Makale

BATININ İSLAMA BAKIŞI

M. Akif KOÇ

BATININ İSLAMA BAKIŞI

BEŞER hiç şüphesiz bir arayış içinde. Dünyanın dört bir yanında maddî-manevî buhran bataklığında bocalayıp duran insanoğlu, Kuranla ve onun en büyük müfessiri Hz. Muhammed (s.a.s.) ile tanışana kadar da bu ızdırap, bu derbederlik sürüp gidecektir. Bütün problemlerin çözümü Kuranda mündemiçken beşer hala neden ondan bihaber? Akıl sahibi olan bu eşsiz varlık, niçin Kuran’a yönelmekte gecikmektedir. Hz. Muhammed (s.a.s.) gibi her yönüyle mükemmel bir mürşit ortadayken, günümüz insanının ona ulaşmasına mâni olan engeller nelerdir? Bu ve benzeri suallerin cevaplandırmasını, istikbalin şekillenmesi açısından zaruri görüyoruz. Zira hastalığa sebep olan âmillerin tesbiti, tedavide en önemli merhaledir.
Onüç asırdır Kur’an ve onun tebliğcisi Hz. Muhammed (s.a.s.) daima gündemdedir. Lehte ve aleyhte belki de üzerinde en fazla münakaşa, müzakere ve araştırma yapılan mevzular, o mükemmel kitap ve eşsiz mübelliği üzerinde yoğunlaştırılmıştır.
Batı, hiçbir zaman islâm karşısında objektif olamamıştır. Öyle anlaşılıyor ki, Batı’nın ve Batı güdümündeki bölgelerin ilâhi hidayetten mahrum kalışının en büyük sebebi budur. Yahudiler, tarih sahnesinde Hristiyanlığı kabul etmemekle hidayet yolundan ayrıldılar. Birçok Hristiyan düşünür, bu hataları yüzünden Yahudileri yerden yere vururken, diğer taraftan da Hristiyanlar, islâmiyeti kabul etmemekle aynı hataya düşmüşlerdir. Bu zaviyeden bakılacak olursa Hrıstıyanların takındığı tavır hiç şüphesiz bir dualizmdir.
Avrupa, genel olarak dinlerin hiçbirisine sıcak bakmaz. Tarihinde hiçbir zaman gerçek manasıyla Hristiyan olmayan bu kıfa sadece putperest Roma ve Eski Yunan efsaneleri ışığında kendi bünyesine uygun bir Hristiyanlık anlayışı geliştirmiştir.(l) Hususiyle İslâm’ın ilk gününden beri akla hayale gelmedik her türlü metod ve vasıta islâmı imhaya çalışmıştır. Bunun sebebi ise hiç şüphesiz taassuptur. Bu mevzuda Müsteşrik Velfort, "Çağdaş Tarihte İslâm" adlı eserinin 104-113. sayfalarında şöyle söylemektedir. "Garb, bütün askeri, ilmî, fikrî, içtimaî ve iktisadî silahlarıyla İslâm’la savaşmaktadır." Şu halde Avrupa’nın islâm’a karşı olan husumeti şüphe götürmeyen bir realitedir^)
Hristiyanlann bu menfi tutumuna rağmen Müslümanlar, diğer din saliklerine olduğu gibi Batı Hristiyanlığına karşı da müsamahakâr davranmıştır. T.Arnold, "Islâmiyetin Yayılma Tarihi" adlı eserinde derki: "Sultan Selahattin’in asil karakterine mukabil, haçlıların fena idaresi, Yakınşark Hristiyanlarından birçoğunun, islâm idaresini kendi dindaşlarının idaresine tercih etmesine sebep olmuştur... Müslümanlarda görülen nazik ve cömert muamele ile dinlerini değiştirmişler ve islâmiyete girmişlerdir."(3)
İlmî karaktere sahip olduğunu iddia eden Batı, maalesef konu islâm ya da İslâmi de-ğerler olunca bu meziyetini muhafaza edemiyor. Özellikle Hz.Peygamber (s.a.s.)in konumu, müsteşrikler arasında halâ tesbit edilebilmiş değildir. Hatta O’na iftiradan çekinmeyenler mevcuttur.
Bu arada bazı müsteşrikler de islâm’ı orjinal bir din olarak kabul etmeme eğilimin-dedirler. Onlar, Arap geleneği içinde Yahudilik ve Hristiyanlığın katkısıyla "İslâm" dininin teşekkül ettiğini ileri sürmüşlerdir. (M.Watt, Maurice Gaudefroy Demombynes, H.A.R Gibb) Hatta bazı müsteşrikler, Kuran’ın Hristiyanlığa karşı olan yumuşak tavrından hareketle onun Hristiyanlık hakkındaki ciddî eleştirilerini unutarak Peygamber Efendimizi, koyu bir Hristiyan olarak göstermişlerdir.(4)
Batı’yı meşgul eden bir diğer konu Kuran üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çünkü batılılar, Kuran’ı, müslümanlann sahip olduğu dinamizmin asıl kaynağı olarak görürler. Bunun için de bütün güç ve imkânlarıyla onun tahrifine, teviline, imhasına yönelmişlerdir. Gladston, İngiliz Genel Meclisinde, Kuran’ı havaya kaldırarak "Müslümanların elinde bu Kuran olduğu müddetçe Avrupa, Doğu üzerine hâkimiyet kuramayacak ve bizatihi kendi de müslümanlardan emin olamayacaktır." ifadeleriyle bu gerçeği dile getirmektedir. Yine bir misyoner o-lan Katily’in itirafı da dikkate şayandır. "İslâm prensiplerinin aleyhine, onu yok edene kadar, Kuran’ı kullanmalıyız.(5)
Eğer müslümanlar İslâmı gerektiği şekilde temsil ve tebliğ edebilselerdi, buraya kadar izah etmeğe çalıştığımız menfi çabaların tamamı çok sönük kalacak ve dünyanın dörtbir yanında kitlesel İhtida hareketleri başgösterecekti. Fakat biz müslümanlar olarak insanlığa islâm prensiplerinden hareketle, bir başka kültür modeli teklif edip ortaya koyabiliyor muyuz? Evet ml, hayır mı?(6) Hiç şüphesiz "İslâmlaşma hareketi" özellikle geçmişle kıyaslanınca Batı’da ve sair gayri müslim memleketlerde büyük bir hız kazanmış, fakat henüz istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Kuran, misyonunu ancak kendisini hakiki manada anlamış, yüksek ruhlu insanlar sayesinde icra edebilir. Bu mümtaz neslin yetişmesi ise Müslümanların gayret ve fedakârlıklarıyla coşacak o-lan ilâhî rahmete bağlı bulunacaktır.
Herşeye kadir olan o Yüce Mevlâ’dan, bunalmış yaşlı dünyamızın ızdıraplarını dindirmesini niyaz ediyoruz.
***
1) Kutup, Muhammet, E’t-tatavvur Ve’s-sebat Fi Hayati Beşeriyye, Daru’şuruk 1986, 6. Baskı, S267
2) Kutup Muhammet, Yirminci Asrın Cahiliy-yeli, (çev. M.Hasan Beşer) Hilal Yayınları 1967, S.330,333
3) Dr. Zeki ALİ, islâmiyet ve Balı Dünyası, Bedir Yayınevi 1964.S.34
4) Prof. Fazlurrahman, Ana Konularıyla Kur’an, (çev. Yrd. Doç.Dr. Alpaslan Açıkgenç) Fecr Yayınları. Ankara 1987,1.Baskı. S3I1.322
5) Dr. Ulvan Abdullah Nasıh, EşŞebabul-müslim Fi Muvacehetit-Tehaödiyat. Daru’lUlum Beyrut. 2 Baskı 1988. S 51,52
6) Graudy Roger, İslâm ve insanlığın geleceği. (Çev. Cemal AYDIN)