Makale

İçtimaî Yönüyle Namaz-Zekat Birlikteliği

İçtimaî Yönüyle
Namaz-Zekât Birlikteliği

Prof. Dr. Hüsnü Ezber Bodur
Atatürk Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi

İslâm, mü’mini hem bu diinyada hem de ahirette mutluluğa ulaştırmayı hedefleyen bir dindir. Bu hedefe ulaşmak için Allah ile insan arasında kurduğu dikey ilişkinin yanısıra, insanla insan, insanla çevre ve insanla tabiat arasındaki yatay ilişkileri de düzenlemektedir. Dikey ilişkinin en önemli yönünü Allah’ın birliğine olan inanç, kitab’a, Hz. Muham- med’e ve önceki peygamberlere iman gibi esaslar oluşturur. Yatay ilişki ise günlük hayatla, ticarî muamelelerle, politikayla, insan ve etrafını çevreleyen tabiat arasındaki ilişkilerle ve benzeri konularla ilgili insanlararası münasebetleri kapsar.
Yukarıda zikredilen ilişkiler çerçevesinde hayat, mânâ ve derinlik kazanmaktadır. Bu sebeple İslam, insanın dünyadaki yerinin ve Allah’la ilişkisinin şuuruna ulaşmasını arzular. Diğer taraftan da fertlerin ahlaki görevleri ve adalet duygusunun derin şuurunda olduğu bir cemiyet oluşturmayı ister. Yani Allah tarafından bahşedilen, insanlığın vakar ve haysiyetinin emniyet altına alındığı bir cemiyet yapısını arzular.
Bu düşünceler ışığında İslam, mükemmel bir din olarak, sos- yo-ekonomik problemlere pratik bir çözüm de getirmektedir. Dolayısıyla İslam’ın en önemli yönlerinden birini, namazla birlikte zikredilen zekat sistemi teşkil etmektedir. İslam’ın ilmi, ameli esaslarının özetlendiği namaz- zekat birleşimi(l) ile pratik hayatta manevi ve maddi görüş arasında bir denge oluşturmaktadır. Namaz ve zekat, Kur’an-ı Kerim’in yaklaşık 27 ayetinde değişik şekillerde birbiri arkasına zikredilerek İslam’ın, namaz- zekat doktrinini oluşturmuştur. Böylece beş vakit namazla zekâtın meydana getirdiği na- maz-zekat öğretisinde İslam’ın özü formülleştirilmiştir.
Her şeyden evvel namaz, dakikası dakikasına taksim edilmiş bir zaman bilinci içinde yaşamaya zorlayan düzgün ve düzenli çalışmanın itici gücüdür. Yani namaz, sırf kendi çıkarı peşinde koşan insanı, beşeri içgüdünün hakimiyetinden kurtararak düzenli bir yaşama biçimine ve iş görmeye alıştırmakta, manevi yönden cihazlanmış olarak hayata bağlamaktadır. Bu bakımdan da namaz, insanlar arasında eşitliğin, saygının, sevginin ve kardeşliğin tesis edilmesine yönelik uygulamalı bir eğitim ku- rumudur. Nobel barış ödülü sahiblerinden birisi olan Alexis Carrel’in deyimiyle namaz, bu güne kadar bilinen en büyük güç ve enerji kaynağı ve jeneratörüdür.^) O halde namazı Allah katında makbul işin icrası için müminin manevi yönden cihazlanması şeklinde tanımlayabiliriz. İnsan namaz sayesinde müteal ve kutsal bir Yaratıcıya isteyerek bağlanmakta, teslim olmakta ve onun iradesine boyun eğmektedir. Böylece namazla insan Allah yanında bir hiç olduğunu hissederken kibir, büyüklük, diğer insanlara tahakküm etme ve gösteriş gibi gayri İnsanî davranışlara dur deme melekesini elde etmektedir. Bu iradî faaliyetler vasıtasıyla Yaratana ibadet, yaratılana hizmet şeklinde ifadesini bulmaktadır.
Mü’min, tevhid düzeni içinde sadece Allah’a ibadet etmekle müslüman kardeşleriyle namaz kılabilmek için saf oluşturmakta ve o saflarda eşitlik hissi ile yek- vücut olmanın da zevkine ulaşır. Bilir ki namaz, geçici mahiyetteki içtimai zaruret ve menfaat gibi daha zayıf bağlarla bir araya gelmenin dışında çok derin ve sağlam bir birlikte oluş hissini mü’minlerin kalbine yerleştirir. Ancak böyle bir birliğin pratik hayatta gerçekleşebilmesi, toplumda hayatını sürdürmeye yetecek miktardaki en temel ihtiyaçlarını gidermekten mahrum insanların kalmamasıyla mümkündür. Böyle insanların varlığıyla bir aç ile bir tokun aynı safta, binanın tuğlaları gibi kardeşlik duygusuyla diğerine kalben kenetlenmesi mümkün değildir.
Kur’an-ı Kerim’de namazın zikredilmesinden hemen sonra zekatın emredilmesinin hikmeti, insanların Allah’a yaptıkları ibadetlerin tam bir teslimiyet içinde mi, yoksa gösteriş için mi olduklarının sınanması şeklinde görülebilir. Nitekim namazını kılan, ancak müşterilerine kalitesiz malı satarken ya da onları aldatırken vicdani rahatsızlık duymayan satıcının namazının kendine ne faydası olabilir? Çünkü namazda beşeri aldatmalara ve hilelere yer bırakmayacak ilahi bir yön vardır.
İslam’ın dünya ve ahiret hayatını düzenleyen ve bir bütünlük içine sokan bir din olduğunu söylemiştik. Bu sebeple insanın bir köşeye çekilerek ahiret hayatı için ibadet ettiği zaman bu bütünlüğü yani tevhid akidesini çiğnemiş olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. 0 halde İslâmiyet malın lüks, israf ve sefahete giden yollarda kullanılmasını tıkarken, servetin verimli ve akılcı kullanımını emretmektedir. Bu sayede fakir ve zengin arasındaki uçurum kapatılıp yerine sevgi bağları geçecektir. Aynı zamanda insanlar daha çok çalışıp ekonomik zenginliğe ve ülke refahına katkıda bulunacaklardır.
Mü’minler zekat verebilmek için helal mal kazanma yolunda çok çalışacaklar, “veren el, alan elden üstündür" prensibine uyarak zekat almaya değil, vermeye gayret göstereceklerdir. 0 halde mü’min, namaz sayesinde insan olmanın, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olmanın gururu ve sevincini yaşarken, zekatla da kendisini, âilesini ve içinde yaşadığı toplumu korumak ve kollamak sorumluluğunun idrakine ulaşır. Iktisaden çalışma ve başarma arzuları kuvvetlenirken kendine güven, kendini ispatlama gibi mutluluğa giden yollara ulaşan insan, ruhî sağlığı ile beraber maddî sağlığa da kavuşur.
İslâmiyet namaz-zekat prensibi ile insanın iç dünyasını ıslah etmekle, yani İnsanî yönünü açığa çıkarmakla beraber hırs ve tahakküm duygusu gibi yaratılıştan ham ve kaba içgüdülerine de gem vurmakta; mal ve servetin gerçek hak sahiplerine ulaştırılmasını sağlayarak, Allah’ın sayısız nimetlerinin azınlık bir grubun elinde birikmesine engel olmaktadır. İslam, insanı modern dünyanın özel menfaat duygusunun üstünde manevi değerlerle mücehhez kılarak sınırsız rekabet, kıskançlık ve hırs gibi içgüdülerin meydana getirdiği bunalımları önlemektedir. Kısaca Allah-u Teala namaz- zekat öğretisiyle önce insanın manevi dünyasını ele alıp eğitmekte, hemen akabinde Allah yolunda harcamayı emrederek ferdi, sosyal hayata sokmakta yani insanlaştırmaktadır.
Namaz-zekat birleşiminin önemini, İslam tarihinden bir misalle neticelendirelim. Peygamberimizin vefatından sonra bazı Arap kabileleri zekat ödemeyi reddetmiş ve isyan etmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, bu kabilelere karşı ordu şevkine teşebbüs edince, Hz. Ömer, onların müslüman olduklarını binaenaleyh kanlarının dökülemeyeceğini söyledi. Hz. Ebu Bekir cevaben: "Vallahi herkim namazla zekatı ayırırsa onlarla savaşırım. Çünkü zekat, mali bir haktır. Allah’a yemin ederim ki bunlar, Resulullah’a verdikleri bir dişi oğlağı benden esirgerlerse, bundan dolayı onlarla savaşırım" buyurdu. Hz. Ömer: "Vallahi bildim ki, bu güruhla ilgili halifenin hükmü, Allah’ın onun gönlünde yarattığı genişliğin eseridir. Bu sayede hakikati anlamış oldum" diyerek Hz. Ebu Bekir’i tasdik etmiştir.(3) Böylece Hz. Ebu Bekir namaz-zekat beraberliği prensibinin bu bütünlüğü koruyarak devam etmesinin önemini bu resmi kararıyla özetlemiştir.

(1) Yazır, M. Hamdi, Hak Dini Kur’an . Dili, I, 193.
(2) Yusuf el-Kardavi, "İmanın Kalkınmaya Etkisi", Çev. I. Durmuş, MEB. Din Öğretimi Dergisi, Sayı: 17, Aralık 1988, s.51.
(3) Buhari, l’tisam, 2, VIII, 141.