Makale

GEÇMİŞTEN GÜZEL ÖĞÜTLER

GEÇMİŞTEN GÜZEL ÖĞÜTLER

Haşan Şakir SANCAKTAR
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Bu güzel sözler, "Gülistan" adlı eserden özet olarak alınmıştır.
Gülistan Şeyh Sa’d bin Abdullah Şirazî (1) tarafından yazılmış; sekiz bab üzerine tertip edilen Farsça, kısmen de Arapçadan meydana gelen beyitlerle dolu, ahlakî, edebi, güzel bir eserdir.
Bu bölümler: 1- Meliklerin (Devlet Başkanla- rının) yaşayışları. 2- Fakirlerin ahlâkı. 3- Kanaatin faydaları. 4- Susmanın, az konuşmanın yararları. 5- Aşk, sevgi.6- İhtiyarlık, zayıflık. 7- Terbiyenin gereği ve tesiri. 8- Sohbetin âdâbı vb.
Bu eserini Hicrî 656’da yazmış; daha sonra arapçaya da tercemesi ve şerhi yapılmıştır. Kâdı Mahmut bin Minyas, Hicrî 1000’de Türkçeye terceme etmiştir.
Mevlâ Es’ad Efendi gibi zevat da Türkçeye terceme edenler arasındadır.
Tayyar adındaki bir zat da, "Zeylî Zübdeî Gülistan "(2) adında Gülistandan seçme, ahlak ve tecrübe ağırlıklı bir hülâsa esercik denebilecek bir derleme yapmıştır.
Biz, bu yazımızda bahsedilen, özet olarak derlenen ve adıgeçen tavsiyeleri okuyucularımıza sunmak istiyoruz. Zira, yediyüzyıl önce, o günün değerli ilim ve fikir adamları ne kadar mühim ve orjinal hususlar bulmuş ve tesbit etmişlerdir. Bahsedilen yazıyı mümkün mertebe bugünkü dille anlaşılır duruma getirerek siz değerli okurlara sunmaya çalışacağız-
Rüşdiye mekteblerinde okunan "Nasihat-ı Hükema" (3) adlı risalenin bir özetidir bu güzel sözler. Demek oluyor ki, binlerce yıldan beri gelen insanoğlu tesadüfen yaşamamış, bunca olaylardan ibret almış, tecrübe ve deneylerden istifade etmiştir. Akla ilme, doğruluğa, insan olarak da birlik beraberliğe, sevgi ve dayanışmaya azami önem vermiştir.
Nasihatlar şöyle başlıyor: Ehlibeyan şöyle hikâye ederler ki: geçmiş zamanlarda hükümdarlar arasında âdet öyle idi ki, eğer onların arasında mühim bir iş meydana gelse o asrın akıllı ve tecrübeli kişileriyle meşveret (4) etmeden asla o işe başlamazlardı.
Hukema’nın (5) görüş ve tedbirlerinden başkasını asla yapmazlardı. Âdil Nûşi Revârîe (6) gelinceye kadar, bazen öyle olurdu ki, yürüyerek,bir iki aylık uzak mesafede bulunan, bir bilen kişi ile, yapılacak iş için istişare yapmak üzere gider, akıl danışırlardı.
Nûşirevan’ın yanında toplanan hukemaya dSdiler ki, uygun olan şudur: Sizden her biriniz bir hikmetli söz söylesin; O güzel sözler, şu anda hayatta olanlara faydalı olacağı şekilde bir arada toplansın. Her biri güzelce, hikmetli sözler söylediler. Bunların toplamı yirmi üç veciz (7) oldu. Zira, halkın dine, dünyaya; yani normal yaşımını ilgilendiren örnek vecizeler,bunlarla ilgilidir. Çünkü insanlar ya muttaki (8) ve sâlih olurlar veya havaî-meşreb, (9) dünya ehli olurlar.
Hekimlerin (o günkü fikir ve düşünce sahibi olanlar) söyledikleri bu yirmi üç hikmetli sözü, Nûşi Revan, altın yazı ile yazdırarak bir zarf içine koyulmasını, bir altın kilitle hâzinede muhafaza altına alınmasını emretmiştir. Mühim fevkalâde bir iş meydana gelince bu hikmetli sözler teker teker gözden geçirilir, bunların ışığı altında, meydana gelen olaya bir çözüm bulmaya çalışırlardı.
Aslında Hz. Peygamberimiz (S.A.S.) de: "Büyükler ile oturunuz, görüşünüz, hekimlerle akıllılarla devamlı sohbet ediniz, ilişki ve âlâka içinde bulununuz; âdeta onlarla içiçe yaşayınız" buyururlar .(10)
Bu hikmetli sözler şöyle sıralanıyor.
1.Kendinizi iyi biliniz, tanıyınız, ilim, edeb tahsili için utanmayınız, ar etmeyiniz. Aman ömrünüzü cehâletle zâyi etmeyiniz. İlim, edeb öğrenmek uzak da olsa mutlaka gidiniz öğreniniz. Dünyanın hiç bir malını, mülkünü, servetini ilme denk tutmayınız. Zira ilim hepsinden üstün ve hayırlıdır.
Âhiret âlemi için lâzım olan azığı, iyi amelleri düzenli bir şeklide şimdiden hazırlayınız. Âhireti dünyaya ta’viz etmeyiniz. (Yani işlerini öne alıp, sağlam yapıp da, âhireti büsbütün terk etmeyin veya gelişigüzel, angarya kabilinden yapmayınız) söylenmesi caiz olmayan sözleri söylemeyiniz. Tecessüsü (11) ve teftişi, lâyık olmayan şeyi irdelemeye kalkmayınız.
2. Hekimlerin nasihatini (12) hakir (13) görmeyin. İşlerinizde acele etmeyin; Vakti gelen işi de geciktirmeyin. Yapılacak işi, o işi en iyi bilene danışınız ve öylece yapınız. Zarar, ziyan görülen işe teşebbüs etmeyiniz, ondan sakınınız. Yapılacak işin yalnız başlangıcını değil sonunu da hesaba katın. Daima akıllı kişilerle müşavere ediniz. Tecrübe edilen, sınanan kişiyi işi tekrar tecrübeye kalkmayınız. İhtiyar ve yaşlı olan kişilerin sözlerini kenara atmayınız. Onların görüşlerinden, tecrübeye dayalı büyük sözlerinden istifade ediniz.
3. Adâleti mu’tad (14) hale getiresiniz. Kendinizi takva sahibi olmakla meşhur edesiniz. Kanaatkârlığı zenginlik olarak kabul edesiniz. Daima âfiyetinizin,sağlığınızın kadr’u kıymetini bilesiniz. Kendinizi daima hayırla , saygı ile anılacak kişi haline getiresiniz. Sıkıntı, bela mushibete maruz kalanlara sevinmeyesiniz.
4. Dert ve belaya mübtelâ olanlardan ibret alınız. Vaktinde olan zarar ve ziyanı, vakitsiz olan faydadan daha kötü görmeyiniz. İnsanlarla ilişkide sert değil de yumuşak, idareci anlayışla hereket ediniz. Dost ve düşmanınızla sulh içinde yaşamaya bakınız. Kendi hakkınız olmayan bir yere, bir toprağa bir ayak kadar dahi olsa sahip çıkmayınız.
5. Yapacağınız işleri sayınıza, gücünüze göre yapınız. Kendiniz koymadığınız bir şeyi, bir eşyayı, başkasına ait olduğu için yerinden dahi kaldırmayınız.
Elden geldiği kadar herkese ihsanda (15) bulununuz. El ve dilinizi daima muhafaza ediniz. Kötü ve çirkin olan fiillerden uzak olunuz. Fena ve yaramaz arkadaşlardan, ve onlarla sohbet etmekten daima uzak kalınız.
6. Hırsızlardan yol kesici eşkiyadan ihsanınızı kesiniz. Fena, geçimsiz komşulardan mümkün mertebe sakınınız. Yolculuğa, iyi bir arkadaşla çıkınız. Karaktersiz, ahlâksız olan fena kimselerle yolculuk yapmayınız. Size ait olmayan araziye, ilerde geçimsizliğe neden olacaksa ağaç dikmeyiniz.
7. Çorak ve kumsal olan yerlere tohum ekmeyiniz. Avam, câhil olan kimselerle kaynaşmayınız. ülfete (16) kalkmayınız. Yeni zengin olanlardan borç istemeyiniz. Asaletsiz, soysuz kişilerden kız istemeyiniz. Tak- dirsiz değersiz kişilerle sohbete dalmayınız. Yüce Allah’dan korkmayan, zalim kişiden korkunuz, uzak olunuz.
8. Malınızı, mülkünüzü gerekirse kendiniz için feda ediniz. Ahmak, sarhoş ve mecnuna nasihata kalkmayınız. Ancak nasihat kabul eden kimseye nasihatte bulununuz. Nasihatinizi aziz (17) tutunuz. Yemeğinizi gizli yemeyiniz. Emir ve idareniz altında olanlara karşı merhametli davranınız. Hiç kimsenin rızkına, geçimine, ekmeğine göz dikmeyiniz.
9. Açlar ile birlikte gerekmedikçe yemeyiniz. Kendi ekmeğinizi açlardan esirgemeyiniz. Kendi ekmeğinizi yerken başkalarının sözlerini söylemeyiniz. Çocuklarla, kadınlarla sözü uzatmayınız. Yabancı bir kadının evinize girmesine, alışmasına imkan vermeyiniz. Dünyada ulaştığınız makam, mevkî nedeniyle kibirli, gururlu olmayınız. Genelikle kadınların hilesinden emin olma hususunda ihtiyatlı olunuz.
10. Size emanet edilen eşyaya sahibinden daha şefkatli davranınız. Size ait olmayan hanede kahyalık (18) etmeye kalkmayın. Ahlâksız, soysuz kişileri evinize sokmayınız. İhtiyarların nasihatlarını hakir görmeyiniz. Özellikle kadın erkek, karı-koca arasında koğuculuk yapmayınız.
11. Mütekebbir (19) olanlardan uzak durunuz. Devlet görevlileriyle iyi geçininiz, onlara kin tutmayınız. Kadın-erkek hiç bir kimseye zulüm etmeyiniz, haksızlık yapmayınız.
12. Misafiri aziz tutunuz. Halkın malına, servetine tam’a (20) etmeyiniz. Ana baba haklarına hassasiyetle riayet ediniz. Akrabanızdan alâkayı ve yakın ilgiyi kesmeyiniz. İnsanlarla yaptığınız sözleşmeyi, ahdinizi yerine getiriniz. Davetsiz olarak kimseye misafirliğe gitmeyiniz. Bir kimsenin sıkıntısını gidermeye, hayırlı işini görmeye muktedir iseniz yerine getiriniz.
13. Dilinizi fena söz söylemeye alıştırmayınız. Faydası, hayrı olmayan sözlere kulak vermeyiniz, böyle olan kimseler ile ülfet etmeyiniz. Kendiniz söylediğiniz, va‘d ettiğiniz sözlere uyunuz, öylece amel ediniz.
14. Faydalı, hayırlı olan kimseleri ziyaret ediniz. Sohbetlerinizi muttaki olan kimselerle yapınız. Ölülerinizi hayırla yâd ediniz. Dost düşman, herkesten nasihati esirgemeyiniz. Ebeveyn’in (21) vefatından sonra onların arzularını yerine getiriniz. Onların dost, ahbaplarını ziyaret ediniz. İlim öğrenmeye azimli ve hırslı olunuz. Hiç bir işi ilme, gerçeğe dayamadan yapmayınız, ilimsiz, bir söz dahi olsa konuşmayınız.
15. Herkesin konuştuklarına hemen güvenmeyiniz, emin olmayınız, Sağlam, doğru olan sözü kim konuşursa konuşsun dinleyiniz. Doğruya, yalana yemin etmeyiniz. Ahireti dünyadan daha dost, daha gerçek kabul ediniz. Yetim malına meyletmeyiniz. Gençken ihtiyarlığınızı düşününüz, o zaman gerekecekleri şimdiden hazırlayınız.
16. Kışın işini yaza; bugünün işini yârına bırakmayınız. Mütehassıs hekim söylemedikçe, onun-bunun sözüyle kan aldırmaya kalkmayınız.
17. Sehavet ve cömertliği sanat edininiz, cimrilik ve bahillikten uzak olunuz. Cahillerle ülfet etmeyiniz. İhtiyacınız olanı, sahi ve cömertlerden isteyiniz. İyilik ve hayırlı iş yapmayı hiç kimseden esgirgemeyiniz. Borçlularınızı darboğaz etmeyiniz. Ancak, borcuna sadık olmayanları dostlarınıza duyurunuz.
18. Evlâd’ü iyâlinize sanat ve hüner öğretiniz. Kendi öz halinizi dosttan, düşmandan gizli tutunuz. Biryerde gizli konuşanlara rast gelirseniz onların neler söylediklerine kulak vermeyiniz.
19. Amirlerin huzurunda gözlerinize sahip olunuz; sağa , sola bakmaya çalışmayınız, söyleyeceğiniz sözleri akıllı, tedbirli, yeterinden fazla söylemeyiniz. Yani özlü ve özet olarak konuşunuz.
20.Vefa sahibi olan dostlarınızdan hiç bir zaman alâkayı kesmeyiniz. Bir devlet ve nimete nail olduğunuz zamanda dostlarınızı unutmayınız. Düşmanı küçümsemeyiniz, dost görünse dahi samimiyetine inanmayınız.
21. Kendinizi emniyette gördüğünüz zaman bile âzami tedbirli olunuz. Büyük sıkıntılar karşısında sabretmesini biliniz. Fakirlik zamanında ümitsizliğe kapılmadan genişliğe ulaşacağınızı ümitle bekleyiniz. Buna mukabil, zengin iken fakir olabileceğinizin de hesabını iyi yapınız. Herhangi bir kimseyi ilk görmekle hemen karar vermeyiniz. Zira yanılabilir, aldanabilirsiniz. Ayıp ve kusuru olan insanların bu hallerini fazlaca araştırmayınız, derinleştirmeyiniz.
22. Kendi yükünüzü, işinizi, başkasının boynuna takmayınız. Faydası, menfaati olmayan dostlarla fazla ülfette bulunmayınız. Fena tabiatlı kimse ile dostluk kurmayınız. Doğru olan sözü gökten ve yerden daha büyük olarak kabul ediniz. Aziz ve çelil olan Cenab-ı Hüdaya tevbe ve istiğfarın güzel amellerden daha iyi olduğunu biliniz.
Yazar, bu fevkalade veciz sözlerini, diğer güzel örneklerle devam ettiriyor. Biz de yine o güzel sözleri kısaca aktarmayı uygun bulduk. Pendi Attar’ın (22) Lokman Hekim’den (23) bazı örnekleri:
Lokman Hekim’e sordular: İnsanların en bilgini kimdir?
“Muhalefet Rüzgar nidan mükedder (24) olmayandır " dediler.
En fazla yüce himmet sahibi olan kimdir?
"Ahiret nimetini dünya nimetine tercih edendir" dediler.
En büyük zengin kimdir? diye sordular.
"Kâmil akla sahip olan kimsedir" dediler.
Hangi şerbettir ki tadanı öldürür? diye sordular.
"Şehvettir," diye cevap verdiler.
Hangi ateştir ki onu yakanı yakar, bitirir diye sordular.
"Haseddir* (25) diye cevap verdiler.
Hangi binadır ki, asla eskimez, harap olmaz, diye sordular.
"Adalettir, adaletle yaşamak adaletle hükmetmektir"dediler.
Hangi acıdır ki, sonu tatlıya dönüşür, diye sordular.
"Sabretmek, sabırlı olmaktır," diye cevap verdiler.
Hangi tatlıdır ki sonu acıya, zehire dönüşür diye sordular.
"Aceleciliktir, acele etmektir", diye cevap verdiler.
Hangi hastalıktır ki, hekimler ona ilaç bulmaktan âciz kaldılar?
"Hamakattır, ahmaklıktır “diye cevap verdiler.
Lokman Hekim, nasihatlarına devam ederek: şunları da söylüyor.
Ülfet iyiler iledir. Fena, kötü kişilerle görüşmek keskin kılıçla oynamaktan daha tehlikelidir.
Gerçek dostlar sıkıntı ve yokluk anında belli olurlar.
Aman düşmanlarınızın sözü ile dostlarınızı incitmeyiniz.
Ok yarası, kılıç yarası görünür. Çünkü vücut üzerindedirler. Ama söz yarası ise görülmez, zira o can içerisindedir.
Kibir (26) ve gazab, sahibini binbir musibet ve belaya maruz bırakır.
Gerçek için olsa dahi yemin etmekten uzak olunuz.
İyilik edenler herkes tarafından sevilir ve takdir edilirler.
Fakirleri sevindirin, onların gönlünü alın, zira zengin ve makam sahibi olanlar herkes tarafından sevilirler, sevilir gibi görünürler.
Gençliğinde çok çalış, zahmet çek ki, ihtiyarlığında rahat edesin.
Dört şey insanın kemaline delildir. Dostlarıyla müşaverede bulunmak, düşmanları ile çatışmadan idare etmek, nefsani arzularını kontrol altında bulundurmak acı sözlere tahammül etmeyi bilmek.
İki şey vardır ki insanı diğer iki şeye ulaştırır. Sükut eden selâmete, iyilik eden eminliğe, cömertlik eden büyüklüğe, şükreden ziyadeliğe ulaşır.
Dört şeyi geri almak mümkün değildir. Söylenilen sözü, atılan oku, mukadder kazayı geçen ömrü.
Dünya ve ahiretin selameti üç şeydedir. Yüce Allah’ın emirlerini düzenli, ölçülü olarak yerine getirmek ve buna ihtimam göstermek, dinin, sağlığın kurallarına uygun olarak yaşamak mümkün mertebe hiç kimsenin kalbini incitmemek.
Yine Attar’ın Pendnâme’sinden:
Ey Huda, bizim günahlarımızı bağışla. Biz- günahkarız, halbuki sen affedicisin. Senin bütün işlerin iyidir, hikmetlidir. Halbuki bizim işlerimiz noksan ve hatadır. Hesapsız sınırsız günah işliyoruz. Nice yıllar fıskusyanda kalmışız. Ancak sonunda pişman olmuşuz. Evet gece gündüz, masiyetlere dalmışız. Gafil “yü’hezü nevâsi" (27) olmuşuz. Daima isyan sevdasında kalmışız. Hem nefis ve hem de şeytana yaklaşmışız. Günahsız geçen bir saatimiz dahi yoktur. Tam kalb temizliği ve ihlasla tâat, ibadet edemedik. Kapına geldik, kaçak âsi kul, yüzünün suyunu ma’siyetle günahla dökmüş kul, mağfiret bekler senin kereminden. Zira kendin buyurdun. "La taknatû" (28) senin lütfunun denizi hudutsuz, hesapsızdır. Senin rahmetinden ümidini kesen, şeytandır. Nefis, şeytan, sana giden yolumu tuttular. Ancak, senin rahmetin benim yalvarmamı, kabul etmek için duruyor. Ümit ederim ki, duyuyor, günahlarımdan beni pâk eyleyesin. Ondan önce, dünyada beni toprak eylersin, vücudumdan ruhumu kabz eder dünyadan beni nûri imanla gönderesin.
Gerçek akıllı olan kişi, Mevlâya şükretmeyi bilen, nefsinin arzularını kontrol altında tutabilen kişidir. Gerçek yiğit, gazabını sinirini yenen, gideren kişidir. İşte bu, cihanın kurtuluşunu necatını bulan kimsedir de.
İnsanların en ahmağı, nefis ve hevasının arkasında koşan kimsedir.
Ey kişi, seni inciten özür diliyorsa onun özrünü kabul eyle, bağışlanmak istiyorsa ona sitem de etme.
Bil ki, Cenab-ı Hak zâlimi sevmez. Gerçek dindar olan kişide zülüm, haksızlık bulunmaz. Zulüm ederek, haksızlık yaparak bir kalbi yaralayan kişi, aslında kendinin kalbini yaralamıştır.
Bir gönülü incitmek arzusunda olan kişi kalıcı azaba kendini yaklaştırıyor demektir.
Ey oğul! gönül incitmeyi hiçbir zaman düşünme.
Yüce Mevlâ katında kendini kurtulmuş beraat etmiş sanma.
Başkasının canını inciten kendi canında yarayı görür ve anlar.
İtibarlı, saygılı insan olmak istiyorsan, başkalarını iyilikle hayırla yâd eyle. İyiliğin yerini ve değerini hiçbir şey karşılayamaz. Kimseye kötülük etme ki, kendine nihayetsiz zulüm etmiş olmayasın.
Dilini, insanları kötülümekten aşağılamaktan koru, bağla ki, kendi elini, ayağını zincire vurmaktan kurtarabilesin. Her kim ki, gıybet yapmaktan, gıyabı çekiştirmekten korunmazsa, o kimsenin azaptan da kurtulacağı olamaz gibidir.
Ehli iman olan kimse dört şeyi, diğer dört şeyden uzak ve temiz tutmalıdır. Gönlünü hasetten , dilini yalan ve gıybetten, amelini gösteriş ve riyadan, kazancını şüphe ve haramdan. Bunları yaparsan imanın nûru güneş gibi parlar.
Dört şey vardır ki, insanoğlu bunları küçümser. Aslında bunlar büyük şeylerdir. Husûmet , düşmanlık, ateş, hastalık ki bunlardan hiç bir gönül memnun değildir. Dördüncüsü ilimdir ki, sahibini de güzelleştirir.
Evet, küçük görülen düşmanın belâsından bir gün büyük ızdırap meydana gelebilir. Ufacık bir ateş parçası bir gün büyük yangınlar meydana getirdiği her zaman görülebilir. İlim, bilgisi varsa sağlamsa onun şerefi, değeri çok büyüktür ve hesapsızdır.
Ufacık bir baş ağrısının ilaç ve tedavisi olmasaydı, kişinin ölümüne kadar varan hastalık ızdı- rap devam eder, giderdi.
Fena, çirkin söz, kişiyi değersiz hale getirir. Az ateşi su ile söndürmek mümkündür. Fakat, alev bacayı sarınca, artık heyhat! sönmesi mümkün değildir.
Gazabın sonu pişmanlıktır; fakat faydasız. İnatçının sonu rüsvaylıktır. (29)
Kibirli olmak, ancak düşman kazandırır. Hatta kibirden kendini uzun boyunlu gören, sonunda dostlarını da kaybeder.
Tembelliği sanat haline getiren kişi, her zaman hakaret dolu sözleri duymaktan kurtulamaz.
Bu cihanda itibarlı olan kimse, herşeye normal, iyimser bakışla bakmasını bilen kişi- dir. Aslında bu cihanda vefa gören olmadı. Onun cevrü cefadan başka, sevgi ile ilişkisi yoktur.
Sıkıntı zamanlarında sana arkadaş, yardımcı olanı, sevinçli zamanında, bir nimet ve devlete nâil olduğun zaman unutma. Evet nimete nail olduğun zaman ona yardımcı olursan sıkıntı gününde de o sana destek olur. Zira, Hüdadan bir devlet, bir nimet bulduğun zaman aman dostlarından kopma, kesilme onları unutma. Sıkıntı zamanında sana dost olan, senin meserret (30) zamanında da dostundur. Bunu böyle bilesin.
Ey kişi! Alçak gönüllü tevazu (31) sahibi olursan dünyada herkes seni sever. Alçak gönüllü olmak, kişinin dünyada da makam ve mertebesini yükseltir. Zira, görmez misin, ay ışığını güneşin ziyasından alır.
Aslında, insanoğluna tevazudan başkası yakışmaz. İnsana hürmeti artıran, cenneti alaya ulaştıran alçak gönüllülüktür. Dostluğun sermayesi, yüksek derecesi tevazu ile olur. Cennetin anahtarı, yüksek mertebelerin süsü olur. Müte- vazi olanın makamından büyüklüğünden fayda hasıl olur. Makam, mevki sahipleri için tevazû büyük şereftir. Aslında, akıllı olanlar, genelde alçak gönüllü olurlar. Tıpkı, dalları meyva ile dolu olan ağaç misali. Dallar meyva ile dolu ise yukarı doğru değil, yere doğru eğilir ve sarkarlar; âdeta herkesin hizmetine eğilir ve koşarlar.
Ey genç! kibirden gururdan sakın. Zira kibir birgün perişan eder seni. Akıllının kibri acayip alimin kibri ayıp, cahilin kibri ise zavallılıktır.
Olgun, muttaki insanda ise kibir olmaz. Kibir şeytanı hakir, perişan eyledi. Lâ’net zindanına hapseyledi. Kibir eyleyen ayıp eyler, yazık eyler. Kibir, acizliğin zavallılığın sermayesi, soysuzluğun esası ve temelidir.
İnsanoğlunun en büyük şerefi ilim yolunda ilme sarılmakla mümkündür. Yoksa mal, mevki, şöhrette, ihtişâmda (32) kemâl bulamaz. lşık vermek için mumun yanıp bittiği gibi, ilim öğrenmek için de erimek, çok çalışmak lâzımdır. Çünkü ilimsiz, Hüdâ’yı gerçek manada anlamak mümkün değildir.
Ezelde talihli olan kişi ilim yolunu seçen kişidir. Aslında akıllı olan kişilere ilim öğrenmek, daima ilmin pazarında olmak, onun arkasından koşturmak vaciptir.
Aslında dünya ve ahiret için düzenli olarak ilme sarılman gereği ile amel etmen kafidir. Eğer aklın varsa, ilimden gayrisi ile meşgul olma. Zira, hayat boştur ve gaflettir. Yorulma, git, ilmin eteğini muhkem olarak tut! Zira kanaatin verdiği huzur, güneş ziyasının gezegenleri aydınlatması gibidir.
Akıllı olan ibadetten ta’atten başını uzak tutmaz. Zira, ta’atın fevkinde Hûda’yı ma’rifet olamaz. Yüce Allah’a devamlı ibadet eden ol. Gerekli zamanlarını ona tahsis eyle. İbadet gömleğinin başı, müttakilik yakasından çıkar. Zira, cennet muttaki olan mü’minlerin yeridir.
Ey gönül! eğer doğruluğu seçersen bütün dünya halkı da seni sever. Zira, akıllı olan doğruluktan ayrılmaz, şerefi de yüce olur. Hamurunda, yaratılışında doğruluk olana ne mutlu.
Doğruluk gün gibi, cehaletin karanlığını yok eder. Doğrudan başkasını konuşma ki, etrafın senin bu meziyetinle iftihar etsin.
Doğruluk öyle bir güldür ki, dikeni yoktur. Bir kimse yalan söylememeyi prensip ve şiar edinirse ahirette de halâs bulur. Fakat yalancılıktan fena bir şey yoktur ki, yalancının adını da, sanını da mahveder, her zaman mahcub eder.
Ey birader! aman yalan söyleme ki, yalancı hakir ve itibarsız olur. Akıllı insan, yalancıdan ar eder utanır, sıkılır. Aslında, yalancı olan bir kimseyi gerçek bir insandır diye hesaba katmak çok zordur.
Ümit edilir ki bu nasihatları okuyanlar, dinleyenler, bunlardan ibret alırlar, ders alırlar da ilim elde ederler. Gereğiyle amel ederler, mutluluğa ulaşırlar.

Açıklamalar.
1.Şeyh Sa’di bin Abdullah Şirazi: (Ö.691 H., 1292 M.) Yaşadığı devrinde meşhur bir bilgindir. (Keşfüz Zünün)
2.Gülistan Kitabı özetinden seçmeler.
3.Bilgin, düşünür, (hükem)lerden öğütler.
4.Meşveret: Dayanışmak, fikir alış verişinde bulunmak.
5.Hükema: Bilginler, filozoflar.
6.Nûşi revan: İran’da 531-557 (Hz.ömer“in Nü- şirevanla ilgili hatırası var)M. Yıllarında hükümdarlık yapan adaletiyle tanınmış bir hükümdardır.
7.Veciz: Kısa ve özlü söz.
8.Müttakî: Allah’a saygılı, ibadetti ve ihlaslı olan; günah ve şüpheli şeylerden uzak olan.
9.Havâ-i Meşreb: Nefsinin arzusuna uyan- uyabilen.
10.Feyzül Kadir: Hasis: 3577
11.Tecessüs: Yoklama, araştırma, gerekli olmayan bir şeyin araştırılmaya kalkılması.
12.Nasihat: Öğüt, doğru yola yönlendirmek.
13.Hakir: Önemsiz, değersiz.
14.Mûtad: Adet haline getirilen.
15.Ihsan: Elden geldiği kadar iyilik yapmak.
16.Ülfet: alışma, dostluk ve arkadaşlık.
17.Aziz: Kıymetli değerli.
18.Kahyalık: İşleri yürütmeye kalkmak.
19.Mütekebbir: Büyüklük taslayan, kibirli olan.
20.Tama: Açgözlülük, aşırı istek.
21.Ebeveyn: Ana, baba.
Pend-i Attar: Ataların nasihatleri.
22.Attar H.513/1119 M. tarihinde Nişaburda doğan şair, edip bir kişi (Kamüsül Âlam)
23.Lokman Hekim: Meşhur bir zat olup Kur’an-ı Kerim’de adını taşıyan bir sure vardır. Na- sihatları ile de çok bilinir. Yaşadığı zaman ve yer bilinemediği gibi, veli mi, nebi mi olduğu ihtilflıdır.
24.Mükedder. Üzülmek, kederlenmek.
25.Haset: Kıskanmak, çok görmek.
26.Kibir, gurur. Büyüklük taslamak.
27.Yü’hezü bin nevası’: Saçından yakalanmak. Bu sözle Rahman Süresinin 41. Âyetine işaret edilmektedir. İlgili Âyeti Celile’nin meâli şöyledir. "Suçlular simalarından tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar."
28.Lâ taknatû: Ümidinizi kesmeyin. Bu sözle Zümer Süresi, ayet 53’e işaret edilmektedir. İlgili ayetin anlamı: "Ey Peygamberim kullarıma deki, "Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin., Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki o, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
29.Rüavay: Ayıplı, ayıplanan.
30.Meserret: Sevinç, şenlik
31.Tevazu: Alçak gönüllülük.
32.İhtişam: Gösteriş, tantana.