Makale

Ramazan Ayının Fazileti ve Düşündürdükleri

Hasan ARAL/Din Kül.Ah. Bil. Öğr.

Ramazan Ayının Fazileti Ve
Düşündürdükleri

Dünya hayatının en güzide misafiri olan insan, yaratılışından getirdiği bir özellik olarak ölüm ötesi hayata namzet bir varlıktır. Yaşadığı kısacık bir dünya hayatının gerisinde, ölümle yok olup gitmeyi istemez. Ebedilik arzusu bizzat yaratıcı tarafından mayasına konmuş değişmez bir duygudur. Bu nedenle insanoğlu, sahip olduğu çeşitli kültürlerin tefekkür atmosferinde ölümden sonraki hayatın mahiyeti hakkında kafa yormuş, felsefe yapmış, birçok görüş ve yaklaşım tarzları ortaya koymuştur.
Vahiy ise, insanın bu konudaki arzu ve ihtiyaçlarına cevap veren ahi- ret anlayışını getirmiş, mantık ve vicdanını aydınlatmıştır. Son ilahi mesaj olan Kur’an-ı Kerim; "Muhakkak insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da onu aşağıların en aşağısı kıldık. Ancak iman edip güzel işler peşinde koşanlara sınırsız bir ödül vardır."1 mealindeki ilahi prensibi, evrensel boyutta insan idrakine sunmuştur.
Evet, ölüm bir yok oluş, tükeniş değil, yepyeni bir başlangıç, yokluğun, hiçliğin olmadığı sınırsız ve sonsuz bir hayatın kapısını aralayan gerçek var oluştur. Yoksa, İnkâr edenler, hayat ancak bizim bu dünya hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız, bizi ancak zamanın geçişi yokluğa sürükler derler. Halbuki onların bu konuda bir bilgileri yoktur. Onlar sadece zan peşinde koşarlar." 2 mealiyle tanımlanan nihilist, materyalist bir hayat anlayışı, zaten insan realitesine taban tabana zıt bir yaklaşımdır.
Yüce Allah, ebedilik arzusuyla yarattığı insanın bu isteğine ahiret gerçeğiyle cevap vermiş, iman edip güzel işler peşinde koşanlara da cennet gibi sınırsız bir ödül hazırlamıştır. Ancak insanın yaşadığı dünya hayatı son derece kısadır ve yine Cenab-ı Hakkın verdiği sayılamıyacak kadar çok nimetiyle yaşamını sürdürmektedir. Bu açıdan Yüce Allah, iman, ibadet, itaat ve gerçekleştirdiği güzel davranışlarına da sınırsız ecir ve sevabın verileceği müstesna zaman dilimleri yaratmıştır ki, insan için kazanma ihtimali % 100 kesin olan büyük bir panayır ve alış-veriş için hazırlanmış büyük bir pazaryeri hükmündedirler. İdrak ettiğimiz Regaib, Miraç, Berât Kandilleri, Cuma geceleri, bayram günleri, Kadir Gecesi hep bu anlamda mübarek vakitlerdir. Ramazan ayı ise, bütün bu zaman dilimlerinin üzerinde bir kıymet ve öneme haiz apayrı bir mevsimdir. Zira bütün mübarek ve sevabı sınırsız gecelerin varlığına sebep ve delil ramazan ayıdır. İlahi rahmetin, merhamet ve bağışın sağanak bir yağmur gibi bütün bir varlık dünyasını kuşattığı, insanın kısacık bir ömür ve azıcık bir gayretle, sınırsız ve sonsuz bir hayatta cennete ehil hale geldiği, nimeti ve ihsanı bol olan bir rahmet mevsimidir.
Diğer taraftan insan, isteme, dua etme ve kudretine güvendiği bir kaynağa iltica etme, dayanma, sığınma arzusuyla yaratılmıştır. Evet, neticesi ne olursa olsun, isteme ve dua etme insanın, en gerçek psikolojik yönüdür. İslâm’da Allah, insanın bu gerçeğine cevap veren tek kaynaktır. Bir tarafta ihtiyaç, diğer tarafta cevap, yaşadığımız hayata anlam kazandıran, tehlikeli ve aşılması zor zig-zag ve yokuşları dümdüz bir yol haline getiren, her türlü olumsuzluktan koruyarak mutedil bir ruh yapısına ulaştıran saadet kaynağımızdır.
Allah’a dua ve niyaz, iman eden insan için en büyük hazdır, isteklerin sonucunu bekleme, ümit etme ise, bu büyük hazzı bir kat daha zevkli hale getiren bir olgu, sığınacak, dayanacak, güvenecek bir kaynağın varlığına bel bağlama, kısacık dünya hayatını dolu dolu yaşatıp anlamlı ve değerli kılan büyük bir nimettir. Boşluğa, hiçliğe, anlamsızlığa, karanlığa, karamsarlığa yer yoktur. “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler." anlayışında gülümseyen bir dünya, aydınlık bir ruh, huzur dolu bir kalp vardır. İşte ramazan ayı, böyle bir ruh ikliminin yakalanmasında insan için, bütün zaman dilimlerinden daha kıymetli, bin aydan, binlerce yıldan daha hayırlı dua ve niyaz ayıdır.
Ramazan ayı niçin bu kadar önemli ve değerlidir? sorusuna, iki ana başlık altında cevap ermek mümkündür.:
1- Kur’an-ı Kerım’in bu ayda nazil olmaya başlaması.
2- Oruç ayı olması.

RAMAZAN KUR’AN AYIDIR

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmuştun "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici ve doğruyu eğriden ayırdedici belgeler olarak kendisine Kur’an indirilen aydır. Sizden her kim -Ramazan- hilali(ni) görürse oruç tutsun.’"3
Cenab-ı Hakk, Ramazan ayını diğer aylardan ayırdederek övüyor ve bu ayı, Kur’an-ı Kerim’i indirmek üzere bizzat kendisinin seçtiğini bildiriyor.4 Bütün insanlığın dünyevi ve uh- revi saadetini sağlamada yeterli olan ve doğruya ulaştıran Kur’an’ın ramazanda nazil olması, ramazan ayının diğer aylardan daha faziletli olduğuna delâlet eder. Zira günler ve ayların diğerlerinden daha kıymetli olması, o günün ve ayın, diğerlerinde olmayan bir şerefi taşımasıyla mümkün olduğundan, ramazan ayı iki önemli şerefe haizdin Birincisi, İslâm’ın şartlarından faziletli bir ibadet olan orucun bu ayda farz olması, İkincisi de Kur’an gibi rehber bir kitabın kendisinde nazil olmasıdır.5
Evet, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e risalet ve nübüvvet görevinin verilişi ile Kur’an’ın vahyedilmeye başlaması, insanlık adına elbette muazzam bir olaydır. Kur’an ve Hz. Peygamber (s.a.s.), önümüzü aydınlatan, bizi karanlık ve yanlışlıklardan koruyan iki önemli kaynak, rehber ve birer nurdur ki, insanlık adına taşıdıkları değeri kavrayabilmek için, İslâm’dan önceki toplum yapısına -günümüzle de kıyaslama imkanı bularak- bakmak, insanlığın bu iki kaynak ile neler kazandığını, kazanabileceğini, yüz çevirdiğinde ise neler kaybettiğini, kaybedebileceğini görmek lâzımdır.
Bilindiği üzere Cahiliye Devri dediğimiz İslâm’dan önceki Arap Yarımadası tek kelime ile vahşeti yaşıyordu. O günleri anlatan milli şairimiz Mehmed Akif; “Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta,
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi." mısralarıyla adeta resmini çizmiştir. O günün insanı, inanç ve ahlak gibi iki büyük ihtiyacına cevap verecek bir rehber ve kaynaktan mahrum oluşunun sıkıntılarını yaşıyordu.
Cahiliye insanı herşeyden önce imanını yitirmişti. Putperestlik inancıyla dinlerini şekillendirmişler, Allah ile aralarına, çeşitli varlıklara tapınmak suretiyle yedek ilahlar koymuşlardı. Taş parçaları, kum tepelerine kadar birçok ilahlar edinmişlerdi. Kâbe’yi irili-ufaklı putlarla doldurmuşlar, boy ve anlamca en büyüklerine de Lât, Menât, Uzza, Hubel, Vedd, Nesr gibi isimler vermişlerdir.
İnançsızlık veya Allah’a şirk koşma, sadece tapınma şeklinde kendini göstermiyor, aynı zamanda ahlaki yapılarını, insanlarla ilişkilerini, hayata ve olaylara bakış açılarını da belirliyordu.
En küçük anlaşmazlığı bile kılıcına havale ediyor, güçlü sürekli kazanıyor, zayıf haklı da olsa sürekli kaybediyordu. İnsan hayatının kıymeti güçlü olmakla eşdeğer hale gelmişti.
Ahlâksızlığın her türlüsü de yaygındı. Son derece garip ve vahşice bir namus anlayışıyla kız çocuğuna, aklın kavramakta aciz kaldığı bir zulüm reva görülüyor, diri diri kumlara gömülüyordu. Yüce Allah, bu son derece kötü ve çirkin adetten bahsederken mealen şöyle buyurun "Onlardan birine bir kızının dünyaya geldiği müjdelendiği zaman yüzü kızarır, hiddetinden köpürür, kendisine verilen kötü haber yüzünden halktan gizlenmeye çalışırdı. Kız çocuğunu utana utana büyütsün mü, yoksa kumlara mı gömsün? Ne kötü hüküm veriyorlar.6
Dikkat edilirse Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, kız çocuğunu anne-babanın saadet ve onur duyacağı bir müjde olarak niteliyor ve cahiliye insanının kötü anlayışını da şiddetle reddediyor. İmanın kaybolduğu, şirkin her çeşidinin yayıldığı bir ortamda, içki, kumar, zina ve iffetsizlik, kölelik ve kölelere karşı yapılan insanlık dışı muameleler, işkenceler, kadının bir mal gibi alınıp satılması vb. kötü ahlâk örneklerinin de yaygın hale gelmesi gayet tabii idi. Yüce Allah, insanlığın geldiği bu noktayı evrensel bir mesaj olarak şöyle tanımlıyor: “İnsanların elleriyle işledikleri şeyler yüzünden karada ve denizde fesat zuhur etti (kargaşa ortaya çıktı)”7
İşte böyle bir ortamda Hz. Muhammed (s.a.s.)’e peygamberlik görevi verildi. Kur’an-ı Kerim’de-, putperestliğin yerini tek Allah inancı ve Tevhid anlayışına terkederken, içki, kumar, zina ve fuhuş, zulüm ve haksızlık gibi insan onuruyla bağdaşmayan davranışlar kalp ve ruhlara nüfuz edilerek kaldırılıyor, yerine sevgi, saygı, merhamet, adalet, kardeşlik, doğruluk, yardımlaşma, barış ve emniyet gibi güzel duygu ve hasletler yerleştiriliyordu. Zira Cenab-ı Hak şöyle buyuruyordu:
“Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir, güzel işler peşinde koşan mü’minlere, kendileri için büyük bir ödül olduğunu müjdeler."8 “Biz Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü’minler için bir şifa ve rahmettir, zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.’”9 “İşte bu kitap, kendisinde şüphe edilecek hiçbir şey yoktur, Allah’tan sakınanlar için bir rehberdir."’10’
Evet, insanlık Kur’an ile adeta yeniden doğmuş, kaybettiği değerlerini yeniden kazanmış, çok kısa bir zamanda insana hayret veren bir değişim ve gelişmeyi gerçekleştirmiştir.
Kur’an, bütün insanlığa rehber olmak, yol göstermek, doğru yola ışık tutmak için gönderilmiş evrensel bir mesajdır. Ancak yağmur ne kadar bol yağarsa yağsın, ırmak ne kadar büyük çoşkuyla çağlarsa çağlasın, serçe suyu damla damla içer misali; Kur’an’ın insanlığa ışık, rehber ve rahmet olması, ona imana ve gösterdiği yolu anlamaya bağlıdır. Güneş herkese gülümser, ancak ondan istifade etmenin yolu, ona teveccüh etmektir. Zira “Onu dinlemeyin, onun hakkın- daki gürültülü yaygara koparın, belki duyulmasını engeller, üstün gelirsiniz.” mealindeki tanımlanan insan anlayışına Kur’an’ın rehber olup yol göstermesi elbette mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki gözünü kapayan sadece kendisine karanlık eder.

RAMAZAN ORUÇ AYIDIR

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurur “Ey iman edenler! Oruç, sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi, her türlü kötülükten korunasınız diye size de farz kılındı.12
Ramazan ayındaki oruç, İslâm’ın beş şartından biridir ve şartlarını taşıyan her müslümanın yerine getirmesi gereken önemli bir ibadettir.
Orucun, Cenab-ı Hakk’ın ’‘Rabb" ismine, insan sosyal hayatına, kişinin özel yaşamına, nefsin terbiyesine ve Allah’ın verdiği nimetlerin şükrüne bakan hikmetleri vardın
Yüce Allah, yeryüzünü büyük bir nimet sofrası şeklinde yaratmış, bu sofrada bütün nimetlerini sergileyerek “Rabb" ismini, Rahman ve Rahim sıfatlarının sahibi olduğunu ifade etmiştir. Bütün bir varlık dünyası ve özellikle insan, Cenab-ı Hakk’ın sunduğu bu muazzam nimet sofrasından istifade ederek hayatını devam ettirir. “Allah’ın verdiği nimetleri sayacak olsanız bitiremezsiniz, doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder.’’"31 mealindeki ayet-i kerime, insan oğlunu kuşatan nimet çerçevesinin genişlik ve derinliğini ifade etmektedir.
Ancak insanlar, gaflet perdesi altında, sebeplere takılıp kalarak onların gerisindeki ilahi kudret ve iradeyi çoğu zaman göremiyor. İşte Ramazan ayındaki oruç sayesinde müslümanın hayatı disiplin ve düzene girerek akşama yakın “buyurunuz!" emirini bekler bir vaziyete bürünür. Yüce Allah’ın herşeyi kuşatan rahmetine karşılık büyük ve düzenli bir kullukla karşılık verme ve Kur’an’ın; “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki böylece korunmuş olursunuz.”l1<’ mealindeki ilahi fermanına uygun hareket etme imkanını elde etmiş olur.
Cenab-ı Hakk, sayılamıyacak derecedeki nimetlerini kullarının hizmetine sunarken karşılığında yine onların yararına olmak üzere teşekkürle mukabelede bulunmalarını istemiştin “Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Ki- tab’ı ve hikmeti getirip, size bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik. Öyle ise Beni anın ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin!"15 mealindeki ayet-i kerime, bu gerçeği dile getirmektedir.
Şükür ise, insanın içerisinde bulunduğu ortamdan memnun olması, bu memnuniyetini söz ve davranışlar olarak ifade etmesidir. Nimetlerin tamamını doğrudan doğruya Allah’tan bilmek, nimetlerin kıymetini takdir etmek ve onlara ne kadar çok muhtaç olduğunu düşünerek kendi acizliğini, zayıflığını, çaresizliğini hissetmektir.
Ne var ki insan yine gaflet perdesi altında nimetlerin kıymetini bilemiyor, onları kendisine ihsan edeni hatırlayıp şükür görevini yerine getirmede tembel davranıp çoğu zaman da küfran-ı nimette bulunabiliyor. Çünkü orucun dışındaki diğer zamanlarda mecburiyet altında olmadığından gerçek açlığı tatmıyor, buna bağlı olarak Allah’ın kendine İhsan ettiği nimetlerin değerini kavrayamıyor. İşte Ramazan ayındaki oruç, özellikle varlıklı kesime gerçek bir açlığı tattırmak suretiyle, bahşedilen nimetlerin kendisi için ne büyük bir anlam taşıdığını öğretir, iftara beş-on dakika kala bir dilim ekmek, bir bardak su, ağzının suyunu akıtır derecesine, en fakirinden en zenginine kadar herkese nimetlerin kıymetini anlatır, manevi bir şükrün gerçekleşmesini sağlar.
Toplumda insanlar, maddi imkanlar açısından çeşitli şekillerde yaratılmışlardır. Buna bağlı olarak Yüce Allah, varlıklı insanları fakirlerin yardımına davet etmiş, zekat ibadetini farz kılmıştır. “Onların mallarında istiyene ve isteyemediği için mahrum kalana belirli bir hak vardır.”"16’ mealindeki ayet-i kerime, zekatın farz bir ibadet olduğunu açıklamaktadır.
Ayet-i kerimede geçen “belirli bir hak’tan maksat, zenginler üzerine farz olan zekattır. Çünkü zekatın dışındaki diğer sadakalar belirli bir pay değil, mal sahibinin isteğine bağlıdır. İster çok, ister az verir, kimse karışamaz."17
Ramazan ayındaki oruç, varlıklı kesime yoksulun, çaresizin halini öğreterek, zekat gibi İslâm’ın beş şartından biri olan müslümanlık şiarının toplumda işlerlik kazanmasını, yardımlaşma, dayanışma, birlik-beraberlik, sevgi ve saygının tesisini, kurumlaşmasını sağlar. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.)’de müslümana şu müjdeyi verin “Rabbiniz Allah’tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Raman orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin... bu takdirde Rabbinizin cennetine girersiniz.”"81
Bir başka yönüyle oruç, nefsin terbiye edilmesinde, ruhun berraklaşıp ferdi, aile ve toplumu dönüşü olmayan yollara sürükleyen şehevî ve gadabî duyguların, kontrol altına alınıp her türlü çirkinlikten koruma konusunda da önemlilik arzeder ki, daha önce zikrettiğimiz Bakara suresi 183. ayetinde Yüce Allah bu hususa dikkatimizi çekmiştir. Bedensel duygu, istek ve arzuların kontrol altına alınması, insanın kendini, hürriyeti sınırlı bir kul, son derece aciz ve zayıf olmasına rağmen, sınırsız derecede ihtiyacı olan kusurlu bir varlık olarak görmesini sağlar. Firavun, Kârun vb. gibi kendini ilah zannedecek kadar şımarmaktan, cehenneme ehil hale getirecek bir hayat anlayışı ve yaşam tarzından uzak kalmasını temin eder.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)-, Kim bana çene kemiklerinin arasındaki dili ve iki budu arasındaki cinsiyet organı ile günah işlemiyece- ğine dair garanti verirse, ben de onun için cenneti garanti ederim.,’",’ buyurarak, konunun müslüman için önemine işaret etmişlerdir.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in oruçla ilgili hadis-i şeriflerinden bir-kaç örnek vererek, fazileti ve oruçlunun dikkat etmesi gereken hususları arzedelim:
Ebu Hureyye (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştun “Oruç, kötülüklere karşı bir kalkandır. Bu anlamda oruçlu kimse kötü söz söylemesin, cahiliye âdetine dönmesin, şayet birisi kendisine söğer veya döğüşmek isterse iki defa ben oruçluyum desin. Nefsim kudretinde olana and olsun ki, oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoşdur. (Yüce Allah) oruçlu, yemesini, içmesini, şehvetini benim için bırakıyor, oruç benim içindir, onun karşılığını da ben vereceğim. Halbuki bir iyilik on kat sevabla karşılık bulur.” buyur-maktatır.20
Ebu Hureyre (r.a.)’den bir başka rivayette Râsûlullah (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa, onun yemesini, içmesini terk ederek aç kalmasına Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.’21
Yine Ebu Hureyre (r.a.)’den bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştun
"Oruç tutan kimse için iki sevinç vardır. Birincisi; iftar ettiğinde duyduğu sevinç, İkincisi de Rabbine Kavuştuğu anda duyacağı sevinçtir.’’22
Evet. Ramazan, her türlü iyiliği, güzelliği ve hayrı, bereketi, rahmeti, mağfireti, bağışı, nimeti ve daha nice ilahi tecellileri bünyesinde barındıran mübarek bir aydır. Cenab-ı Hak bizle- ri, onu gereği gibi değerlendirip rızasına kavuşan kullarından eylesin. ♦

(1) Tîn, 4-5.
(2) Casiye, 24.
(3) Bakara, 185.
(4) Dr. Bekir Karlığa, Dr. Bedrettin Çetiner, Hadis lerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, C.3, s.711.
(5) KonyalI Mehmed Vehbi, Biiyük Kur’an Tefsiri, 01, S.312.
(6) Nahl, 58-59.
(7) Rum, 41
(8) Isra, 9.
(9) İsra, 82.
(10) Bakara, 2. Aynca bkz. Yunus, 57.
(11) Fussılet, 26 (Geniş bilgi için bkz. Prof. T. Koç- yiğit, Prof. I. Cerrahoğlu, K. Kerim Meal ve Tefsiri, d, 33-35).
(12) Bakara, 183.
(13) Nahl, 18.
(14) Bakara, 14.
(15) Bakara, 151-152.
(16) Mearic, 24-25.
(17) Konyalı Mehmed Vehbi, a.g.e, c.15, s. 6138.
(18) Tirmizi, Sünen, Tere. D. Zeki Mollamehmet Oğlu, C1, S. 412, h. no: 611.
(19) İmam Nevevi, Riyazü’s Salihin, Tere. Mehmed Emre, s.889, h.no:l510, Bedir Yay. 1st. 1974.
(20) KonyalI Mehmed Vehbi, Sahih-i Buhari, c.2, s.328, h.no:682, Üçdal Neşriyat.
(21) İmam Nevevi, a.g.e, c.2, s. 741, h.no: 1238
(22) KonyalI Mehmed Vehbi, a.g.e, s. 332, h.no: 686.