Makale

BAYRAM GELMİŞ NEYİME?

BAYRAM GELMİŞ NEYİME?

Ömer SAĞLAM

Hani bilirsiniz, güzel bir türkü vardır. Güzel olduğu kadar da hüzün doludur bu türkü;
Bayram gelmiş neyime anam anam garibem,
Kan damlar yüreğime anam anam garibem... diye başlar ve devam eder gider.
Bu türkü, galiba bu bayram benim yaşadıklarımı yaşayan birisi tarafından söylenmiş olmalı. Bayramlarda insanın yanında bililerinin olmaması ne kötü bir durum. Bu sebeple, kimi kimsesi olmayan, arayıp soranı bulunmayan insanları bu bayramda daha çok anladım diyebilirim.
Efendim, bu bayramda biraz işlerim vardı ve Ankara’da kalmam gerekiyordu. Çocuklarsa tutturdular "ille de dedemlere gideceğiz!"
Çaresiz razı oldum ve istemeye istemeye çoluğu çocuğu İstanbul’a gönderdim. Hay göndermez olsaydım! Yanımda eşim çocuklarım filan olmayınca hiçbir komşuya bayramlaşmaya da gidemedim. Böyle olunca kaldım evde tek başıma. Aman Allah’ım evin duvarları sanki üzerime üzerime geliyor. Hani o her akşam pijamalarımı giyip uzun oturduğum koltuk bile beni rahatsız ediyor ve sanki "bir an önce üzerimden kalk" der gibi alttan itiyor. Neyse ki yarın çocuklar dönecek de bu azap inşallah son bulacak. Bir daha çocuklardan ayrılmak mı? Hele hele bayram günü! Tövbeler tövbesi...
Halbuki bayramın birinci günü ne de güzel başlamıştı. Bayram namazı kılmak için Etlik Aşağı Eğlence Merkez Camii’ne gitmiştim. Bırakın caminin içinde yer bulmayı, dış avlusunda bile yer yoktu. Cemaat sokaklara taşmıştı. Eriyen karlar yüzünden caminin dış avlusu ve sokaklar vıcık vıcık çamur deryası. Buna rağmen Ankaralılar Bayram Namazı kılmak için sokakları bile hıncahınç doldurmuşlardı. Seccade bulan seccadeye, bulamayan ya bir karton üzerine ya da bir gazete üzerine diz çökmüştü. Kimisi de serdiği kartonun başında dikiliyordu. Belli ki bunların ya romatizması vardı, ya da zamandan kazanarak bacaklarını fazladan üşütmek istemiyorlardı. Bayramlıkların ütüsünü bozmak istemeyenler de olabilirlerdi. Çaresiz ben de arabamdaki güneşlik kartonunu alıp oturdum sokaktaki saflardan birisine. Ne olursa olsun kalabalık cemaat beni bir hayli sevindirmişti. Galiba bu bayramda geleneklere rağbet artmış olmalıydı.
Eski bayram günlerine dönülüyor olmalıydı.
Ancak yanılmıştım.
Çünkü henüz imamın Bayram Hutbesi biter bitmez cemaat dağılıp gitti. Seccadesini ya da seccade görevi gören kartonunu koltuğunun altına kıstıran, sokaklarda kayboluyordu, imamın hutbede "Caminin bir miktar borcu vardır. Bu sebeple yardım toplanacak. Allah yardımlarınızı şimdiden kabule şayan eylesin" şeklindeki sözleri de kalabalıkların dağılmasına mani olamamıştı. Benim yalnızlığım ise daha bayramın birinci günü caminin avlusunda başlamıştı. Bir ara kendimi cami avlusuna bırakılmış çocuklar gibi yapayalnız ve çaresiz hissettim.
Bir an köyümüzdeki bayramlar gözümün önüne geldi. Çünkü benim köyümdeki bayram namazları böyle olmazdı. Bayram namazından sonra camiden çıkan en yaşlı kişi caminin kapısının önüne dikilir, sonra da yaş sırasına göre öncekilerin elini öpen hemen sıraya geçer, böylece yaşlılar, orta yaşlılar, delikanlılar ve çocuklar şeklinde sıra uzar giderdi. En başa ak sakalıyla Bilal hoca dikilir, sonra Hacı Mıs- tak onun elini öperek yanma dikilir, sonra Hacı Abidin ikisinin elini öper yanlarına dikilirdi. Ondan sonra da yaş sırasında göre Irbeem Dayı, Hüsmen Aga, Adem Şıh, Osman Onbaşı, Memiş Çavuş ve diğerleri sıralanırdı. Kalabalık caminin avlusuna sığmaz ve sıralar kendiliğinden daire içinde daireler şeklini alırdı. Bayramlaşma bitince de İmamın eşliğinde kıbleye dönülür ve Allah’a el açılarak duâ edilirdi. Caminin avlusunda yapılan bu bayramlaşma merasimi seyirlik bir haldi ki; köyün kadınlan ve camiye gelemeyecek yaştaki çocuklar toprak damlı evlerin üstünden bu manzarayı seyrederlerdi. Bayram gününün ilk yemeği olan sabah yemeği de mutlaka Köy Odalarında yenilirdi. Çocukken köy odasına yemek götüren babamın arkasına takılır köy odasına yemek yemeye giderdik. Kaşıklarımızı da evden ceplerimize koyar yanımızda götürürdük. Pürsilah savaşa giden askerler gibiydik. Kaşık dedimse öyle şimdiki gibi demir ve çelikten yapılmış her biri birer sanat harikası kaşıkları anlamayın. Bizim kaşıklar, hakiki ahlat ya da alıç ağacından oyularak yapılmış kaşıklardı. Köyün en güzel kaşıklarını da rahmetli dedem Tevfik Usta ile Akif Molla yontardı. Gerçi bu ağaç kaşıklar, şimdinin bir takımı, ülkemizdeki asgari ücretlinin maaşına satılan çelik kaşıklardan daha sağlıklı şeylerdi. En azından bugünkü kaşıklar gibi sıcak yemek yerken ağzımızı, dilimizi yakmazlardı. Malum; hammaddesi olan ahlat ve alıç ağaçları ısıyı iletmediğinden kolay kolay ısınmazlardı.
Ne günlerdi ya Rabbim. Şimdi ise Ankara’da bir cami avlusunda yapayalnızdım. Evet kalabalık lar içinde yapayalnız. İnsan sosyal varlıkmış öyle mi? İnsanlar toplum halinde yaşarlarmış öyle mi? Adam sende. Haydi oradan...
Osman Onbaşı’nın Demirlek hikayesini anlattığı günlerde çocuk sayılırdım ve anlatılanlara hiçbir mana veremezdim. Timurlenk’in Anadolu’da yapmış olduğu mezalimleri de biliyordum ama ne yalan söyleyeyim vaktiyle Osman On- başı’nın anlattığı Demirlek’in bizim meşhur Timur- lenk olabileceğini hiç düşünmemiştim. Ancak bu sabah cami avlusunda yaşadığım yalnızlık sayesinde Osman Onbaşının anlatmış olduğu Demirlek’in, meşhur Timurlenk olabileceğini düşünmeye başladım. Düşünmekten de öte kesinlikle o olduğuna inanıyordum artık.
Timurlenk’in, gerçek manada bir Müslüman ve Türk olduğunu da bilmeme rağmen, Demirlek’in Bayraktar isminden neden gıcık kaptığına ve Osman Onbaşının anlattıkları karşısında onu dinleyen köylülerin "Vay kâfir vay, vay mendebur vay!" şeklinde mırıldanmalarına bir türlü mana veremiyordum...
Bu düşüncelerle çaresiz arabama atlayıp eve geldim. Her akşam eve gelişimde yüzüme sımsıcak bir melodi eşliğinde açılan kapımız, bu kez mekanik bir sesle ve buz gibi açılmıştı. Bir ara suratıma soğuk dalgaların vurduğunu bile hissettim. Şaşırmıştım. Acaba yine doğalgaz basıncı mı düştü? Yoksa, Baltacı Mehmet Paşa ile Çariçe Katerina olayından bu yana oldum olası bir türlü hazzetmediğim şu Ruslar, yine doğalgaz vanalarına bir şeyler mi yaptı? Yoksa kombi cihazının ayan mı kısık? Beynimden bu düşünceler geçerken soluğu mutfaktaki kombinin başında aldım. Hayret gösterge 50’yi gösteriyordu. Elimi kalorifer peteğine dokundurdum. Dokundurmamla çekmem bir oldu. Çünkü elim yanmıştı. Bir müddet düşündüm acaba kapı açılınca yüzüme vuran soğukluk neyin nesiydi?
Sonunda anlamıştım. Daha dün çocuklarım ve eşim evdelerdi ve o zaman evimiz bir yuva özelliği arz ediyordu. Onların evde olduklarında kapıyı açtığımızda yüzümüze vuran sıcaklık kaloriferin sıcaklığı değil, yuvamızın sıcaklığıydı. Bu sıcaklığı, kaloriferimizin yanmadığı, ya da paramız bitip de doğalgaz alamadığımız zamanlarda da hissediyorduk çünkü. Şimdi ise doğalgaz basıncı yeterli, kombimizin ayarı yüksek ve kalorifer petekleri el yakıyor ama ben evde üşüyordum. Çünkü evimiz yuva olma özelliğini kaybetmiş durumdaydı. Kendi kendime söz verdim. Bir daha evde bile bile tek başıma kalmak mı? Asla! Allah’tan tek dileğim kimseyi evinde tek başına bırakmasın. Bugün bayramdan sonraki 4. Gün. Gazete almak için gazeteciye uğradım ve "İyi Bayramlar" diyerek bayramını kutlamak istedim. Sami beyin ilk cevabı "Abi bayramlardan artık hiçbir şey anlamıyoruz. Hele bu bayram hepsinden monoton geçti. Böyle bayram olmaz!" şeklinde oldu. Belli ki o da dertliydi. Hiçbir şey konuşmadan ve sadece dudaklarımı sıkarak başımı sallayıp "İyi akşamlar" manasına sol elimi kaldırarak ayrıldım oradan.
Evet gazeteci Sami bey gibi ben de bu bayramdan bir şey anlamadım. Hatta üstteki Emekli Albay Aydın beyin evinden gelen tıkırtılar da olmasa apartmanda hiç kimse bulunmadığına ve koca apartmanda tek başıma yaşadığıma inanacağım. Arada sırada kapının ziline basan mahallenin şeker toplayıcı küçükleri de olmasa bayram olduğundan şüphe bile edeceğim. Bu sebeple şeker toplayan yaramazlara karşı bu bayram bir hayli cömert davrandım. Şeker tası birkaç kez doldu boşaldı.
Ben bu bayramdan hiçbir şey anlamadım ve bayram boyunca hep şu:
“Bayram gelmiş neyime anan anam garibem,
Kan damlar yüreğime anam anam garibem. ”
Türküsünü mırıldandım. Doğru söyleyin Allah aşkına; sizler bu bayramdan bir şeyler anladınız mı? Sahi bu bayram günü sizin favori türkünüz hangisiydi söyler misiniz?