Makale

Hz. Peygamber Niçin Çok Evlendi

Hz. Peygamber Niçin Çok Evlendi?

Prof. Dr. Ziya KAZICI
Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesi Öğr. Üyesi

Bilindiği gibi Hz. Peygamber, gençlik hayatının en hararetli çağında ve henüz peygamberliğin gelmediği bir dönemde, Asya Kıtası’nın hemen hemen en sıcak bölgesi olan Mekke şehrinde yirmi beş yaşına kadar, hemşehrileri arasında iffet, şeref ve namusun en yüksek temsilcisi olarak biliniyordu, böyle bir bölgede, her türlü cahili adetlerin kötülüklerinden korunan genç Muhammed, ömrünün yermi beşinde kendisinden onbeş yaş büyük ve başından iki evlilik geçmiş olan dul bir hanımla evlendi. O, kendisi ile yirmibeşyıl hayat arkadaşlığı yaptığı Hz. Hatice ile çok mutlu bir hayat geçirmişti. Resulullah, onun sağlığında başka bir kadınla evlenmedi. Halbuki o dönemde, memleketin örf ve gelenekleri, başka kadınlarla evlenmeye müsait idi. Özellikle erkek çocuklarının ölümü üzerine Hz. peygamber başka kadınlarla evlenip çocuk sahibi olabilirdi. Fakat O, bunu yapmadı. Zira O, ne bir şehvet düşkünü, ne de takdirin elinden aldıklarına isyan edecek bir kimse idi. keza O, hanımına büyük bir saygı duyduğu için onun sağlığında başka kadınlarla evlenmeyi düşünmedi. Ancak onun ölümünden sonra, ev işlerini görmek ve çocuklarına bakmak için yine yaşlı bir kadınla evlendi. Bu kadın, Hz. Şevde idi. İslam uğruna birçok fedakarlıkta bulunan bu muhterem kadının kocası, Habeşistan’da vefat etmişti. Yalnız kalan ve kendisine bakacak kimsesi bulunmayan bu kadının taltif edilmesi gerekiyordu. Bunun için Peygamberimiz onu hem himaye, hem de taltif etmek gayesiyle kendisi ile evlendi.
Mekke döneminde sadece bir kadınla evli olan Hz. Peygamber (Hz. Hatice’nin ölümünden sonra Hz. Şevde ile evlendirin, Medine döneminde birçok kadınla evlenmesinin dini, sosyal, ekonomik ve ahlaki sebepleri vardır. Bu bakımdan onun evlilikleri, bazı din düşmanları ile müsteşriklerin iddia ettikleri gibi hiç bir zaman şehvet düşkünlüğünden değildi. Eğer böyle olsaydı, daha önce birçok kadınla evlenebilirdi.
1‘slamiyet, Hz. peygamberin sağlığında tedricen tamamlandı. İlahi nasslar, zamanın ihtiyaçlarına göre nazil oluyordu. Binaenaleyh gerek o dönem, gerekse günümüz için büyük bir reform diyebileceğimiz İslam’ın emirleri, peyderpey vaz edilmişti. O zaman, sadece putperestlik değil, istenilen sayıda kadınla evlenmek te normaldi. Halbuki Resulullah, tebliğ vazifesine eğitimle başladı. Taaddüd-i zevcat (çok kadınla evlenme) üzerindeki kayıtlar ise hayatının son senelerine rastlar.
Kur’an-ı Kerim, müslümanların hayatının bu cephesiyle (çok evlilik) ilgilenmeye başladığı zaman Resulullah, biraz sonra anlatılacak sebeplerden dolayı çok evliydi. Yine Kur’an’ın açık ifadesine göre, Hz. Peygamberin hanımları "Mü’minlerin anneleri”dir. Ondan sonra Müslümanlar, onun hanımları ile evlenemezlerdi. Nitekim el-Ahzab suresinin 6. ayetinde mealen şöyle buyrulmaktadır:
“peygamber, mü’minlere nefislerinden daha yakındır. Onun zevceleri de (mü’minlerin) analarıdır.” Yine aynı surenin 53. ayetinde de şöyle buyrulmaktadır:
“Allah’ın Resulüne eziyet etmeniz doğru olmaz. Ve kendisinden sonra zevcelerini nikahlamanız da hiç bir zaman caiz değildir. Allah katında bu, çok büyük bir günahtır.”
Görüldüğü gibi bu iki ayet-i kerime, hem Peygamber hanımlarının mü’minlerin anneleri olduğunu, hem de onlarla evlenilemeyeceğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu duruma göre Hz. Peygamberin, hanımlarını boşadığını düşünelim. Başka bir kimse bu hanımlarla evlenemiyeceğine göre acaba bu, onlar için bir zulüm olmazmıydı? Böyle bir boşanma, aynı zamanda İslamiyet’i taaddüd-i zevcattan elde ettiği faydalardan da vaz geçirmeye zorlayabilirdi. Zira, biraz önce de temas edildiği gibi Arabistan’da çok kadınla evlenme normal karşılanan bir adetti. Kişi, çok evli dahi olsa, evlilik bağı, farklı gruplar arasında en müessir dostluk, akrabalık ve anlaşma vasıtalarından birini teşkil ediyordu. Yayılış döneminde İslamiyet, mümkün olan bütün desteklerden istifade ediyordu.
İslam hukukunda, bilhassa kadınları ilgilendiren konularda hüküm konulurken, yalnız bir kadının bilgi ve görüşü yeterli olmayabilir. Bütün iklim, tarih, coğrafya ve zamanlara hitap edecek olan İslam’ın, özellikle kadın ve aile ile ilgili hukuk kurallarının oluşmasında çok kişinin bilgi ve görüşlerinin alınmasına ihtiyaç vardır. Üstelik tek kadının, peygamberden önce ölmeyeceğini de kimse garanti edemez. Böyle bir durumda kadınlarla ilgili ameli, ahlaki ve hukuki birçok problem çözülmemiş olurdu.
Hayatta bazı problemler vardır ki, kadınlar bunu bir erkeğe sormaktan utanıp haya edebilirler. Fakat aynı meseleyi bir kadına rahatlıkla sorabilirler. Bu sebeple, İslam toplumunun, yetişmiş, bilgili ve meseleleri kavrayan hanımlara ihtiyacı vardı. Acaba kadınlarla ilgili konularda Peygamberle yaşayan ve meseleleri bizzat ondan öğrenen zevcelerinden (eşlerinden), daha bilgili bir kadın düşünülebilir mi? Gerçekten de Hz. Peygamberin eşlerinin nakl ettiği hadislere ve verdikleri fetvalara göre hükmedecek olursak, bu hanımların pek bilgili ve akl-i selimi temsil eden kimseler olduklarını görürüz.
Bilindiği gibi hicretin dokuzuncu senesi, Müslümanların kazanmış oldukları zaferler sayesinde ve elde ettikleri genimetler bakımından önemli bir yıldır. Bu dönemde hazine (beytü’l-mal) zenginleşmiş, Medine’de ashabın durumu düzelmiş ve hayat seviyesi yükselerek refah artmıştı. Bununla beraber "Peygamberlik evi" diyebileceğimiz hane-i saadetlerinde fazla bir değişiklik olmamıştı. Zira Resulullah’ın gözünde dünya zevklerinden hiç birinin değeri yoktu. Hanımları da dünya süs ve zinetleri ile uğraşan insanlar değildi. Onların, daha kıymetli ve üstün vazifeleri vardı. Bu vazife anlayışı, onları bütün bir insanlığa ve özellikle kadınlığa ait olarak Hz. Peygamberden duydukları ve öğrendikleri her şeyi hatırda tutmak ve hemcislerine öğretmek zorunda bırakmıştı. Bu cümleden olarak şunu zikr etmenin faydalı olacağına inanıyoruz. Resulullah’ın, Hz. Ömer’in kızı Hafsa validemiz ile evlenmesi, kadınlar hukukunu ilgilendiren birçok ahkamın ortaya çıkmasına sebep olmuştu, zira, Hz. Ebu Bekir’den sonra, İslam dünyasının ikinci halifesi olan Hz. Ömer, bilhassa kadınlarla ilgili olan konularda kızı Hafsa ile istişarede bulunmadan hüküm vermezdi.
Hz. Peygamberin çok evlilik sebeplerine bakarken ba- zan da işin insani yönü ile karşılaşıyoruz. nitekim bazan büyük bir muharebeden sonra feth veya işgal edilmiş memleketlerde dolaylı bir yol ile fatih ve galip askerlerin gazabını hafifletmek için eskiden beri baş vurulan bir uygulama vardır. Buna göre zaferi kazanmış olan başkan, mağlublar arasından bir kadınla evlenir. Bu evlilik, iki düşman arasında bir köprü kurar ve en yüksek seviyelerdeki şefaatleri kolaylaştırır. Tarihte birçok örneği görülen bu neviden evliliklerin derin sebepleri olduğunda şüphe yoktur. Nitekim Hz. Peygamberin Cüveyriye validemizle olan evliliği, yukarıda bahs edilen köprüyü kurmuş ve bu sayede Cüveyriye’nin mensubu bulunduğu kabilenin bütün esirleri “Resulüllah’ın akrabaları esir alınmaz” denilerek serbest bırakılmışlardır.
Daha önce de kısaca temas edildiği gibi, Hz Peygamberin birden fazla kadınla evlenmesinin dini, ahlaki, siyasi ve hatta iktisadi sebepleri vardır. Böyle bir sebep olmadığı zaman Resulullah’ın evlenmeye yanaşmadığını görüyoruz. (1) Bu konuyu daha iyi kavrayabilmek için onun evliliklerine bakmamız gerekiyor.
Hz. Hatice’nin ölümünden sonra büyük bir üzüntüye kapılan Hz. Peygamber, kocası ile birlikte Habeşistan’a göç etmiş (hicret) ve orada kocası ölen Hz. Şevde ile evlenmişti. Kocasının ölümü üzerine kimsesiz kalan bu yaşlı kadın, nereye ve kime sığınacaktı? İşte Resulullah, onu taltif etmek ve koruması altına almak için bu hanımla evlendi. Hz. Ömer’in kızı olan Hafsa’nın kocası Bedir Muharebe- si’nde yaralanıp şehid olmuştu. Hz. Ömer kızı ile evlenmeleri için Hz. Ebu Bekir ve Hz. Osman’a teklifte bulunmuştu. Fakat bu teklif her ikisi tarafından da karşılıksız bırakılmıştı. Hz. Ömer de duruma çok üzülmüştü. Nihayet hicretin üçüncü senesinde Resulullah, Hz. Ömer’in kızı ile evlenerek onu taltif etmişti. Uhud Mu- harebesi’nde kocası şehid olan Hizeyme’nin kızı Zeynep de dul kalmıştı. Cahiliye döneminde bile iyilik ve yardımı ile tanınan (Ümmü’l-mesakin) bu hanım, sefalet içinde bırakılamazdı. Peygamberimiz onunla da evlenerek bir şehidin hanımını ortada kalmaktan kurtarmıştı. Hz. Peygamberin eşlerinden birinin daha adı Zeynep’tir. Bu, Resulullah’ın halasının kızı ve dedesi Abdülmuttalib’in torunu idi. Bu evlilikle de Cahiliye döneminin iki büyük ve yanlış anlayışı ortadan kaldırılıyordu. Bu mevzu biraz fazla yer işgal edeceği için üzerinde fazla durmadık. (2) Hz. Cüveyriye ile olan evlilik ise büyük bir kabile olan Beni Müstalık’ın, bütün esirlerinin serbest bırakılmasına sebep olmuştu. Hz. Peygamberin Ümmü Habibe, Safiye ve Mariye ile olan evlilikleri de hep bu sebeplerden olmuştu.
Görüldüğü gibi Resulüllah’ın evlilikleri, zorunlu bazı sebeplere bağlanmaktadır. Bu evliliklerinin bir kısmı (Cüveyriye, Safiyye ve Mariye’nin evliliklerinde olduğu gibi) barışı sağlamak içindi. Bu sayede İslam’ın yayılması da sağlanıyordu. Bir kısmı da kendine olan bağlılığı, akrabalık bağları ile kuvvetlendirmekti. (Aişe, Hafsa ve Zeyneb’in evliliklerinde olduğu gibi). Bir kısmı da koruma altına almak ve kendilerine yardım etmek gayesi ile olmuştu. (Şevde, Ümmü Habibe ve Ümmü Seleme’nin evliliklerinde olduğu gibi).

1- Ziya Kazıcı, Hz. Muhammed (SAS)’ln Eşleri ve Aile Hayatı, İstanbul 1993, s. 48.
2- Ziya Kaîzıcı, age. s, 230 - 254.