Makale

hutbe - İSLAM'DA ADALET

hutbe

İSLAM’DA ADALET
Diyanet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَۚ اِنْ يَكُنْ غَنِياًّ اَوْ فَق۪يراً

Aziz Müslümanlar!
Hutbemiz adalet hakkındadır.
Adalet: Düzenli ve dengeli davranmak, her şeyin hakkını vermek, demektir.
İslam Dini’nde adalet: Kültür, bilgi, mevki, cinsiyet, ırk, dil ve din farkı gözetmeden insanlara, insan olmaları yönünden eşit davranmak ve haklarını vermek demektir.
Kuranı Kerim’de adaletle ilgili olarak Söyle buyrulmaktadır: "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan .ve Allah için şahitlik eden insanlar olun. Hükmünüz veya şahitliğiniz velev ki, kendiniz veya ananız, babanız, yakın hısımlarınızın aleyhine olsun. İsterse onlar, zengin veya fakir bulunsunlar...". (Nisa 135)
"Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder..." (Nisa 58)
Sevgili Peygamberimizin, hak ve adaletle ilgili birçok hadisleri vardır. Bunlardan birkaç örnek verelim.
Birgün Kureyş kabilesinden asil bir kadın hırsızlık yapmıştı. O kadını cezalandırmaması için Ashabdan Üsame’yi Peygamberimize gönderdiler. Bu duruma kızan ve üzülen Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah’ın kanunu karsısında aracı olmaya kalkışıyorlar. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi sudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim".
Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber, adalet konusunda aracı olmak isteyenleri çok yakını da olsa sert bir şekilde reddedmı’s, suçluya layık olduğu cezasını vermekte en ufak bir tereddüt göster.memistir. Konuyla ilgili olarak başka bir hadislerinde Peygamber Efendimiz (s a s] söyle buyururlar: "Adil, bilgili ve başarılı hükümdarlar; hısım, akraba ve müslümanlara karşı yumuşak kalpli ve şefkatli olanlar; aile efradı kalabalık olduğu halde harama el uzatmayıp, haramdan uzak kalmaya çalışanlar cennet ehlidir..."
Aziz Müslümanlar!
İlim ve fikir sahipleri, adalet için bakınız neler söylemişlerdir.
Adalet, kutup yıldızı gibi yerinde durur. Geri kalan herşey onun çevresinde döner.
Haksız olanlar, adaleti zulüm sanırlar. Kılıcın yapamadığını adalet yapar.
Kötülüğü adaletle, iyiliği de iyilikle karşıla.
Adalet dünyadan kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir sey kalmaz. Ülkeler kılıçla alınır, ancak adaletle korunur.

KABİR ZİYARETLERİ NASIL OLMALIDIR?
Fikret Karaman
Elazığ Müftüsü
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَۜ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۜ
Muhterem Müslümanlar!
Hayatta olan bütün canlılara karşı sorumluluğumuzun sınırını ve derecesini belirleyen yüce dinimiz, aramızdan ebediyyete intikal eden ölülerimizi ziyaret etmeyi, özellikle dua ve rahmetle anmayı emretmektedir. Bu nedenle, anne baba, evlat, kardeş, akraba, dost, alim ve şehid gibi nice değerlerimizi, bağrına emanet ettiğimiz kabristanlarımız, önemli mekanlardır. Ecdadımızın şanlı tarihini, zengin hatıralarını, çile ye tecrübe dolu yaşantılarını ancak buralarda görmek mümkündür.
Aziz Müminler!
Ahireti hatırlamak, özellikle hayatımızın murakabesini yapmak bakımından kabir ziyareti önemli bir fırsattır. Çünkü bu ziyaretler, gönlümüzdeki gaflet perdesinin akmasına, duygu ve düşüncelerimizin düzelmesine sebep olmaktadır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (a.s.) kabir ziyaretini tavsiye ederek şöyle buyurmuşlardır: "Ben sizi kabirleri ziyaret etmekten menetmiştim. Artık kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü bu ziyaret size ahireti hatırlatır. (1)
Uygun olan, kabristanları güzel yerde kurmak, temiz tutmak, yeşillik ve ağaçlarla donatmaktır. Ayrıca mezarların çiğnenmemesi ve dağılıp bozulmaması özellikle üzerlerinden rastgele geçilmemesi için etrafı duvar veya tel örgülerle çevrilmelidir.
Muhterem Kardeşlerim!
Kabir ziyaretinde geçici bir süre için de olsa dünya meşguliyeti ve sıkıntısı unutulup ahiret düşünülmelidir. Dünyanın fani olduğunu düşünerek bir müddet sonra onlardan biri olabileceğimiz unutulmamalıdır. Hz. Peygamber (a.s.) Baki Kabristanı’na gider, ziyarette bulunduğu zaman, şöyle dua ederdi: "Ey Müminler yurdunun sakinleri! Size selam olsun. Allah’ın dilemesiyle biz de size ulaşacağız. Bize ve size Allah’tan afiyet dilerim". (2)
Kabir sahibi hayatta olsaydı ne kadar yaklaşmak uygun ise o kadar kabrine yaklaşmak suretiyle, bir miktar Kuran okuyarak duada bulunulmalıdır. Yine mümkünse ayakta veya oturarak Kuranı Kerim’den en iyi bildiği ayet ve sureleri okumalı ve ziyaret edilen kabir sahibi basta olmak üzere kabristanda medfun bulunan herkesin ruhuna bağışlamalıdır.
Ziyaret esnasında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak, erkek ve kadın cemaati karışık olarak ziyaret etmek, kabrin yanında mum yakmak, çaput bağlamak, mezarın etrafındaki tas ve demirlere dokunup öpmek caiz olmayıp mekruhtur. İslami prensiplere uymayan hatta kabir sahibini bile rahatsız edecek bu tür davranışlardan kaçınılmalıdır. Ölülerden bir şey istemek "yetiş ya filan" diye istimdat etmek de caiz değildir. Çünkü ziyaretin asıl amacı ölüler için dua, rahmet ve bereket temennisinde bulunmak, hayatta olanlar için de ibret ve ders alarak her an ölüme hazırlıklı olacak şekilde çalışmaktır.
***
1-Müslim Cenaiz, 106; Ebu Davud, Cenaiz, 77.
2-Müslim, Cenaiz, 103; Ebu Davud, Cenaiz. 79.

AİLE REİSİ OLARAK HZ MUHAMMED (S.A.S.)
Necmettin Nursaçan
Kayseri Müftüsü

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ


Muhterem Müminler!
Millet bünyesinin hücresi ailedir. Hücreler sağlam olunca bünye de sağlam olur. Aile sağlıklı ve mutlu olursa; milletin de mutlu olacağı şüphesizdir.
Muhterem Müslümanlar!
Bizim için her konuda kendisinde en güzel örnekler bulunan sevgili Peygamberimiz, aile reisi olarak da en mükemmel örnektir. O’nun getirdiği prensiplere göre hayat, bu dünyadan ibaret değildir. Aile yuvasında başlayan hayat birlikteliği, ebedi cennetlere uzanmalıdır. Bunun için de eşler birbirinin yari ye yardımcısı olmalıdır.
Nitekim Rum Suresi 21. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: "Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden esler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O’nun varlığının delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır."
Yaşayışında en mutlu aile örneği veren sevgili Peygamberimiz "Sizin en hayırlınız, eşine karşı hayırlı olandır. Ben de içinizde esine karşı en hayırlı olanınızım" buyurmuşlardır. O, eşine karşı hiçbir zaman kaba davranmamış, asık yüzlü olmamıştır. Hz. Aişe’ye "Ayşecik, pembecik" şeklinde hitap etmiş, "Kişinin, eşinin ağzına lokma koymasında ecir vardır" buyurmuşlardır.
Bize dünyadan ne tavsiye edersiniz Ey Allah’ın Resulü sorusuna, "Allah’ı seven bir gönül, Allah’ı anan bir dil, kişinin iman hayatına yardımı olan saliha bir hanım" tavsiye ederim buyurdular. Saliha hanım nasıl olur Ey Allah’ın Resulü? sorusuna da "Yüzüne bakarsan seni sevindirir, emredersen itaat eder, kocasının gıyabında da malını ve iffetini korur" cevabını vermişlerdir.
Peygamber Efendimiz Hanımı Hz. Hatice’ye sağlığında çok değer verdiği gibi, onun vefatından sonra bile hatırasına saygı gösterirdi. Evde bir kurban kesilince bir budunu fakire gönderir ve "Bu Hatice’nin payıdır" buyururdu.
Hatice validemiz için hep sevgi gösterip, ona değer veren sevgili Peygamberimiz aynı zamanda çocukları için de son derece şefkatli ve çok iyi bir eğitimci idi. Nitekim Yüce Rabbimiz Taha suresinin 132. ayetinde O’na şu emri veriyordu: "Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et". Bu ilahi emirle muhatap olan sevgili Peygamberimiz sabah namazına giderken bazan Hazreti Fatıma’nın kapısını çalar "Namaza, namaza" diye seslenir sonra Mescidi Nebeviye giderdi.
Hutbemizi Yüce Rabbımızın öğrettiği bir dua ile bitiriyorum. "Rabbena atina Fiddünya haseneten ve filahireti haseneh.... Ya Rab dünyada bize iyilik ver. Eşimle, çocuklarımla, güler yüzlü tatlı dilli, mutlu, meşru bir yaşayış içerisinde olayım. Ahirette de iyilik ver, Cennet ve Cemalinle mutluluğa erdir".

TEVBE VE ŞARTLARI
Şükrü ÖZBUĞDAY
Din İsl. Yük. Krl. Üyesi

اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ
Muhterem Müslümanlar!
Yüce Allah, insanı hem iyilik hem de kötülük islemeye elverişli bir kabiliyette yaratmıştır. İnsanoğlu, bazen aklını ve iradesini kullanarak, dinimizin emrettiği ve hoş gördüğü işleri yaparken, bazen de nefsinin ve duygularının etkisinde kalarak aksi davranışlarda bulunur. Bu durumda yapılması gereken şey, işlenen günahtan dolayı pişman olmak. Yüce Rabbimize tevbe etmektir.
Günahlar, insanın manevi dünyasını karartan birer lekedir. İstiğfar ise bu lekeleri temizleyen su ve sabun gibidir. İstiğfarla bu lekeler temizlenmezse gitgide insanın içini kaplar, insan ruhu temizlik ve ulviyete karşı hissiz hale gelir. İsta, günah kirlerinden temizlenmek için başvurulacak çare tevbedir.
Kul haklarının dışında. Allah’a karsı islenmiş günahın tevbesi üç şarta bağlıdır:
1- Günahtan tamamen vazgeçmek,
2- Yaptığına pişman olmak.
3- Ve bir daha aynı günahı islememek.
Eğer içinde kul hakkı bulunan bir kötülük işlenmişse onun hakkını ödemek, helalleşmek de gerekir.
Allah’a, peygambere, ahiret gününe ve İslam’ın emrettiği diğer hususlara inanan bir kişi işlediği günahlardan dolayı kesinlikle ümitsizliğe kapılmamalı ve ilahi rahmetten ümidi kesmemelidir. Çünkü Kuranı Kerimde söyle buyrulur:
"Ey Muhammedi De ki; Ey kendilerine kötülük edip asın giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Doğrusu Allah, günahların hepsini bağışlar. Çünkü o, bağışlayandır. Merhametlidir".
Bundan dolayı, günahkar kişi işlediği günahların büyüklüğüne değil. Cenabı Hakkın rahmetinin genişliğine bakmalıdır.
"Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever" (2) "Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, bile bile yaptıklarında ısrar etmezler. (3)
"Allah’tan mağfiret dile, Allah bağışlar ve merhamet eder. (4)
Dinimiz, tevbe ve istiğfarı. Allah ile kul arasında gerçeklesen bir olay olarak görür. Müslüman tevbe ve bağışlanma dilerken, başka bir yardımcıya ve aracıya gerek duymadan görevini yerine getirebilir. Allah’ın biz kullarına açmış olduğu tevbe kapısını sık sık çalmalı. bağışlanma dilemeli ve gerçek huzurun bunda olduğunu bilmeliyiz.
Sevgili Peygamberimiz, bizlerin tevbe etmesinden dolayı Rabbimizin sevincinin ıssız çölde devemizi kaybedip de tekrar bulduğumuzdaki sevincimizden daha fazla olduğunu haber vermektedir. (5)
Muhterem Müminler!
Yaptığımız bu kadar günah ve isyana rağmen, bu kadar kolaylıklar ve müjdeler veren yüce Allah’a karşı, nasıl tevbe etmeyelim, nasıl günahlarımızdan temizlenmeyi ondan istemeyelim? Fahri Cihan Efendimiz dahi "Ben günde yetmiş kere Rabbime istiğfar ederim" demiştir. Kul, tevbe ve istiğfar ile Rabbine yönelince, Allah’ın rahmet deryası coşar, o kulun, günahını yıkar, temizler, kulun gözünden akan bir damla pişmanlık yaşı üzerine, ilahi rahmet yağmurlarını yağdırır, kalpteki çeri çöpü temizler, giderir. Demek ki tevbe ve istiğfar, kul için bizatihi rahmettir. Tevbe ve istiğfar, insan ruhunu sıkıntılardan kurtaran bir ilaçtır.
Önemli olan, can boğaza gelmeden önce. Yüce Allah’ın rahmet kapılarından gereği kadar faydalanmalı ve tövbemizi geciktirmemeliyiz.
***
(1)Zümer: 53.
(2) Bakara: 222.
(3) Al-i İmran: 135.
(4) Nisa: 106.
(5) Riyazüs Salihin. C. 1, S. 19.
(6) Riyazüs Salihin, C. 3, S. 387.