Makale

Antepli ŞAHIN BEY

Antepli ŞAHIN BEY

İsmail Çolak

Anadolu coğrafyasının bağrından çıkardığı yiğit evlâtlardan biri de "Ayıntablı Şahin Bey"dir. Antepli Şahin, kahramanlar diyarı Ana- dolu-islâm karakolunun, hamiyetperver ve vefakâr bekçilerindendir. Sanki o, gidip de geri dönmeyen şanlı Osmanlı akıncılarının son tem- silcilerindendir. Cennet yurdumuza "ebediyet mayası" çalıp Müslüman Türk’e "ebedi vatan" kılarak; onun bize aidiyetini, bugüne uzanan çizgide damgalayan, şüheda kafilesinin kutlu bir neferidir. Şahin Bey, Millî Mücadele henüz başlamadan önce Antep’te verdiği destansı direnişle, vatan sevgisinin kendisinde tam manasıyla temerküz ettiği bir simge olmuştur. Vatanı, mel’un düşman çizmelerine çiğnetmemek için göğsünü siper etmiş ve kendini hiç çekinmeden, severek vatanına feda etmiştir. Şahsında, vatan için ölmenin ne kadar güzel ve yüksek bir duygu olduğunu temsil ve tescil etmiştir. Çanakkale’yi geçilmez ilân eden ruh ve şuur neyse; Şahin Bey’i kahraman yapan; onunla donanıp bedeniyle vatanını geçilmez kılan da aynıdır.
Askerlik hayatı ve kahramanlığa hazırlık
Asıl adı Mehmed Sait’tir. 1890’da Anteb’de fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve 4 yaşında öksüz kalmıştır. "Şahin Bey" ismi; din ve vatan yolunda gösterdiği efsanevî kahramanlıktan ve insan üstü gayretten ötürü kendisine güzel bir lâkap olarak yakıştırılmıştır. Şahin Bey; 1899’da Yemen’de başlayan askerlik hayatında arka arkaya, Trablusgarb, Balkan ve I. Cihan Harplerini görmüş ve Anteb’deki müdafaa şaheserinin provasını bir bakıma buralarda yapmıştı. En son 1917 Ekiminde, Sina Cephesinde teğmenliğe yükselmişti ve bunun serencamı da, daha sonra hak edeceği kahramanlık sıfatına yaraşır keyfiyetteydi. Bağlı olduğu alay, Araplar tarafından sarılıp komutan da şehit olunca, teslim olmak isteyenler çıkmıştı. Fakat Şahin Bey, teslim taraftarlarını hapsetmişti. Kendisi de, alayın geri kalanını gece karanlığından faydalanarak, çok sarp ve çetin bir geçitten geçirmek suretiyle kurtarmayı başarmıştı, işte bu hizmet ve kahramanlığı, onu başçavuşluktan teğmenliğe getirmişti. Daha sonra, Umumi Harbin bitimine yakın, Mısır’da Ingilizlere esir düşmüş; ancak Mütarekenin imzalanmasıyla birlikte serbest kalıp, önce İstanbul’a sonra da memleketine dönmüş ve hemen Kuvâ-yı Milliye Hareketi’ne katılarak Kilis yolunun Ulumase- re Köyü civarının reisliğini üstlenmişti. Antep müdafaası öncesinde gösterdiği eşsiz kahramanlığa da burası sahne olacaktı.
Antep cephesinde cihat çağrısı
Burada fevkalâde ibretamiz olan durum ise, uzun harp yılları boyunca hasretini çektiği eşi ve yavrusu ile yalnızca bir ya da iki gün beraber kalması ve ertesi gün hiç durmadan yeni vazifesinin başına dönmesiydi. Kısa müddet içinde, civar köylerden yaklaşık 200 civarında gönüllü yiğitten oluşan bir kuvvet tedarik etmekte gecikmemişti. Çeteler, akın akın Şahin Bey in karargahına gelip emir altında ölünceye kadar savaşacaklarına dair söz veriyorlardı. Bunda, Şahin Bey’in, bütün köylere dağıttığı; şahdamar- larına hitap edip ruhlarını ateşleyici şu beyanname, çok muazzam bir tesir icra etmişti: "Namusunu, iffetini ve dinini sevmeyen varsa; karılar gibi evde yatsın!" Daha da yetinmeyip köyleri tek tek dolaşan Şahin Bey, onlara; yabancıların ve Ermenilerin zulüm ve tazyiki, tarih boyunca hür ve efendi olarak yaşayan soyumuzun fıtri kahramanlığı, esaret ve boyunduruğa karşı direnme lüzumu ve millî haysiyet, şeref ve vatan müdafaasının kutsallığı, minvalinde telkin ve tembihlerde bulunuyordu.
Teşkilâtını tamamlamasının hemen ardından Şubat 1920’den itibaren Kilis-Antep karayolunu kapatmış ve buradan Fransız kuvvetlerine kuş uçurtmamaya başlamıştı. Çünkü bu yol, Antep’teki Fransızların her türlü ihtiyaçları açısından kan damarı mesabesindeydi. Şahin Bey, Kilis’ten başlayarak; Kızıl Burun, Kertil ve Ulu- masere olmak üzere, üç yerde müdafaa hattı oluşturmuştu. Yol üzerinde aldığı müdafaa düzeni ve tahkimatın, millî harekât ruhuna ters olduğunu söyleyen arkadaşlarına ise içini şöyle dökmüştü: "Düşman bu yoldan geçerse, ben Anteb’e hangi yüzle dönerim; hemşehrilerime ne yüzle bakarım? Son fişeğimi yakıncaya kadar tek başıma da olsa, buradan geçmek isteyen düşmanla çarpışmaktan asla vazgeçmem! Şayet, düşman geçerse göreceksiniz; naşımın üzerinden geçecektir!"
Fransızlara meydan okuması
21 Şubatta, Fransız komutana yazdığı mektupta, bu tavır ve hissiyatını, büyük bir cesaret ve kararlılıkla ortaya koyup, meydan okumaktan da geri kalmamıştı: "Antep-Kilis yolunda asayiş temin edilmiştir. Fransızlardan gayrı herkes, mesuliyetim altında tehlikesiz seyahat edebilir."
Cerçekten de Şahin Bey7 pek’çok defa Fransız kuvvetlerini pusuya düşürmüş ve fazlaca zayiat verdirerek Anteb’e geçmelerine müsaade etmemişti. Şahin Bey’in kahramanlıkları An- teb’de duyuldukça, halkın maneviyat ve morali hat safhaya ulaşıyor ve her geçen gün Kuvâ- yı Milliye’ye olan inanç ve güvenin daha da artmasına sebebiyet veriyordu. Şahin Bey’le baş edemeyen Fransız garnizon komutanı, 21 Şubatta Antep Mutasarrıflığına bir mektup göndererek, ona ait kuvvetlerin yoldan çekilmesi şartıyla anlaşma teklifinde bulunmuştu. Aynı gün Şahin Bey de, Fransız komutana, milletimizin hürriyet ve bağımsızlık duygularına tercüman olan şu sözlerle adeta haykıracaktı: "Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde bir damla Türk kanı karışıktır. Her bucağında bir atanın mezarı vardır. Adı belli olmayan zamanlardan beri, Türkler bu topraklarda yaşamaktadır. Türk bu topraklara, bu topraklarda Türk’e ısındı, kaynadı. Sade siz değil; bütün dünya bir araya gelse, bizi bu topraklardan ayıramaz. Sonra, sen hiç ömründe ’Türk esir yaşayamaz’ diye duymadın mı? Namus ve hürriyet için ölüme atılmak ise bize, Ağustos ayı sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Sizler canı kıymetli insanlarsınız. Çatmayınız bize. Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidiniz. Yoksa kıyarız canınıza!" Ancak Fransızların laftan anlamaya ve durmaya pek niyetleri yoktu. Nihayet, 24 Martta altı bin kişilik tam donanımlı bir Fransız takviye kolu, Anteb’e vasıl olmak üzere yola çıkacaktı. Yol boyundaki Kuvâ-yı Milliye birlikleriyle çok kanlı çatışmalar yaşanmıştı. Fransızlar, birliklerimizi top ateşi ve makineli tüfek yağmuruna tuttuklarından dolayı, fazla bir varlık gösterememiştik.
Destansı gayretleri ve son taarruz Savaşın üçüncü gününde Şahin Bey, hiç uyumamıştı. Oradan oraya koşarak, kumandanlara yeminler ettiriyor ve vatan için ölmek zamanının geldiğini hatırlatarak; azim, irade ve mukavemetlerini kamçılamaya ve bilemeye çalışıyordu. Onunki, bir tür son dakika çırpınmalarından ibaretti. Son gece mehtap altında, millî kuvvetlerin reis ve efradını davet ederek; ölünceye kadar bu son müdafaa hattında tutunmaları için yemin ettirmiş ve onlara şöyle seslenmişti: "Allah’ın yanına açık alınla gitmeliyiz. O’nun dinini, O’nun bayrağını çiğnetme- meliyiz! Kanımız bu topraklan sulayacak! Kimse bir adım geri çekilmeyecek! Gelin yemin edelim!" Askerlerini ise, şu canhıraş yakarışlarla yüreklendirmeye ve cesaretlerini ihtizaza getirmeye çabalıyordu: "Haydi aslanlarım, yiğitlerim! Düşman çok olsa da bir şey yapamaz. Biz kendi vatanımızı koruyoruz! Allah bizimledir; korkmayın!" 26 Mart sabahı Fransız kuvvetleri bir defa daha taarruza geçecekti. Kuvâ-yı Milliye birliklerini bir bir eriten Fransızlar, son olarak Şahin Bey’in kuvvetlerine yüklenmiş ve en ağır top ve makineli tüfeklerle saldırmışlardı. Bu amansız taarruza; kan kusturan bu cehennem ateşine sadece tüfekle mukabelede bulunmanın hiçbir mana ifade etmeyeceğinin; bunun ölümle eşdeğer olduğunun farkında olan Şahin Bey’in kuvvetleri, daha fazla dayanamamış ve geri çekilmeye başlamıştı.
Kahramanca şehadeti ve efsaneleşmesi
Yanında bulunan arkadaşları çekilmek için yalvarmalarına rağmen Şahin Bey, yerinde sanki çakılı kalmış ve siperi terk etmemişti. Dönmesi için ısrar edenlere; devleşen bedeniyle yeni bir istiklâl meş’alesi yakma ahdini tazeleyerek cevap vermişti. Adeta, vatan aşkıyla dolu yüreği şaha kalkmış; sanki tek başına vatan olmuş ve Yavuz Bülent Bakiler’in ifadesiyle; "yumruklarım memleket kadar büyük" dercesine kükremişti: "Sizler hiç merak etmeyin! Düşman arabaları benim cesedimi çiğnemeden, benim vatanım Anteb’e giremez; sizler müsterih olun!" Tek başına elinde silahıyla Fransızlara ateş etmeye devam ediyordu. Şahin Bey, kendisini kaybetmiş gibiydi. Son savunma hattı olan Elmalı Köprüsü’nün taşlarını siper alarak, sel gibi akıp gelen düşmana, tüfeğindeki son fişeği sı- kıncaya dek saldırmış ve son gücü ve nefesiyle de şöyle haykırmıştı: "Allah’ım din ü devletini kurtar! Alçak düşman, gel sen de beni süngü- le!" Mermisi bitince, bu sefer süngüyle düşmana hücuma kalkmıştı. Lâkin, gayet kalabalık, modern ve güçlü olan bir orduya böylesi bir mücadeleyle karşı koymanın; bir başına elde kazmayla koskoca bir dağı delmeye kalkışmaktan başka bir anlamı yoktu. Sonunda Şahin Bey, Fransız piyadelerinin süngü darbeleri altında şüheda kafilesine katılıp o tatlı şerbeti; ölümün güzel olduğu bir kutlu günde içmesini bilmişti. Şehadetine tanık olan emrindeki birlik komutanlarından Ali Nadi (Ünler), adeta bir kartal gibi onun göğe yükselişini, şöyle anlatmaktadır: "Şahin Bey, beygiri zorluyor; etrafına düşen mermilerden ürken beygir yerinden kımıldamıyordu. Şahin Bey’e: ’Duracak vakit kalmadı, çekilelim’ diye seslendim. Bu seslenişi işitip işitmediğini bilmiyorum. Beygirden atladı ve şoseye doğru koşmaya başladı. Şehadetini daha sonra öğrendim. Düşman birlikleri uzaklaştıktan sonra, savaş yerine gelen köylüler, Elmalı Köprüsü’ne yakın bir yerde cesedini bulmuşlardı."
Çatışmadaki Fransız yüzbaşısı Andrea Lefeure Tailon, daha sonra kaleme aldığı anılarında, Şahin Bey’in, dillere destan cesaret ve atılganlığı hakkında, şu takdir ve hayranlık yüklü cümleleri sarf edecekti: "Bir avuç Türk müfrezesi, inanılmaz şekilde direniyordu. Kalbimizde hırs değil, takdir hissi vardı. Başlarında genç bir adam vardı. Subayları olmalıydı. Allah bilir ya, ateş etmek istemedik. Yürüdük. Süngülerine davrandılar. Ne yazık ki, savaşta kahramanları da öldürmek gerekiyor; hedefe varmak için. 10 dakika sonra, baştaki genç subay ve arkadaşları, diğerleri gibi süngü çatışmasında hayatlarını kaybetmişlerdi. Anteb’e erzak yetiştirdik; ama o genç subayın hayali, bütün Kilikya maceramızda bizi bir gölge gibi kovaladı!"