Makale

En Asil Duygumuz Sevgi

En Asil Duygumuz
Sevgi

Dr. Halil ALTUNTAŞ
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

BİR YABANCININ MESAJI
Türk Dili’ndeki tüm fiil kiplerinin ve zamanların İngilizce karşılıklarını öğretmeyi amaçlayan bir kitap okumuştum. Yazar Dan Wickwire kitabına "The Sevmek Thesis" (Sevmek Tezi) adını uygun görmüştü. Çağdaş dil öğretim kitaplarında bu iş için genellikle "gitmek", "okumak", "yazmak" gibi çok kullanılan ve bu yüzden kalıcı olan fiiller esas alınırken Amerika’lı Wickwire’nin Türkçemizdeki "sevmek" kökünü seçmiş olmasını anlamlı buldum.
Öyle anlaşılıyor ki yazar, sevgi etrafında şekillendirdiği dünya görüşünü bu yolla dile getirmeyi "sevmek" kelimesini her sayfada defalarca tekrarlayarak insanlara bir mesaj vermeyi amaçlıyordu. Bu mesaj yalnızca Türk insanına mı yönelikti? olmayabilir ama ben öyle kabul ederek bir sızı duydum yüreğimde. Adam bir boşluk görmüş ki, gerekli görmüş ki böyle bir mesaj veriyor bize dedim. Hatta bu mesajın altında gizli bir kendini beğenmişliğin, bir türlü ukalalığın yattığını düşünmekten de kendimi alamadım.
Sonra aklıma, asırlar boyunca Osmanlı medreselerinde Arapça öğretiminin temel kitabı olan "Emsile" geldi. Bir mastardan/kökten türeyen tüm kelime kalıplarının anlamlarıyla birlikte verildiği "Emsile" de örnek olarak seçilen kök, "Nasrun" (yardım etmek) mastarıdır. Birden içim ferahladı. Zira farkettim ki, "Sevgiyi en iyi biçimde anlatmanın yolu yardım etmek"tir. Burada, "yardım etmek" kavramının taşıdığı genişlik genellik üzerinde durmaya gerek görmüyorum. Yoksa "sevgi", bireyin yüreğini, nihayet söz kalıplarını aşamayan bencil bir duygu olmaktan öteye geçemez. "Gitmek", "okumak", "yazmak"la, "yardım etmek"i yanyana koyup düşününüz: İlk üçü çağın hakim felsefesini yansıtacak biçimde bireysellik ve bir noktada bencillik yüklüdürler. Yardım etmek ise, size ruhunu, dinamizmini İslâm’dan alan geleneksel eğitim felsefemizin, sevgiyi nasıl eyleme dönüştürüp toplumsallaştırdığını anlatacaktır.
SEVGİNİN BÜYÜLÜ GÜCÜ
Ben sevgiyi, küçük bir incir çekirdeğine benzetirim. Bir serçenin ya da rüzgarın götürüp bir kayanın koltuğuna bıraktığı bir incir çekirdeğine yaratıcı irade öyle bir formül şif- relemiştir ki o çekirdeğin içine, gün gelir bir fidan görüntüsü ile, koskoca kayayı çatlatır, yarar... Sevgi de öyledir. Bir serçenin hasbiliği ile, bir insan kalbine bırakılacak olursa, o kalbin, o gönlün kapısı açılmış demektir. Bütün mesele o tohumu oraya bırakabilmekte. Cinsel güdünün etkin olduğu beşeri sevgiye aşk demişiz. İnsanın aklını başından alan, dünyasını karartan aşka da kara sevda. Gönül erleri "mecazi aşk" diye nitelemişler bu ikisini. Bir de insanın, maddi yönü ebedileştirme arzusunun görüntüsü olan madde sevgisi ve dünyaya bağlılık (Hubb-u dünya) var. Mecazi aşk ve "hubb-u dünya" boyutlarından arındırılmış "billur"un adı ise "Allah için sevmek." Bir adım ilerisi de gerçek aşk, yani İlâhi aşk, Allah sevgisi. Bu nokta insandaki sevgi mekanizmasının merkezine Allah rızasını kazanma arzusunun yerleştiği noktadır. Bu sebeple, Allah için sevmek ile Allah için buğz etmek arasındaki fark sadece söz planındaki bir farkdan ibarettir. İnsan ruhunun ters yönlerdeki bu iki eğilimi ilahi aşk ateşinde eriyip anlam birliğine ulaşıyor. O yüzdendir ki "Her kim Allah için sever ve Allah için buğz ederse imanı kemale erdirmiş olur”"1 İşte aşk, gerçek gücüne gerçek aşk ile, Allah sevgisi ile ulaşır. Ölümü, şehidlere "asude bahar ülkesi" kılan güç bu güçtür. SELÂMDAN SEVGİYE Sevginin temelinde güven duygusu yer alır. Güvendiğinizi, tehlikesinden emin olduğunuzu sevebilirsiniz. Sevgiyi hakim kılmanın yolu, bundan dolayı insanların güvenliğini sağlamaktan geçer. Bundan dolayıdır ki "Gerçek mü’min insanların: dilinden ve elinden güvende olduğu kimsedir ."’3I İşte selâm, müslümanın çevresindekilere bu güvenceyi verdiği formüldür. Bu güvencenin, sevgiyi hakim kılacağını bizzat Allah’ın Resûlü haber veriyor: "Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi size: Aranızda selamı yayınız.” 3’Selam ile başlayan iletişim, konuşup görüşmeyi, anlaşmayı ve rûhi yaklaşımı beraberinde getirecektir. Sevgi de boy atmak için bu ortamı arar zaten. Artık iş, sevgi pazarının kurulmasına kalmıştır. Sevginin hayata geçirilmesindedir sıra. İşte tam bu noktada İslâm Peygamberi (s.a.s.) devreye giriyor: "Biriniz Müslüman kardeşini sevdiğinde bunu ona bildirsin."141
Hadisin anlatmak istediği, ilk bakışta zannedildiği gibi, söze dayalı bir bildirme değildir. Zira Allah’ın Resûlü hadisin orijinal metninde "haber versin-, (fe’lyuhbir) değil, "bildirsin" (felyu’lim) diye buyurmuş. Yani insan, sevgisini sözle haber vermekten çok eylem ve etkinlikleriyle dile getirecek. Sevgisine alem (işaret ve belge) olacak somut davranışlar sergileyecek. Yoksa, eyleme dönüşmeyen sevgi kuru bir laftan öte bir anlam taşımaz.
ÖLÇÜSÜZLÜK SEVGİDE DE ZARARLI
Yaratılmışlar planındaki sevgi meşru zemin ve ölçüyü aşarsa, amacından sapar.
Ruh dünyası çalkantıların ve bunalımların istilasına uğrar. Yaratıklara yönelik sevgi, sadece gerçek sevgiye-, Allah sevgisine ulaştıran bir basamak olmak üzere vardır. Bir sıçrama tahtasıdır. Burada yaşanacak aşırılık ya da ölçüsüzlük, sevginin zincire vurulması, ruh dünyasının atılımına engel olunması anlamına gelecektir. Kur’an, İslâm ümmetini “insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet" diye nitelerken <51, bu nitelemeyi onun "vasat (orta halli, aşırılığa kaçmayan) bir ümmet"’61 oluşuna bağlamaktadır. Kur’an’ın istediği bu denge hali müslümanın hayatını hem maddi yönüyle hem de ruh dünyası açısından kuşatır. Tabii ki sevgi de, nefret de, bu ölçünün dışında kalamaz. Şu hadis-i şerif bu açıdan son derece anlamlıdır: "Sevdiğini ölçülü sev, birgün düşmanın olabilir. Kızdığına da ölçülü kız, bir gün sevdiğin olabilir."7’
Allah’ın bir sıfatı da el-Vedûd "çok sevilen", "çok seven" demek...
İnsanı yaratıp ona ruhundan üflediği zaman sevme duygusu da insanın hamuruna sindirilmişti. "De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın"’8’ ayetinde "el-Vedûd" sıfatından pay almaya davet vardır. Bu ger- çekleştirilebilirse Yaratıcı Kudretin sonsuz nimetlerinden yararlanan insan, onu başkalarıyla paylaşmanın tadını yaşayabilecektir. Müslüman bu tadı, "Sizden hiç kimse kendisi için sevdiği şeyi kardeşi için de sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmaz.151 gerçeğinde yakalayan insandır. 0, böyle davranmanın imandan olduğunu bilir.110’ Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe ulaşamayacağımızı bildiren ayette"11 dünyalık imkanlarda yaşanacak paylaşımlar, onlara duyulacak sevgide ölçüyü seğlamanın bir yolu olarak sunulmaktadır.
Sevgi güçlü bir mıknatıs gibidir. Seveni, sevilenden yana çeker. 0 yüzden Hz. Peygamberin de ifadesiyle “Kişi sevdiği ile beraberdir. ""12Bu, hem maddi ölçüler içinde böy- ledir, hem de ruh dünyasında. Ölüm ötesi hayattaki beraberlik ise hadisin asıl anlatmak istediği. İnsan bir kimseyi niçin sever? Onda paylaşabileceği, beğendiği bazı davranış ve özellikler var da onun için. Bu paylaşımı mümkün olduğunca üst düzeyde gerçekleştirmek için kişi hep sevdiğinin yanında olmak ister. Bunu maddî olarak gerçekleştiremezse, duygularını, hayallerini, düşlerini hep onunla doldurur. Seven, sevdiğinin davranışlarını onaylar, benimser, onun gibi olmaya çalışır. Bu da ölüm ötesi beraberliğe bir gerekçe sayılıyor. Allah’a kavuşmak O’nu sevmekten geçer.
Bu da gerçek kulluğu gerektiriyor. Dostun dostu da dosttur. Onu sevmemek olmaz. Allah’ın elçi kılacak kadar sevdiği bir zatı, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i sevmek gereği de buradan kaynaklanryor. Bu sevgiyi belgelemenin tek yolu da getirdiği İslâm’ı bireysel ve toplumsal olarak, yaşamak, özümsemek. Bu yüzden o , "Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah’a yemin ederim ki, hiç biriniz, ben ona babasından ve çocuklarından daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.""3’buyurmuştur. Peygamberi sevip ona tabi olmak, Allahi sevmenin işareti ve Allah’ın sevgisini kazanmanın da şartı."14 Demek ki sevgi imanı besleyen bir kaynak. İman fideliği suyunu oradan alıyor. Ama bu kaynağını fideliğe giden yolu ıslatıp çamur etmesine izin yok. Gerçek sevginin yani Allah sevgisinin temel göstergesi olan iman, yaratıkların sevgisine layık olmanın da kıstasıdır. Allah’a gereği gibi inanmayanlar ancak, Allah’ın yarattığı olmaları açısından mü’min sevgisine konu olurlar. İnananların birbirine duydukları sevginin yeri de, dozu da farklıdır. Müminler bu iman bağı ile kardeştirler ve başka hiçbir sevgi imanın önüne geçirilemez. Müslüman tercihini imandan yana kullanmak durumundadır.
Bu konuda Peygamber ile mü’minler arasında bir ayırım da söz konusu değil. “Kafir olarak ölüp Cenennemlik oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de inananlara”"15 ayeti bu hükmü vurguluyor: "Sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Lâkin Allah, dilediğini hidayete erdirir.’"16 ayeti de iman etmeyen amcası Ebu Talip için, Allah’tan af dileyen Hz. Peygambere yönelik bir hatırlatmadır."17’
KISACA
Duyguların en asili olan sevgi, asıl anlamını beşerî ve maddi ölçülerden soyutlanmış olan Allah sevgisinde bulur. Diğer bütün sevgiler, kişiye Allah sevgisi yolunda yardımcı olabildiği oranda anlamlı ve değerli. İnsanı maddesi ve ruhuyla bir bütün olarak algılayan İslâm, dünya planı sevgilerinde dengeli ve ölçülü olmaya büyük önem atfeder. Burada yaşanacak dengesizliğin insanı kör ve sağır ederek onun gerçeği görmesini, hakka ulaşmasını engelleyeceğini önemle vurgular."81 Sevginin sahip olduğu gücü çok iyi değerlendirir ve bu gücün ölüm ötesi hayat için bir yatırım sermayesi olarak kullanılmasını teşvik eder. Onun sadece maddî ölçüler içine hapsedilmesine prim vermez.
Gerçek iyiliği yakalamak için çok değer verilen, çok sevilen şeylerin paylaşılmasını öngörür. Allah’a duyulan sevginin isbatını, Resûlü sevmeye ve onun talimatına uymaya bağlar. Dünya, içinde çırpındığı materyalist yaşayışın doğurduğu sevgisizlikten ancak İslam’ı anlamak ve yaşamakla kurtulabilecektir.

(1) Ebu Davûd, Sünen, Sünnet, 15; Tirmizi, Sünen, Kıyamet, 60.
(2) Müslim, Sahih, İman, 93-, Ebû Davud, Sünen, Edeb, 131.
(3) Müslim, Sahih, İman, 93.
(4) Tirmizi, Sünen, Zühd, 54.
(5) Al-i İmran, 110.
(6) Bakara, 143.
(7) Tirmizi, Sünen, Birr, 59.
(8) Al-i İmran, 31.
(9) Buhari, Sahih, İman, 7; Müslim, Sahih, iman. 71.
(10) Buhari, Sahih, İman, 7.
(11) Al-i İmran, 92.
(12) Buhari, Sahih, Edeb, 96; Müslim, Sahih, Birr, 165.
(13) Buhari, Sahih, İman, 8.
(14) Al-i imran, 31.
(15) Tevbe, 113.
(16) Kasas, 56.
(17) Buhari, Sahih, Cenaiz, 81; Müslim, Sahih, İman, 33.
(18) Ebu Davûd, Sünen, Edeb, 116.