Makale

Geçmişten Bir Yaprak

Geçmişten Bir Yaprak

Prof. Dr. Nesimi YAZICI
A. Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Vaaz ve Vaizlerimiz

Taşrada Diyanet hizmeti yaptığımız yıllarda, değişik sosyal tabakalardaki insanlardan oluşan cemaatimizden, geçmiş ve halen görevde olan vaizlerimizle ilgili muhtelif değerlendirmeler dinlemiştik. Bu değerlendirmelerde çoğu defa kardeşlerimiz, kendilerinin cami saflarının müdavimi olmalarında, vaiz Ahmet veya Mehmet Efendi’nin önemli rolü olduğunu itiraf etmişlerdi. Bu kardeşlerimiz bu hoca efendileri hayırla yâdetmişler, o sırada veya daha önce görev yapıp da başarılı olamayanları ise çeşitli yönlerden tenkit etmişlerdir. İşte bu durum ve çok küçük yaşlardan itibaren müezzin-kayyım, imam, vaiz, müftü gibi dini hizmetler yapan insanlara yakın olmam bana, başarılı vaaz ve vaiz ile bunun aksi arasındaki belirgin farkı gözleme imkanı verdi,
Zaman içerisinde vaaz ve vaizlikle ilgili olarak, son yüzelli yılın değişik tarihlerinde ortaya çıkan bir kısım gelişmeleri içeren belgelere sahip oldum. Bunları daha da zenginleştirmek ve değerlendirerek ilgilenenlerin dikkatlerine sunmak hedeflerim arasındadır.
Bu defa ise aynı konuda bundan tam 125 yıl öncesinin bir değerlendirmesini nakletmek istiyorum. Bu yazı Şubat 1870 ile Temmuz 1873 tarihleri arasında dört dönem halinde yayınlanmış olan Hadika Gazetesi’nin 25 Şaban 1287/22 Kasım 1870 tarihli 40. nüshasında yer alıyor. Aslında yaklaşan Ramazan dolayısıyla müslümanlara dini konularda bilgi vermeyi amaçlayan bir yazı dizisinin girişi mahiyetinde. Müteakip üç sayıdan sonra sebebi belirtilmeden makale kesilmiş bulunuyor. Şimdi geliniz, aradan geçen 125 yılın dilimizde meydana getirdiği değişim dolayısıyla mecburen sadeleştirmek durumunda kaldığımız Mevaiz-i Mühimme ve Müdekkika başlıklı, yazarı belirtilmemiş makaleye dönelim. Bilinmez! Belki de bazıları bundan faydalanırlar.

Vaazın Lüzumu
Müslümanların hepsi dini konuları tamamıyla ve layıkıyla öğrenebilecek kadar ilim tahsiline vakit ayıramazlar. Bunlar dinin bazı ayin ve erkanıyla kendi mezheplerinin gereklerini, ya taklit suretiyle ifa veya ilmihal kitapçıklarından okuyarak öğrenirler. İşte bu noktada vaizlerin görevi başlar ve dinin temel konularından teferruata kadar bir çok şeyi cemaat, vaizlerden dinleyerek öğrenir. Bu sebeple vaaza ve vaizlere toplumda çok büyük ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaca cevap vermek üzere de cami ve mescitlerde vaizler görevlendirilmiştir. Bunlar gerek üç aylarda ve gerekse diğer günlerde görevlerini yerine getirir, vaaz ederler. Bununla birlikte vaazlar belirli bir düzene kavuşturulamamışlardır. Dinleyenler gerek istifade etsin, gerekse etmesin her vaiz kendince bir vaaz yöntemi belirleyerek onu uygulamaya çalışır. Peki vaaz olur da ondan hiç faydalanmamak olur mu? Olur!... Çünkü bize göre vaaz ikiye ayrılır. Birincisi havas (bilgili), diğeri avam (halk) içindir. Havas için olan vaaz; Tefsir, Hadis ve Fıkhın inceliklerini etraflıca anlatmaktır. Çünkü bunlar dinin temel konularını ve hatta fail/mef’ul, mübteda/haber gibi Arap gramerini bilirler. Bu sebeple vaizin söylediklerini, anlatmak istediklerini, eksiksiz kavrarlar.
Avama gelince, bunlar vaizin söylediklerini tam olarak anlayamazlar. Bu durumun sebebi, temel bilgilere sahip olmamalarıdır. O kadar ki, Tefsir denildiğinde bunun Kur’an-ı Kerim’in manası ve yorumu olduğunu bile bilemezler. Hal böyle iken camilerimizdeki ekseri vaizler, vaazlarını Tefsir ve Mesnevi takriri şeklinde yaparlar. Halbuki onları dinleyen cemaat, değişik sınıflara mensup kişilerdir. Sonuçta bunlar vaazı bir hikayeyi dinler gibi dinlerler. Halbuki cemaat Kur’an, Sünnet ve İcma’dan büyük din bilginlerinin çıkardıkları din kurallarını uygulamakla mükelleftir. Yoksa manasını bilmeden Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini dinlemekten, doğrudan tefsirlerden ve Mesnevi’den yapılan takrirlerden yeterince istifade edemezler ve bu nedenle de vaaz dinlemeye istek duymazlar. Bunlara yapılan vaazlar da; Dinin esasını, erkanını, şartlarını, Peygamberin mevkiini ve Allah’a kul, Peygamber’e ümmet olmanın ne demek olduğunu, sade bir müslümanın nelerle mükellef bulunduğunu bütün genişliğiyle ve fakat anlaşılabilir bir tarzda ortaya koymak gerekir. Vaiz olan kişiler, bu hususlara dikkat ederek vaaz etseler hem avamın istifadesi mümkün olur ve hem de onlar, üzerine düşen görevi yerine getirmiş olurlar. Tabiatıyla böyle bir durumda onlar çok sevab da kazanırlar. Bizim gözlemlerimize göre Meşihat Makamı bir kaç yıldan beri bu sahada önemli çabalar içerisine girmiş bulunmaktadır. Yakın zamanda bu çalışmaların meyve vereceğine inancımız tamdır."
Makalede bundan sonra vaazın tarifi ve cemaatin en fazla muhtaç olduğu konular olarak: Bir dine mensup olmak ve dinsiz olmak; İman ve itikad, amel; dinin gereklerini öğrenmek; İslam Dini; dört mezhep, müçtehitlerin ortaya çıkışı ve içtihadın lüzumu, kutsal kitaplar, haram, inanç zaafiyeti, taassub konularında özlü bilgiler veriliyor. Yarım kalan makalenin devamında neler vardı, bilemiyoruz. Anlaşılan o ki, vaizlerimiz çok önemli bir görev ifa etmekteler. Görevlerinin bu kutsiyet ve önemi onlara büyük mesuliyetler de yüklemektedir. Bu mesuliyet kendilerini içinde bulundukları toplumun ihtiyaçları doğrultusunda, en mükemmel bir biçimde yetiştirmek olduğu gibi, sahip oldukları bilgi birikimlerini en güzel ve geçerli usûller çerçevesinde cemaate intikal ettirmeleridir. Her halde dün için geçerli olan hususlar bugün için de aynen geçerlidir. Zaten geçmiş ile günümüz arasındaki fark, "su damlacıklarının birinin diğerinden farkı kadardır" sözü de bunu icap ettiriyor, olsa gerek.