Makale

Almanyada ki Türk Çocuklarının Din Eğitimi

Almanya’daki Türk Çocuklarının Din Eğitimi,,,

Kemal Hakki Kılıç


BATI Avrupa’da yaşayan 2.500.000 Türk’ten 1.612.000i Almanya’da bulunmaktadır. Bu itibarla, Avrupa’daki Türk toplumu denilince, Almanya akla gelen ilk isim olmaktadır.
Otuz sene kadar önce, elinde bavulu ile gencecik yaşında Almanya’ya çalışmak üzere gelen Türkler, bugün 50-60 yaşlarına merdiven dayamış, yaşlı kuşağı meydana getirmektedirler. Fakat bu yaşlı kuşağın çocukları ve torunları, Almanya’daki asıl nüfusu meydana getiren kuşağı oluşturmaktadır. Zaten asıl problem de bu kuşaklar ile başlamaktadır.
Devletimiz, Avrupa’da bulunan bütün vatandaşlarımız için çok yoğun çalışmalar yapmaktadır: Başkonsolosluklar nezdinde görev yapan Din Hizmetleri Ataşelikleri ve din görevlileri ile vatandaşlarımızın dinî, kültürel ve sosyal ihtiyaçları giderilirken, Çalışma Ataşelikleri vasıtasıyla gençlerimizi-istikbalin mesleksiz olamıyacağı planı ve düşüncesiyle- mesleğe yönlendirme çalışmaları hızla devam etmektedir. Eğitim, kültür ataşelikleri ile askerî ve malî konularda görevli ataşelikler de kendi branşlarını ilgilendiren hususlarda üzerlerine düşen görevleri yerine getirmek için olağanüstü bir gayret içindedirler.
Birinci kuşağı meydana getiren vatandaşlarımızın asıl kaygıları, ikinci ve üçüncü kuşak denilen çocuk ve torunlarının eğitim meselelerinin henüz istenilen seviyeye ulaşmamış olmasıdır. Çünkü eğitim meselesi Almanya’da görüldüğü kadarıyla o kadar çetrefil bir hal almıştır ki, bu olağanüstü çalışmalara rağmen adeta halledilemeyecek bir görüntü sergilemektedir.
Devletimiz tarafından Almanya’da görevlendirilen din görevlileri, haftada beş gün -günde ikişer saat olmak üzere- on saat Dinî Bilgiler dersiyle beraber, haftada bir gün de Millî Kültür dersi vermektedir. Ancak, çocuklarımızın dinî ve millî kültür bilgileri bu derslerle yeterli seviyeye getirilememektedir. Ayrıca her okulda ve her eyalette olmamakla beraber, bazı okullarda da Devletimiz tarafından gönderilen veya Alman mahallî idarecilerince görevlendirilen öğretmenler tarafından da din dersleri verilmektedir. Bütün bu çalışmalara rağmen yine de çocukların yeterli seviyede dinî ve millî kültür ile Türkçe öğ-renemedikleri gerçeği ile karşı karşıya kalmaktayız.
Bu kadar geniş kapsamlı bir çalışma yapıldığı halde, arzu edilen neticeye ulaşıla-mamasının sebepleri şöyle sıralanabilir:
1. Çocuklar, anne ve babaları çok erken saatlerde işe gittiğinden, kahvaltı dahi ya-pamadan 07.00-07.30 da okula gitmektedir.
2. Mahmur gözlerle ve yeterli beslenme yapmadan okula giden çocuklar, okulda anlatılan dersleri -Türkçe olsun Almanca olsun- iyice kavrayamamadadırlar.
3. 13.00-14.00 arası okuldan gelen çocuk, çantasını bırakır bırakmaz, yine yemeğini yi-yemeden Kur’an-ı Kerimini ve dinî bilgiler kitabını alıp camiye koşmaktadır.
4. Kafası okulda dolan, dinlenmeye ve karnını doyurmaya dahi vakit bulamadan camiye, din görevlisinin yanına koşan öğrenci, burada da konuya uyum sağlayamamaktadır.
5. Böyle bir eğitim psikolojisi, ne dinî ne de modern eğitim sisteminde olmadığından, bir koşuşturma devam etmekte ve maalesef neticeye ulaşılamamaktadır.
6. Okulda ödevlerin sıralanması, dinî bilgiler kursunda ezberlerin verilmesi öğrenciyi yıldırmakta ve kayıtsızlığa itmektedir. Sonunda da çocuk, yığılan dersler karşısında ümidini yitirmekte veya oyuna koşmakta ya da televizyon veya kompüter karşısında uyuklayıncaya kadar beklemektedir.
7. Yeterli din kültürü olmayan, Almanya’da 100 saatlik bir kurstan sonra din dersi vermeye yetkili kılınmış bir kısım öğretmenler de dinimizin temel esaslarıyla bağdaşmayan bilgiler aktarmakta ve öğrenci din görevlisinden edindiği bilgi ile öğretmenden edindiği bilgi arasında bocalayıp kalmaktadır.
8. Çocuklar sadece din eğitimi konusunda değil, millî kültür ve Türkçe konusunda da aynı olumsuzluğun içinde bulunmaktadır. Yeterli seviyede Türkçe öğrenemeyen bir çocuk, hatta lisedeki bir genç, evine gelen Almanca bir metni anlamakta, fakat Türkçe ‘ye tercüme edememektedir.
9. Her yıl eğitim yılının başlaması ile dinî eğitime başlanıldığı halde, dinî bilgiler kursuna devam eden öğrencilerin eğitim yılı içinde öğrendikleri bütün bilgiler, izin sezonunun başlaması ile boşa gitmekte ve her sene aynı bilgiler tekrarlandığı halde, aynı kursa 4-5 sene devam eden öğrenci her sene sıfırdan başlamak zorunda kalmaktadır. Çünkü, öğrendiği bilgileri hızla unutmaktadır.
10. Okulda öğrenilen Türkçe ve millî kültür ile dinî bilgiler kursunda öğrendiği bilgiler, sadece okul ve kurs ile sınırlı kaldığından, çevrede ve evde bu bilgileri takviye edici çalışmalar yapılmadığından, karşılıklı başarısızlık da hep böyle devam edip gitmektedir.
11. Alman Televizyonunda Türk’ü küçük düşürücü filmlerden birisi olan " ALMANYA KIRK METRE KARE " filmi gösterildiği zaman, haklı olarak tepki göstermiştik. Ancak bu filmde, kabul etmek istemesek de bir gerçek var. Vatandaşlarımızın çoğunlukla kaldıkları evler son derece dar ve elverişsiz. Çocukların evlerde ders çalışabilmeleri için ne bir odaları var, ne de bir ortam.
12. Makinalaşan Avrupa Toplumunun bir parçası haline gelen Türk Toplumu, adeta robotlaşmış ve evden işe işten eve gidip gelmekten, yapacağı mesaiyi düşünmekten başka bir düşünceye sahip değil. Böyle bir ortamda, çocuğun eğitim ve okul durumu ile ilgilenilmemekte, veliler toplantılarına gidilmemekte ve sonunda da arzu edilmeyen durumlarla karşı karşıya kalınmaktadır. Bu ise, Türk çocuğu zekidir" görüşünü çürütürcesine, Türk çocuklarının Sonder Schulelere gönderilmesine sebep olmaktadır.
Çocuklarımıza hem dinî hem de millî kültür bakımından verilen bilgiler tamamen de yetersiz sayılmamalıdır. Hafızlığını bitiren kız ve erkek öğrenciler arasında, bir imam-hatip öğrencisi kadar güzel okuyan öğrenciler de yok değil. Ancak Almanlar, çocuklarının tamamına dinî kültürlerini tam ve mükemmel vermeye çalışırlarken, bizler yine bu konuda son derece gerilerde kalmaktayız. Almanya’da her eyalet okulunda din dersi yok. Sadece bir eyalet ( Kuzey Ren West falen ) de var, bir eyalette de başlayacağı söyleniyor.
O halde, okul çağındaki çocuklarımızın ancak yüzde yirmisi dinî bilgiler kurslarına devam ediyor. Çocuklarımızın yüzde sekseni bu kurslara devam etmiyorsa bu, çok büyük bir rakam ve çok büyük bir kayıp demektir. Bu durumda ne yapılmalı ki, çocuklarımıza anlatılan dinî ve millî kültür bilgileri kalıcı ve sağlam bir şekilde hafızalarına yerleşsin ve çocuklarımızın tamamına ulaştırılabilsin.
Bu konuda da şöyle bir çalışma yapılabilir:
1. Okul ders saatleri içerisinde din dersleri saatlerinde, Hristiyan öğrenciler ders işlerken Türk öğrencilerin boş kaldıkları göz önüne alınarak, bütün sınıflardaki öğrenciler bir araya getirilip pedagojik formasyona sahip din görevlilerine okullarda din kültürü derslerine girme-lerinin sağlanması.
2. TRT Televizyonu ve Türkiye’nin Sesi Radyosu’nun her yerde izlenebilir ve dinlenebilir hale getirilerek, her-gün en az yarım saatlik dinî ve millî kültür derslerinin verilmesi.
3. Türkçe ve millî kültür dersi verilemeyen okullarda, o bölgede bulunan din görev-lilerinin bu derslere girmelerinin sağlanması.
4. Türkiye’de eğitim yapmak için dönen çocuklarımıza nasıl bir uyum kursu açılıyorsa, her Başkonsolosluk bölgesinde de, okul tatillerinde Türkçe ve kültür derslerini takviye kursları açılması.
5. Millî Eğitim ve Kültür Bakanlıklarınca millî kültür ağırlıklı, küçük, anlaşılması kolay kitapçıklar hazırlanması ve bütün öğrencilere parasız dağıtılması.
6. Okullarda dinî ve millî kültür ağırlıklı bilgi yarışmalarının düzenlenmesi ve yarışmalarda dereceye girenlere çeşitli mükâfat ve armağanlar verilerek öğrencilerin bu yarışmalara özendirilmesi. ( Aynı yarışmalar radyo ve televizyonda yapıldığı takdirde daha etkili ve yararlı olur.)
7. Çocuklarımızın memleketine ve tarihine bağlılıklarını sağlayabilmek amacıyla, memleketimizi ve Türk büyüklerini tanıtan video filmlerinin ve teyp kasetlerinin hazırlanması. Hazırlanan bu film ve kasetlerin çok cüz’i bir kârla vatandaşlarımıza ulaştırılması.
8. Türkiye’den belli aralıklarla gönderilecek olan, millî ve öz değerlerimizi yansıtan sinema filmleri, folklor ekipleri ve tiyatro gruplarının belirli yerlerde vatandaşlarımızın ve öğrencilerimizin istifadelerine sunulması.
9. Hollanda ve Belçika’da olduğu gibi mahallî radyo ve televizyon yayın istasyonlarının kurularak dinî ve millî kültür ağırlıklı ve vatandaşlarımızın sosyo-ekonomik meselelerine ışık tutan programlar hazırlanarak, vatandaşlarımıza ve özellikle öğrencilere çok yararlı hizmetler verilebilir. ( Radyo ve televizyon istasyonu kurma düşüncesi, Devletimizin de desteği ile Dl-TİB kanalıyla gerçekleştirilebilir. )
Yazımızın başında da değindiğimiz gibi, ikinci ve üçüncü kuşağı oluşturan nesil için önümüzde yığılan ve yukarıda saymaya çalıştığımız meseleler çözüme kavuşmadıkça, bu gençlerimizi tam anlamıyla kazanmış sayılanlayız.
Türk çocuklarının her derecedeki Alman okullarında, hem de en iyi okullarda okuyarak bir yerlere gelmeleri elbette bizleri sevindiriyor ve sevindirmeli de. Ancak, vatansever ve Müslüman kişiler olarak onların öğretmen, avukat, doktor, mühendis ve memur olarak Alman toplumu içerisinde layık oldukları yerlere ulaşırlarken, öz benliklerinden kopmadan o mevkileri işgal etmelerini arzuluyor ve bu ümitle geleceğe bakmak istiyoruz.