Makale

Türk CEZA KANUNU VE DİN HÜRRİYETİ ALYEHİNE CÜRÜMLER

Rıdvan NİZAMOĞLU


Türk CEZA KANUNU VE DİN HÜRRİYETİ ALYEHİNE CÜRÜMLER

GİRİŞ
Türk. Ceza Kanunu’nun I75 incı maddesi, 176,177 ve I78inci maddelerle birlikte, 1986 yılı başlarında 9.1.1986 tarih ve 3255 sayılı Kanunla değiştirildi. Yapılan bu değişiklikle yeni şekil alan 175 ve 176ıncı maddelerin Anayasaya aykırı olduğu ve iptali gerektiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açıldı. Anayasa Mahkemesi, A-nayasaya aykınlık iddialarından hepsini varit görmemekle beraber, bir noktadan iddiayı haklı buldu ve sözkonusu 175 ile 176ıncı maddeleri iptal etti. Ancak Yüksek Mahkeme bu iptal ile uygulamada boşluk doğmaması ve Yasama Organının yeni bir düzenleme yapmasına imkân sağlanması için, iptal hükmünün, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak 6 ay sonra yürürlüğe gir-mesine karar verdi. Bu karar 22 Şubat 1987 tarihli Resmî Gazetede yayımlandı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi, anılan 175 ve 176 ıncı maddeleri, Anayasa Mahkemesinin kararındaki gerekçeye de uygun olarak, kısa sürede yeniden değiştirdi. Yeniden düzenlenen bu maddelerle ilgili 20.5.1987 tarih ve 3369 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesince verilen süre içinde, 26 Mayıs 1987 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Halen bu son şekli ile yürürlükte bulunmaktadır.
Hikâyesi özetlenen bu değişiklik ve 175inci maddenin getirdiği yeni hükümler üzerinde bir nebze durulmasında yarar görülmektedir.
ÖNCE NASILDI?
Türk Ceza Kanununun I75inci maddesi, 1986 değişikliğinden önce şu şekilde idi:
"Her kim Devletçe tanınmış o-lan dinlerden birini tahkir maksadıyla dinî işlerin yahut ibadet ve âyinin icrasını men veya ihlâl ederse, bir aydan altı aya kadar hapsolunur ve otuz liradan iki yüz liraya kadar ağır cezayi nakdi alınır.
Eğer bu fiilin işlenmesi zamanında cebir ve şiddet ve tehdit veya tahkir vâki olmuş ise fail, üç aydan üç seneye kadar hapis ile cezalandırılır.
Din ve mezheplerden birini tezyif ve tahkir yolunda neşriyatta bulunanlar, bir aydan altı aya kadar hapis ile cezalandırılır/;_
NEDEN DEĞİŞTİRİLDİ?
Bu madde, "din hürriyeti aleyhine cürümler" başlığı altındaki maddelerden biri olarak kişilerin dinî inanç ve duygularını korumak ve bu değerlere karşı işlenen cürümleri cezalandırmak için Kanunda yer almıştı. Ancak iki sebeple, hemen hemen hiç uygulanamıyor-du:
1- Madde çok yetersiz kaleme alınmıştı. Sadece, dinî işlerin veya i-badet ve âyinin icrasını men veya ihlâl eden kimse cezalandırılıyordu. Bu fiilin ne kadar nadirattan olduğu açıktır.
2- Diğer sebep, madde metninde yer alan "tahkir maksadıyla" ibaresidir. bu ifadeye göre, fiilin suç olabilmesi için meselâ ibadeti ihlâl etmesi yeterli olmayıp, bunu, "dini tahkir" özel maksadıyla yapmış olması gerekmekteydi. Dini tahkir maksadı bulunduğu ispat edilemezse, ibadeti ihlâl etmesi suç teşkil etmiyordu. Bunu Majno’dan naklen A.Pulat Gözübüyük şöyle açıklamaktadır.
"Suçun manevî unsuru, fiilin, devletçe tanınmış dinlerden birini tahkir maksadryla işlenmiş olmasıdır. Şu hale göre "özel kasıt" bahse konudur. Bu itibarla dini işlerin, ibadet ve âyinin men ve ihlâlin neticelerinin bilerek ve isteyerek hareket edilmiş olması yeterli olmayıp, devletçe tanınmış dinlerden birini tahkir maksadıyla işlenmiş olması gereklidir. Buradaki "tahkir" den maksad, yalnız hakaret olmayıp aynı zamanda tezyif yani aşağı görmek saikidir.d)
Suçun sanıklan "tahkir" kasıtlan bulunmadığını savunduklarında, bu özel kasdın mevcudiyetini is-bat çoğu zaman mümkün olmadığından, bu maddede düzenlenen suçtan dolayı açılan davaların çoğu beraatle sonuçlanıyordu. Nitekim bu hususu ve 175inci maddenin yetersizliğini, madde değişikliğinin Türkiye Büyük Millet Meclisindeki ilk müzakaresi sırasında teklifin sahibi ve Adalet Komisyonu Başkanı, şu ifadelerle dile getirmişti:
"Yüksek malumlarınız olduğu ü-zere, Türk Ceza Kanununun 175 inci maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifi , ilk defa 17.2.1958 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmüştür. Türk Milleti böyle bir değişikliği u-zun süredir beklemektedir. Halen yürürlükte bulunan Ceza Kanunumuzun I75inci maddesinde din ve mezheplerden birini tezyif ve tahkir, yalnızca neşir yoluyla yapılması halinde cezaî müeyyideye bağlanmıştır. Bu hüküm son derece yetersiz kalmakta ve neşir yolu dışında, dinin alenen tezyif ve tahkiri halinde de, toplum büyük ölçüde rencide olmaktadır. Aynca din ve mezheplerin tezyif ve tahkirinin suç kabul edilmemesi, yıllardan beri toplumumuzda çok büyük eksiklik olarak görülmektedir.
Hâlihazırda yürürlükte bulunan T.C. kanun 175 ilâ 178inci maddelere ilişkin suçlarda, kasdın çok güç ve hatta imkânsız bulunduğundan bugünkü uygulamada, tezyif ve tecavüzler beraatle neticelenmektedir.
Tezyif kastı aranmaksızın failin tecziyesine gidilirse, ancak o takdirde din tecavüzden korunmuş o-lacaktır. Bu nedenle teklifimizin kanunlaşmasıyla; mukaddesatımızın temeli, insanlığımızın esası, dinimizin ve ahlâkımızın bekasının teminatı, büyüklere saygımızın sembolü ve ruhu, canı ve özü olan Allah’a, Peygambere, kutsal kitaplara, imana, dine ve dince kutsal sayılan değerlere küfür, hakaret ve tezyifi önleyecek, uzun süredir ihmal edilen büyük bir kanuni boşluğu dolduracaktır.(2)"

NASIL DEĞİŞTİRİLDİ?
Zikredilen gerekçelerle, sözkonusu 175 inci madde (ve müteakip maddeler) 9.1.1986 tarih ve 3255 sayılı Kanunla değiştirildi. Bu değişiklik 15.1.1986 tarih ve 18989 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı. Bunun üzerine, Anamuhalefet Partisi Meclis Grubu tarafından, 175 ve 176ıncı maddelerde yapılan değişikliklerin Anayasa"ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde iptal davası açıldı. Dava dilekçesinde iptal isteminin gerekçesi olarak maddelerde geçen "semavî din" ifadesinin Anayasanın eşitlik ilkesi ile lâiklik kavramına aykın olduğu ve "hukuk devleti" fikri ile bağdaşmadığı iddia e-dildikten sonra, 175inci maddenin 3üncü fıkrası hakkında da şu görüşler öne sürüldü:
"3255 sayılı Yasa ile değiştirilen I75inci maddenin 3üncü fıkrası "Her kim... bir kimseyi... mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden ... dolayı kınarsa cezalandırır, hükmünü getirmektedir. Fıkrada geçen "dinin emirleri" ibaresi geniş ve maksadı aşan yo-rumlara elverişli bir ibaredir. Bu i-bare bu şekliyle dinin her türlü emrini, laik hukuk sistemine ters düşse bile kayıtsız şartsız koruma altına almaktadır .Böylece madde, semavî dinlerin gereklerinin hiçbir sınırlamaya tabi olmadan yerine getirilmesi hakkını öngörmektedir. Çünkü, dinin yerine getirilen emrinin, Türk Anayasa’sına, kamu düzenine, yasalarına uygun olup ol-madığı aranmamaktadır. Davranışın, dinin emri olması onun kınanamaz dahi olması için yeterlidir."Kınamak" ise "hakaret" demek değildir. Maddede bu durum "tezyif" sözcüğü ile ayrıca hükme bağlanmıştır. "Kınamak " ise "Yapılan bir işin kötü olduğunu belirten bir biçimde söz söylemek ayıplamak takbih etmek" demektir. (Bkz. Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu 7. baskı, c.i,sh.697;keza aynı anlam: Okyarın Türkçe sözlük c.2.Sh.l 539) "Kınamak" sözcüğünün eski dildeki karşılığı olan "takbih" sözünün de "çirkin görme, beğenmeme" anlamını taşıdığı belirtilmiştir. (Bkz. Osmanlıca Türkçe sözlük Ansiklopedik Lügat, Ferit DEVELLİOĞLU, Ankara 1962 ,Sh.i226). Görülmektedir ki, dinin her türlü emrine uyan davranışlar, eleştirinin dahi dışında bırakılmıştır.
Bütün bunlar maddenin bu hükmünün, semavî dinlerin bütün e-mirlerinin (Türk yasalarına aykırı olsa dahi) korunmasını öngördüğünü göstermektedir. Oysa Ana-yasa’nın kabul ettiği din ve vicdan hürriyeti, böyle sınırsız, her şeyin hatta devlet düzeninin dahi üze-rinde bir din hürriyeti değildir.
Bu nedenlerle, I75inci maddenin 3üncü fıkrasında yer alan "Her kim bir kimseyi... mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden... dolayı kınar" sa cezalandırılır hükmü, Anayasamızın Başlangıç hükümlerine, 2,13,14,24 ve I74üncü madde hükümlerine aykırıdır^)

ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI
Anayasa Mahkemesi-, bu başvuru üzerine konuyu esastan incelemiş, I75inci maddenin 3üncü fıkrası ile ilgili Anayasaya aykırılık iddiasını şu gerekçeyle yerinde görmemiştir:
"Anayasaya aykırılık yönünden iptali istenen hükümle, Anayasanın ; işlevleri yukarıda açıklanmış bulunan 13, 14. ve 174. maddeleri arasında doğrudan bir ilişki kurulması olanağı yok-tur.Bu yönlere ilişkin Anayasaya aykırılık iddiaları açıklanan nedenlerle varit görülmemiştir."(4)
Ayrıca, sözkonusu 175inci maddenin 3üncü fıkrasının Anayasaya aykın olmadığını Mahkeme Baştanı ile iki üye, şu görüşlerle dile getirmişlerdir:"öte yandan, Anayasa’nın 24. maddesinde, herkesin, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahip bulunduğu açıklandıktan sonra, kimsenin dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağı ve suçlanamayacağı ön-görülmüştür.
Laikliğin gereği olarak dinin, fertlerin manevî hayatına ilşkin olan dinî inanç kesiminde dinler arasında herhangi bir aynm gözetilmeksizin Anayasa’nın emrine uygun, sınırsız bir himaye, 3255 sayılı Yasa ile değişik 175. maddenin üçüncü fıkrası hükmüyle sağlanmış bu-lunmaktadır. Gerçekten, anılan fıkrada"bir kimseyi dinî inançlarıdan veya mensup olduğu dinin e-mirlerini yerine getirmesinden veya yasaklarından kaçınmasından dolayı kınar, tezyif veya tahkir e-der yahut alaya alırsa..." denilmek suretiyle Anayasa’nın 24. maddesi buyruğu doğrultusunda bir düzenleme getirilmiştir.
Bu itibarla, dava konusu hükümlerde Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırılıktan sözetmek mümkün değildir."(5)
I75 inci maddenin 3üncü fıkrası ile getirilen yeni hükümlerin Anayasaya aykırı olmadığı, Anayasa Mahkemesince belirtilmesine rağmen, maddede (ve 176 ıncı maddede) geçen "...semavî din" ibaresinin Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılmış ve münhasıran bu gerekçe ile söz konusu 175 ve I76ıncı maddelerin iptaline karar verilmiştir.
Ancak bu iptal karan ile bir kanun boşluğu doğmaması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeni bir düzenleme yapması için, iptal hükmünün, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak 6 ay sonra yürürlüğe girmesine de karar verilmiştir.
YENİ DEĞİŞİKLİK, YENİ HÜKÜM
Anayasa Mahkemesi kararının 22 Şubat 1987 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra konuyu yeniden ele alan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 175 ve I76ıncı maddelerdeki "semavî din" ifadesini metinden çıkararak ve maddelerde esasa dair olmayan küçük bir taç ifade değişikliği yaparak , maddeleri Anayasa Mahkemesince belirtilen 6 aylık süre içinde yeniden kabul etmiştir. Bu kabul, 20.5.1987 tarih ve 3369 sayı ile kanunlaşmış ve bu kanun da 26 Mayıs 1987 tarih ve 19471 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır. Buna göre 175 ve 176ıncı maddelerin son şekli şöyledir:
"Madde 175-Dinlerden birine ait dinî işleri veya ibadet ve âyinin yapılmasını men ve ihlâl e-den kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis ve beş bin liradan yirmibeş bin liraya kadar ağır para cezası verilir.
Fiilin işlenmesi sırasında cebir, şiddet, tehdit veya hakaret vaki olmuş ise, faile bir yıldan iki yıla kadar hapis ve on bin liradan elli bin liraya kadar ağır para cezası verilir.
Allah’a veya dinlerden veya bu dinlerin peygamberlerinden veya kutsal kitaplarından veya mezheplerinden birine hakaret eden veya bir kimseyi dinî inançlarından veya mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden veya yasaklarından kaçınmasından dolayı kınayan veya tezyif veya tahkir eden veya alaya alan kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis ve beş bin liradan yirmibeş bin liraya tadar ağır para cezası verilir.
Üçüncü fıkrada yazılı suçlar, basın ve yayın yoluyla işlenirse ceza bir misli artırılarak hükmolunur.
Birinci fıkrada yazılı suçların basın ve yayın yoluyla teşvik ve tahrik edilmesi halinde aynı ceza uygulanır.
Madde 176- Dinlerden birini tahkir maksadı ile bu dinlerce kutsal sayılan mabetleri, mezarları, buna benzer yerleri veya bu yerlerdeki eşyayı yıkan, bozan veya diğer bir suretle zarar veren kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin liradan yüz bin liraya tadar ağır para cezası ile cezalandırılır.
Din görevlilerinin görevleri esnasında veya görevlerini yapmalarından dolayı kendilerine karşı bir cürüm işlendiği takdirde bu cürümün kanunen belli olan cezası altıda bir oranında artırılarak hükmolunur."(6)

DEĞİŞİKLİĞİN GETİRDİKLERİ...
TCK I75inci madde, halen yürürlükte bulunan son şekliyle şu yeni hükümleri getirmiştir:
Bir defa, maddenin ilk şeklinde mevcut olan "... tahkir maksadıyla..." ifadesi madde metninden çı-tanlmıştır. Böylece suçun oluşması için artık özel kasıt aranmayacaktır. Maddenin ilk şekline göre, dinlerden birini tahkir maksadı bulunmayan fiiller cezasız kalıyor ve çoğu zaman davalar beraatle sonuçlanıyordu. Çünkü bu özel tasdi isbat etmek çoğu defa mümkün olmuyordu, Adalet Komisyonu Baştanının yukarıya alınan ifadelerinde de açıklandığı üzere, bu kastın isbau çok zor olduğu için sanık-lann çoğu beraat ediyordu. Yeni yapılan düzenleme ile tahkir tasdi bulunsun veya bulunmasın dinî işleri veya ibadet ve âyinin yapılmasını men veya ihlâl eden kimse cezalandıracaktır. Aynca bu cezanın miktarı da öncekine nisbetle artırılmıştır. Önceki şeklinde "bir aydan altı aya kadar "olan bu ceza, son değişiklikte" altı aydan bir yıla kadar"şeklinde artırılmıştır. Para cezası da artırılmıştır.
Aynı şekilde, fiilin işlenmesi sırasında cebir, şiddet, tehdit veya hakaret vaki olmuşsa, verilecek cezanın asgari haddi üç aydan bir yıla çıkarılmıştır. Buna mukabil cezanın azamî haddi üç seneden iki yıla indirilmiştir.
I75 inci maddede yapılan en ö-nemli değişiklik, 3üncü fıkranın getirilmiş olmasıdır. "Allah’a veya dinlerden..." ifadeleri ile başlayan bu fıkra, yeni ve önemli hükümler getirmiştir. Bilindiği gibi, T.C Anayasalının 24üncü maddesinin ünci fıkrasında "Herkes vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir." denildikten sonra 3üncü fıkrasında "Kimse... dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz." hükmü yer almaktadır. İşte 175inci maddenin 3üncü fıkrası bu hükmün açıklamasını yapmış , müeyyidesini göstermiştir. Şöyle ki;
T.C. Anayasasının zikredilen bu hükmü, (ki, 1961 Anayasasının I9uncu maddesinde de "kimse, dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz." şeklinde mevcuttu. 1982 Anayasasında bu hüküm aynen muhafaza edilmekle beraber, bu cümleye bir de "suçlanamaz." kelimesi ilâve edilmiştir.) bir Anayasa hükmü olarak mevcut olmakla birlikte, kanunlarda açık-lanmamış ve müeyyidesi gösterilmemişti. 175inci maddede yapılan bu değişiklikte bu boşluk da şu ifadelerle doldurulmuştun
"...bir kimseyi dinî inançlarından veya mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden veya yasaklarından kaçınmasından dolayı kınayan veya tezyif veya tahkir eden veya alaya a-lan kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir."
Bu ifadelerin kanunda yer almasıyla Anayasanın bu hükmü açıklanmış ve müeyyideye bağlanmış oldu. Esasen, Anayasa’nın sözkonusu 24 üncü maddesinin gerekçesinde bu husus, "Bu maddedeki anlamıyla din ve vicdan hürriyeti, kimsenin dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması-, dinî inanç ve kanaatlerinden ve dinî inancının gereklerini yerine getirip getirmemesinden dolayı kınanamayıp suçlanamamasıdır. Maddenin üçüncü fıkrasında yer alan bu husus, birinci fıkranın tabiî bir sonucudur." ifadeleriyle açıklanmıştır. İşte kanun bu gerekçeye uygun düzenleme getirmiş ve müeyyidesini göstermiş oldu.
Yukarıda da açıklandığı üzere Kanunun bu hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu iddiaları da, bizzat Anayasa Mahkemesince "varit görülmemiştir." Bu durumda bu hükümlerin Anayasaya ay-kın olmadığı, bilakis Anayasadaki, kimsenin dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayıp suçlanamayacağı hükmüne uygun ve bu hükme açıklık getiren, bunun müeyyidesini gösteren kanunî düzenleme olduğu kesinlik kazanmıştır. Bundan sonra, Allah’a, peygamber’e, kutsal kitaba veya mezhebe hakaret edenler cezalandıracağı gibi-, bir kimseyi dinî inancından veya dininin emirlerini yerine getirmesinden veya yasaklarından kaçınmasından dolayı kınayan, tezyif veya tahkir eden veya alaya alan kimseler de cezalandıracaklardır. Artık hiç kimse , kimse ile dinî inancından veya inancının gereğini yaptığından dolayı alay edemeyecek, onu kına-yamayacak tezyif veya tahkir edemiyecektir. Ayrıca bu suçlar basın ve yayın yoluyla işlenirse ceza bir misli artırılarak uygulanacaktır.
Burada dikkati çeken bir başka husus da, Allah’a , Peygambere, kutsal kitaba veya mezhebe hakaret etme fiilinin cezalandırılması ile bu inanç sahiplerinin dinî duygularının korunmak istenmesidir.
Bazı mahkemeler, "senin Allah’ını, kitabını..." şeklindeki küfürlerin , muhatabın şahsına yönelik olduğunu, din ve Allah’ı tahkir kasdının bulunmadığını belirterek, suçun oluşabilmesi için sanığın doğrudan doğruya/ bu kavramlara yönelik ve onları hedef alan bir taarruz anlayışı sonucu hareket etmiş olması gerektiği görüşü ile beraat kararlan vermektedirler. Halbuki madde metninde suçun oluşması için böyle bir kasdın aranacağına dair bir ifade bulunmadığı gibi, bu madde ile korunmak istenen, maddede zikredilen kavramlar olmayıp, kişilerin bu kavramlara o-lan inanç ve duygulandır. Esasen bu kavramların böyle bir ceza kanunu ile korunmaya ihtiyaçları da yoktur. Korunmak istenen kişilerin dinî inançları ve mukaddes değer-lere ait duygulandır. Bu vesile ile toplumda inanç hürriyetinin sağlanması ve sosyal barışın tesisidir. Bu sebeple bazı mahkemelerin bu yorumlarının isabetsiz olduğunu düşünüyoruz.
Nitekim maddenin eski şeklinde yer alan, din ve mezheplerden birini tezyif ve tahkir yolunda neşriyatta bulunmak cürmü için Dr.A. Pulat Gözübüyük şu açıklamayı yapmaktadır: "I75inci maddenin maksadı, tezyif edilen din ve mezhebe mensup kimselerin dinî duygularını rencide edecek yayınlan önlemektir. Bu itibarla, cürmün konusu, din veya mezhep değil, o din veya mezhebe mensup olanların dinî duygulandır. Yargıtay içtihadı da bu niteliktedir. Nitekim İsviçre Ceza Kanunu da I6iinci maddesinde, başkasının inanma alanında kanaatlerine, özellikle Tanrı’ya olan inanana veya dinî şeylerin aşağılaştırılmasına yönelen saldırıları birer cürüm saymıştır. Çünkü inanma hürriyeti Anaya-sa’da temel haklar arasında yer almıştır."^)
Bu mütalaalar 175inci maddenin halen merî olan son şekli için de geçerlidir ve yerindedir. Esasen I75inci maddedeki değişiklik teklifinin sahibi ve Adalet Komisyonu Başkanı Ali dizdaroğlu. Meclisteki konuşmasında, maddedeki bu değişikliğin gerekçesini şöyle açıklamıştır "Anayasamızın 24üncü maddesinde yer alan din ve vicdan hürriyeti, temel hak ve hürriyetlerin başında yer almaktadır.
Bu madde hükmüne göre, hiç kimse, dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamamaktadır.
Ancak inanan bir kişiye karşı yapılan hakaretlerin en tesirlisi ve en aşağılayıcısı-, inançlara, dine ve dinî hissiyata yapılmış olanlardır. Bu tür fiiller-, Allah’a , Peygamberlere ve mukaddes değerlere inanmış, i-man getirmiş insanlarda derin yaralar açmaktadır.
Dinî inanç ve kanaat hürriyetlerinin teminatı ve bunlara yönelik saldınlan önlemek Devletin görevidir.
Anayasamızın 24üncü maddesinde yer alan "Kimse... dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz..." hükmünün artık cezaî bir teminata kavuşturulması Anayasal bir zaruret haline gelmiştir.
Türk Ceza Kanununun, teklifimizle ilgili maddeleri, dinî inanç ve kanaat hürriyetini koruma amacına yönelik maddelerdir."(8)
Bu açıklamalardan da anlaşılmaktadır ki, bu maddeler kişilerin inançlannı ve dinî duygulannı korumaktadır. Bu inanç ve duygulara veya bu inanç ve duygulann tezahürü olan fiil ve hareketlere tecavüz vukubulursa veya inancının gereğini yapanlar alaya alınırsa, bu fiilleri işleyenler cezalandırılacaklardır. Suç, neşir yolu ile işlenirse verilecek ceza bir misli art-maktadır.
SONUÇ
Türk Ceza Kanunu’nun I75inci maddesinde yapılan değişiklikten sonra bu madde, T.C. Anayasasının, "kimse dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz" hükmünün ne anlama geldiğini ve cezasının ne olduğunu, bu Anayasa hükmünün gerekçesine de uygun bir şekilde açıklanmıştır. Bu maddenin getirdiği hükümlerin Anayasa’ya aykın ol-madığı da Anayasa Mahkemesince karara bağlanmıştır. Maddede yapılan değişikliğin amacı , dinî i-nanç ve duygular ile bu inancın gereğini yerine getirenlerin fiillerinin kınama, alaya alma gibi her türlü tecavüzden korunmasıdır. Maddenin yürürlükte bulunan şekliyle tedvini bu amacı gerçekleştirmek içindir.
***
1) Dr. Abdullah Pulat Gözübüyük. Türk Ceza Kanunu açıklaması. c2,sh.790.
2) Ali Dizdaroglu, Antalya Milletvekili, t.b.m.m. Adalet Komisyonu Başkanı, 9.1.1986 tarihli Meclis Konuşması. sh.3.
3) Resmi Gazete: 22.2.1987 tarih ve 19380 sayı, sh.4-5
4) Aynı Resmi Gazete,sh. 13-14.
5) Aynı Resmi Gazete, sh. 16.
6) Yürürlükteki Kanunlar Külliyatı, Başbakanlık Yayını, c ı,sh.477.
7) Dr.A.Pulat Gözübuyük.a g.e.sh.790.
8) Adı geçen konuşma, sh.4.


TARİH VE İBRET

Devlet ne zaman yıkılır?


YAVUZ Sultan Selim sade giyinmeyi seven; süse, ziynete pek itibar etmeyen, ilme ve ilim adamlarına çok saygılı bir Padişahtı. Bir gün kendisine ipekten ve gösterişli elbiseler giymesi söylendiği zaman şöyle dedi:
"Herkes kendisini bize beğendirmek için süslenir, ziynet takar. Ya biz kimin için süslenelim, ziynetlenelim? Temiz olduktan sonra her kişi süslü demektir."
Yine birgün geleceğin "Muhteşem’i, Kanunîsi, oğlu Süleymanı gereğinden fazla süslenmiş görünce:
-Ciğerparem, yavrucuğum, o kadar çok süslenmiş, ziynet takmışsın ki, annene birşey komamışsın.." demiştir.
Yavuz Sultan Selim Iran ve Mısır seferlerinden sonra hâzineyi altınla doldurmuştu. Birgün Sadrazam Pirî Mehmet Paşa’yı çağırdı. Dedi ki:
-"Pirî Lalam, Allah’ın izni ve keremi ile Mısır’ı ve Arabistan’ı aldık. Haremeynin hizmetkârı-olduk. Hâzinemizi lebâleb altın ile doldurduk. De bakalım, şimdiden sonra bu devlet yıkılır mı?"
Pirî Mehmet Paşa bir lâhza düşündü ve cevaben dedi ki:
-"Devletlü Padişahım, bu hâl ile bu devlet yıkılmaz. Lâkin, zamanla şu üç şey bu devlete ârız olursa yıkılması muhakkaktır."
Padişah meraklanmıştı:
-"Bre Pirî, bu nasıl sözdür? Benim hâzinemde para mı yoktur?Mert ve kahraman askerim mi eksiktir? Silahım, cephanem mi yoktur? Atım, katırım, devem mi noksandır? Kudretim ve kuvvetim yerinde iken, o üç şey nedir ki, bu koca devletimi yıksın?
Pirî Paşa, başını hafifçe öne eğerek söze başladı:
-"Devletlü Hünkârım, eğer izin verirseniz bu üç şeyi size anlatayım. Allah size uzun ömürler versin. Bu üç şey sizin zamanınızda birşey yapamaz. Zira siz kuvvetlisiniz. Herşeyiniz tamamdır. Lâkin, sizden sonra gelecek ahfadınız ve çocuklarınız zamanında:
Sadrazamlık, hangi sebeple olursa olsun, cahil bir kişiye verilirse,
Rüşvet kapısı açılır, her türlü melanet akçeye bulanır, bu kapıdan içeri girer, makamlar ehliyetsizlere verilirse,
Hükümetin yüksek makamlarında oturanlar, hanımlarının istekleri ile iş yaparlarsa, o zaman bu devlet yıkılır.”
Yavuz, Piri Mehmet Paşa’nın bu sözleri karşısında:
-Bunu yapanlardan Allah bizi korusun, diyerek susmuştur.

(M.S.D)