Makale

DİYANET NEDİR, NE DEĞİLDİR?

DİYANET
NEDİR,
NE DEĞİLDİR?

PROF. DR. SABRİ HİZMETLİ
Ankara Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi

Diyanet İşleri Başkanlığı, son zamanlarda Türkiye gündeminin ilk sıralarında yer almaktadır. Dindarlar ve dinî cemaatlerden bazılarının da dahil olduğu kimi gruplar bu kurumun çalışmalarından memnun ve tatmin olmadıkları iddiasıyla yeniden yapılanmasını istemektedirler. Bunlar, Diyanet İşleri Başkanlığımı "resmi ideolojinin casusu ve bekçisi" veya "falan mezhebin temsilcisi" gibi ağır ithamlarla yıpratmaya çalışıyorlar.
Biz burada, bazı eleştirilerin ve ithamların üzerinde durup, bir takım yanlış anlayış ve değerlendirmeleri tashih etmeye çalışacağız.
Herşeyden önce, ülkemizin böylesine köklü, anayasal ve hizmet ağı geniş bir kurumunun günübirlik değerlendirmelerden, çıkar hesaplarından, ideolojik yaklaşımlardan ve heyecanlardan uzak, ülke gerçekleri ve kurumun tarihi süreci göz önünde bulundurularak ele alınması gerektiği kanaatindeyiz. Diyanet’in nasıl bir tarihi oluşum içinde ortaya çıktığı, ne gibi hizmetler verdiği, eğer varsa komşu ülkelerdeki benzeri kurumlardan ne kadar ileride veya geride olduğu, benzeri bulunmayan ülkelerde din hizmetlerinin ne düzeyde olduğu dikkate alınmalıdır. Kısacası konuya objektif, bilimsel ve akılcı yaklaşılmalı-dır.
Bilinmeden yapılan ve yapılacak olan bu tenkitler, özellikle son günlerde çok ihtiyaç duyduğumuz birlik ve beraberliğimizi temelden sarsacaktır. Ancak bunları söylerken biz, bu kurum hakkında hiçbir eleştiri yapılmasın demek istemiyoruz. Kurumun anayasal ve yasal çerçevesi göz önünde bulundurularak, getirilecek yeni teklifler, kurum ve milletimiz açısından da hayırlı olacaktır. Görevlerin; yetkiler ve sorumluluklar çerçevesinde yerine getirilebileceği hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı, saltanatın, hilafetin ve şeyhülislamlığın kaldırılmasından sonra kurulmuş, çağdaş bir kurumdur. Yeni Türkiye Cumhuriyeti, laik, demokratik ve sosyal devlet olmaya yönelik yapılanması içinde Diyanet İşleri Başkanlığına "Müslüman kimliği" taşıyan vatandaşlarını dini konularda "bilgilendirme" ve "aydınlatma" ile "cami hizmetlerini tedvir" görevlerini vermiştir. Elbette bunlar yürürlükteki anayasa ve diğer yasalar çerçevesinde yürütülecektir. Başka bir ifade ile Diyanet İşleri Başkanlığı, tıpkı öteki devlet kurumları gibi bir resmi kurum olup, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan Müslümanlara "resmi yoldan ve devlet desteği ile, din hizmetlerini düzenli ve sağlıklı" bir şekilde götürmek üzere kurulmuştur.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Osmanlı Devleti Meşihat Makamının görevlerini üstlendiğini veya üslenmesi gerektiğini sanmak ve ondan, ülkenin kültürel, sosyal, ekonomik vb. konularında çözümler beklemek anayasaya aykırıdır. Bu bakımdan Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararları bağlayıcı olmayıp, istişari mahiyettedir. Bununla beraber ülkemizde bazı konular, tıpkı "baş örtüsü" örneğinde olduğu gibi, kimi mihraklar tarafından istenmeyen boyutlara ve alanlara çekilmek istendiğinde, Din işleri Yüksek Kurulu’nun görüşü vatandaşı rahatlatmakta ve devlet-millet bütünlüğüne yardımcı olmaktadır.
Unutulmamalıdır ki, Diyanet İşleri Başkanı da diğer üst düzey bürokratlar gibi, siyasi iktidar tarafından tayinle göreve getirilen devlet memurudur. Nitekim Osmanlı Şeyhülislamları da sultan tarafından atanır ve azledilirlerdi. Başkanı siyasi iktidar tarafından atanan bir kurum siyasi olduğuna göre, Diyanet İşleri Başkanlığı da Meşihat Makamı gibi, siyasi-dini bir kurumdur. Diyanet İşleri Başkanlığı, batı ülkelerindeki kilise teşkilatları ile yapı ve fonksiyonları bakımından farklıdır. Ülkemizin, sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel ve demokratik gelişmesine paralel olarak, Diyanet İşleri Başkanı’nın da seçim yoluyla göreve getirilmesi arzu edilen durumdur.
Üzerinde durmak istediğimiz bir başka konu da, Diyanette, mezheplerin, meşreplerin, mesleklerin ve cemaatlerin temsil edilmesi teklifidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre Diyanet İşleri Başkanlığı "Müslümanım" diyen her vatandaşa hizmet götüren bir kurumdur. Diyanet işleri Başkanlığını kuranlar, kendilerini herhangi bir dini mezhep veya cemaatle tanımlamamışlar, her fırsatta tarafsız ve laik olduklarını belirtmişlerdir. Bu durum bugün için de geçerlidir.
Bize göre, Müslüman olan ve bu "üst kimlikle" tanınan Alevi vatandaşlarımızın, Diyanetle i görüş, eleştiri ve değerlendirmeleri, ülkemizin ve bu kurumun gerçeklerini aşar görünmektedir. 0, ne Ehl-i Sünnet mezhebinin ne de falan tarikatın veya cemaatin kurumu ve temsilcisidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, İslami ibadetlerin yapılması için cami, imam ve müezzin hizmetlerini isteyen herkese, devletin imkanları ölçüsünde ulaştırmaktadır. Bir Müslümanın dini öğrenmesi için, Kur’an kursu açmakta ve kurs öğretmeni atamaktadır.
Diyanetin, Alevî vatandaşlarımızın temsilcilerinin de bulunduğu bir yapılanmaya kavuşturulması isteği kanaatimizce yanlış ve temelsizdir. Bu durum ülkemizde, tekke, zaviye, din ve mezhep esasına göre örgütlenmeyi yasaklayan kanunlara aykırıdır.