Makale

DİN HİZMETLERİNİ PLANLAMA MERKEZLERİ-DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI EĞİTİM MERKEZLERİ

DİN HİZMETLERİNİ PLANLAMA MERKEZLERİ
MÜFTÜLÜK SİTELERİ

MÜFTÜLÜKLER, 73 İl ve 694 İlçe çevresinde din hizmetlerini düzenleyen, yürüten birimler.. Kur’an kurslarını, camilerde yürütülen irşad hizmetlerini, bu hizmetleri kendi hizmet alanında yürüten personeli, il ve ilçe müftülükleri koordine eder ve denetlerler..
Hayırsever vatandaşlar, bizzat veya kurdukları dernek ve vakıflar vasıtasıyla bu faaliyetlerin planlandığı ve yürütüldüğü müftülük hizmet binaları yapımına gönüllü katkılarda bulunmaktadırlar.
Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine, içerisinde Kuran kursu bulunan müftülük sitelerinin ikmali için sembolik de olsa, ödenek konulmaya başlanıldı.
Bu resmî tedbir, milletimizin gönüllü katkılarına bir cemile, teşekkür, takdir, teşvik olarak düşünülmüştür.
Din hizmeti, şerefi ile mütenasip mekânlarda yürütülmelidir. Müftülük hizmetlerimizin geçmişte müsait olmayan yerlerde yürütüldüğü zamanlar olmuştur. Cami meşrutalarında, bina bodrumlarında, birkaç odalık yerlerde..
Milletimizin cömert gönlü bundan rahatsız olmuş-, bizzat veya kurdukları dernekler-vakıflar eliyle, Müftülüklerimize görkemli-gösterişli siteler, müftülük hizmet binaları kazandırmışlardır.
Bugün, birçok il ve ilçemizde, diğer resmî dairelerden aşağı kalmayan-, hatta onları geride bırakan hizmet binaları mevcuttur.
Bu, milletimizin din hizmetine olan rağbetinin, talebinin, beklentilerinin bir sonucudur.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
EĞİTİM MERKEZLERİ

İnsanlık tarihi "eğitimle yazılmaya başlanmıştır. Her şey gibi ilk eğitim-öğretim de "vahy"e dayanır. Hz. Adem (A.S.) ın tebliğine.
Diyanet İşleri Başkanlığı hutbe, va’z, Kur’an kursu öğretimi, yazılı neşriyat vb. yaygın eğitim vasıtalarıyla halka hizmet götüren bir kuruluş.
Bu hizmeti götüren personelin hizmet içinde eğitilmeleri ise, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir önemli faaliyet alanı.. Son 12 yılda 280 kursta, 42754 personel, bu yolla eğitilmiştir.
Amaç, halkımıza daha iyi hizmet...

DİN HİZMETİNİN KAYNAK KURULUŞLARI
İMAM-HATİP LİSELERİ

Halil HAYIT
Din öğretimi Genel Müdürü

13 Ekim 1951 tarihinden itibaren açılmaya başlanan İmam-Hatip Liseleri, 13 Ekim 1991’de 40’ıncı açılış yıldönümünü kutlayacak
40 yıldan buyana millet irfanına hizmet eden bu okullarımız, ma’şerî vicdandaki yerini almıştır.
Din, fert ve toplum için zarurî bir ihtiyaçtır. Çünkü din duygusu insanda doğuştandır. Nasıl akıl, zekâ ve irade insanda doğuştan ise, din de insanda doğuştan gelen ve zaman içinde gelişip olgunlaşan ilâhî bir duygudur. Bu duyguyu, insanların Kalplerinden söküp atmak müm-kün değildir ama, yanlış yönlendirmek mümkün olabilir. Meselâ yeryüzündeki bütün bâtıl inançlar ve hurafeler, hep din duygusunun yanlış yönlendirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan istikbâlimizin teminatı olan çocuklarımıza, daha küçük yaşlardan itibaren dengeli, düzenli ve disiplinli bir din egi-tim-öğretimi vermek zorunluluğu vardır.
Bir büyük bilginin şu sözleri, bu konuda bütün eğitimcilere rehber olmalıdır.
"Çocuklarınıza önce gerçekleri öğretiniz. Daha sonra gerçek dışı şeyleri öğrenseler de etkisinde kalmazlar. Ama önce gerçek dışı şeyleri öğrenirlerse, daha sonra kolay kolay gerçeğe ulaşamazlar."
İmam-Hatip Liseleri, bu ve başka gerekçelerle "İmam-Hatip Okulu" adı ile 4 yılhk rinci devre, 3 yıllık 2’nci devre olmak üzere 7 yıl süreli olarak açıldı.
1971-72 öğretim yılından itibaren, ortaokula dayalı ve 4 yıl süreli bir ortaöğretim kurumu haline getirilmiş; 24.6.1973 gün ve 14574 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan "Millî Eğitim Temel Kanunu"nun 32. maddesi ile de, İmam-Hatip Okullarının ismi "İmam-Hatip Liseleri" olarak değiştirilmek suretiyle, bu okullarda hem mesleğe, hem de yüksek öğrenime hazırlayıcı programların uygulanması öngörülmüştür.
Halen bu okullara, bünyelerinde bulunan ve mesleğe hazırlayıcı nitelikte olmak üzere, Kuran-ı Kerim ile Arapça’nın da seçmeli ders olarak okutulduğu orta kısım mezunu öğrenciler devam edebilmektedir.
İlk olarak 1951 - 1952 öğretim yılında 7 İlimizde açılan İmam-Hatip Liselerinin sayısı, bugün 383’e ulaşmıştır.
İmam-Hatip Liseleri, eğitimi, süresi vb. sıksık gündeme getirilen bir konu. Orta kısmı, lise kısmı, bütünü, parçası, gidebildikleri yüksek okul ve fakülteler, sürekli gündemde...
Hemen belirtmeliyim ki, İmam-Hatip Liseleri için son derece hayatî ve hassas, üç temel konu vardır:
1. Orta kısımlarının meslekî niteliklerinin korunması,
2. Halen uygulanmakta olan müfredat programlarının muhafazası,
3. Mezunların istedikleri yüksek öğretim kurumuna gidebilme haklarının devamı.

ORTA KISIMLARDA MESLEKÎ NİTELİK
Meslek Liselerinin bünyesinde ortaokul bulunması ve bu okullarda da lise kısmına hazırlayıcı nitelikte meslek derslerinin okutulması, sadece İmam-Hatip Liseleri değil, bütün meslek liseleri için büyük ö-nem arz ediyor. Takdir edileceği üzere, çocukların 15 yaşına kadar o-lan dönemleri herhangi bir mesleği benimseyebilmeleri ve o mesleğe yatkın hale gelebilmeleri bakımından ruhen ve bedenen en müsait oldukları dönemdir.
Sadece lise kısmına münhasır üç veya dört yıllık bir meslekî eğitimle çocuğa gerekli meslekî formasyonu kazandırmak mümkün olamamaktadır. Ayrıca, 15 yaş sınırını aşan ya-, ni normal ortaokul mezunu çocukların, meslek eğitimine pek itibar etmedikleri ve intibakta da güçlük çektikleri bir vakıadır. Bu sebeple, meslek liselerinin bünyesinde orta kısım açılması ve mesleğe hazırlayıcı derslerin daha altıncı sınıftan yani, orta birden itibaren okutulması nitelikli ve verimli bir meslek eğitimi için zaruridir. Şu andaki uygulama da bu doğrultuda yapılmakta-dır.
Bu genel tesbitten sonra, yukarıda ifade ettiğim hususların İmam-Hatip Liseleri için de sözkonusu olduğunu belirtmek isterim. Bilindiği üzere, konuşma uzuvları olan geniz boşluğu, boğaz, dil ve dudakları Kur’an tilâvetine yatkın hale getirerek harfleri ve kelimeleri usulüne uygun şekilde tellâffuz edilme alışkanlığı, küçük yaşlarda daha kolay kazanılabilmektedir. Gelişme çağı olan ortaokul sıralarında Kur’an eğitimi görmeyen çocukların, lise çağında zorlandıkları, hatta meslekî yeterliliğe de genellikle ulaşamadıkları, daha önceki yıllarda yapılan uygulamada görülmüştür. Esasen İmam-Hatip Liselerinin bünyesinde ortaokul açılması ve bu okullarda Kuran ve Arapça derslerinin okutulması da, bu ihtiyacın ortaya çıkardığı bir zarurettir. Ayrıca sözkonusu orta kısımların, öğrenci kaynağı açısından da İmam-Hatip Liseleri için büyük önem arzettiğine bilhassa işaret etmek istiyorum.
Bu itibarla sayın Bakanımızın, 8 yıllık zorunlu ilköğretim uygulamasının, İmam-Hatip Liselerinin kesinlikle aleyhinde olmayacağını ve bu okulların bünyesinde bulunan orta kısımların bundan sonra da mesleki niteliklerini koruyarak, öğrenimlerine devam edeceklerini açıklamış bulunmaları konu ile yakından ilgilenenleri rahatlatmıştır.
Burada Kur’an kurslarına ve ö-nemine de bir nebze temas etmek isterim:
Bilindiği gibi, Kuran Kursları Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren yaygın eğitim kurumlarıdır. Bu kurumlara halen ilkokul mezunu çocuklarımız devam edebilmektedir. Kuran Kurslarında öğretim iki şekilde yapılmaktadır: i. Yüzünden okumak ve bir kısım sureleri ezberlemek, 2. Hıfza çalışmak. Hafızlık çalışmaları da yaklaşık üç yıl devam etmektedir.
İlkokuldan mezun olan çocuklarımız, yüzünden okumayı öğrenmek veya hafız olmak üzere bu kurslara devam etmektedirler. Yani hafızlık yapmak üzere Kuran Kursuna devam eden bir çocuk, 12-15 yaşları arası Kuran-ı ezberleme ile meşguldür. Zorunlu ilköğretimin 8 yıla çıkarılması ile bu çocuklarımızın durumu gündeme gelmektedir. Çünkü 12-15 yaşları arası zorunlu öğretimin 6. 7. ve 8. sınıflarına tekabül e-diyor. Sayın Bakanımızın talimatları üzerine, bu uygulamanın Kuran Kurslarına ve Hafızlığa zarar getirmeyecek şekilde çözüme kavuştu-rulması için Bakanlığımız ile Diyanet İşlen Başkanlığınca başlatılan çalışmalar devam etmektedir. Hayırlı ve en uygun bir çözümün bulunacağı kanaatindeyim.

İMAM-HATİP LİSELERİ VE YÜKSEKÖĞRETİM
İmam-Hatip Lisesi mezunlarının, istedikleri yüksek öğretim kurumlarına gidebilme haklarının devam etmesinin, hayatî önem taşıdığını daha önce ifade etmiştim. Bu konuda zaman zaman çeşitli spekülasyonların yapıldığına şahit oluyoruz.
Ancak, Anayasamız ve diğer yasalarımız açısından İmam-Hatip Lisesi mezunlarının istedikleri ve imtihanını kazandıkları yüksek öğretim kurumlarına gidebilmelerinin engellenmesi mümkün değildir. Yasalarınızın hassasiyetle üzerinde durduğu eğitimde imkân ve fırsat eşitliği ilkesi de buna imkân vermez. Böyle bir durum yani genelde bütün meslek lisesi mezunlarının kendi alanları dışındaki yüksek öğretim kurumlarına gidebilmelerini engelleyici her türlü uygulama, Anayasamız ve diğer yasalarımız açısından sıkıntı doğurur.
Esasen meslek lisesi mezunlarının kendi alanları ile ilgili yüksek öğretim kurumlarına gidebilmeleri konusunda, bir "artı puan" ve burs uygulaması vardır. Kanaatimce meslekî yüksek öğrenimi teşvik için, bunun dışında bir tedbir arayışına da gerek yoktur.
Bu itibarla, İmam-Hatip Lisesi mezunlarının istedikleri ve imtihanını kazandıkları yüksek öğretim kurumlarına gidebilme haklarının engellenmesi sözkonusu olamaz.

MEVCUT MÜFREDATIN MUHAFAZASI
Halen İmam-Hatip Liselerinde, Kuran-ı Kerim, Arapça, Akaid ve Kelâm, Fıkıh, Tefsir, Hadis, Siyer, Dinler Tarihi, Hitabet ve Meslekî uygulama gibi meslek dersleri yanında, genel lise Sosyal BİLİMLER ve Edebiyat Kolu programı aynen uygulanmaktadır. Öğrencilere kabiliyetleri doğrultusunda öğrenim yapma imkânı vermek üzere de, lise 2. sınıftan itibaren seçmeli dersler okutulmaktadır.
Görüldüğü üzere okullarımızda 10 çeşit meslek dersi vardır, öğrencilerimiz bu dersleri 4 yıl süre ile okumaktadırlar. Ayrıca orta kısım
Amasya İmam-Hatip Lisesi: Dağ, okul ve cami.. Tabiattan Allah’a giden bütün.. programında da yine Kuran-ı Kerim ve Arapça dersi bulunmaktadır.
Nitelikli meslek elemanı yetiştirme konusunda sadece derslerle yetinemeyip, ders saatleri dışında da yaptığımız çalışmalarımız vardır. Bunların başında "Meslekî uygulama Çalışmaları" gelmektedir. Meslek Dersleri öğretmenlerinin nezaretinde ve denetiminde öğrencilere yaptırılan bu çalışmalar, bir staj mahiyetindedir. Öğrencilerimiz derslerde öğrendiklerini bu vesile ile uygulama imkânı bulmaktadırlar. Bu çalışmalar, okul bünyesinde olduğu gibi çevre ramilerinde de, müftülüklerimizle işbirliği yapılmak suretiyle belli bir program dahilinde yürütülmektedir. Böylece öğrencilerimiz, icra edecekleri görevleri konusunda, daha okulda iken tecrübe kazanma imkânı bulmaktadırlar.
Bunun yanında, yine meslekî verim ve başarıyı artırmak için, her yıl bütün İmam-Hatip Lisesi öğrencilerinin katıldığı Kur’an-ı Kerimi Güzel Okuma, Hafızlık ve Hutbe Okuma yarışmaları düzenlenmektedir. Ayrıca okullarımızda hadis ezberleme yarışmaları da yapılmaktadır.
Diğer taraftan, uygulanmakta o-lan müfredat programları ve ders kitaplarını geliştirme çalışmaları aralıksız olarak devam etmektedir.
Bütün bunlar, derslere ilâve olarak ve nitelikli meslek elemanı yetiştirmeye yönelik çalışmalardır.
Unutmamak gerekir ki, şu anda ülkemizde dinî hizmetleri başarı ile yürütenler, İmam-Hatip Lisesi mezunu elemanlardır.
Bu itibarla, programların meslek dersleri açısından yetersiz olduğunu söylemek mümkün değildir.

BİR DEĞERLENDİRME
Ortaöğretim sistemimiz içinde, hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan, hem de Diyanet İşleri Başkanlığı’na eleman yetiştiren İmam-Hatip Liseleri; 40 yıla varan geçmişi ile belirtilen fonksiyonlarını başarılı bir şekilde yerine getirmeye devam etmektedir. Başarı grafiğini daha ileri noktalara ulaştırabilmek için, gerek statü ve gerekse program geliştirme çalışmalarımız sürdürülecektir.
Ancak; İmam-Hatip Liselerinin şu andaki yapısı muhafaza edilmelidir. Yani, mesleğe yönelik derslerin okutulduğu orta kısım ve üzerine 4 yıllık lise kısmı uygulaması devam etmelidir.
İmam-Hatip Liselerinde uygulanmakta olan öğretim programlan; meslek ve kültür dersleri arasında denge sağlayacak şekilde hazırlanmıştır. Söz konusu programlar-, % 40 meslek dersleri, % 60 kültür dersleri ağırlıklıdır.
Meslek elemanı yetiştirmenin yanında, yüksek öğrenime geçişte de büyük önem arzeden bu denge bozulmamalı, meslek ve kültür dersleri oranlan bu haliyle muhafaza edilmelidir. Program geliştirme çalışmaları da, bu denge esas alınarak yürütülmelidir. Çünkü, bu denge-, meslek derslerinin lehine, genel kültür derslerinin aleyhine bozulursa, o zaman genel kültür bakımından eksik meslek derslerinin aleyhine ve genel kültür derslerinin lehine bozulursa, bu defa da meslek açısından eksik elemanlar yetiştirmiş oluruz ki, bu takdirde İmam-Hatip Liselerinin kuruluş amaçlarını gerçekleştirmek de güçleşir.
Kanaatimce, İmam-Hatip Liselerinin bugünkü noktaya ulaşması, programlardaki bu hassas denge sayesinde gerçekleşmiştir. Bu dengenin bozulması halinde, özellikle yüksek öğrenime geçiş konusunda bazı sıkınaların ortaya çıkmasından, bunun da temelde bu okullara olan öğrenci akışını menfî yönde etkileyeceğinden, ciddî olarak endişe duyduğumu bilhassa belirtmek isterim.

SONUÇ:
İmam-Hatip Liseleri, Millî Eğitimimizin genel amaçları yanında, özel amaçlan bakımından da büyük önem arzetmektedir. Bu kurumlar, müsbet ve manevî İlimlerle mücehhez elemanlar yetiştirmektedir. Buralardan mezun olanlar, mazisine bağlı, millî ve manevî kültür değerlerine saygılı, ilmî gelişmeleri benimseyen ve izleyen, ideal sahibi gençlerdir. Topluma ve insanlığa hizmet, onların değişmez a-maç ve arzusudur. İnanıyorum ki, İmam-Hatip Liseleri ve me-zunları hakkında bazı kesimlerce yapılan yanlış yorum ve değerlendirmeler, genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan İmam-Hatip Lisesi mezunları olarak; kendi-mizi hem iyi yetiştirmek, hem de iyi tanıtmak durumundayız.



Geçmiş zaman olur ki!..

İLKOKULDAN sonra Kur’an öğrenmeye başlamış, 1950’nin başlarında hafızlığı tamamlamıştım. 0kumak istiyordum. Okula giden yaşıtlarıma imreniyordum. Babam ise sık sık "Bu okullara seni göndere-mem, hafızlıktan sonra beraber esnaflık yapacağız" derdi.
14 MAYIS 1950 seçimleri ile Türkiye’de yeni bir dönem açılmış, herkes düşündüğünü yüksek sesle rahatça söylemeye başlamıştı. Gelecek için her konuda hayaller kuruluyor planlar, projeler üretiliyordu.
İşte bu günlerde, Ağustos sonlarında evimize bir misafir geldi. Ben bir köşede babamla, misafir zatın konuşmasını dinliyordum. Bir ara konuğumuz bana doğru bakarak "Bu hükümet yedi ilde İmam-Hatip okulu açıyor, bu yedi il içinde hem İsparta, hem de istanbul var. Hafız çocuğumuzu ister İstanbul, isterse İsparta’da okuturuz" dedi. Bu anda bende adeta bir şimşek çakmıştı. Sanki yıllardır beklediğim bir haberi duymuştum. Bu hatıra hayatımda unutmadığını, unutamayacağım bir olaydır.
İçimden dedim ki bu okula girmeme hiç kimse mani olamaz. Bana da okuma yolu açılmıştı...
Sonbaharda bütün okullar açıldı. İstanbul İmam-Hatip Okulu’nun açılış haberini sabırsızlıkla bekliyordum. Nihayet kayıtlara başlandığı haberini aldım. Evraklarımı tamamlayıp gidip kayıt oldum.
Lanoa’da bostanlar içinde, iki dersaneli bir medrese kalıntısında, istanbul İmam-Hatip Okulu açıldı. Kaydolanların sayısı 286 kişi idi. Bu iki dersanede bu kadar öğrenci nasıl okuyacaktı? Su yok, yeteri kadar tuvalet yok, okulun çevresi çamur deryası...
Okul müdürümüz Celal Hoca (Celal ÖKTEN) idi.. İmam-Hatip okullarının kuruluşunda, programlarının ve müfredatının hazırlanmasında emeği geçen bu büyük insan, sık-sık mevcut güçlüklerin aşılacağını; yeni bir bina arandığını söylerdi.. Bu sözler bize ümit verir, sabırla beklerdik.
İşin başından itibaren bu hizmetlere büyük destek veren "İlim Yayma Cemiyeti’nin de gayreti ile, okul için Vefa’da ahşap bir konak temin edildi. Bina hazırlandı. Yılbaşından sonra oraya taşındık. Aslında burası da yetersizdi. Ne var ki orada 7 yıl zevkle, şevkle okuduk, mezun olduk. Bu 286 kişinin birçoğu hafızdı. Aralarında Arapça, Fıkıh, Tefsir gibi dersleri okumuş oldukça yetişkin öğrenciler vardı. Bu okulun açılması, bizler için Allah’ın bir lûtfu oldu. Ne velûd nesildi o... Bugün toplumumuzun her kademesinde başarılı hizmetler sunan Dr. Tayyar ALTIKULAÇ, Halit GÜLER, irfan YÜCEL, Kemal GÜRAN, Mehmet KERVANCI, Prof. Dr. Yusuf Ziya KAVAKÇI, Prof. Dr. A.Osman KOÇKUZU, Doç. Dr. Abdullah AYDEMİR, Prof. Dr. Hüseyin AYDIN ve daha nicesinin durumu benden hiç te farklı değildi. İşte bu doğuş sayesindedir ki bu değişik insanlar Türk İLİM, irfan ve idare hayatına kazandırıldı. Babamın beni okutmama tarzındaki düşüncesinin doğruluk veya yanlışlığı her zaman tartışılabilir.
Fakat o zaman, hatta günümüzde, böyle düşünenlerin adedi küçümsenemeyecek kadar yüksektir. Acaba "Devler açısından durum ne idi? Bu okulların açılışı, daha çok insanı, daha çok çocuğu okutmak gibi bir politikası, bir hedefi olan "Devlet" için de şüphesiz altın bir fırsattı. Gerçekten İmam-Hatip okullarının açılması, "Devlet" ile "Milleri birbirine yaklaştırdı. Böylece onbinlerce, yüz-binlerce vatandaşı okutma, topluma din hizmeti sunma fırsatı doğdu.
Yaşadığım bu olaylardan sonra ve bu müesseselerden yetişen kıymetleri düşündükçe, bugün imam-Hatip Liselerinin lüzumlu olup-olmadığını tartışma gündeminde tutanların varlığını düşünmek bile istemiyorum.
Yakup ÜSTÜN


O günler ne günlerdi!

Ankara’da bir İmam-Hatip okulu’nun açılacağını, istanbul Nuruosmaniye Camiinde hafızlığa çalışırken haber aldım.
Okul bize tanıtılırken, mezun olunca diploma alıp, din görevlisi olacağımız; yedeksubay olarak askerlik yapacağımız; belediye otobüsleri için paso verileceği.,, gibi, benim gözümde olmayan sebepler konuşuluyordu. Benim gözüm ise ne pasoda, ne de yedeksubaylıkta idi. Ben "Okumak" istiyordum.
Sonunda babamı ikna edip, "imam-Hatipli" oldum ve bu sıfatımla her zaman iftihar ettim.
Ankara İmam-Hatip Okulu’na öğrenci kayıtları başladığı zaman, okulun müdürü, müdür yardımcısı, öğretmeni, memuru ve müstahdemi yoktu. Hatta okul binası da yoktu. Benim bu okula 10 numaralı öğrenci olarak kaydımı o zaman Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere ve Dinî eserler inceleme Kurulu Kalemi Kâtibi oları Sabri SÖZERİ yaptı. Daha sonra okula rahmetli Timur ÖZBEK müdür tayin edildi. Yıl sonuna kadar Timur ÖZBEK okulun tek görevli ve sorumlu personeli idi.
Bugün Ankara Müftülüğüne ait olan bina, o zaman Diyanet işleri Başkanlığı binası idi. Okulun açılabilmesi için binanın zemin katında, Diyanet işleri Başkanlığı kütüphanesi olan bir oda boşaltıldı, sınıf yapıldı. Bir küçük oda da, boşaltılıp müdür odası olarak kullanıldı. Okulu-muz işte bu iki odadan ibaretti. Eğitim öğretime Ocak ayı başlarında biz 35-40 öğrenci, bir müdürle, işte bu bodrum katında başladık. Öğrenciler belli bir yaş seviyesinde değildi. 12 ile 18 arasında değişen yaşta öğrenciler mevcuttu.
Okulun sıraları çevredeki okullardan temin edildi. Öğrenci kaydı devam ediyordu. Yıl sonuna doğru yaklaştığımızda tek sınıfta 110-120 öğrenci sayısına ulaşıldı. Üç kişilik sıralarda 4, hatta 5 kişi oturuyorduk. Öğrencilere sıra ve masalar yetişmediği için, değişik ebattaki masa ve sıralarla, sınıf tıka basa dolduruldu. Sınıfta ders veren öğretmenler, masalarının önünde ayakta durarak derslerini anlatırlardı.. Çünkü başka bir hareket sahası bulmak, öğrenci arasında dolaşmak mümkün değildi.
Kültür dersleri öğretmenlerimizin hemen tamamı, okulumuza çok yakın mesafedeki Gazi Lisesi öğretmenleri idi. Müzik öğretmenimiz Ahmet Muhtar ATAMAN’ı, Tabiat Bilgisi Öğretmeni Salih PALA’yı, Beden Eğitimi Öğretmeni Talat AKGÜL’ü Matematik Öğretmeni Ömer Lütfi CEYHAN’I şimdi hâlâ hatırlıyorum. Bu öğretmenlerimizden bazıları bu gün hayatta değiller. Allah onlara rahmet eylesin. Onlar bizi sevmişler, biz de onları sevmiş-saymıştık.
Dinî bilgiler öğretmenlerimizin tamamı ise; o zamanki Diyanet işleri Başkanlığı üst yöneticileri ve değerli din adamları idiler. Akaid dersi öğretmenimiz Müşavere ve Dinî Eserler İnceleme Kurulu Başkanı Merhum Hasan Fehmi BAŞOĞLU, Din Bilgisi Öğretmenimiz, Müşavere ve Dinî eserler İnceleme Kurulu Üyesi Merhum Hasan Hüsnü ERDEM, Arapça dersleri öğretmenimiz Müşavere ve Dinî Eserler İnceleme Kurulu Üye Yardımcısı İsmail EZHERLİ, Kur"an-ı Kerim Öğretmenimiz Ali Sait YÜCESOY idi. Allah kendilerine bol bol rahmet eylesin...
Ankara İmam-Hatip Lisesi, 1951-52 öğretim yılında ilk defa açılan 7 İmam-Hatipten biri idi. Bugünkü görkemli, teşkilâtlı İmam-Hatip Liselerini gördükçe, o günleri hatırlar, bugünkü öğretmen ve öğrencilere gıpta ederim.. "O günler, ne günlerdi" diye...
Bir de şunu düşünürüm: "O günler olmasaydı" bu günlere gelebilir mi idik?"
Kemal GÜRAN

Bir ibretli Olay!..

Henüz çalışmaya başladığım anda, dahilî telefonun zil sesi ile irkildim. Ahizenin öbür yanındaki komşum;"., eviniz sular altında, herhalde musluğu açık bırakmışsınız" diyor ve en seri şekilde eve dönmemi istiyordu. Dönüş, en az 30-40 dakika sürerdi. Çaresiz hemen yola koyuldum. Bir taraftan da, nerede tedbirsizlik yaptığımı hatırlamaya çalışıyordum. Sabahleyin yanlışlıkla sıcak su musluğunu açtığımı, su akmayınca onu kapatmayı unutmuş olabileceğimi hatırladım. Kazan dairesinden sıcak su verilince de olan olmuş, her şey sular altında kalmış.
Evde birileri olsa bütün bunlar başıma gelmezdi, diye hayıflandım.
işte bu noktada nefsimi muhasebeye çekme lüzumunu hissettim. Madem ki bu dünya imtihan dünyası. Küçücük zaman dilimindeki ihmali büyüttüm büyüttüm ve nefsimin yakasına yapışarak, sesli düşünmeye başladım:
"... Ey ademoğlu, öbür aleme göç ettin. Dünyadan kötü haberler geliyor: "HANEYİ SU BASTI".
Çaresizlik içinde, "KEŞKE MUSLUĞU KAPATACAK BİRİNİ BIRAKSAYDIM" diye düşünüyorum.
"Küçücük ihmalleri telâfi edecek; felâket musluğunu kapatacak birilerini bırakabilse idim"...
Düşünce bu ya, insanın yakasını hiç bırakırını?
Eve varınca hayal zinciri ister istemez koptu.
Bu defa da içimden, kendi - kendimi yargılamak geldi: "ölmeden evvel ölünüz* Hadis’ini ve diğerlerini düşündüm.
Günümüz dünyasında bütün çarklar; çalışmadan kazanmak, kok salmadan meyveye durmak, komşusunun - müşterisinin felâketi üzerine saadet sarayları düşlemek... gibi OYUN ve OYUNCAKLAR uğruna dönüyor.

PEKİ AMA MUSLUĞU KİM
KAPATACAK!?..
MUSLUĞU KAPATAN NESİL
YA DA "ALTIN NESİL"

Yıl 1962... Altın nesil, henüz emekleme çağında.. O yılları yudumlayan her bir inci yılı, meslek hayatının ipine gerdanlık misali dizen Matematik öğretmeninin sözlerine kulak vermek istemez misiniz?
Mesleğimin ilk yılları.
Gerek coğrafî iklim, gerekse meslekî atmosfer, derin varyantlar sergiliyor .iklim olarak, Yayla’dan Çukurovaya inmişsiniz. Sıcak mı sıcak. Alışmak zor ve mutlak zaman alıcı...
Meslekî atmosfer olarak, Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsünden imâm Hatip Okulu’na..
Coğrafî iklim ne derecede sıkıntıda kutup ise, meslekî atmosfer de aksine müsbette kutup.
Anadolunun dört bir köşesinden yüzlerce genç gelmiş; Erzurum’dan, Samsun’dan, İstanbul’dan izmir’den, Toroslardan, Anamur’dan, Lefke’den, Girne’den..
Çok şeyleri farklı; şiveleri, giyim-kuşamları, damak zevkleri, tepkileri, i-simleri, yaşları. 12 yaşından 25 yaşına kadar, görünüşte yadırganan farklılıklar..
Ve çok şeyleri müşterek: İnançları, idealleri vatan-millet sevgileri, itaat, ibadet, disipline riayet, hüsnü ahlâk ve gayretleri.. Topyekûn gönüllere huzur, meslek erbabına hız ve heyecan veren bir tablo...
O yıllarda Adana İmam Hatip Okulunda, özellikle yeni mezun öğretmenlerin işi oldukça zordu. Zira yukarı sınıf öğrencileri, genç öğretmenlerinden daha olgun ve dolgundu..
Her halde Türkiye genelinde, buna yakın tablolara sıkça rastlanıyordu.
.. Ve şahit olduğum bir olay:
O yıllarda, Adana İmam-Hatip Lisesi’ne yaşlıca bir bayan öğretmen gelmişti. Bu okula niçin ve nasıl gönderildiğine hayıflanıyordu. Fakat ilk günlerin yabancılığı geçtikçe okula ısınıverdi.. işte bir hafta bile geçmeden, telefonla konuştuğu arkadaşına anlattığı intibaları:
"- Ayşeciğim, yıllarca boşuna ömür geçirmişiz.. Aklın varsa hemen gel!. Buradaki çocuklar, talebe değil, melâike..."
Bu tercih şüphesiz okulun binasına, bahçesine, araç-gerecine değildi.
işte "Altın nesil’in geçmişinden bir kesit..
"Musluğu kapatan, kapatacak nesil", bu nesil olmalı! Şimdi 40 yaşında olan bu nesil!.
Şener ŞENTÜRK