Makale

Orucun Hikmet ve Fazileti

Orucun Hikmet ve Fazileti

İrfan YÜCEL
Din işleri Yüksek Kurulu Üyesi

Hikmet, sözde ve işte isabet demektir. Cenab-ı Hakk’ın kullarına emrettiği ve yasakladığı şeylerin hepsinde, bir kısmını bildiğimiz, büyük kısmını ise bilmediğimiz, nice hikmet ve menfaatler vardır. Çünkü alim ve hakim olan Yüce Rabbimiz, gayesiz, hikmetsiz ve faydasız emir ve yasaklar koymaktan münezzehtir. O halde, orucun emredilmesinde de ruhi, bedeni, ahlaki ve toplumsal yönden pek çok hikmet ve faydalar bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmına, Kur’an-ı Kerim’de ve bazı hadis-i şeriflerde de işaret olunmuştur.
Bilindiği üzere, İnsan hem iyilik hem de kötülük yapma özellik ve kabiliyetleriyle yaratılmıştır. (1) Bütün dini hükümlerin hedefi, insanın kötülüğe ve çirkin şeylere olan meylini yok etmek, iradesini iyi ve güzele yönlendirerek, onun ruhen yücelmesini sağlamaktır. Orucun farz kılınışındaki en önemli hikmet de budur. Nitekim Kur’an-ı Ke- rim’de, orucun farziyyetini bildiren ayet-i kerimede:
"Sizden önceki toplumlara yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı. Ta ki (nefislerinizin kötü arzularından) korunasınız." (2) buyrulmuştur.
İradenin hakimiyeti altına alınmadığı takdirde, kişiyi her türlü kötülüğe sevkeden behimi isteklerin başında, insandaki yeme, içme ve şehevi arzularını tatmin etme meyli gelir. İnsanın gerçek anlamda İnsanlığı ve ruhi olgunluğu da, nef- sani arzularının, kayıtsız şartsız esiri olmayıp, bu meyillerini kontrol altında bulundurabilmesiyledir. İşte oruç, kişinin behimi ve şehevi arzularını itidal ölçüsünde tutarak, insana bu meyillerini kontrol altında bulundurma ve iradesini nefsine hakim kılma gücü kazandırır. Nitekim, bu tür duygularının en güçlü dönemini yaşayan gençlere Rasul-i Ekrem (s.a.s) Efendimiz:
“Ey gençler zümresi, içinizden kimin evlilik sorumluluğunu taşımaya gücü yeterse, evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan en çok meneden ve iffeti en iyi koruyan bir çaredir. Evlilik sorumluluğunu taşıyamayacak olanlar ise oruç tutsun. Çünkü oruç, onun şehvetini kesen bir ameliyedir.” (3) buyurarak, orucun bu özelliğine işaret buyurmuştur.
Oruç, bütün gündüz süresini kapsayan devamlı bir ibadet halidir. İbadet esnasında başkalarını çekiştirmek, tartışmak, gönül kırmak, yalan, iftira, gıybet, dedi-kodu... gibi, dinimizin yasakladığı çirkin davranışlarda bulunmak, ibadet kavram ve şuuru ile bağdaşmaz. Aksi halde oruçtan beklenen fazilet ve sevap elde edilemez. Nitekim Rasulüllah (s.a.s) Efendimiz:
“Yalan sözü ve yalan sözle iş yapmayı bırakmayan kişinin yeyip içmesini terketmesine Cenab-ı Hak değer vermez, O’nun buna ihtiyacı yoktur.” (4) “Nice oruç tutanlar vardır ki, tuttukları oruç karşılığında elde ettikleri şey, aç kalmış olmaktan ibarettir. Gecelerini namazla geçiren nice kimseler vardır ki, karşılığında elde ettikleri şey, sadece uykusuz kalmaktır.” (5) buyurmuştur.
Bir ay boyunca, ibadet şuuru içinde, dinimizin yasakladığı kötü işlerden sakınma ve Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanma gayreti içinde olan bir kimse, daima iyilik yapma, müslümana yakışmayan çirkin davranışlardan uzak kalma alışkanlığı kazanır. Hatta kendisine sataşanlara bile uymaz. Bu hasleti kazanabilmek böyle bir ruh olgunluğuna yükselebilmek için oruçlunun nasıl davranması gerektiği konusunda Sevgili Peygamberimiz:
Oruç (kişiyi kötü davranışlardan koruyan) bir kalkandır. O halde sizden biri oruçlu olduğu gün, sakın çirkin söz söylemesin, cahilce davranışlarda bulunmasın. Şayet biri ona söver, hakaret eder veya onunla dövüşe kalkarsa; “ben oruç tutan bir kişiyim desin...” (6) buyurmuştur.
Sabır ve irade terbiyesi bakımından da orucun önemli bir yeri vardır. Bilindiği üzere, bütün ahlaki, hatta insani meziyetlerin başı sabır olduğu gibi, her türlü başarının anahtarı da sabırdır. Azimkarlık, metanet, karşılaşılan felaketlere dayanma gücü, güçlüklere göğüs germe... gibi üstün hasletler, hep sabırla kazanılır. İnsan, iradesine sahip ve nefsine hakim olmak faziletini de, ancak sabırla elde eder. Sabrın insandaki tezahürü, biri karşılaşılan elem ve kederlere katlanma; diğeri nefsin meşru olmayan arzu ve isteklerine karşı koyma olmak üzere iki şekilde olur. Oruçta bunların ikisi de mevcuttur. Çünkü oruç tutan kişi, bir taraftan açlık ve susuzluğun elemine katlanır; diğer taraftan şehevi arzularına karşı koyarak, nefsini terbiye eder; iradesini kuvvetlendirir. Bu sebeple sabır Kur’an-ı Kerim’de müteaddit ayeti kerimelerde övülmüş, “Allah sabredenlerle beraberdir”(7), “Sabredenlere mükafatları hesapsız ödenecektir.” (8) buyrulmuştur. Şüphesiz bütün ahlaki faziletler gibi, sabır da gayret ve eğitimle kazanılır. Sabırlı olmanın en etkin ve en kolay eğitimi oruçtur.
İnsan dışında diğer canlıların ihtiyaç ve istekleri belirli ve sınırlı olduğu halde, insanın ihtiras ve arzularının bir sınırı yoktur. Bunlar sınırlanmadığı takdirde kişi, tamamının karşılanması mümkün olmayan çeşitli ihtiras ve arzularının esiri olarak, bütün insani faziletlerini kaybedebilir: İşte orucun en önemli - faydalarından biri de, nefsin sonu olmayan ihtiras ve arzularını sınırlayarak, kişiye manevi bir huzur ve olgunluk kazandırmasıdır. Çünkü, insanın yeme, içme ve şehvetini tatmin gibi en güçlü meyillerini, geçici sürelerle de olsa, kendi iradesiyle Allah için terketmesi, fıtratında mevcut itaat ve ibadet duygusunu geliştirdiği gibi, arzu ve ihtiraslarını da sınırlar; maddi hiç bir hazzın vermediği manevi bir huzur ve lezzet verir.
Orucun sağlık açısından da faydaları vardır. Her çalışan şey gibi, insan vücudunun ve özellikle sindirim sisteminin de zaman zaman durup dinlenmeğe ihtiyacı vardır. Her yıl Ramazan ayında tutulan oruç, vücudun ve sindirim organlarının dinlenmesini ve temizlenmesini sağlar. Günümüzde yaygın olan kalb, tansiyon ve şeker gibi hastalıkların en önemli sebepleri arasında aşırı beslenme ve buna bağlı şişmanlık olduğu ve pek çok hastalığın tedavisinde pehriz tavsiye edildiği bilinmektedir. Oruç tutanların tecrübeleriyle sabittir ki, Ramazan ayında dinlenip temizlenen vücut makinası senenin diğer aylarında daha sağlıklı ve daha verimli çalışmaktadır. Nitekim Ra- sul-i Ekrem (s.a.s) Efendimiz de:
“Oruç tutun, sağlıklı olursunuz.”(9) buyurmuştur.
Orucun bir başka faydası da toplumda yoksul ve zengin arasındaki farkın azalmasına yardımcı olmasıdır. Çünkü oruç, bir ölçüde de olsa, kişiye aç kalmanın ne demek olduğunu, açlık çeken yoksul ve çaresizlerin çektikleri sıkıntıları bilfiil yaşatarak, öğretir. Kalplerindeki insaf, merhamet ve yardım etme duygularını güçlendirir; onlara yardımcı olunmasını sağlar. Böylece yoksulların da zenginlere karşı kıskançlık duygularını yatıştırır, toplumda sınıf mücadelelerinin doğmasını önler.
Orucun bir kısmına işaret edilen, ruh, beden ve toplum üzerindeki bu faydalarının gerçekleşmesi, şüphesiz İslami edep ve ölçülere uygun olarak tutulmasına bağlıdır. İbadet şuur ve zevkinden mahrum, adet kabilinden tutulan oruç, şeklen oruç sayılırsa da, orucun ruh, beden ve toplumda meydana getireceği olumlu etkileri sağlayamaz.
Ancak, belirtmek gerekir ki, diğer ibadetler gibi oruç ta bir takım menfeatler elde etmek için değil, sadece Allah’ın emri olduğu için ve sırf O’nun rızasını kazanmak maksadıyle tutulur.
Sözgelimi, bir kimse, orucun bazı sıhhi faydalarını dikkate alarak, Ramazanda sadece bu maksatla oruç tutsa, dini vecibesini yerine getirmiş olmaz. Çünkü bütün ibadetler gibi, oruçta da nlyyet şarttır. Ve kişinin maksat ve niyyeti ne ise, yaptığı için hükmü de ona göre değerlendirilir.
Orucun bir başka özelliği ae, riya ve gösterişten uzak olması, Allah ile kul arasında kalmasıdır. Nitekim bir kutsi hadiste, Rasulüllah (s.a.s) Efenaimizin, bu konuda şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Aziz ve çelil olan Allah buyurdu ki: Ademoğlunun her ameli kendisi içindir, yalnız oruç müstesna. O sadece benim içindir. O halde, mükafatını da bizzat ben takdir edip vereceğim.”
“Oruç, (kişiyi kötü davranışlardan koruyan) bir kalkandır, öyleyse, sizden biriniz oruçlu bulunduğu gün, sakın çirkin söz söylemesin; yakışıksız işler yapmasın. Şayet biri ona söver veya çatarsa, iki defa “ben oruçluyum", desin. Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur. Oruçlunun ferahlayıp sevineceği iki sevinç anı vardır. Biri iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabı ile Rabbine kavuştuğu andır.”
Bu hadis-i şerifin bir başka rivayeti de şöyledir:
“Ademoğlunun her amelinin sevabı kat kat verilir. Bir iyiliği, on mislinden yediyüz kata kadar mükafatlandırılır, yalnız oruç müstesna. Onun karşılığını bizzat ben takdir edip vereceğim. Çünkü oruçlu, yemesini, içmesini ve şehvetini, sırf benim için terketmiştir.” (10)
Orucun fazileti ve oruç tutanların elde edecekleri mükafatla ilgili diğer bir hadis-i şerifte de:
“Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır ki, oradan kıyamet günü yalnızca oruçlular girecek, başka hiç kimse giremeyecektir. Onlar, “oruç tutanlar nerede?” diye çağrılacaklar ve kalkıp girecekler. Onlar girdikten sonra kapı kapanacak; artık hiç kimse bu kapıdan giremeyecektir.” (11) buyurmuştur.
Oruç, kişinin geçmiş günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Nitekim Rasul-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz bu konuda şu müjdeyi vermiştir:
“Kim faziletine inanarak ve mükafatını umarak Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.” (12)
Ne mutlu, Cenab-ı Hakk’ın rızasına uygun olarak oruçlarını tutanlara; ne mutlu yüce Rabbımızın rızasını kazananlara. ♦

(1) Şems Suresi, 95/7-8
(2) Bakara Suresi, 2/183
(3) Buhari. Savm, 10. (2/233); Müslim, Nikah, 1; Ebu Davud, Nikah, 1 (Hadis No: 2046); Ibn Mace, Nikah, 1 (Hadis No: 1845); Nesai, Siyam, 43 (4/169); Darimi, Nikah, 2 (2/132)
(4) Buhari, Savm, 8 (2/228). Edeb. 51 (7/86); Ebu Davud. Savm. 25 (Hadis No: 2362); Tirmizi. Savm, 16 (Hadis No:707); Ibn Mace, Siyam, 21 (Hadis No: 1689)
(5) Ibn Mace, Siyam 21 (Hadis No: 1690)
(6) Buhari, Savm, 2 (2/226); Müslim. Siyam 163; Ebu Davud. Savm, 25 (Hadis No:2363); Ibn Mace, Siyam, 21 (Hadis No: 1691); Nesai, Siyam, 42 (4/168); Muvatta, Siyam,
57(1/310)
(7) Bakara Suresi, 2/153
(8) Zümer Suresi, 39/10
(9) Taberani, Ebu Nuaym, Keşfü’l- hafa. Hadis No: 1455; el-Camiu’s- sağir, Nadis No:5060
(10) Buhari. Savm, 2 (2/226); Müslim, Siyam, 163-164; Tirmizi, Savm, 55 (Hadis No:764); Nesai, Siyam 41 (4/162-164); Ibn Mace. Siyam. 1 (Hadis No: 1638)
(11) Buhari, Savm. 4 (2/226); Müslim, Siyam, 166; Nesai. Siyam, 42 (4/168); Ibn Mace, Siyam, 1 (Hadis No: 1640)
(12) Buhari, Savm. 6 (2/228); Müslim, Salatü’l-müsafirin, 175; Tirmizi. Savm 1. (Hadis No: 683); Ibn Mace. Siyam, 2, (Hadis No: 1641).