Makale

Geleceğin ve YALANIN DÜNYASI

Geleceğin ve
YALANIN DÜNYASI

Mehmet Erdoğan

Bilim ve felsefenin zihniyeti,
arayışa veya araştırmaya dayanır.

Bilim ve felsefe gerçeği (hakikat) arayan birer disiplindir. Her biri kendi yöntemiyle onu bulmak ve ispat etmek ister. Din ve sanat ise gerçeği göstermeye, ortaya koymaya veya yansıtmaya çalışır. Bilim ve felsefenin zihniyeti, arayışa veya araştırmaya dayanır. "İlim zihniyeti, ilim meydana getirme yetisidir. Felsefe zihniyeti ise, felsefede zihnin hakikate doğru gidiş tarzidir."(Nurettin Topçu, Felsefe, Dergâh Yayınları, 2002) Bu durum din ve sanat için geçerli değildir. Çünkü din bir inanma işi olduğundan gerçeği peşinen kabul eder. Sanat bulduğu, gördüğü ve inandığı gerçeği yansıtmak iddiasındadır. Sanatçının gerçeklik arayışı, gerçeğin kendini arayış değildir; sanatçı, eseriyle gerçeğe giden yolu arar, "insanın kendisinin de bir parçası olduğu bütünün açıklamasına değil, benimsenmesine giden yol üzerinde şiir vardır. Şiiri bir bütüne ait olduğumuz duygusundan kalkarak okuruz."(İsmet Özel, Şiir Kitabı, Adam Yayıncılık, 1982)
Öyleyse gerçek nedir? Gerçek, bu sistemlere göre farklı tanımlanan, daha doğrusu bakış açılarının farklılığına göre farklı algılanan bir olgudur. Buna rağmen yine de gerçeğin niteliği üzerinde ortak bir görüşten söz edilebilir. Bütün sistemlerde gerçek, varlığı inkâr edilemeyen, mevcut olan, hayalî veya sahte olmayan, doğru, sahih, asıl, esas gibi anlamlara gelir. Bazen ne olduğuyla değil de ne olmadığıyla açıklanır. Meselâ gerçeği olduğu gibi kabul edip hayale kapılmadan hareket eden kişiye gerçekçi (realist) denir. O hâlde gerçek kavramının zıttı/karşıtı gerçek olmayan, sahte olan demektir. Bu ise yalandır. Yukarıda sözü edilen sistemler, yalan kavramına da farklı açılardan bakmakta ve farklı tanımlar getirmektedir. Gerçek kavramında olduğu gibi yine bütün farklılıklar, onun niteliğinin bir parçasını yansıtır. Bilime göre yalan, yanlıştır. Felsefe, tutarsız ve çelişik olanı yalan kabul eder. Ahlâka göre yalan; sahte, uydurma, gerçeğin gizlenmesi/örtülmesi (inkâr) anlamına gelir.
Sanat için yalan, söylenen ile söylenilen şeyin uygun olmama hâlidir. Din sadakat ve bağlılığı, sanat da gerçeğe uygunluğu esas alır. Sanatta yalan olarak nitelenen şey, gerçeği olduğu gibi yansıtmamaktır.
İnsanın günlük hayatında asılsız, gerçeğe uymayan, doğru olmayan, karşısındakini kandırmak maksadıyla söylenen söze yalan denir. Ne var ki yalan, insan hayatında her zaman bu açıklıkta cereyan etmez. Bazen bilinçli bir tavır ortaya koymak düşüncesiyle yalan söylenir. Buna belki stratejik yalan denilebilir. Bazen de bir kaçamak psikolojisiyle söylenmiş pembe diye nitelenen yalanlar vardır, bunlar ise gerçeği bütünüyle gizlemez. Bu tür yalanlar, çoğu defa vaziyeti idare etmek için söylendiğinden karşı taraf, söylenilen sözü arkasını okuyarak alır; yani burada iki tarafın birbirini idare etmesi, birbirine anlayış göstermesi söz konusudur. Meselâ bayanların yaşını gizlemesi, bir teklif karşısında kararsızlık hâliyle yapılan açıklamalar gibi. Ben hiç yalan söylemem diyen insan, gerçeğe uymayan söz söylemem demek istemiştir. Ama yine de mazeret psikolojisiyle "kitabına uydurulmuş" sözler söylemiş olabilir! Bunu ise insanın kendinden başka kimse bilemez. "Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki Allah, kalplerin içindekini bilmektedir." (Mülk, 13) Psikoloji bilimi, bütün bunları oturmamış kişilikle açıklar.
Bir de yalanın değişik bir boyutu vardır ki bu, yaratıcılıkla alâkalı bir olaydır, insanın kendi gerçeğini yalınkat bir biçimde, olduğu gibi, hatta kabaca ve ilkel (iptidai) bir şekilde ortaya koyması ve bunun üzerinden harekete geçmesi, kendine uygun bir arayışa girmesi, yani kendi kabuğunu kırmasıdır! Yalanın bu türü belki bir çeşit iç çatışma psikolojisiyle açıklanabilir. Sanatın kurmaca niteliği işte buradan kaynaklanır. Sanatçı, içinde yaşadığı dünyayı veya kendi iç dünyasını çelişkiler ve çatışmalar üzerinden yeniden kurar; olaylara, durumlara müdahale eder ve her şeyi yeniden inşa çabasına girer. Amacı, anlaşılması güç olguları anlaşılabilir hâle getirmektir. Buradaki kurmaca olayı, gerçeği tamamen amacından saptırmak değil, onun örtük yönlerini farklı bir yöntemle ortaya çıkarmaktır. Meselâ Dostoyevski, Suç ve Ceza’da itiraf etme duygusunu işlerken yalan üzerinde yoğunlaşır. Kahramanlarına şu ilginç sözleri söyletir: "Yalan, insanların bütün öteki yaratıklara karşı üstünlüğünü sağlar. Yalanla gerçeğe ulaşılır. Ben yalan söylediğim için insanım... Oysa biz kendi aklımızla yalan söylemesini bile beceremiyoruz. Bana kendi uydurduğun bir yalan söyle, seni alnından öpeyim! Kendi uydurman olan bir yalan söylemek başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın, İkincisinde ise papağandan hiç farkın yoktur. (...) Yalan, her zaman mazur görülebilir... Yalan sevimli bir şeydir, çünkü insanı gerçeğe ulaştırır. Hayır, burada insanın canını sıkan şey, yalnız yalan söylemeleri değil, ama kendi yalanlarına kendilerinin de inanmalarıdır. (Dostoyevski, Suç ve Ceza l-ll, çev. Haşan Âli Ediz, Engin Yayıncılık, 1990) Buradaki yalan, döngüsel olarak gerçeğin bir yansıtıcısıdır. Yazarın, kahramanlarına böyle bir söz söyletmekteki niyeti yalan söylemeyi "ibra" etmek değildir. Onun yapmak istediği salt gerçeği aramaktan başka bir şey değildir. İnsan, bazen başkalarına ait bir gerçeğin arkasına gizlenerek kendi gerçekliğiyle yüzleşmekten sakınır veya onun bilinmesini istemez. Bu durumda kendine ait bir yalan, yine kendi gerçekliğini ortaya koyması açısından başkalarının doğrularından daha fonksiyonel olabilir. Zaten Dostoyevski, roman boyunca cinayet işlemiş bir insanı itiraf ettirmeye çalışır ve böylece itirafın önemine vurgu yapmış olur.
Geleneksel tasavvuf ve halk edebiyatımızda veya deyim ve atasözlerimizde mecaz olarak kullanılan yalan kavramı, bilimsel ve felsefî bir nitelik taşımadığı gibi, insan psikolojisiyle ve sanatın kurmaca yönüyle de yakın bir ilişki içinde değildir. Çünkü geleneksel kültürümüzde yalan kavramı, dinî ve ahlâkî boyutuyla öne çıkan bir olgudur.
Kültürler arası etkileşimin yoğunlukta yaşandığı günümüzde, kendimizi doğru ifade edebilmemiz için dilimizin kavramlarını zenginleştirmemiz gerekmektedir.