Makale

Mustafa BEKTAŞOĞLU: “Hat Sanatı Bir Sanatlar Kompozisyonu Mahiyetindedir”

RÖPORTAJ:
Abdulbaki İŞCAN

Mustafa BEKTAŞOĞLU:
“Hat Sanatı Bir Sanatlar Kompozisyonu Mahiyetindedir”

İslamiyetin ortaya çıkışına kadar hüküm sürmüş medeniyetlerde, bugünkü anladığımız manada yazı güzelliğine rastlamak pek mümkün değildir. Bununla beraber İslamiyet’in zuhuru ile Hz. Ali, Hz. Ömer, Hz. Talha, Hz. Hatip bin Ömer.... gibi sahabiler Peygamber (sas) efedimizin vahiy katipliğini yapmışlar ve İslam aleminin ilk yazı yazanları olmuşlardır.
Genel olarak hat denilince Kur’an-ı Kerim harfleri ile yazılmış yazı akla gelmektedir. Ve sanat yazıları için de “Hüsn-i Hat" tabiri kullanılmaktadır. Hüsn-i hat’la meşgul olanlara da, “Hattat” denilmektedir.
Osmanlı’nın İslamiyet’e yaptığı hizmetler arasında, İslami sanat dallarından hüsn-i hattın önemli yeri olmuş ve Türk İslam Sanatı’nm en çok ilgi gösterilen kollarından biri olma özelliğine sahip olmuştur.
Camilerimizi, evlerimizi, süsleyerek ruhumuzun derinliklerine hitap eden hüsn-i hat, 1940’lı yıllarda Ord. Prof. Süheyl ÜNVER’ in çabaları ile yeniden canlandırılmaya çalışılmış ve bu çabalara Necmettin OKYAY, Hamit AYTAÇ, Prof. Dr. Ali ALPARSLAN da katılarak, bu günlere taşınmıştır.
Fırçanın, çekiç ve mızrabın sağlayamadığı estetik karakter, bu hassas parmakların tuttuğu kamışlarda aradığını bulmuş ve hat sanatı bunlarla yükseklere ulaşmıştır.
Ömürlerini kamışların ucundan dökülen altın damlaları mesabesindeki mürekkep süzülüşle- rini nakşederek geçiren bu değerli insanlar, bugün maalesef yok denecek kadar az. Buna rağmen yine de en büyük tesellimiz, bu geleneksel sanatımızın unutulmaması için, kendilerini bu işe adamış değerli insanların az da olsa bulunması.
Mustafa BEKTAŞOĞLU da bunladan birisi. O da diğerleri gibi, Kazasker Mustafa İzzet’in; “Hüsn-i hat okumak, lale koklamak gibidir" sözünü içine sindirerek, çiçek bahçelerinden insanlara güzel kokular sunuyor.
Kendinizi tanıtır mısınız?
1959 Tosya doğumluyum. Açık Öğretim Fakültesi Sosyal Bilimler Bölümü mezunuyum. Değerli hocam Haşan ÇELEBİ’ den bir müddet hat dersi aldım. Yaklaşık yedi sene İmam Hatiplik görevini yaptıkan sonra 11. 02. 1985’te Keçiören Müftülük memurluğuna naklen tayin edildim. Halen bu görevime devam etmekteyim.
Zaman zaman eserlerinizin bazı sergilerde yer aldığını görüyor ya da duyuyoruz. Sergilere katılma fikri sizde nasıl doğdu? Bu sergilere katılmakla neyi amaçlıyorsunuz?
Efendim, bir hat sergisi açmak için sanatçının çalışma yaptığı sanat dalında doyum noktasına ulaşmış olaması gerekir. Bu merhaleden sonra emek verdiği eserlerini başkalarına gösterme, teşhir etme, takdir edilme ihtiyacını hisseder.
İşte bu kararı vermesi, sanatçının cesaretini de ortaya koyar. Hat, halkımız tarafından, seviliyor, tasvip ediliyor. Ne var ki teşvik edilip sahip çıkılmıyor, elinden tutulmuyor. Bu başarılar, şahısların tamamen kendi gayretlerinden başka bir şey değildir.
1990 yılında GESAM’ a (Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) hat sanatçısı olarak, üyeliğe kabul edildim. Ankara başta olmak üzere Nevşehir Devlet Sanatlar Galerisi, İstanbul Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi’nde karma sergilere iştirak ettim. GESAM’ a katılmam sayesindedir ki galerilerin kapıları aralanmaya başladı. Bunun için müteşekkirim. Yaptığım eserleri halkla buluşturan, tanıştıran, hatta sevdiren bu gibi sergilerdir. Bu sergilere katılmakla güzel sanatların sadece, müzik, şiir, resim, heykel, tiyatro gibi sanat dallarından ibaret olmadığını, bunun yanında hat, tezhip, tezyinat gibi sanatların da var olduğunu ispat etmek istiyorum.
Bu ispat çalışmalarınızda hat biraz daha ağırlık kazanıyor herhalde. Bu ağırlığın sebebini nasıl izah ediyorsunuz?
Sanatımın ilk basamağı olan tahsil yıllarında güzel sanatların kendine mahsus güzel tarafları beni çok etkiledi. Bir ara resimle uğraştım. Daha sonra hat sanatına ilgi duymaya başladım. Aslında meşru olmak, İslam’a ters düşmemek kaydıyle, güzel sanatların bütün dallarını severim. Çünkü her şeyde, sözde, giyimde, yazıda, resimde, kullandığım kalemde, oturduğum sandalyede, yapılan binada, dikilen minarede estetiğe önem veren birisiyim. Bu itibarla, tezhip ve ebruyu da severim. Takdir-i İlahi hat sanatını bize nasip etmiş. Balığı sudan tecrit etmek ne ise, hatt’ı da benden tecrit etmek de öyle.
Hat sanatı hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Hat sanatı, kamış kalemle insan elinin vücuda getirdiği bir çizgi sanatıdır. Basit çizgilerin böylesine şiirleşmesi, doğrusu olur şey değildir ve İslam’ın devam edegelen bir mucizesidir.
Arapça’da “hatt”; yazı, güzel yazı, yazı sanatı, çizgi gibi manalara gelir. Hat, Hattatlık Osmanlı Türklerinde en büyük sanatlardan biri idi. Osmanlılar tarihin en büyük yazı üstadlarını yetiştirmişler, bu sanatı zirveye çıkarmışlardır. Ta’lik yazı türü hariç hemen bütün yazı çeşitlerinde Türkler birincilik almışlardır. Avrupa’da tablo ne ise Türk evinde, süslemesinde, döşemesinde, duvarında da levha o idi. En mütevazi bir Türk evinde bile bir hattat kaleminden çıkmış bir levha vardır.
İslamiyeti kabul eden milletlerin, İslam medeniyeti gibi müşterek bir de yazıları olmuştur. İslam’ın mukaddes kitabı Kur’an-ı Kerim, Arap yazısı ile yazıldığı için, aynı yazı müslüman milletler arasında benimsenmiş, ortak bir din, kültür ve sanat yazısı olmuştur.
Bildiğimiz kadarıyla hat sanatında çeşitli yazı şekilleri var. Bu yazı şekilleri kullanım yerine göre mi değişiyor?
Evet, hat yazı şekillerinin, kullanılış yerleri başka başkadır. Mesela sülüs ve talik ile bunların celi’leri, binaların kitabelerinde, levhalarda; nesih, Kur’an-ı Kerim ve en’am yazılışında, divanı, ferman ve beratlarda; siyakat, kolay okunup taklid edilememesi için maliye evrakında; rik’a çabuk yazıldığı için günlük yazışmalarda ve resmi dairelerde; ta’lik şiirlerin, divanların yazılışında kullanılmıştır.
Bestekârların ses perdeleriyle yaptığını, hattatlar; harfleri çizerken, onlara verdiği hareket hissiyle, yani çizgilerden çıkardığı ve tıpkı bir musiki ahengi gibi ahenkle yaparlar desek mübalağa etmiş olmayız.
İşte bunun içindir ki hat sanatı, çeşitli dini, psikolojik ve estetik sebeplerle, bir sanatlar kompozisyonu mahiyeti almıştır. Çoğu levhalarda Elif harfleri hem Allah adının ilk harfi olduğu, hem de Elif endamlı güzelleri hatırlattığı için, bir sevgili endamı gibi düzgün çizilir. Bir harfin nasıl olup da bu kadar güzel bir çizgi haline konulabildiği duygusuyla, görenleri, hazza ve düşünceye salmıştır.
Hat sanatı özel bir yetenek gerektiriyor mu? Yani her isteyen biraz çalışma sonucu bu işte başarıya ulaşabilir mi?
Her şeyden önce şunu belirteyim: Müzik öğrenmek isteyen kişide nasıl müzik kulağı tabir edilen istidat aranıyorsa, hat öğrencisinde de el yatkınlığı, el-kalem arasındaki münasebet ve hocasının nezaretinde çok yazması, çok çalışması şartı aranmaktadır. Yazdığı yazıları hocasına gösterip tashih ettirmelidir. Hat öğrencisi sabırlı olmalı, çok çalışmalı, malzemenin iyisini kullanmalıdır, Mecdi Efendi’nin dediği gibi: “Hüsn-i Hat yazanlar, kalemin alasın, mürekkebin ranasın ve kağıdın zibasın bulmak gerektir.”
Türkiyede hat sanatının bugünkü durumu nedir?
Hat sanatı bilhassa Osmanlı İmparatorluğu döneminde aydınların bu konuya heveslerini sağlamış; güzel yazıya meraklı münevverler içinde büyük hattatların yetişmesine vesile olmuştur. Sadrazam ve Şeyhülislam gibi bir çok devlet adamı arasında bu yazının üstadları görülmüş, bizzat Osmanlı Sultanlarından yazı sanatında eser verenler olmuştur. Sultan İkinci Bayezid, şehzadeliğinde Amasya’da vali iken, asrın hattatı Şeyh Hamdullah’tan yazı dersi almıştı. Lale devri hükümdarı Sultan Üçüncü Ahmed de hattattı. Hat sanatını devrinin yazı ustası Hafız Osman’dan öğrenmişti.
İtiraf etmemiz gerekir ki, günümüzde hat sanatı garip, devlet desteği olmadan, tamamiyle hattatın kendi imkanları nisbetinde hayatını devam ettirmeye çalışan bir sanattır. Başka sanatlara gösterilen ilginin, desteğin cüz’i bir miktarı keşke bu sanata da gösterilse diyorum. Fakat yine de hat sanatı ülkemizde, hattatların şahsi gayretleri ve meraklıların ilgisi ile, eski şaşaalı günleri derecesinde olmasa bile, yeniden bir gelişme yoluna girmiş, tarihe karışan bir sanat olmaktan kurtulmuştur.
Peki bize ait olan bu sanatın daha da yaygınlaştırılması için neler yapılabilir?
Biraz önce belirttiğim gibi hat, hatta gönül verenlerin, tabiri caizse hatla yatıp, hatla kalkanların sayesinde, hatta her şeyini feda edip hattan bir şey beklemeden, usta kalemlerine nazaran müte- vazi, maddi durumu iyi olmadığı halde bile cömert meslektaşlarımın sayesinde hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. Ben ve benim gibi arkadaşlarımın temennisi şöyle olabilir. Diyanet işleri Başkanlığı, kendi gayretleriyle yetişmiş kalemleri bir merkezde toplayarak hizmetiçi eğitim kursu düzenleyebilir. Birbirileriyle tanışma, fikir alışverişinde bulunmalarını sağlayabilir. Hatta bünyesinde hattatları toplayabilir.
Hat sanatınızın yanısıra başka uğraşlarınız da var mı?
Cami tezyinatı yapıyorum. Zaten hat ve tezyinat birbirini tamamlayan kardeş sanatlardır. Her ikisi beraber olunca bir bütünü meydana getiriyor, kompozisyonu tamamlıyor. Bu konuda sıkıntımız var. Yeni yapılan ve çok büyük meblağlara malolan camilerimiz çoğu kere ehliyetsiz, hüsn-i hatla ilgisi olmayan, hatta eski harfleri okumasını bile bilmeyen kişiler tarafından perişan edilmektedir.
Diğer bir çalışma alanım ise araştırmacılık. 1992 yılında neşredilen “Hac Yolunda Ziyaret Yerleri” adlı bir kitabım var. Ayrıca, “Kur’an Alfabesi” kitabının hattını yazdım. Başka bir kitabımın da hazırlıkları devam etmektedir.