Makale

ORUÇ İBADETİNİN HİKMETLERİ

Prof. Dr. ALPARSLAN ÖZYAZICI / Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Öğretim Üyesi

ORUÇ İBADETİNİN HİKMETLERİ

Gerek oruç olsun, gerekse namaz, zekat, hac gibi diğer farz olan ibadetler olsun, gerek bu ibadeti yapan şahsa ait, gerekse cemiyete, topluma ait birçok faide ve maslahatları vardır. Ancak ibadetlerde esas olan, sadece ve sadece Allah rızası için o ibadetin yapılmasıdır. Mesela, sadece perhiz maksadı ile tutulan oruç, o ibadetin manen zarar görmesine, sevabının azalmasına, hatta kaybolmasına sebep olur. Ancak, Cenabı Hak hiçbir şeyi gayesiz ve maksatsız emretmeyeceğine göre, sadece Allah ıc.c.’ emrettiği için tuttuğumuz orucun bazı hikmetlerini, faidelerini anlatabiliriz.
Mesela, oruç ile sahip olduğumuz nimetlerin kıymetini daha iyi anlayabiliriz. insan alışkanlık ile sahip olduğu nimetlerin kıymetin takdir edemez. Ancak o nimetin eksikliğinde veya yokluğunda onun kıymeti daha iyi anlaşılır. Yaz günlerinde oruç tutan bir kimse için, soğuk bir bardak su ne kadar kıymetli bir nimettir. Akşama doğru bir kâse çorbanın, bir parça kuru ekmeğin ne kadar büyük bir nimet olduğunu ancak oruçlu olan bir kimse daha iyi anlar. Böylece şahıs Allah’ın vermiş olduğu hadsiz nimetlere karşı şükreder, şükür vazifesini yerine getirmeye çalışır.
Oruç tutmak insanı sabra alıştırır. Ramazan ayında, bilhassa yaz aylarında 16-17 saat açlığa ve susuzluğa sabreden şahıs kuvvetli bir sabır idmanı yapıyor demektir. Çoğumuz hayatımızda çeşitli vesilelerle, açlıkla karşılaşmışızdır. Oruç ibadeti ile, mü’minler adeta herhangi bir fevkalade durumda karşılaşabileceği açlığa karşı bir nev’i idman yapmaktadırlar. Demek ki insanların başlarına gelen bela ve sıkıntıları arttıran ve herhangi bir işin son bulmasına mâni olan sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilacı da oruçtur. Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde, bu hususa işaret ederek şöyle buyurmuşlardır-, “Her şeyin bir zekâtı vardır. Vücudun zekâtıda oruçtur. Oruç sabrın yansıdır.” (Nesai)
Oruç ibadetinin şüphesiz sosyal yönden de faideleri vardır. Dünyada insanların geçim yönünden farklı imkânlarda olduğunu görüyoruz. Rabbi- miz zengin kimseleri, gerek zekât, gerekse sadaka ve diğer vesilelerle olsun fakirlerin yardımına davet etmektedir. Ancak zenginler fakirlerin acınacak acı hallerini tam olarak anlayabilirler. Oruç tutan zengin bir kimse, açlığın ne demek olduğunu, fakir kimselerin zor hallerini daha iyi anlar. Onlara yardım elini daha geniş olarak açar. Bu bakımdan oruç yardımlaşmayı teşvik eden bir ibadet olmaktadır.

SİNDİRİM SİSTEMİNİN İSTİRAHATI

Bizler çok yemek yemenin vücudumuz için faideli bir hareket olduğunu zannederiz. Aslında arzu edilen çok yemek değil, dengeli beslenmek, ölçülü gıda almaktır.
Her yemek vücut için bir yorgunluğun başlangıcıdır. Yemekten sonra sindirim kanalında hareketler başlayacak, litrelerce sindirim enzimleri bazen boşuboşuna harcanacaktır. Kana geçen gıdaların karaciğer ve diğer organlara gidişi, artık, posa maddelerin bağırsaklardan atılması, bir başka hadiseler silsilesidir.
İşte nasıl ki her fabrika veya makine belli zamanlarda kontrolden geçirilir, temizliği, bakımı yapılır, revizyona alınırsa, aynen onun gibi, mideyi adeta bir asit fabrikası ve bağırsakları da bir rafineri tarzında yaratan Cenabı Hak, 11 ay aralıksız çalışan bu fabrikalara, adeta yılın bir ayında muvakkat bir istirahat vermiştir. Mide ve bağırsaklarımız, hatta karaciğer gibi önemi bir diğer organımız, ramazan orucu ile fizyolojik bir istirahata alınmaktadır. Bizler oruç tutarken belki biraz sıkıntı çekiyoruz. Ancak oruçlu iken iç organlarımız, bilhassa akşam üstü adeta bayram ediyorlar.
VÜCUDUN AÇLIĞA TAHAMMÜL GÜCÜ

Orucu vücut için son derece yorucu bir hadise olarak düşünmeyelim. Oruçlu iken kış aylarında ortalama 12-15 saat, yaz aylarında ise 16-17 saat açlık ve susuzluk çekeriz. Halbuki bir insan, bünyeden bünyeye değişmese bile, şayet vücudu alışmış ise, ortalama 60-70 gün kadar açlığa, bir hafta kadar da susuzluğa tahammül edebilir. Onun için günün muvakkat bir zamanındaki açlık ve susuzluk gözümüze çok görünmesin.
Aslında herbirimiz her gece bir manada oruç tutuyoruz. Meselâ, akşam saat altı gibi yemek yiyen bir şahıs, gece birşey yemezse, ertesi gün sabah kahvaltısını sabah saat sekizde yapmış olsa, bir manada 14 saat aç kalmış, oruç tutmuş demektir. Sair vakitlerde bir nev’i gece tutmuş olduğu bu orucu, şahıs ramazan ayında gündüze alacak demektir.
Oruç tutmaya başlayan şahısta ilk birkaç gün hafif baş ağrısı, baş dönmesi şikayetleri olabilir. Tansiyonu ilk günlerde hafifçe düşebilir. Bu bünyenin oruca yani kısmî açlığa olan alışma halidir. Oruç tutan herkesin bildiği gibi birkaç günde bu haller geçer.

ORUÇ VE ŞİŞMANLIK

İnsan vücuduna en ağır gelen hal midenin tıka basa doldurulması, rast gele yiyeceklerin lezzet hatırı için birbiri üstüne yenilmesidir. Bugün gerek memleketimizde olsun, gerekse batı dünyasında olsun, en önde gelen ölüm sebebi kalb ve damar hastalıklarıdır. Bununda en önemli sebeplerinden birisi fazla yemek yemek, onun neticesinde de meydana gelen şişmanlıktır.
Orucun bunlarla ne alâkası var denilebilir. Normal zamanlarda, şahıs yemek yedikçe pankreas dediğimiz ve sindirimle alâkalı maddeleri salgılayan bezden insülin adı verilen hormonun salgılanması artar. İnsülin salgısı arttıkça, şahsın yemek yeme hevesi artar. Şahıs çok yemek yedikçe de insülinin salgılanması gene yükselir. İşte bu kötü devr-i daimin oruç ibadeti ile kırılması lazımdır. Böylece oruç şahsı fazla yemek yeme alışkanlığından alıkoyar. Şahıs az yemek yeme çalışır. Şayet şahıs ramazan ayında alıştığı az yemeye, yıl boyu devam ederse, şahıs şişmanlık problemlerinden ve neticede de şişmanlığın yol açabileceği bazı hastalıklarından korunabilir.
Oruçlu şahıs aç kaldığı için, kanda mevcut olan yağlar kullanılır. Ramazan ayı boyunca, bilhassa akşam üstü kanda kolesterol, triglisedir denilen yağlar kullanılmaya başlar. Bütün bunlar netice itibari ile oruç tutan şahısta damar sertliğine yani arteriyoskleroza sebep olacak yağ fazlalığı tehlikesini azaltmış olur. Bu neticeler oruçlu şahıslarda yapılmış olan ciddi kan tetkikleri ile gösterilmiştir.
Bu bakımdan netice olarak dinimizce emredilen oruç, asrımızda artan damar sertliği yani arteriyoskleroz ve onun arkasından gelen yüksek tansiyon, kalb hastalıkları, damar tıkanmaları yani enfarktüsler ve bazı böbrek hastalıkları için, sıhhati, sağlığı normal ve yerinde olan kimseler için, son derece önemli, en mükemmel bir sağlık kazanma egzersizidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz bir hadislerinde bunu şöylece ifade etmişlerdin “Oruç tutun ki sıhhat bulasınız”.
Günümüzde batı memleketlerinde oruç ile tedavi uygulayan klinikler mevcuttur. Bazı hastalıklara karşı oruç tutmayı tedavi edici bir ilaç gibi tatbik eden birçok batılı hekim vardır. Kendilerine göre hasta şahısları aç bırakma metodları geliştirmişler, bunu bazı hastalar tedavi edici bir ilaç gibi tatbik etmişlerdir. Bir batılı ilim adamı oruç için, “Oruç bıçaksız ameliyattır.” tabirini kullanmıştır. (Bertholet, Yeğin, 114.) Bir diğer araştırıcı grubu da, ameliyatların tehlikelerini azaltmak ve yaranın kapanmasını kolaylaştırmak için ameliyattan önce ve sonra oruç tutmayı tavsiye etmektedirler. (Frumusan ve Pauchet, Yeğin, 114.)
Ancak bu yabancı hocaların oruç anlayışı, bizim anladığımız manada, ibadet için yapılan oruç değildir. Bu ecnebi hocalar orucu, vücudun kısa veya uzun müddet aç kalması olarak ta’rif etmektedirler. Bu perhiz manasındaki orucu tutmak bile, şahsın sıhhatine faideli olabilmektedir. Zihnimizi zorlarsak, hastaya genel anestezi yapılacak olan ameliyatlarda, hasta ameliyattan 6 saat önce ve ameliyattan 6 saat sonraya kadar aç bırakılmaktadır. Yani vücut bir nev’i oruçla, açlıkla ameliyata hazırlanmaktadır. Ameliyat sonrası açlık devresinde de, anestezi için verilen zararlı maddeler, bu müddet esnasında vücuttan atılmaktadır.

ORUCUN KARACİĞER FONKSİYONLARINA FAYDALARI

Karaciğer son derece önemli ve vücudumuz için hayati önemi olan . bir organımızdır. Bu kıymetli organımız, birçok hayatî faaliyetleri yanında bir diğer vazifeside, vücud için zararlı olan bazı maddeleri tasfiye etmesi yani zehirsizleştirmesidir. Mesalâ amonyak denilen ve vücudun normal faaliyetleri neticesi meydana gelen zehirli madde, karaciğerde zararsız hale getirilir. Oruç halinde karaciğerin yükü azalacağı için, adeta karaciğer hücreleri zehirsizleştirme hadiseleri- [ ne fırsat bulmakta, vücudu toksit ya. ni zehirli maddelerden temizleme imkânı artmış olmaktadır. Oruç ibadetinin sağlık açısından daha birçok, bil- ı diğimiz ve henüz anlaşılmamış olan faideleri olduğu şüphesizdir. Biz sadece bir iki örnek vermekle iktifa etmiş olduk.

DÜŞKÜNLÜK VE HASTALIK HALİ

Düşkünlük halinin ölçüsü olarak din alimlerimiz ayakta namaz kılacak güç ve kuvveti olan kimsenin orucunu tutması gerektiğini bildirmişlerdir.
Hastalık için de, orucun manevi kıymetini bilen, mütehassıs bir hekime danışmak lazımdır. (Tabibi müslimi hâzık.) Bir iki örnek verecek olursak, ağır şeker hastaları oruç tutmayabilir. Ancak yaşlılıkta ortaya çıkan ve kontrol edilebilen şeker hastalığı olan şahısların oruçlarını tutmalarında hiçbir mahsur yoktur. Ağır böbrek hastaları, ağır kalb hastaları, ağır ülserli hastalar ve ilaçla kontrol edilemiyen ağır yüksek tansiyonu olan hastalar da oruçlarını açmalıdırlar. İftarda ve sahurda aldığı ilaçlarla tansiyonu kontrol altına alınabilen kimselerin oruçlarını tutmalarında hiçbir mahsur yoktur. Aksine oruç tutmak tansiyonu düşürdüğü için, dolaşım sisteminin en iyi sakinleştiricisidir. Tansiyonun düşmesine faydası bile olabilir.

NEFİS VE RUH TERBİYESİ

Ramazan orucunun bir diğer önemli hikmeti de nefis terbiyesi yö- nündendir. İnsanın nefsi genellikle aklın prensipleri altına girmek istemez. Kendisinin hür ve serbest olmasını ister. İstediği gibi hareket etmeyi arzu eder. Kendi Yaratanını tanımak istemez. İşte ramazan ayında tutulan oruç, herbir insanın içinde mevcut olan bu firavunluk yani isyankarlık damarını kırar. Zayıf ve aciz olduğunu anlar. Kendisinin, Yaratanın aciz bir kulu olduğunu hatırlar. Açlık şahsa bu terbiyeyi kazandırır.
Mevzuyu oruçla alâkalı bir ayet ve hadis-i şerif melai ile bitirelim: Bakara 184: “Sayılı günlerde oruç tutunuz. Sizden biriniz hasta veya seferde olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar.’™ Uzun olan ayeti Cenabı Hak şu cümle ile bitiriyor: “Bir bilseniz, oruç tutmak sizin için daha hayırlıdır.” Bir hadis-i kutsîde Cenabı Hak şöyle buyuruyor: “Her hayırlı amel on mislinden, yediyüz misline kadar mükâfat görür. Oruç bundan müstesnâ- dır. Zira o bana mahsustur, onun mükâfatını da ancak Ben veririm.” (Buhari ve Müslim) ♦