Makale

Bir Yarışmanın Ardından...

ŞÜKRÜ ÖZBUĞDAY
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Bir Yarışmanın Ardından...

Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğünce 1992-1993 Öğretim Yılında düzenlenen meslekî yarışmalardan "Hutbe Hazırlama ve Okuma" yarışması finali, 12 Haziran 1993 tarihinde, Zonguldak’ta yapıldı. Bu finalin Yüksek Seçici Kurulunda İlahiyat Fakültelerinin bazı öğretim üyeleriyle birlikte ben de bulundum. Finale sekiz bölgede, daha önce yapılan yarışmalarda birinci olan, bölge birincisi öğrenciler katıldı. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün kabul ettiği yarışma esaslarına göre öğrencilerin okuyacağı hutbeler; dil, muhteva ve hitabet olmak üzere 3 konuda değerlendirilecekti. Yine söz konusu esaslara göre taban puan 70 olup, 30 puan üzerinden değerlendirme yapılacaktı.
Yarışma, Zonguldak Vali Yardımcısı, Zonguldak Milli Eğitim Müdürü ve Din Öğretimi Genel Müdür Yardımcısı’nın protokol konuşmalarından sonra başladı. Yarışmacı öğrenciler, kur’a ile belirlenen sıraya göre hutbelerini, Ulu Cami’de, cemaatin huzurunda okudular.
Yarışmacı öğrencilerin okuduğu hutbelerde, göze çarpan tek şey heyecandı. Bu heyecan, okunan metinlere, hutbeden daha çok miting konuşması havasını veriyordu. Haddinden fazla bağırmalar, konuşma anında yumruğunu havaya kaldırmalar v.s. gibi. Nitekim, yarışma sonrası Din Öğretimi Genel Müdür Yardımcısı Sayın Cemal Şeref RAMA-ZANOĞLU, şu sözleriyle bu gerçeği ifâde ediyordu: "Hutbe ayrı şey, nutuk ayrı şey". Gerçekten de okunan hutbeler; gerek muhteva, gerekse hitabet yönüyle değerlendirildiği zaman, hutbeden çok miting konuşmasını andırıyor, bir takım olumsuz tablolar çiziyordu.
Bu yarışma sonrası, görebildiğim iyi ve noksan yönleri kaleme almayı, iyi yönler için ilgililere teşekkürü, eksiklikler için ise, yetkililere bazı tedbirler almalarını hatırlatmayı kendime görev addettim. Bunları şöyle sıralıyorum:
1) Zonguldak Valiliği’nin himayesinde, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Zonguldak İmam-Hatip Lisesi Müdürü ve il Müftülüğü’nün işbirliği ile gerçekleştirilen organize mükemmeldi, camideki ses düzeni, yarışmayı hanımların ayrı bir bölümden izleyebilecekleri kapalı devre televizyon sistemi, yarışma sonrası, yarışmacı öğrencilere dağıtılan değerli hediyeler bunun göstergesidir. Bunun için başta Zonguldak Valiliği olmak üzere, emeği geçen kuruluşlara ve yarışmaya gereken ilgiyi gösteren Zonguldak halkına teşekkür ediyorum.
2) Yukarıda da ifade ettiğim gibi yarışmacıların okuduğu metinler, gerek muhteva gerek hitabet yönünden hutbe olmaktan uzaktı. Hutbe metinlerinin kaynakları, günlük gazete ve dergilerden ibaretti. Öğrenebildiğime göre, bu hutbeler önce, her öğrencinin hitabet öğretmeni, sonra okul müdürü, daha sonra da Din Öğretimi Genel Müdürlü-ğü’nün ilgili birimlerince kontrol edildikten sonra bu hale gelmiştir. Buna göre, her üç kademede de ilgililerin konuya gereken hassasiyeti göstermedikleri ortaya çıkmaktadır.
Hutbe’nin hem toplumu aydınlatma ve hem de Cuma namazı açısından önemi büyüktür. Bilindiği gibi hutbe okunması, Cuma namazının sıhhat şartlarındandır. (1) Ayrıca haftalık Cuma hutbesi ile ruhlara yeni bir gıda takdim edilirken, cemaatin Islâmi kültürleri arttırılır. Hayatı sevme, hayatta başarılı olma yolları ve yöntemleri işlenir. Dünya ile ahiret, ruh ile beden, madde ile mana arasında denge sağlanması için ilahî buyruklar, Nebevî sünnetler sergilenir. Hayırhahlık, âlicenaplık, dayanışma, sevgi, saygı, edep ve terbiyenin taşıdığı mana ve müsbet sonuç misallerle anlatılır.(2)
Hutbenin İslâm’daki ehemmiyeti, imam-hatip Liselerindeki Hitabet derslerinin önemini de ortaya koyar. Çünkü bu eğitim müesseselerinden mezun olanların büyük bir bölümünü Diyanet İşleri Başkanlığı, camilerde imam-hatip olarak istihdam etmektedir. Bu gençlerin görev hayatına atıldıktan sonra, hutbe yoluyla toplumu aydınlatmadaki başarıları ya da başarısızlıkları, eğitim devresinde almış oldukları, eğitim ve uygulamaya bağlıdır. Eğer eğitim döneminde uygulamalı olarak hutbe hazırlama ve okuma kültürünü ehil öğretmenlerden tam olarak almışlarsa, görevlerinde başarılı oldukları görülür. Müftülerimizde bunun böyle olduğunu yakınen bilmektedirler.
3) Adı üzerinde "İmam-Hatip Lisesi" olan okullarımızda "hitabet" veya diğer adiyle "Hutbe Hazırlama ve Okuma" ya temel bir ders olarak, gereken ağırlık ve önem verilmelidir. Ayrıca bu ders, okul müdürleri tarafından, ders saati doldurmak gayesiyle herhangi bir öğretmene değil, bu konuda yeterli bilgi ve tecrübesi olan ehil öğretmenlere verilmelidir. Bu okullarımızda, uzun yıllar, vaizlik, imam-hatiplik görevi yaptıktan sonra öğretmenliğe geçen tecrübeli hocalarımız vardır. Bunlar hutbenin usûl ve âdabını öğrencilere uygulamalı olarak öğretmelidirler.
4) İmam-Hatip Liselerinde "Hitabet" veya "Hutbe Hazırlama ve Okuma" dersini okutan öğretmenler, Diyanet İşleri Başkanlığı ile işbir-liiği yapılarak hizmetiçi eğitim kursuna tâbi tutulmalı, böylece Türkiye genelinde bir metod birliği sağlanmalıdır.
5) İmam-Hatip Lisesi öğrencilerinin eğitim süresi içerisinde -şimdi olduğu gibi, son sınıfta sadece bir defa değil- müftülüklerimizle işbirliği yapılarak, bu konuda devamlı tatbikat yapmaları hedeflenmelidir.
Yazımı şu cümle ile noktalamak istiyorum. Öğreticilerin bu ve benzeri konularda daha iyi yetişmeleri için, Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile Diyanet İşleri Başkanlığı daha sıkı işbirliği yapmalıdır.

1-Hâşiyet-ü Ibn-i Abidin, İst. 1984, C:2; Sh: 147.
2-Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı, Celal YILDIRIM, Ankara 1991, C:1; Sh: 477.