıkar.
Peki, Hocam, bu konuda Türk Cumhuriyetleri ve diğer İslâm ülkeleri İle bir temasınız oldu mu?
• Bu seneki kutlamalara maalesef dışarıdan pek fazla kişi çağıramıyoruz. Bazı aksaklıklar oldu. Bildiğiniz gibi geçen sene Balkanlardan, İslâm Dünyasından ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden 25’e yakın temsilci gelmişti. Bu temsilcilere birkaç vilayetimizi gezdirdik. Buralarda konuşmalar yaptılar, programlara iştirak ettiler. Çok olumlu intibalarla buradan ayrıldılar. Hatta geçen seneki münacaat yarışmasına biz çağırmadığımız halde 16 Azerî şair katıldı. Bunların şiirlerini ayrıca değerlendirdik. 7 tanesine ödül verdik. Bu olay Azerbaycan radyo-televizyonunda bomba tesiri yaptı. Çok büyük bir haber olarak gazetelerde yer aldı. Tabi biz bu programları oralarda da yapmayı düşünüyoruz ama bu düşünceyi ilk önce Türkiye’de geliştirelim, iyice bir otursun diyoruz. Sonra da zaten onlardan talep de var. Biz de bu kutlamaları genişletme imkanı bulacağız.
İslâm ülkeleri ile de elbet-teki teması düşünüyoruz. Bu seneki programa da almıştık. Kutlu Doğum Haftası’nı bir İslâm Kongresi gibi icra etmeyi düşünmüştük. Fakat bazı aksaklıklardan dolayı bunu gerçekleştiremedik. İnşaallah gelecek sene bu aksaklıkları giderip diğer İslâm ülkelerinden de önemli şahsiyetleri çağırıp programa dahil edeceğiz.
• Bu ülkelerin Kutlu Doğum Haftası’na bakış açısı nasıl?
• Gerek İslâm Dünyası’nın, gerekse Türk dünyasının "Kutlu Doğum Haftasına bakışları oldukça iyi. Bu hususta bizzat benim müşahedelerim de var. 1967-68’de Irak’ta bulunmuştum. Orada bir hafta boyunca Peygamberimizin doğum yıldönümü kutlanıyordu. Ama onlar biraz işin gösterişinde idiler. Uygulamada ise herhangi bir şey yoktur. Diğer İslâm ülkelerinde de buna benzer kutlamalar var. Aslında bunları belli noktalarda tevhid etmek lazım. Kutlamaların ileride başka dillerden kitaplar haline getirilmesi ile de belki bu birlik sağlanabilir.
• Bu yılki kutlamalar hakkında genel bir bilgi verebilir misiniz?
• Biliyorsunuz, geçen sene "Kutlu Doğum Haftasını 16 vilayette kutlamıştık. Daha önceki sene 10 kadar il’ de, ilk senede Ankara, İstanbul ve İzmir’de kutlamalar yapmıştık. Gerek halktan büyük alaka, gerekse Müftülüklerden gelen büyük talep yanında bilhassa mülkî erkanın alakası da bizi bütün Türkiye çapında gerçekleştirmeye ve yaygınlaştırmaya şevketti. Çünkü bir çok amirler; valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri, hakimler, savcılar bu kutlamaların olduğu yerlerde severek konuşma yapmak istiyorlar. Kendileri gelmiyorlarsa, temsilciler gönderiyorlar. Bu büyük bir alaka ve büyük bir nimettir. Biz de geçen seneki "Kutlu Doğum Haftasının bitiminden sonra kutlamaların sonuçları ile ilgili fikir sahibi olmak için müftülüklere yazı yazdık. "İldeki kutlamalardan memnun musunuz, eksikleri nelerdir, hangi konulara ağırlık verilmesini istersiniz, yani neler yapılabilir" gibi sorularla küçük bir araştırma yaptık. Bizlere çok güzel cevaplar, olumlu eleştiriler geldi. Neticede çok güzel bir program çıktı ortaya. Bunu da Diyanet İşleri Başkan Vekili Sayın Mehmet Nuri Yılmaz’ın imzası ile genelge olarak bu sene haziran ayının başında bütün Müftülüklere gönderdik. Müftülükler bundan başka kendileri de bazı programlar katıyorlar, ilave ediyorlar.
Biz bütün 11 ve ilçelerde Peygamberimiz ile ilgili şiir, kompozisyon, afiş, imam-hatipler arasında hutbe yarışması yaptırılması, fakir öğrencilerin okutulması, giydirilmesi gibi bazı etkinlikleri ele aldık. Bunlar oldukça büyük kabul gördü. Bir de tertip edilen bu yarışmalarda dereceye giren 25-30 kişiyi umreye gönderelim istedik. Bazı İl Müftülüklerinden vakıf altını, Kutlu Doğum altını çıkarılması hususunda teklif geldi. Bu teklifleri de değerlendirmek istiyoruz.
Bu kutlamalara bazı şahıslar değişik ve güzel fikirler ile katılıyorlar ve katkıda bulunuyorlar.
Özellikle bunlardan birisini burada söylemek isterim. Meselâ Yozgat’ta bu konuda her il ve ilçeye örnek olacak bir gelişme var.
Bazı doktorlar "Kutlu Doğum Haftası" münasebetiyle bu ilde bedava muayene yapacaklarını bildirdiler. Tabi ki böyle hayırlı bir iştirakle bu haftaya etkinlik kazandırmaları bizleri son derece memnun etti.
Öyle tahmin ediyorum ki, bu doktorların sayısı artacaktır. Ayrıca imam-hatip mezunlarının başkanlığında illerde bulunan bazı dinî cemaatler toplanmışlar ve kendi sivriliklerini törpüleyerek bir çatı altında birleşmişler ve bu programa bir hafta boyunca katkıda bulunmak için müracaatta bulunmuşlardır.
Bu çalışmaların daha verimli hale getirilmesi için bazı düşüncelerimiz var. Türkiye’de halen 9 İlahiyat Fakültesi var. Bu fakültelerin bulunduğu ilin müftülüğü ile İlahiyat Fakültesi’nin yetkililerinden oluşan bir bölge komitesi kurulsun. Bu bölge komitelerine ci-vardaki illeri bağlayalım. Böylece bu faaliyetler Türkiye genelinde sayılsın istedik.
25 Mayıs’ta Ankara’da 9 İlahiyat Fakültesi’nin ve burada bulunan Müftülüklerin temsilcileri ile Diyanet’ten ve Mütevelli Heyetinden temsilcilerin katıldığı bir üst toplantı yaptık. Bizler program ve tekliflerimizi sunduk. Onlar ilaveler yaptılar ve bunlar toplanarak biraz önce bahsettiğim genelgede yer aldı. Erzurum gibi bazı temsilcilikler programlarına ilçeleri de almışlar ve bu faaliyetleri ilçelere kadar götürmeyi planlamışlar. Tabi bu da son dere-ce sevindirici bir olay.
6 Haziran’da Ankara bölge komitesi olarak 10 ilin Müftülük temsilcileri ve İlahiyat Fakültesi temsilcileri ile bir toplantı yaptık. Orada da hem İlahiyat fakültesi hocalarının hem de vilayet müftülerinin mahallî taleplerini de tesbit ettik. Sonra bizler bu programları hazırladık ve Müftülüklere bildirdik. Bu sene biraz geç kalındığı için belki umduğumuz şekilde olmayabilir. Ama Türkiye’de hemen hemen bütün illerde ve bazı ilçelerde bu program gerçekleştirilmiş olacak.
Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla, Peygamber Efendimiz’ in de feyziyle inşallah bu, büyük bir manevî kalkınmaya, manevî uyanışa sebep olacaktır.