Makale

PLÂNLI İNSAN

PLÂNLI İNSAN

Selman ZEMCİOĞLU

Yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışırken, dünya işlerini tanzimde ömrünün çokluğunu düşünerek telâş etmez. Projesinin başında çalışırken namaz vakti gelmişse o projeyi devam ettirmek için ömrünü uzun kabul eder, fakat namazı vaktinde kılmadan ölebilirim diye de telâşlıdır. Namazını vaktinde kılar ve sonra projeye devam eder. Bütün dünya işlerinde hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışmayı bu tarzda düşünür.
GİRİŞ
Allah ve Rasülünün övdüğü mekârimi ahlâk sahibi insan yaratılmışların en şereflisidir. Bir muhitin şerefi, orada mukim olan insanın şerefiyle ilgilidir. Bu insanın bir dünyası, bir de ahireti vardır. Dünyada ekeceğini ahirette biçeceği düşüncesi içerisindedir. Dünyada yaşadığı müddetçe her hareketinde bu fikir hâkimdir. Dünyada kalacağı müddeti tefekkür eder ve o müddet içinde de dünyada ahiret için çalışır. Bu çalışmalarında "Yarabbi, maksadım sensin. Yalnız senin rızai şerifini istihsal için çalışıyorum. Beni saadet ve iman ehli arasına dahil et." diye yalvarır.
Bu insanın hedefi Allah rızasını istihsaldir. Bunu temin ederken nefsinin süfli arzularına, civarının engellerine şeytanın türlü hilelerine son derece dikkat eder ve Allah’ın yasaklarına yaklaşmamaya bütün gücüyle gayret eder.
Allah ve Rasülünün emrettiklerini yerine getirmek, nehyettiklerinden aslandan kaçar gibi kaçmak suretiyle istikâmetini tayin eder. Civarına da gerek fiiliyatı ile ve gerekse sözleriyle nasihatte bulunur. Allah ve Rasülünün emirlerini yapmayan, yasaklarından çekinmeyenlere gerektiği şekilde ikazdan sonra yapacak bir şeyi kalmamışsa Allah için buğzeder. Bu buğzunu da onlara hissettirir. Fakir, zengin ayırdetmeden sevdiğini Allah için sever.
Allah ve Rasülünü hatırlatan bir yüz, onun için bakılacak yüzdür.
Kardeşlerini ziyarete gittiğinde; acaba bana ihsas ettirmediği hangi eksiği var ki ben onu tamamlayayım, diye düşünür. Hizmet için ayrılmış bol zamanı var görünür. Şahsi bütün işlerini uykusundan, istirahatinden ayıracağı zamanlara bırakarak daima kardeşlerinin hizmetine koşar. Hizmetini görürken "istismar ediliyorum hep beni çalıştırıyor, o ise benim için hiç bir şey yapmıyor" diye aklından bile geçirmez. Çünkü bu hizmetinin mükâfatını yalnız Allah’tan beklemektedir. Kardeşleri de kendisini ziyarete geldiğinde, büyük bir cömertlik içinde elinde, evinde ne varsa ikram etmek için gayret gösterirken "acaba bu kardeşimin beni ziyaretteki maksadı nedir? Benden bir isteği mi var? Hangi noksan tarafı var da bana diyemiyor? Ben bu kardeşimin hangi hizmetinde faydalı olabilirim." Diye tefekkür eder. Fayda, onun için ölçüsü tartısı olan bir şey değildir. Onun için ancak, hatırından- hiç çıkaramadığı kardeşinin ahireti için faydalı olmaktır. Bu insanın gözünde bütün insanlar tarak dişi gibi müsavidir. Aralarındaki fark, Allah’a kulluk bakımındandır. Bunun için haramları terk veya takvaya devam hususunda yarışırcasına çalışır. Bedeninin kulluk itibariyle inkişafı, takvanın husule gelmesi için lâzım gelen amelleri işler. Daima tetikte kalbini gözetlemekle meşguldur. Zira vücudundaki sol göğsün iki parmak altında bulunan kalbi bozulursa bütün vücudu bozulacaktır. Her an kalbini kontrol altında bulundurur. Hiç bir yere sığmayan fakat mü’minin kalbinde tecelli eden Cenab-ı Rabbül-âlemine lâyık olmak için kalbini gözetlemeye mecbur olduğunu müdriktir.
Kendisine nefsinin ayıplarını gösterici ilim ehli ve marifet ehli ile sohbet eder. Kendi nefsini tercih edenlerle sohbet etmekten uzak durur. Kendisini şerefli addeden, ya parasına veyahut işgal ettiği koltuğuna göre şekillenen plastik yapılı kimselerden uzak olur. Bazılarının nezaket çerçevesine girerek; ifade buyurdukları "ibadet eden fakat arada günah işleyen kimselere buğz caiz değildir" gibi adatmaca şahsi fikirlere itibar etmez. Allah için buğz edecek zamanı, yeri ve mevzuyu çok iyi bilir. Allah’ın yasaklarını işleyen bir adama bu hareketinden dolayı buğz etmemek fikri ya kendi nefsine de bu yasağı hoş karşılamaktan veya bazı süfli emellerine kavuşmak için buğz edilecek kimseyi kullanmak arzusundan ileri gelmektedir. Bunun için dalkavuktan, cahil mutasavvıftan, gafletle de olsa zulmedenden uzak olmak zorundadır.
Bir kimsenin yüz vasfından biri iyi olsa o kimseyi bu bir vasfı için sever ve 99 kötü vasfını 98’e ve daha aşağıya indirmek için çalışır.
Herkese yardım eli açıktır. Hatta zalime bile yardım nazarıyla bakar. Zalimin zulmünü nasıl yok edeceğini, nasıl azaltacağını tefekkür eder.
İnsan her fiiliyatında edebli olmayı şiar edinir. Topraktan yaratıldığını, nefsinin gene toprak olacağını gözönüne getirerek küçüğe merhametle, büyüğe hürmet etmeyi müsavi tutar. Kendi nefsinden başkasına insaf etmekle beraber kendi nefsi lehine insafı terkeder. Fukara zümresine yardım eder. Bir işte dünya ve ahiret menfaati karşı karşıya geldiğinde ahiret menfaatim tercih eder, beş vakit namazı cemaatle hem de kabilse ön safta kılmaya devam eder. Halkın iltifatı şaşırtır endişesine kapılıp cami yerine evde kılmayı tercih ettiren nefsinin hilesine son derece dikkat eder. Edebi terkettiği an tard olunacağını düşünerek hareketlerini tanzim eder.
İlim tahsiline son derece ehemmiyet verir. İlmi beşikten mezara kadar Çin’de de olsa gidip öğrenmek hususunda gayretlidir. Bu hususta ilk düşündüğü kulluğunu eksiksik yapmak, civarına kulluk yapmaları hususunda faydalı olmaktır. Bütün İlmî çalışmalarını bu esas üzerinde yaparken edebi, ilimden önce gözönünde tutar. Ona nazaran ilim edebten çok geridedir.
Kardeşlik duygusu nefsinden kardeşleri için fedakârlık yapmayı gerektiriyorsa düşünmeden yapar. Kendisi mahrum kalsa da bunu tereddüt etmeden yerine getirir.
Çoğu zaman kendisinin ihtiyaçlarını söylemeden anlamaya çalışır. Ve derhal ihtiyacını giderir. Gönlünde kardeşine karşı selâmet vardır. Kardeşinin arkasından söylenen sözleri şiddetle mâni olur. Kardeşi için hayırdan başka bir şey düşünmez. Merhamet duyguları Allahın yarattığı canını Allaha ibadet yolları dışında kullanmasına manidir.
Kıymetini takdirden aciz olduğumuz zamanı, kulluk duyguları içinde geçirmenin zaruretine inanmıştır. Nefsini Allah Rasülünün rızasına uygun olmayan yerlerde kullanmanın zulüm olduğunu kabul eder. Eş ve lyaline karşı, kardeşlerine ve cemiyetin her ferdine karşı, bütün canlılara karşı merhametlidir.
Yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışırken, dünya işlerini tanzimde ömrünün çokluğunu düşünerek telâş etmez. Projesinin başında çalışırken namaz vakti gelmişse o projeyi devam ettirmek için ömrünü uzun kabul eder, fakat namazı vaktinde kılmadan ölebilirim diye de telâşlıdır. Namazını vaktinde kılar ve sonra projeye devam eder. Bütün dünya işlerinde hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışmayı bu tarzda düşünür.
Hâsılı planlı insan ilim ve hikmet sahibidir. Adaletle hareket eder, sahavet sahibidir.