Makale

DİYALOGA ÇAĞRI

DİYALOGA
ÇAĞRI

Prof. Dr.
Şerafeddİn Gölcük

Her şeyden önce bir gerçeği tesbit etmekte ve bu gerçeğe hiç bir ön yargı olmadan akıl ve mantık perspektifinden bakmakta yarar vardır. Bu gerçek şudur:
Allah; ilk insandan itibaren, değişik milletlere ve toplumlara, değişik zaman dilimlerinde ve farklı mekanlarda peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlere gelen vahyin tek bir kaynağı vardır: Allah. Peygamberlerin nübüvveti ile onlara gelen vahiyler külli ve aynı kaynaklar olduğundan, onlara inanmak farzdır. Bunun için Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Isa arasında ayırım yapılamaz. Peygamberlik ve onlara verilen kitaplar arasında bölünme söz konusu olamaz. Din bir bütün olduğu gibi peygamberler zinciri de bir bütündür. Onlara farklı bakış açılarıyla aralarında ayırım yapmaya izin verilemez. Son peygamberin (S.A.S.) mübarek bir sözünde açıkladığı gibi "Peygamberler babaları bir, anaları ayrı kardeşlerdir ve dinleri birdir11. Buhari ve Müslim’in müştereken rivayet ettikleri bu hadisle sözü edilen gerçek pek aşikar ortaya çıkmaktadır. Bütün peygamberlere ve onlara verilen kitaplara inanmak, aralarında asla ayırım yapmamak İslam’ın temel prensiplerinden olup, kabulü müslüman olmayı, reddi ise dinden çıkmayı gerektirir. Burada iki noktaya daha işaret etmek faydalı olacaktır. Bunlardan birincisi Hz. Muhammed’in peygamberliği, İkincisi onun bütün insanlığa getirdiği Allah kelamı Kur’an-ı Kerimin durumudur.
1- Hz. Muhammed, peygamberler içinde onlardan farklı biri olmadığı gibi (Ahkaf, 9) gerçekte 0, "Biz seni ancak bütün insanlara Cennet’i müjdeleyici, azabı haber verici olarak peygamber gönderdik, fakat insanların çoğu bilmezler*1 (Araf, 158) ayetinde belirtildiği gibi bütün insanlığın evrensel son peygamberidir. Peygamber olma bakımından Hz. Mu- hammed’in Hz. Isa’dan hiç bir farkı yoktur. Ancak büyük fark şuradadır: Hz. Muhammed bütün insanlığa Allah’ın son elçisi olarak gönderilmiş, Hz. Isa ise sadece belli bir zaman diliminde, belli bir yerde İsrail oğullarına peygamber olarak gönderilmiştir. (Saf, 6). Ancak bu durum, Hz. Isa’nın peygamberliği için asla bir nakısa değildir. O, beş büyük peygamberden dördüncüsüdür.
2- Allah Teala, peygamberler zincirinin son halkasını teşkil eden Hz. Muhammed (S.A.S.) vasıtasıyla tüm beşeriyete, öteki kitaplar gibi yerel ve kav- mi olmayan bir kitap göndermiştir. Bu kitap Kur’arı-ı Ke- rim’dir. Bu kitap için yine önceki kitaplar için sö? konusu olmayan, Ailah’m bir vaadi vardır. O da şudur: ‘’Doğrusu, Kur’an’ı biz indirdik, onun koruyucusu elbette biziz." (Hicr: 9).
Kur’an’ın Hz. Muhammed’e ilahi vahy olarak gelişi, yazılışı, ezberlenişi, okunuşu ilk nesilden bugüne kadar tevatüren intikali hiç bir kitaba nasib olmayan bir ölçüde olup, bu konuda hiç bir tereddüd ve şüphe yoktur. Bugün yeryüzünde ilahi kitap vasfına haiz tek kitap Kur’an-ı Kerim’dir.
Bu itibarla Kur’an-ı Kerim son Peygamber Hz. Muhammed’le birlikte kitap devrinin kapandığını haber veriyor, artık bundan böyle insanlar içinden bir peygamberin ve Allah katından da bir kitap gelmeyeceğini beyan ediyor. Hz. Muhammed insan olarak Allah’ın son elçisi, Kur’an-ı Kerim de en yeni, en son, tahrif, tebdil ve tağyire uğramamış, kendisine asla insan eli değmemiş, kıyamete kadar hükümleri yürürlükte olan yegane kitaptır. Kur’an’la Tevrat, Incil ve Zebur’un insanlar tarafından tahrife, tebdile ve tağyire uğramış hükümleri tekrar tashih edilmiş, insanlık şeref ve haysiyetine uygun olarak değişmez esaslara bağlanmıştır. Bu hükümler akidede, amelde, ibadette, ahlakta, hukukta, bütün beşeri münasebetlerde halen yürürlükte olan hükümlerdir. Sözgelimi Hristiyanların teslisi yerine kıyamete kadar asla değişmeyecek olan tevhid akidesi Kur’an’la insanlar arasına yerleşmiştir. İbadette, Yahudiler ve Hristiyanlar tarafından bozulan, aslından uzaklaştırılan namaz, oruç gibi ibadetler, Kur’an ve onu getiren Hz. Muhammed tarafından ebediyyen kalıcı bir tarzda, insanlara öğretilmiş ve bunu bugün yeryüzünde Müslümanlar Allah’ın irade ve rızasına uygun olarak tatbik etmektedirler. Öte yandan, Hz. Muhammed’in
(S.A.S.) sünneti, hiç bir peygambere nasib olmayacak tarzda tesbit edilerek, müslümanlar arasında mezhep, meşrep farklılıkları şeklinde uygulanmakta, sanki Hz. Muhammed (S.A.S.) canlı olarak, sünnetiyle onlar arasında yaşamaktadır. Hz. Muhammed’in (S.A.S.) sünnetiyle müslümanlar tarafından yaşatılması, bir bakıma Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın ve diğer bütün peygamberlerin sünnetlerinin yaşatılması demektir. Çünkü onların hepsi, aynı ve bir tek Allah’ın kulları ve peygamberleridir.
Bütün bu gerçeklere rağmen, tarihte ve günümüzde, Hz. Muhammed’e ve Kur’an-ı Kerim’e yalan-yanlış taarruzlarda bulunulmuş ve bulunulmakta, iftiralar atılmış ve atılmaktadır. Bütün bu yanlış beyanlar, iftiralar, yalanlar hep bazı Yahudi ve Hristiyanlardan gelmiştir. Müslümanlar dün olduğu gibi bugün de ne Tevrat, ne Hz. Musa, ne İncil ve ne de Hz. Isa için herhangi bir iftirada bulunmamışlar, bu konularda, Kur’an’daki ilahi beyanla yetinmişlerdir. Ancak, bir kısım Yahudi ve Hristiyanlar sürekli bir taarruz, iftira ve yalan kampanyası içinde Hz. Muhammed’e ve Kur’an-ı Kerime akla hayale gelmedik hücumlarda bulunmuşlardır. İslam ilim ve fikir tarihimiz, birtakım Hristiyanların iftiralarına cevap veren reddiyelerle doludur. Bir kısım Yahudi ve Hristiyanları bu tür davranışlara sevk eden iki ana etken, Hz. Muhammed gibi hayatı gün ışığı gibi açık ve berrak bir peygambere sahip olamayışları ile, Kur’an-ı Kerim gibi tahrif, tebdil ve tağyire uğramamış bir kitaba sahib bulunmayışlarıdır.
Allah Teala bütün beşeriyete hidayet rehberi olarak gönderdiği Kur’an-ı Kerim’in muhafazasını uhdesine aldığını beyan etmiştir. Önceki kitaplar ve sahifeler için böyle bir koruma söz konusu olmadığından, hem o kitaplardaki bugünkü ifadeler, hem de Kur’an-ı Kerim’deki değişmez ve gerçeğin tam ifadesi olan ilahi beyanlar, onlara insan elinin değdiğini ve değiştirilmiş olduğunu ortaya koymaktadır. Bugün, Hristiyanların elindeki resmi, kanuni dört İncil bile Markos’a, Yuhanna’ya, Luka’ya, Matta’ya göre İnciller adını almaktadır. Bu İnciller Hz. İsa’nın hayatından bahseden bir nevi siyer kitapları mesabesindedir. Allah’ın kelamı elbette değişmez ve değişmeyecektir. Bu, Kur’an-ı Kerim içindir. Kur’an’da bu hususta Allah’ın kesin beyanı ve meydan okuması olup, onbeş asırlık insanlık tarihi de Kur’an’ın değişmeyeceğinin canlı şahididir. Tevrat ve Incil’in değiştiğini haber veren, Kur’an’da Allah Teala’dır.
Her peygamberin, diğer peygamberlerden farklı bazı özellikleri vardır. Hz. Isa’nın da Ru- hullah ve Kelimetullah gibi nitelikleri vardır. Nitekim Hz. Musa Kelimullah, Hz. İbrahim Ha- lilullah, Hz. Adem Safiyullah, Hz. Muhammed de Habibullah- tır. Müslüman, bütün bu peygamberleri, Allah’ın kendilerine verdiği özel vasıflarla ayrıca sever, onların bu nitelikleriyle hayatını süslemeye, davranışlarını güzelleştirmeye çalışır. Müslüman, bu nitelikleri ayırım için değil, birleştirme için kullanır.
Bir de Kur’an-ı Kerim’i bir bütün olarak ele almak, onu öylece kabullenmek ve okumak gerekir. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın kullarına, -Yahudiler ve Hristiyanlar da dahil-, bütün insanlığa son ilahi mesajı olduğuna göre, öncekilerin bir hükmü kalmamış demektir. Kur’an’da, hayat bir bütün olarak ele alınır. İnsana orada tüm yönleriyle hitap edilir. Kur’an, Tevrat’ı ve Incil’i tekrar eder, tebdil, tağyir ve tahrif edilen yönlerini tashih eder, kıyamete kadar insanlığı hidayette, Allah’a kullukta tutacak gerekli ilkeleri ihtiva eder. Yahudi ve Hristiyanları kitap ehli olarak isimlendirir, onları düştükleri yanlıştan kurtarmak için diyalo- ğa çağırır. İlk diyaloğu başlatan da Hz. Muhammed (S.A.S.) olmuştur. O, Necran Hristiyanla- rını Medine’de kabul ederek, onlarla açıklıkla görüşmüş, tartışmıştır. Müslümanlar, gerek asıl, temel konularda, gerekse teferruat, tali konularda Hristi- yanlaria her zaman diyaloğa hazırdırlar. Ancak Müslümanlar, Hz. Isa’nın uluhiyeti ve teslis inancının Kur’an’da, bir daha değiştirilemeyecek tarzda reddedildiğine inanırlar. Buradan hareketle müslümanlar, Allah’ın Kur’an’da beyan ettiği şekilde şu çağrıyı samimiyetle ve ısrarla yapmaktadırlar: "De ki: Kitap ehli, bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye geiin: Yalnız Allah’a ibadet edelim, O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım, Allah’ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsemeyelim. Eğer yüz çevirirlerse; ’Bizim müslüman olduğumuza şahid olun’ deyin". (Ali Imran, 63)
Hristiyanlar bu çağrıya kulak verip "evet” derlerse, müslümanlar onlarla Tevrat’ı ve İncilleri bütün yönleriyle ortaya koyarak ve Kur’an’ı esas alarak her konuda tartışmaya, diyaloğa, dün olduğu gibi bugün de hazırdırlar. Bu diyalog bütün insanlığın, özellikle de Hristiyanların yararına olacaktır.