Makale

Kişiye Değer Verme Üzerine Bazı Düşünceler

Kişiye Değer Verme Üzerine Bazı Düşünceler

Yrd. Doç. Dr. Habil ŞENTÜRK
Süleyman Demirel Üniv. İlahiyat Fak Öğretim Üyesi

Kişiye değer versek ne olur, vermesek ne olur? Bir kişiye değer verirsek o da bize değer verir, vermezsek o da bize vermez. Bu bir etki-tep- ki meselesidir. İnsanların ise birbirleriyle bir arada yaşama, anlaşma ve işbirliği yapmaya ihtiyaçları vardır. Sosyal hayatın gereği bu- dur. Öyleyse sosyal hayatı en tabii ve en sağlıklı bir şekilde yaşamanın yollarını, kurallarını ve gereklerini bilmek ve ona göre tutum ve davranışlarımızı ayarlamak durumundayız. İşte sosyal hayatı sağlıklı bir şekilde yaşayabilmenin gereklerinden birisi de, kişilerin birbirine değer verme mecburiyetidir.
“Bu psikolojik ve sosyal ihtiyacın karşılanması veya karşılanmaması durumunda doğabilecek sonuçlar neler olabilir” konusuna geçmeden önce, ne gibi tutum ve davranışlar kişiye değer vermenin veya vermemenin göstergeleridir, bunlar üzerinde duralım.
Kişiye değer veriyorsak.
Onun kişiliğine saygılı oluruz.
Onun genel ve özel kaabiliyetleriyle ilgileniriz. Bunları tesbit eder, buna göre ondan bizim ve başkalarının yeteri kadar faydalanmasını sağlamak için elimizden geleni yaparız.
Onun hak ve hukukuna, yetki ve sorumluluklarına tecavüz etmeyiz.
Onunla ilişkilerimize dikkat eder, onu anlamaya çalışır, onun dostluğuna değer veririz.
Onun sevinçlerine ve kederlerine ortak olmaya çalışırız.
Onu kendimiz gibi görür, kendimize reva görmediğimiz davranışları ona yapmayız.
Onunla işbirliği yapmak ve sağlıklı bir iletişim kurmak isteriz.
Bu maddeleri daha da çoğaltmak mümkündür.
Şu tutum ve davranışlar da kişiye değer verilmediğinin tezahürleridir:
Kişiyle ilgilenmemek, varlığını, yokluğunu hesaba katmayıp umursamaz bir görüntü sergilemek.
Onu dinlemek durumunda kalınca, gerçekten dinlemeyip dinliyormuş gibi yapmak. Daha da kötüsü başka şeylerle meşgul olmak.
Sorulan sorulara cevap vermemek.
Selam vermemek, hal hatır sormamak.
Bu maddeleri de çoğaltmak mümkündür.
Kişiye değer verilir ve ona göre bir tavır ve davranış sergilenirse, bu durumun onun üzerinde psikolojik, pedagojik, sosyal ve hatta ekonomik birtakım müsbet tesirleri olacaktır. Verilmediği takdirde de aynı şekilde menfi tesirleri görülecektir.
Kendisine değer verildiğini gören veya hisseden kişi bundan hoşlanır, mutluluk duyar. Kendine güven duygusu gelişir, kendine güvenen insanlar başkalarına da güvenirler veya güvenleri artar. Hele kendine değer veren kişiye, daha çok güvenirler. Kendisine değer verilen kişi ile iletişim kurmak daha kolay olur. Çünkü insanlar kendine değer verilmediğini görünce, buna karşı rahatsızlık belirtileri taşıyan bir tepki gösterirler. Suçlayıcı, küçültücü tavır ve davranışlar karşısında da savunmaya geçerler, savunucu bir tutum ve davranış sergilerler. Kendilerine değer verilmemesi onların gururlarını incitir. İncinen gururlarını tamir etmek için de ya ayniyle veya daha da şiddetli bir tepki gösterirler. Bu sebeple kendileriyle sağlıklı bir iletişim kurulamaz veya en azından iletişim kurmak daha güç hale gelir. Kendisine değer verilmeyen kişi bir öğrenci ise psikolojik bakımdan eğitime elverişli olmaktan çıkar. Kendisini eğitme durumunda olan kişilere karşı, bir antipati, bir kızgınlık ve öfke duyabilir. Bu sebeble iyi bir alıcı, iyi bir öğrenici olamaz. Hatta duruma göre dersi dinleme mecburiyetinde ise, dinliyormuş gibi yapar, fakat kafası başka şeylerle meşgul olur.
Kendisine değer verilen kişi, daha verimli, daha becerikli, başarılı ve daha girişken olur. Değer verilmeyen kişi ise tersine beceriksiz, başarısız, karamsar, güvensiz ve pasif olur. Bu bakımdan anne- baba, büyükler ve özellikle eğitimciler, kişideki istidat ve kaabiyetleri en güzel şekilde geliştirmek, onlarla iyi ilişkiler kurmak ve onlara verimli olabilmek için onlara değer vermeli, onları teşvik etmeli, onların başarılarıyla ilgilenmeli, takdir etmeli, onların başarılarını kendi başarıları kabul etmelidir. Bu durum, öğretmen-öğrenci ilişkilerinde sıcak, samimi ve müsbet bir duygusal ortam oluşturacak, eğitimi daha verimli hale getirecektir. Çoğu zaman öğrencilerin öğretmenlerinden ve anne- babalarından yakındıklarını görürsünüz. “Bize güvenmiyorlar, değer vermiyorlar, hep kendileri bilirler, kendileri konuşurlar, kendileri yaparlar. Hiç bize fırsat vermezler, konuşturmazlar ve yaptırmazlar. Halbuki bizim gelişmemizi, öğrenmemizi ve başarmamızı istiyorlarsa hep kendileri konuşup yapacaklarına, bize de fırsat tanımaları, konuşturmaları ve yaptırmaları gerekmez mi?” Haklılar, doğru söylüyorlar. Bir batılı eğitimci, “Bilmek, yapabilmektir,” diyor. Yapabilmek için de gerekli olan fırsatı değerlendirmek ve gerekli tecrübeyi yaşamak icap etmektedir.
Ayrıca kendine değer verilmeyen kişilere gerektiği gibi eğitim verilemeyeceği için kendilerini arzu edildiği gibi yetiştirmeleri, başkalarına değer veren olgun şahsiyetler haline gelmeleri de beklenemez, beklenmemelidir. Bu sebeple değer görmeyen değerli otamaz ve başkalarına değer veremez, denebilir. Çocuk da eğitim bakımından bir tarlaya benzer, ne ekerseniz onu biçersiniz. Ona gösterdiğimiz ilgi, şefkat, sevgi, saygı, ihtimam ve eğitim onda verimli bir şekilde kendini gösterecek, onun verimli ve değerli bir kişilik kazanmasını sağlayacaktır.
Peki, insanlar niçin başkalarına değer verirler veya vermezler?
Başkalarına değer verirler, çünkü başkalarına değer vermek gerektiğine inanırlar. Değer verirler, çünkü kendilerini başkalarının üzerinde görmezler, onlarla aynı seviyeyi paylaşırlar ve aynı duyguları paylaşmak isterler. Başkalarına değer verirler, çünkü kendilerine de değer verilmesini isterler. Kendilerine değer verilmesi hoşlarına gider, başkalarına değer vermek onların kendilerine olan güvenlerini ve saygılarını artırır. Değerli olduklarını hissederler. Bu duyguyu başkalarına da tattırmak, onların mutluluğuyla mutlu olmak isterler. Çünkü sosyal duyguları gelişmiştir, bencil duygularını yenerek başkalarıyla mutluluğu paylaşacak derecede kişilikleri gelişmiştir. Tabii ki bütün bunların olması için kişinin aldığı eğitim, geliştirmiş olduğu dünya görüşü, insan anlayışı veya insana bakış tarzı gibi hususları, yüce idealler ve değerler sistemi içinde uygun bir şekilde ve seviyede kazanmış olması gerekir.
Acaba insanlar başkalarına niçin değer vermezler? Vermezler, çünkü kendilerini onlardan üstün görürler, başkalarına tepeden bakarlar. Onlar nazarında kişilerin değeri, kendilerini takdirlerle, alkışlarla okşadıkları müddetçe vardır. Başkaları onların menfaatlerine dokunmadıkları veya menfaatlerine menfaat kattığı oranda değerlidirler. Yoksa, menfaatlerine ters düştüğü takdirde, onların nazarında başkalarının bir değeri yoktur. Yani onlar bencil ve ben- merkezci oldukları için kendilerini düşünmekten başkalarını düşünmeye fırsat bulamazlar. Demek ki, başkalarına değer vermemeleri, kendilerine fazla değer vermelerindendir. Başkalarına değer vermeleri için gerekli olan iç donanımdan yoksun olmaları ve şahsiyetlerinin gerektiği kadar gelişmemiş ve bütünleşmemiş olmasındandır.
Aslında kişiye değer verme konusunda bizim kültür kaynaklarımız çok elverişlidir. Milli kültürümüzü geliştirmek, değerlerimizi ortaya koymak, bilhassa manevi kültür unsurlarına gereken önemi vermek icap etmektedir. Bu me- yanda din eğitimi ve öğretimine, sağlıklı bir ortam hazırlamak ve bu konuda gerekli tedbirleri almak, din eğitimi alanındaki problemlere eğilmek, çözüm yollarını araştırmak ve gerekli görülen uygulamaları yapmak icap etmektedir. Bu takdirde kişilerin birbirlerine gereken değeri vermesi sonucunda sosyal ilişkilerin daha sıcak ve samimi, sevgi ve saygı esasına dayalı olarak sağlıklı bir hale gelmesi mümkündür. Böylece sosyal yapı güçlenerek sosyal bütünleşme sağlanmış olacaktır. Dinimizin bu konudaki bazı prensiplerini hatırlatarak yazımı noktalıyorum. Dinimiz selamlaşmayı, hasta ziyaretini, gönül kazanmayı teşvik etmiş, müminlerin kardeş olduğunu bildirmiştir. Buna karşı gönül kırmanın, haset veya çekememezliğin, başkalarına zarar vermenin kötülüğünü ve kul hakkına riayet etmek gerektiğini önemle vurgulamıştır.