Makale

başyazı “BAYRAM" YA DA “MUTLULUĞUN PAYLAŞILMASI”

başyazı

“BAYRAM" YA DA “MUTLULUĞUN PAYLAŞILMASI”

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı

İlahi dinler, peygamberler aracılığı ile insanlara sundukları mesajlarında daima iyiyi, doğruyu ve güzeli telkin etmişler; insanları, fıtri yaratılış nizamına uygun bir hayat sürmeye çağırmışlardır. Bir taraftan zühd, takva ve ibadet şuuru ile insanların kulluk mertebelerinde manevi yükselmesi öngörülürken, diğer taraftan hamd, şükür, meşru-helal-nimetlerden faydalanmak suretiyle insanın bedeni ve ruhi yaratılışının gereklerine uyması uygun görülmüş, böylece insanın fıtri bir denge halinde fakat daima Allah’ın rızası uğruna, terakki yolunda olması murad olunmuştur. İnşirah Suresi’nde buyurulduğu üzere; Öyleyse bir işi bitirince, diğerine giriş ve Rabbine yönel.” (İnşirah: 7-8) emr-i ilahisi, mü’minin ruh hali ve davranışlar konusunda nasıl bir denge disiplini içinde olması gereğini açıkça bildirmektedir. Hamd ve şükür amelinin ifasına vesile olan bayramlar, mü’minler için her bakımdan bir kazançtır.
İslam’ı, Hind mistisizmi gibi algılayıp; onun, insanları ve toplumları her çeşit mutluluktan ve yaşama sevincinden uzaklaştıran bir din olduğunu zannedenler, kendilerini en büyük saadet kaynağından da mahrum etmişlerdir. Son on, onbeş yıl içinde İslam’la tanışıp, hidayete eren binlerce insan, yeni hayatlarına gerçek aydınlığa erişmenin verdiği zihni ve entellektüel tatminin yanı sıra; ruhsal huzura ve gerçek mutluluğa da, ancak hidayete ulaşmak sayesinde kavuştuklarının şuurundadır. “Kendi kendini yeniden fethetmek” şeklinde de ifade edilen bu manevi diriliş ortamını ve iklimini idrak etmek için, çeşitli vesileler her zaman mevcuttur.
İşte üç ayların sonunda idrak ettiğimiz Ramazan Bayramı da bütün müslümanlar için böyle manevi ve feyizli bir zaman dilimi teşkil etmektedir. Ramazan orucu ile, sadaka-i fıtırlarla, teravihlerle, salavat-ı şerifelerle, hatim ve mukabelelerle ve diğer hayırlı davranışlarla eda edilen ibadet ve ameller sadece müslüman fertler düzeyinde değil; toplumda ve hatta makro düzeyde bütün milletimizin manevi-içtimai yapısında da fevkalade olumlu ve yapıcı etkiler bırakmakta, müslüman Türk milletimizin sosyal yapısında birleştirici- bütünleştirici bir fonksiyon görevi ifa etmektedir. Mahiyeti ve özelliği itibariyle evrensel ve içtimai bir yapıya sahip olan Yüce İslam Dini’nin bu üstünlüğü, dini bayramlarımız vesilesiyle bir kere daha müşahede edilecektir. Dini sadece felsefi bir doktrin gibi beyinlere tahsis eden anlayışların ilmi bir değeri yoktur.
Bütün İslam fırka ve mezheplerinin ittifak ve iştirak halinde benimsedikleri dini bayramlarımız, ülkemizde de bütün müslümanlarca kutlanmakta ve ihya edilmektedir. Bayramlarımızın milli kültürümüzde ve edebiyatımızda ayrı bir yeri, değeri vardır. Hacı Bayram-ı Veli’nin; “Noldu bu gönlüm” başlıklı şiirinde;
“Bayramım imdi,
Bayramım imdi,
Bayram ederler dost ile şimdi.”
diye terennüm ettiği mısralar, bu ruh halinin saae fakat “sehl-i mümteni” sanatı ile veciz bir şekilde dile getirdiği çoşkun manevi ruh halinin yansımalardır. Sevinç, merhamet, ilgi, yardımlaşma, özveri, müsamaha, rikkat, şuurlanma, egoizmden soyutlanma vb. duyguların insanlarımızı manevi kirlerden arıttığı bu mübarek ortamların, daha sonraki günlerde de bizlerle birlikte olması imkanı mevcuttur. Bunun birinci şartı; Ramazan’da kazandıklarımızı devam etme kararlılığımızdır. “Cenab-ı Hakk katında ibadetlerin en sevimlisi, az bile olsa en devamlı ve sürekli olanlarıdır.” (el-Fethu’l- Kebir:l/46) hadis-i şerifi, bu konuda bütün inananları ikaz etmektedir. ibadet ve yardımlaşma şuurumuz bayramdan sonra da devam etmelidir.
Son yüzelli yıldan beri sürekli bir kültür değişimi geçirmekte olan ülkemizde, dini-milli kültürümüzün bazı temel değerleri ve dinamiklerinin de, köklü ve eski dinamizmini yeterince sürdüremediği -maalesef- bir vakıadır. Ramazan ve bayramlarla ilgili geleneklerimiz de bunlar arasındadır. Bu, bir nostaljik iddia veya özlem değildir. Tarihi ve sosyal bir realitedir. Batılılaşma ve kültür değişimi sürecinde gelinen bazı durumlar, sosyo-kültürel hayatımız açısından olumsuz göstergelerdir. Özellikle büyük şehirlerimizde gözlemlenen israf, yabancılaşma, bencilleşme, toplumdan uzaklaşma vb. belirtiler, ileriki yıllarda toplumda “Sosyal Çözülme” tehlikelerini de gündeme getirebilir. Varlıklı ve zengin vatandaşlarımızı, içtimaiyatçılarımızı ve din görevlilerimizi bu konuda hassas olmaya davet ediyorum. Ikibinli yıllara İslam’ın yeniden güçlendiği ve milli kültürümüzün en kuvvetli dinamik yapısının dinimiz olduğu gerçeğinin, yeniden ispat edildiği bir ortamda girmeğe hazırlanıyoruz.
Bu mutlu ve mübarek bayram vesilesiyle, bütün görevlilerimizin ve müslüman kardeşlerimizin bayramını kutluyor, milletimize ve bütün İslam dünyasına başarılar diliyorum.