Makale

Milli Birliğimizin Sigortası DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

BAŞYAZI

MEHMET NURİ YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı

Milli Birliğimizin Sigortası
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Din hizmeti ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Adem (A.S.)’le başlamış ve farklı yapılanma ve uygulamalarla tarihin her döneminde mevcut olmuştur. Herhangi bir dine inanan hiçbir toplum; bu hizmete karşı bigâne kalmamıştır.
1400 yıllık İslâm Tarihi boyunca da din hizmeti özel öneme hâiz olmuş, kurulan devletlerin hepsinde, din işlerini yürüten organizasyonlar hep devlet yapısı içinde yer almış ve dinin devletle ilişkilerinde hiçbir zaman ciddî problem olmamıştır. Bilakis bu iki müessese birbirine hep destek olagelmiştir. Zengin bir medeniyete ve şerefli bir geçmişe sahip olan ecdadımız; tarih boyunca kurdukları devletlerin tümünde yaşadıkları çağın gereklerine göre en üst düzevde dini teşekküller oluşturmuşlar, bu kuruluşlara ve görevlilerine layık oldukları ilgi, itibar ve saygıyı göstermişlerdir. Çünkü onlar dinin, birleştirici önemini ve müslüman ahali üzerindeki müsbet etkilerini çok iyi biliyorlardı.
Osmanlı idare sisteminin en önemli müesseslerinden biri olan "Şeyhu’l- İslâmhk" (meşihat) Makamı; değişik ırk ve kültürlerden oluşan bu devletin kuruluşunda, teşkilatlanmasında, güçlenmesinde ve 600 küsur yıl varlığını sürdürmesinde çok önemli roller oynamıştır.
İşte dinin ve sağlıklı bir yapıya kavuşturulan dinî kuruluşların, devletlerin ve milletlerin hayatındaki bu öneminden dolayıdır ki, Osmanlı Devleti’nde Şeyhu’l-İslâm, çok geniş yetkilerle teçhiz edilmiş, devlet protokolünde bazen padişahın hemen arkasından sadrazamdan önce, bazen de sadrazamdan sonra yer almıştır.
Cumhuriyetimizi kuran devlet büyüklerimiz de aynı hassasiyeti göstermişler, ilk defa Diyanet İşleri Başkanı’na kırmızı plakalı makam aracı tahsis etmişler ve en yüksek devlet memuru maaşını bağlamışlardır. Yine bu anlayışla Başkanlığımız; 1924 Anayasası ile fiilen, 1961 ve 1982 Anayasaları ile ae Anayasa gereği "Genel İdâre" içerisinde yer almıştır.
Başkanlığımız; kurulduğu 3 Marl 1924 tarihinden itibaren üzerine düşen görevi, imkanlar ölçüsünde samimiyetle ve en ivi şekilde yerine getirmenin gayreti içerisinde olmuştur ve bundan böyle de bu çalışmaları artan bir tempoyla devam ettirecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Şu anda merkezde 949, taşrada 73.786 ve yurtdışında 832 olmak üzere toplam 75.567 görevli ile, kendisine anayasa ve kanunla tevdi edilen kutsal din hizmetini yürüten Başkanlığımız; devlet çarkının önemli dişlilerinden biridir ve devlet kuruluşları arasında halk üzerinde en çok etkisi olan bir kuruluştur. Böyle olması da doğaldır. Çünkü din birleştirici, kaynaştırıcı ve bütünleştirici bir müessese olup, geniş halde kitlelerin ortak kıymet hükmüdür.
Türkiye ’nin müsbet ve menfi manada geleceği, büyük ölçüde dine bağlıdır. Bu nedenle; bu noktanın gözden uzak tutulmaması ve din ve Diyanet hakkında konuşulurken, yazılırken veya herhangi bir tasarrufta bulunulurken çok dikkatli ve titiz olunması gerekir. Aksi halde bu konuda yapılacak küçük bir yanlış, devlet ve millet hayatımızda onulmaz yaralar açabilir.
Türkiye’mizde bir müddetten beri konunun hassasiyetini idrak edemeyen bir kısım sözde enteilektüel, bazı politikacılar ve bir kısım medya, elinin fonksiyonu ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın statüsü hakkında gerçeklere uymayan beyanlarda bulunmakta ve Başkanlığımız aleyhinde kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadırlar.
Diyanet’in varlığının tartışılması konusunda üzerinde ciddiyetle durulması gereken birkaç önemli nokta bulunmaktadır. Bunların bir bölümü İslâm Dini’nin özünden kaynaklanmaktadır. Kanaatimce; İslâm’ın kendi kaynaklarından ziyâde, başka dinlerin ve başka ülkelerin anlayış ve uygulamalarına bakıldığı için çoğu zaman bu hususta yanlış kanaatlere ulaşılmaktadır.
Öncelikle şunu ifade edelim ki; İslâm’da, Hristiyanlık’la olduğu gibi, dinî yetkilere sahip (günah bağışlayan, afaroz eden...) "ruhban" (Clargy) kesimi ile, ikinci sını f dindarlar sayılan sivil (laik) halk ayırımı yoktur. Yukarıda belirttiğimiz gibi Diyanet İşleri Başkanlığı, Devlet’in Genel İdaresi içerisinde yer almakta ve çalışanları da "memur" statüsüne tabi bulunmaktadır. Bu görevlilerin, tahsil ve iş bölümünün gereği olarak meslek ihtisasının dışında, dinî açıdan, halkın herhangi bir ferdinden farklı bir imtiyazı yoktur. Onlar da, herkes gibi toplumun sade bir ferdidir. Görev statüsünün memur, işçi veya başka bir şey olması hiç farketmez.
Bir İslâm ülkesinde, din işlerini yürüten yetkili mevcut organizasyon ortadan kaldırılınca veya devletin dışına çıkarılınca kim kimden yetki alacaktır? Böyle bir durum, halk arasında dini anarşinin doğmasına, dinî birlik ve milli bütünlüğün bozulmasına yol açacaktır. Bu, İslâm’ın birleştirici (tevhid) anlayışıyla ve ülkemizin mevcut gerçekleriyle asla bağdaştırılamaz. Kaldı ki, tamamına yakını müslüman olan bir ülkede din hizmetinin devletçe finanse ve idare edilmesinden daha tabii ne olabilir? Din hizmeti, bir amme hizmetidir. Elbette kaynağı devletin genel bütçesi, dolayısıyla halk olacaktır.
Müslümanlar, "cemaatleri değil, bir tek "cemaati teşkil ve temsil ederler. Müslümanların, cemaatlere bölünmesine, bizatihi İslâm’ın kendisi izin vermemiştir. Her müslüman, her yerdeki camiye ve imam-hatibe cemaat olabilmektedir ve esasen olmaktadır. Cenâb-ı Hakk’ın Hz. Peygamber’e vahiy yoluyla gönderdiği esaslara inanan herkes, Alevî olsun, Sünnî olsun müslümandır. Başkanlığımız; mezhepler, tarikatler, farklı siyasî ve felsefî görüşlere değil, İslâm akidesine bağlı her müslümana hizmet etmek amacıyla kurulmuş bir müessesedir. Böyle olunca "Farklı mezhep ve tarikatların temsili” şeklinde Başkanlık statüsünü yeniden düzenleme teklifleri de tutarsızdır.
Türkiye’de Devlet, işin yönetimi açısından gerekli hallerde zaman zaman müdahalelerde bulunur. Fakat, işin dinî tarafına müdahale etmesi kesinlikle sözkonusu değildir. Görevlilerimiz, din neyi gerektiriyorsa onu halka usulüne uygun olarak anlatmakta ve halkı aydınlatmaktadır. Türkiye’de, Başkanlığımız Din İşleri Yüksek Kurulu’nun aldığı dinî bir kararı, verdiği bir fetvayı bozabilecek herhangi bir merci mevcut değildir. Dinî hükmü ortaya koyma açısından Başkanlığımız yegane yetkilidir. Dolayısıyla, devletin camiye müdahalesi sölkonusu değildir.
Gelişen ve değişen günümüz şartlarına paralel olarak, dinî konular dahil, herşey kamuoyunda tartışılmalıdır. Bu tartışmalar; hizmetlerimizin daha da gelişerek yaygınlaşmasında bize rehber ve ışık olacaktır. Ancak dinî konular tartışılırken İslam’ın özüne müteallik hususlar, ülkemizin mevcut şartlan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın millî birlik ve beraberliğimizin pekiştirilmesin- deki önemi gözden uzak tutulmamalıdır. Bu nedenle biz Dergimizin bu sayısını bu konuya tahsis etmiş bulunuyoruz.