Makale

HAYIRLI ÜMMET

HAYIRLI ÜMMET

Halil Sevgin
Diyanet İşleri Başkanlığı
Emekli Başkan Yardımcısı

Al-i İmrân suresinin 110. âyetinde; Hz. Mu- hammed’e ve onun tebliğ ettiği dine bağlı olan ümmetin en hayırlı bir millet olduğu beyan edilmekte ve hayırlı olma durumu da bu milletin; ma’rufu emretme ve münkerden nehyetme özelliğine sahip olma esasına bağlanmaktadır.
Âyet-i kerimeden ilk bakışta anlaşıldığına göre, İslâm toplumunun her ferdi, gücü nisbe- dnde insanlara doğru yolu gösterme ve fenalıktan alıkoyma görevi ile mükelleftir. Çünkü bu görev, İslâm’ın ve müslümanların dinamizmi için şarttır.
İslâm toplumsal yapı ve sosyal hayatta neme lazımcılığa ve vurdumduymazcılığa onay vermez. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" vs. şeklinde lisanımıza giren sözler, bu toplumun hayrına söylenmiş sözler değildir. Hatta üzerinde durduğumuz âyet-i kerimenin içeriğinde bir humanite sezmek bile mümkündür. Zira, insanları kötülükten alıkoymaya çalışan kimsenin karşısındakinin kötülük yapmasına, kötü bir duruma düşmesine rıza göstermesi ve bu kötülüğü önlemeye çalışması, onun insanlar için beslediği sevginin bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dinimizin müminlere yüklediği bu misyon, nasıl tatbikat safhasına konulmalı ve bu görevi ifa den kişi ve kişiler nasıl hareket etmelidirler?
Bu konuda Peygamberimiz Hz. Muhammed’in sözleri bize yol göstermektedir. Hadis-i şerif üzerinde durmadan önce ve hadisin daha iyi anlaşılabilmesi için önemli bir vakaya işaret etmek isterim. Emevflerden Mervan b. el Hakemin Medine Valiliği yıllarında bir bayram günü M ervan, Minber-i şerîfı musallaya taşıtmış ve hutbeyi de bayram namazından önce okumuştu. Bu esnada cemaatten biri ayağa kalkarak, Mervan’a hitaben, “Sen ümmete muhalefet ettin” demiştir. Bunun üzerine cemaat arasında bulunan Ebû Sâid el Hudrî itiraz edenin kim olduğunu sormuş, öğrenmiş ve... İşte bu kişi üzerine vacip olanı yapmıştır, dedikten sonra, sözlerine şu şekilde devam etmiştir. Ben Allah’ın Rasûlünün şöyle buyurduğunu işittim: “Her kim dînen haram ve aklen çirkin olan bir şeyin yapıldığını görür de o şeyi eliyle değiştirmeye gücü yeterse eliyle değiştirsin. Buna kudreti yoksa diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de kudreti yoksa kalbiyle değiştirsin." Yani hiç olmazsa kalben ona rıza göstermediğini belli etsin.
0 günün şartlarında bir Emevî Valisine karşı nehyi ani’l-münker yapmak, o kişinin salâ- bet-i diniyyesini göstermesi bakımından önemli bir harekettir. Ebû Sâid el Hudrî hazretleri de bunu vurgulamak istemiştir. Satırlarıma son verirken sözü, şu noktaya getirmek istiyorum. Dinimizin, devletimizin ve milletimizin zararına hiçbir konuda neme lâzımcılık yapmamalıyız. Devletimizin adı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bize bu devleti dedelerimiz kurmuş, devletin sınırları dedelerimizin kanlarıyla çizilmiştir.
Öyleyse ecdadımıza hayırlı torunlar olmak zorundayız. Bu gün devletimiz ve milletimiz sıkıntılı günler yaşamaktadır. Bizlere düşen görev, bu sıkıntıdan kurtulması için devletimize gücümüz oranında yardımcı olmaktır. Yardım yaparken şimdilik kaydıyla, krizin sebeplerini ve müsebbiplerini nazara almayalım. Çünkü artık olan olmuş, testi kırılmıştır.
Nâçizâne olarak şu yardım çağrısını yaparken yurtiçinde yaşayanlar, yurtdışında yaşayanlar diye bir ayırım yapmaya da gerek görmedim. Zira, bu vatan hepimizin. Bundan önce de sıkıntılı günler yaşadık. Bu sıkıntıların hepsinde, gurbet ellerde yaşayan değerli ve fedâkâr vatandaşlarımızın çok büyük katkıları olmuştur. Yine aynı anlayışı ve fadâkharlığı bu yurttaşlarımızdan beklemekteyiz.