Makale

SEVGİ VE RAHMET DİNİ İslam

SEVGİ VE RAHMET DİNİ İslam

Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz
Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.

İslâm kelimesi bir Kur’an terimi J olup, "selime" kökünden türemiştir, (y Sözlük anlamı; ayıplardan arınmak, afetlerden uzak olmak, güven içinde bulunmak, kurtulmak, boyun eğmek, barış içinde yaşamak, itaatli olmak ve acımaktır.
İslâm terminolojisindeki anlamı ise şudur: "Yüce yaratıcı tarafından, son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s)’e vahy edilen, Kur’an ve sahih sünnete ve akl-ı selime dayalı olan hayat dinidir." Bu dine inananlara Müslim, yahut Türk dilinde Müslüman denilir. Buna göre Müslüman; güven içinde yaşayan, ayıp ve kusurlardan arınmış, acıma duyguları ile dolu, disiplinli, hayat dolu, sevgi dolu bir insan demektir. Yukarıdaki tanımı biraz daha genişletecek olursak onu şöyle açmamız mümkündür: İslâm, fıtrat dinidir. Fıtrat yaratılış demektir, hayat demektir. Çünkü İslâm; insanın hem ruhsal hem de bedensel yapısına uygun emir ve talimatlar getirmiştir.
Tevhid inancı, ruh ve bedenin birleşmesi ile oluşan insan varlığındaki birlik ve bütünlüğü, daha geniş çapta bakarsak, evrendeki birleşen kuvvetleri temsil eder. Bu bakımdan inancımız hayat gerçeklerine, ruh-beden bütünlüğüne tamamen uygundur, insan ve diğer canlılar ayrı ayrı varlıkların bir araya gelmesi ile varlık sahnesine çıkıyor. Bu bütünlüğün temelinde yatan unsur, aşk ve sevgidir. Hayatın her alanında sevgi temel olduğu gibi, İslâm dininin temelinde de sevgi vardır. Allah kullarını sever, inanan ve güzel işler yapanları sever, çirkin işlerden hoşlanmaz; kâfirleri, zalimleri, hainleri, saldırganları, kibirlenenleri, şımaranları sevmez. Ulu Allah emir ve talimatlarının sevgi ile gözetilmesini istiyor, emirlerin sevgi ile yerine getirilmesini, yasaklardan kaçınmanın sevgiye dayandırılmasını istiyor. Tevhit inancının tersi olan şirk; Allah’a ortaklar koşmak demek olup kuvvetlerin ayrılmasını temsil eder, bu yönü ile bakılınca onun hayat ile çeliştiği görülür. Çünkü hayat, birleşmenin ürünüdür. İslâm’ın, şirki yok edilmesi gereken baş hedef göstermesinin sebebi de budur. Dünyada Allah’a ortaklar koşarak medeniyet kurmuş bir millet görülmemiştir.
Ulu yaratıcı, İslâm dinini bize fıtrat yönü ile tanıtıyor, şöyle buyuruyor: "O halde, orta bir yol izleyerek, Allah’ın insanların yaratılışlarına koyduğu dine doğrult. Allah’ın yaratması için değiştirme söz konusu değildir. Bu, dosdoğru bir dindir. Fakat, insanların çoğu bunu bilmezler."(Rum, 30)
Bu ayet, din-toplum yapısının iç içeliği açısından son derece anlamlıdır. Yani, İslâm dini insanın yaratılışında yer almakta ve onunla uyum içindedir. Kesinlikle İslâm, insan ile çelişmez, toplum ile çelişmez, evrendeki olaylarla çelişmez. Çelişmemesi bir yana, İslâm bunların hamurunda vardır. Yukarıdaki ayet bize bu mânâları hatırlatıyor. Allah’ın rahmeti çok geniştir. Bir insan ne kadar kusurlu olursa olsun, işlediği günah ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın bağışlaması karşısında küçüktür. Yeter ki, insan kötülüklerinin farkına vararak bunlardan vazgeçsin, Allah’tan bağış dilesin... Kur’an’daki şu ayet ne büyük bir umut kaynağıdır: "De ki; ey hata işlemekte sınırı aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah, günahları bütünü ile bağışlar."(Zümer, 53) İslâm; kolaylık getirmiş olup Allah’ın koyduğu Tevhid dininin adıdır. Ulu Allah Kur’an’da bu konuyu şöyle ifadelendiriyor: "Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. Sizi o seçti. Babanız İbrahim’in getirdiği tevhit dininde olduğu gibi, din işlerinde .. size hiçbir güçlük vermedi. Daha önceki kitaplarda da bu kitapta da o size Müslüman adını verdi."(Hac, 78)
Bakara süresinde, İbrahim (a.s.)’dan hikaye- ten Ulu Allah şöyle buyuruyor:
"Ey Rabbimiz! ikimizi sana teslim olan (Müslim) yap, neslimizden de sana teslim olan topluluk yap."(Bakara, 128) Devamındaki ayette ise şu ifadelere yer veriliyor: "İbrahim ve Yakup (a.s.) da bu tavsiyeyi oğullarına şöyle yaptılar: Ey oğullarım! Allah bu dini sizin için seçti. O halde Müslüman olarak ölün." (Bakara,
132) Başka bir ayette de şöyle buyurulmaktadır: "Ey insanlar!
Allah’tan korkun ve ölürken ancak Müslüman olarak ölün."(ÂI-i Imran, 102) Hz. Peygambere hitaben Yunus Suresinde de şöyle buyurulmak- tadır: "Eğer yüz çevirirseniz, ben sizden herhangi bir ücret istemiyorum, benim görevimin karşılığını vermek yalnız Allah’a aittir. Ben Müslümanlardan olmakla emrolundum."(Yunus,72) Kur’an, insanlara bir tehdit kitabı olarak değil, bir müjde, bir rahmet kitabı olarak indirilmiştir. Bu konuda ise şöyle buyuruluyor: "Biz sana Kitabı, her şeyin açıklayıcısı, kılavuz, rahmet ve müjde olarak indirdik."(Nahl, 89) "Azabımı dilediğime dokundururum, rahmetim ise her şeyden geniştir. Onu Allah’tan korkan, zekâtı veren ve ayetlerimize inananlara, yanlarında bulunan Tevrat ve İncil kitaplarında yazılı buldukları, okuma yazması olmayan o Peygambere uyanlara yazacağım. O Peygamber ki, kendilerine iyilikleri emreder, kötülüklerden sakındırır, temiz-hoş şeyleri helâl kılar, murdar - iğrenç şeyleri yasaklar, ağır yüklerini kaldırır, zor olan teklifleri hafifletir, işte bu Peygambere inanıp takviye eden, ona yardım eden, kendisi ile beraber indirmiş bulunan ışığa uyanlar yok mu? İşte onlar kurtulacakların ta kendileridir. De ki: Ey insanlar! Ben, göklerin ve yerin hakimiyeti kendine ait olan, kendisinden başka tanrı bulunmayan, yaşatan ve dirilten Allah’ın, hepinize gönderdiği bir elçisiyim.
O halde, Allah’a inanın, Allah ve Resulüne inanan Elçisine de inanın ve ona uyun ki, doğru yolu bulasınız." (A’raf, 157-158)
"Allah’a çağırıp yararlı işler yapan ve ben Müslimlerdenim, diyenden daha güzel sözlü kimdir?" (Fussilet, 33) "Teslim olan erkekler, teslim olan kadınlar, inanan erkekler, inanan kadınlar, boyun eğip içtenlikle kullukta bulunan erkekler, ibadet yapan kadınlar, dürüst erkekler, dürüst kadınlar, sabırlı erkekler, sabırlı kadınlar, Allah’a karşı eğilen erkekler, Allah’a karşı eğilen kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkekler, namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkekler, Allah’ı çokça anan kadınlar için, Ulu Allah bağışlanma ve büyük bir karşılık hazırlamıştır" (Ahzab, 35). Bu ayetlerden çıkan sonuç şudur: İslâm, Ulu Allah’ın, kulları için seçtiği kurtuluş yolunun adıdır. Daha önceki peygamberler de bu dinin ilkeleri ve koyduğu ibadetlerle emredilmişler, sakındırdığı tehlikelerden sakındırılmışlardı. İslâm, problemlerden kurtulmanın, huzur ve mutluluğa kavuşmanın, iç dünyayı tatmin etmenin, arınmanın, bağnazlıktan ve katılıktan kurtulmanın, acımasızlıktan beri olmanın yoludur. Ayetlerde açıklanan özelliklere sahip olanlar şüphesiz ki kurtulacaklardır.
Ancak, burada bir noktaya işaret etmek istiyoruz: Son zamanlarda bazı ilim adamlarının ileri sürdüğü yorumlara göre, Müslüman olmadığı halde, kitap ehlinden Allah’a, ahiret gününe inanan ve yararlı işler yapanların cennete girecekleri iddiasının, yukarıda meallerini kaydettiğimiz ayetler çerçevesinde düşündüğümüz takdirde doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü hiçbir ayette bu gibi özelliklere sahip olanların cennete girecekleri konusunda açık bir ifade yoktur. ’Islâm, gerçekten rahmet ve müjde dinidir; İslâm bir ceza dini bir tehdit dini hiç değildir. Kur’an çerçevesinde tarafsız bir gözle yapılacak olan araştırmalar, insanı bu sonuca götürmektedir. Her işin başında çekmemiz tavsiye edilen besmele rahmet ve şefkatin İslâm’da temel olduğunun kuvvetli bir belgesidir.
Özellikle ibadetlerde her surenin başında okumamız K sünnet kılınmış olan besmele, Kur’an’ın şefkate bakan bir penceresidir. Anlamı şudur: "Acıyan, esirgeyen Allah’ın adıyla.." Namaz kılarken her rekâtın başında okumamız mecburi kılınan Fatiha suresi de Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatları ile başlamaktadır. Ulu Allah’ın isimlerinden biri Gafur’dur. Gafur çok bağışlayan demektir. Biri Afuv’dur. Afuv, çok affeden demektir. Biri Vedud’dur. Vedud, çok seven ve çok sevilen demektir. Bundan da anlıyoruz ki, İslâm’ın temeli rahmettir, sevgidir, müjdedir, acımadır. Ancak, fıtratındaki temiz duyguları kirlenerek yanlışlar yapan ve disiplini bozmaya maruz kalan insanın disiplin altına alınması da zarurîdir. Bu disiplin, insanı sıkıntıya sokmak için değil, tam tersine sıkıntılardan korumak içindir. Bunun için uyarıcı nitelikte bazı tehditler ve caydırıcı cezalar da konulmuştur. Ancak, bu gibi tehdit ve cezaların sayısı çok değildir. Çünkü insan kolay unutmaya, kolay yoldan çıkmaya maruz olan bir varlıktır. Bunun için uyarılmaya muhtaç olup İlâhi yolun trafiğinde güvenli seyredebilmek için nasıl bazı kurallar konulmuş, bu kuralları ihlâl edenlere cezalar düzenlenmişse ve bunun yürümesi zaruri ise, İslâm’daki kurallar ve yasaklarla tehditler de uyarma, caydırma ve düzgün bir hayata kavuşmayı hedeflemektedir. Bundan daha tabii ne olabilir ki?
Ancak, dikkatle okununca görülür ki, Kur’an cehennem ile cenneti, tehdit ile müjdeyi, yasak ile mubahı mükemmel bir denge içinde vermektedir. Bununla beraber, genel ilke olarak haramların sayılarının çok az, helallerin sınırının çok daha geniş olduğu da görülür. Yüce Allah, kendisine yönelen, O’na yakaran herkesi bağışlayacağını ilân etmiştir. Buna karşılık kimlere azap edeceği hususunda genel bir ilke koymuştur. Aşağıdaki ayet bu
I ilkeleri bize tanıtıyor: "Azabımı dilediğime dokundururum. Fakat, rahmetim her şeyden geniş- tİr."(A’raf, 156)
İslâm, insanları tehdit etmek, cezalandırmak, sıkıntıya sokmak, kan akıtmak, cehenneme sokmak, baskı altında tutmak için değil; güzel ve yararlı işler yapmalarını sağlamak, onları ödüllendirmek, korumak, acımak, özgür kılmak, yaşadıkları hayata anlam kazandırmak, her iki dünyada kendilerini mutlu kılmak için gönderilmiştir.
İslâm’ın ilkelerini yaşayan fert ya da toplumlar dünya hayatını cennete çevirirler. Tarihteki uygulamalar bu düşüncelerimizin şahididir. Bazı Müslümanların İslâm adına ortaya koydukları yanlış davranışlar ve yanlış tutumlardan ise İslâm dini kesin olarak uzaktır. Bazı Müslümanların yaptıkları ile İslâm’ın ilkelerini birbirine karıştırmamak gerekir./Kişilerin yaptıkları hataları İslâm’a mal etmek son derece yanlıştır. O halde, gerçek anlamda Müslüman olmak kurtuluşun tek yoludur. Bu yol da Kur’an ve sahih sünnet ile akıldan geçmektedir.