Makale

Çocuk Eğitimi ve Beslenme

Çocuk Eğitimi ve Beslenme

Fahri ÇINAR

İçinde yaşadığımız çağ, hızlı değişme ve gelişme çağıdır.
Bütün bilgiler birbirini izlemekte, öğrendiğimiz bilgiler başka bir bilgi öğrenmeye itmektedir.
İnsanları anlamak için onların başlangıçlarını incelemek, bunun için de her insanın geçirdiği devre olarak çocukluk dünyasını incelemek gerekir. Ve daha önemlisi hayata gözlerini açan bir çocuğun yetiştirilmesi, beslenmesi ve eğitimidir.
Yuva kuran ebeveynin en büyük arzusu, hayatlarını süsleyecek, yaşayışlarına tat verecek, nesillerini devam ettirecek ve öldükten sonra da kendilerini hayır dua ile anacak çocuklara sahip olmaktır.
Cenab-ı Hak ebeveyne, birer emanet olarak bahşettiği çocukların yetiştirilmesini ve eğitimini de üzerlerine yüklemiştir.
İslam, çocukların yetiştirilmesi konusuna titizlikle eğilmiş, eğitimlerini ve terbiyelerini herkesten evvel ana-babaya yüklemiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde: “Erkek, aile fertlerinin çobanıdır, evinden sorumludur” (1) buyurarak her anne-babanın evine ve ailesine karşı birtakım sorumluluklar taşıdığını bildiriyor.
Çocuğun ilk öğretmeni hiç şüphesiz annedir. Çocuk daha anne karnında iken ve doğumundan sonra da hep anne ile içiçedir. Gerek anne karnında iken, gerekse dünyaya geldikten sonra çocuğu besleyen gıda, helâl kazançla temin edilmiş olmalıdır. Haram gıdaların çocukta birtakım ruhsal bozukluklara sebep olacağı unutulmamalıdır. Nasıl ki buğday ekilen bir tarladan arpa yetişmezse; eti, kemiği, kanı, iliği haramdan oluşan bir çocuktan da güzel ve faziletli bir davranış beklenemez.
Buna en güzel örnek Ebu Dücane’dir. Bu muhterem zat, her zaman sabah namazını Peygamberimizin arkasında kılar ve namazdan sonra da O’nun sohbetini dinlerdi.
Lâkin bir kaç gün, namazını kılıp daha teşbih duasını bile beklemeden mescidi terk etti. Bunu farkeden Efendimiz (s.a.s.), Ebu Dücane’yi huzuruna çağırarak neden böyle yaptığını sordu. Ebu Dücane’nin cevabı ise; “Ya Rasulallah! Evde küçük çocuklarım var. Komşumuzun bahçesinde dalları benim evimin avlusuna sarkan bir hurma ağacı vardır. Bu ağacın olgunlaşan meyveleri gece benim bahçeme dökülüyor. Çocuklar sabah erken kalkıp, komşuma ait bu hurmaları yerler endişesiyle çocuklar daha uyanmadan gidip onları toplayıp komşuma iade ediyorum. Çocuklarımın midesine haram lokma girmesini istemiyorum” olmuştur.
Bugünün çocukları yarın genç, gelecekte de devlet idaresini omuzlarına yüklenecek büyükler olacaklardır. Bu itibarla, çocuklar ilk terbiye ocağı olan ailede çok iyi eğitilmelidirler.
Cenab-ı Hakk’ın tertemiz olarak yarattığı çocukları en güzel şekilde terbiye etmek, onları vatana millete yararlı kişiler olarak yetiştirmek, anne-babanın çocuklarına vereceği en güzel hediyedir. Peygamber Efendimiz (s,a.s.) bir hadislerinde de: “Bir baba çocuğuna iyi edebten daha güzel bir hediye veremez” (2) buyurmuşlardır.
Çocuğun şahsiyetinin gelişmesi için, ana-ba- balar çocuklarına sevgi ve ilgi göstermeli, onlara karşı samimi bir dost ve arkadaş gibi davranmalıdır. Çocuk her konuda ana-babasına güvenmeli ve her derdini açabilecek yakınlığı bulmalıdır.
Fakat çocuğun şahsiyetinin müsbet yönde gelişmesinde ana-babanın dikkat etmesi gereken bir konu da, çocuğa gereğinden fazla sevgi ve ilgi göstermekten kaçınmaları hususudur. Ana-baba ve çocuk arasındaki aşırı bağlılık çocuğun ruhen gelişmesi ve olgunlaşmasını önler. Yaşının ilerlemesine rağmen çocuk kalmasına sebep olur. Çünkü çocuk, bu sevgiyi ve ilgiyi diğer insanlardan da bekler. Fakat aynısını göremeyince de üzülür, insanların kendisini sevmediği ve değer vermediği hissine kapılır ve o da insanları sevmemeye başlar. Toplumla ilişkileri azalır. Çevre ile uyum sağlayamaz. Böylece de çocuğa gösterilen sevgi ve şefkatin dozu kaçırılınca başka bir bunalım ortaya çıkar.
Eğitimde aşırı baskı ve korkutma ne kadar hatalı ise, aşırı ilgi ve sevgi de o kadar hatalıdır. Her şey bir ölçü içerisinde yapılırsa anlam kazanır. Eğitimci, öğretmen veya ana-babalar çocuğa baskı ile değil, sevgi ile yaklaşmalıdır.
Çocuklar arasında da eşit muamele yapılmalıdır. Sevgide, ilgide, beslenmede, giyimde- kuşamda her şey eşit olmalıdır. Kısaca her hususta çocukların eşit tutulması, adil olunması her ana-babanın ve eğitimcinin dikkat etmesi gereken bir konudur. Peygamberimiz (s.a.s.)’in “Allah’tan korkun ve çocuklarınız hususunda adil olun” hadisleri bizim için bir ölçü olmalıdır.
Oyun, çocuk hayatının önemli bir parçasıdır. Çocuk için oyun bir eğlence değil, önemli bir iştir. Kurallara alışmalarında oyun bir provadır. Oynarken hayal güçlerini geliştirirler. Oyunun da bir sınırı olmalıdır. Aşırı oyun çocuğun haylaz olmasına sebep olur.
Çocuklarda din duygusu erken yaşlarda belirlenir. Allah, Peygamber, ahiret, doğum, ölüm, günah, sevap vb. hususlar, çocukların sorup öğrenmek istedikleri konulardır. Bu konuda çocukların sorularını doğru olarak cevaplandırmak, dini meseleler seviyelerine göre anlatılmalıdır. Bu da büyüklerin bu konuları iyi bilmelerine bağlıdır.
Çocuk bir servettir. Onu korumak, en iyi şekilde terbiye etmek ise bir maharettir. İşte böyle maharetli bir ebeveyn olmak istiyorsak, çocuklarımızın bedenen ve ruhen sağlıklı olmaları için onlara ölçülü bir sevgiyle şefkat ve merhamet gösterelim. Maddî ve manevî gıdalarına dikkat edelim, zararlı yayınlara, kötü alışkanlıklara karşı onları uyaralım. Onlarla haşır-neşir olalım. Fikirlerine değer verelim. Onlara güzel örnek olalım. Bütün çocukları sevelim, sevdirelim. Peygamberimizin “Cennet’te bir köşk vardır ki, adına Ferah köşkü derler. Oraya yalnızca çocukları (sevenler) sevdirenler, sevindirenler girer” (3) hadis-i şerifini unutmayalım.

1-Seçme Hadisler, DİB Yayınları, s. 182, H,No: 79.
2-A.g.e., s. 164. H.No: 46.
3-Rlyâzü’s-Salihîn.