Makale

BÖYLEMİ OLMALIYDI?

BÖYLEMİ OLMALIYDI?

SEYFETTİN YAZICI
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’in nazil olan ilk ayetinin, birinci kelimesi "Oku" emridir. Yüce Allah’ın her şeyden önce bize okumayı emretmesi, dinimizin bilgiye ne kadar büyük değer verdiğinin açık bir delilidir.
İslam’ın, insanlığın ufkunda bir güneş gibi doğup kısa bir zamanda cihanı aydınlatmasıyla cehaletin yerini ilim almış, müslüman alimlerin sadece dinî ilimlerde değil diğer ilimlerin hemen her dalında çok önemli ve yararlı çalışmaları, ilim ve tekniğin bugünkü seviyeye gelmesinde unutulmaz hizmetleri ve katkıları olmuştur.
Merhum İsmail Hamî Daniş- mend’in dediği gibi "Eğer bugünkü Batı Medeniyetinden slâm ilimleri kaldırılacak olsa, atom sanayii derhal durur, uçaklar yere düşer... hastahaneler mezarlık haline gelirdi*. (1) Müslümanların ilim ve medeniyete yaptıkları hizmetleri sadece biz değil, konuyu objektif olarak inceleyen batılı araştırmacılar da yazdıkları eserlerde dile getirmektedirler.
Peygamberimiz: "İlim öğrenmek erkek ve kadın her Müslümana farzdır."(2) buyuruyor.
Hadis-i şerifteki "farz" kelimesi, ilim tahsilinin dinimizde bir tavsiye değil, yapılması gereken kesin bir emir olduğunu gösterir. Bu, sadece dinî ilimleri değil, toplumun ihtiyaçlarını karşılayan dünyevî ilimleri de içine almaktadır. Konu ile ilgili olarak İmam Gazali; tıp, matematik, ziraat, dokumacılık, terzilik gibi toplumun muhtaç olduğu ve milleti ayakta tutan bilim ve sanat dallarının öğrenilmesinin farz-ı kifaye olduğunu belirtmektedir.(3)
"İlim" herhangi bir mekânla sınırlı değildir. İster doğuda ister batıda, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun biz, ilim ve tekniği almak ve ondan yararlanmak durumundayız. Hatta, ilmi yitirdiğimiz değerli bir malımız gibi bulduğumuz yerde alma hakkına sahibiz...
Peygamber Efendimizin, "İlim müslümanın yitiğidir, onu nerede bulursa alır."(4) Hadis-i şerifi, bu konuda takip edeceğimiz yolu açık bir şekilde göstermektedir.
İslam’ın ilim konusundaki mesajını iyi anlayan ve değerlendiren İslam alimleri matematik, tıp, fizik, kimya ve astronomi gibi ilimlerde çok ileri adımlar atmışlar, yazdıkları eserler asırlarca Avrupa’da okunmuş ve batı bunlardan büyük ölçüde yararlanmıştır.
İslam dünyasının yetiştirdiği ünlü tıp bilgini ve büyük kimyager er-Razi hakkında Alman araştırmacı ve yazar Dr. Sigrid Hunke şunları söylüyor: "Altı asır önce Paris Tıp Fakültesi dünyanın en küçük kütüphanesine sahipti. Bu kütüphane sadece bir kitaptan müteşekkildi, bu kitap bir müslüman eseriydi... Tıp Fakültesinin konferans salonuna astıkları müellifin resmi onun kıymetli eserine Parislilerin verdikleri büyük değeri gösteriyordu. Bugün hala Paris Tıp Fakültesinin öğrencileri, St. Cermen Bulvarının yanındaki büyük konferans salonunda toplandıkları zaman er-Razi ile diğer bir müslüman doktorunun (Ibn-i Sina) simalarını gözlerinin önünde bulundurmaktadırlar."(5)
Aynı yazar, çalar saati ilk defa müslümanların icad ettiğini ve dokuzuncu asırda (Bundan bin yıl önce) Avrupa’ya tanıttığını yazıyor.(6)
Batı, bizden aldığını geliştirerek bugünkü seviyeye gelmiştir.
İsterdik ki bugün kullandığımız saatleri biz yapmış olsaydık ve dünya piyasalarında müslümanların imal ettiği saatler satılsaydı.
Ispicaplı (Sayramlı) bir Türk alimi, kuşun ağırlığı ile kanatlarının sathını ölçelerek uçmak fiilinin fiziki esaslarını tetkik etmiş, Endülüste heyet bilgini Abbas b. Firnas da onuncu asırda kristal imalini keşfettiği gibi yaptığı sa- tıhlı bir alet ile uçmak teşebbüsüne girişmiş ve bir miktar uçtuktan sonra yere inmiştir.(7)
Arap diline ait "sıhah" adlı ünlü eserin yazarı büyük Türk bilgini İsmail Cevheri, fizik ilmi ile de uğraşmış ve yaptığı kanatlarla uçmağa teşebbüs etmiş ancak düşerken yaralanmış ve bu yaradan ölmüştür.(8)
Sultan IV. Murat zamanında Hezarfen Ahmet Çelebi ise Galata kulesinden uçarak İstanbul boğazını geçmiş ve Üsküdara inmeyi başarmıştır.
Bu tarihi örnekler gösteriyor ki dünyada ilk defa gökyüzünde uçmayı düşünen ve yine ilk uçma denemelerinde bulunanlar müs- lümanlardır. İlk defa uçmayı düşünme ve bunu gerçekleştirme şerefi müslümanlara ait olduğu halde bugün modern uçakları yapanlar batılı milletlerdir. Onlar bununla da kalmamış, aya çıkmayı da başarmışlardır.
Gönül arzu ederdi ki bugünkü gelişmiş uçakları biz yapmış olsaydık ve aya ilk defa ayak basma şerefi de bizim olsaydı.
Bir zamanlar ilimde, fende diğer milletlerin çok ilerisinde bulunan ve bu üstünlüğünü yüzyıllarca devam ettiren Islâm dünya
sı, bugün hiç de arzu edilen bir yerde değildir. Çünkü Islâm’ın emrettiği ilim ve çalışma anlayışından uzaklaşıp milletleri daima ileriye götüren bu enerjiden yararlanmayı ihmal etmiştir.
İslam’ın bu konudaki emir ve tavsiyelerini bilmek yetmez, uygulanmayan bir bilgi nazarî olmaktan ileri gidemez ve beklenen faydayı da sağlamaz. Nasıl ki bir ilâç, hasta tarafından kullanılmadıkça onun şifalı olduğu kesin olarak bilinse bile hasta iyileşmez.
Başka milletler yeni bir buluş ortaya koyunca bazı kimseler: "Efendim onların icadettiği şey zaten Kur’an da vardı" diyerek kendilerini teselli etmeye çalışmaktadır. Kendi kendimizi teselli etmeye ve haklı çıkarmaya yönelik bu sözler, aslında bizim büyük ihmalimizi ve hatamızı ortaya koymaktadır. Demek ki biz, çok değerli bir hâzineye sahip olduğumuz halde bundan yararlanmasını bilmemişiz.
Bize şimdi demezler mi ki; "Bu İlmî buluş madem ki sizin kitabınız Kur’an’da vardı, onu neden siz icad etmediniz?"
Burada ister istemez insanın aklına şu soru geliyor:
Dünya ve ahiret saadetimizi temin edecek olan şifalı reçete elimizde, bunun tarihi tecrübeleri önümüzde olduğu halde ilk emri "oku" olan ve bilgi öğrenmeyi farz kılan bir dinin mensupları böyle mi olmalıydı?
Elbetteki bu duruma gelmemizin pek çok sebebi vardır. Önce hastalık teşhis edilmeli, sonra tedaviye geçilmelidir. Unutulmamalı ki hastalığını gizleyen şifa bulamaz.
Artık bizi oyalamaktan başka bir işe yaramayan ve boşu boşuna avunmaktan öteye geçmeyen yersiz mazeretleri bırakıp gerçeğe yönelmeli, sadece başkalarını eleştirerek değil, kendi hatalarımızı görerek bunları düzeltmeye çalışmalıyız.
Dinimizin emirlerine uygun olarak çalışıp, tarihi ihtişamımıza yakışır bir şekilde ileri ülkelerin ön safındaki yerimizi mutlaka almalıyız. Buna mecburuz da.
Ülkemiz açısından baktığımızda bugün gelinen noktayı küçümseyenleyiz. Bu seviyeye gelişimizde hizmeti geçen herkese şükran borçluyuz. Ancak biz çok daha ileride olmalıydık. Yine de vakit geçmiş değildir.
Bu sebeple kaybedilen zamanı telâfi etmek ve gelişmiş ülkelerle aramızdaki mesafeyi kapatmak zorundayız. Bu, yerinde saymakla veya kaplumbağa yürüyüşü ile değil, her gün daha ileri gitmekle mümkün olacaktır. Hem de hızlı adımlarla. Peygamberimizin: "İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır."(9) anlamındaki mübarek sözü, uyarı olarak bize yetmiyor mu?
Yazımızı merhum Mehmed Akif’in şu uyarıcı mısraları ile bitirmek istiyoruz:

"Dünya koşuyor" söz mü?
Beraber koşacaktın; Heyhat ki, bütün azmi sen
arkanda bıraktın! Dünya koşuyorken, yolun
üstünde yatılmaz; Davranmayacak kimse bu
meydana atılmaz.
Müstakbeli bul, sen de
koşanlarla bir ol da; Maziyi, fakat yıkmaya kalkışma bu yolda."


(1) İsmail Hamî Danişmend, Garp Medeniyetinin Menba’ı olan İslâm Medeniyeti, s. 6
(2) Ibn-i Mace, Sünen, C. 1, s.81.
(3) Ihyau Ulûmi’d-Din, C.1, s.10.
(4) Keşfü’l-Hafa, C.2, s. 68.
(5) Dr. Sigrid HUNKE, Avrupa’nın Üzerine Doğan Islâm Güneşi, s. 166.
(6) a.g.e. s.116
(7) Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk Islâm Medeniyeti,
s.368.
(8) Prof. Dr. Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Melküresi Tarihi, C. 1,
s. 155.
(9) Aciünî, Keşfü’l-Hafa, C.2, s.233.