Makale

Sesini Değil SÖZÜNÜ Yükselt!

Sesini Değil SÖZÜNÜ Yükselt!

Yrd. Doç. Dr. Yasin PİŞGİN
Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

…Ve her türlü kemalatın sahibi mutlak muktedir ilahtan iki harf, tam iki harf çıktı sözün dünyasına. Ol ilah ki, ismi Hazreti Allah “ol!” dedi. Sonsuz ilim, irade ve kudretten oluşan “kenz-i mahfi” dile geldi, söz oldu ve söz, kâinatın kendisiyle vücut bulduğu öz oldu. Süleyman Çelebi’nin dediği gibi;
“Ol dedi bir kere var oldu cihan
Olma derse mahvolur ol dem heman.”
Sözün miladı, en ulvi mananın ilahî nefesle ortaya çıktığı bu andır. Yankısı ise secde hâlinde bir sacit, ibadet hâlinde bir âbit olarak Kur’an’da vasfedilen; cemal ve kemal üzere cereyan eden bütün kâinattır. Diri ve diriltici olan Allah, bu ilk sözle “adem”den “vücud”u “ma’dum”dan “mev-cud”u çıkardı ve ilahî söz olan vahiy, varlık için ab-ı hayat oldu. Hâsılı; sözü ve onun yankısını belirleyen, özdeki cemal ve kemaldir; sözün yankısı, özün kemali ile doğru orantılıdır.
İki harften oluşan “ilk söz”le vücuda gelen bu kâinat içinde insan, ahsen-i halikin olan Şah’ın ahsen-i takvim olan şaheseridir. Çünkü Yüce Allah onun hamuruna, kendi ruhundan üflemiş, yeryüzünü; maddi ve manevi yönden imar etmesi için onu kendisine halife edinmiştir. Böylece o; cemal ve kemalin, kendisinde en fazla tecelli ettiği varlık olarak zübde-i âlem olmuştur. İnsanın mazhar olduğu ilahî tecellilerin başında “beyan” sıfatı gelmektedir. Bizzat Allah tarafından öğretilen bu mazhariyeti sayesinde insan, eskilerin deyimiyle “hayvan-ı natık”tır. O; hisseden ve düşünen, his ve düşüncesini söze döken, Allah’ın ona bahşettiği ilim, irfan ve irade yeteneğiyle özünü, sözüne yansıtabilen yegâne canlıdır. Bu hakikati şair şu beyitle ifade eder:
“Eylersen papağana talim, eder kelimat
Sözü insan olur, ama özü insan olmaz.”
Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fussılet, 41/33.) ayetinde de ifade edildiği gibi söz söyleme yeteneğinin, bütün insanlara örnek olacak yetkinlikte ortaya çıktığı şahsiyet, ilahî hakikatleri tebliğ eden Peygamberimizdir (s.a.s.). O, edebî söz söyleme konusunda zirveyi yakalamış bir topluma, insanlar ve cinler bir araya gelseler bile bir benzerini meydana getiremeyecekleri Kur’an mucizesiyle gönderilmiş ve bilinen edebî standartların tamamının üzerinde bir hakikat çağrısı olan ilahi sözü, insanların kalplerine yerleştirmiştir. Tebliğ görevini yaparken az sözle pek çok manayı ifade etmiş; anlamlı, açık, samimî, anlaşılır, israf-ı kelamdan, yapmacıklıktan, heva ü hevesten, ifrat ve tefritten uzak bir üslupla insanların akıl seviyelerini dikkate alarak özlü bir şekilde konuşmuş; nazik ve yumuşak bir dil kullanmış, kırıcı ve incitici ifadelerden özenle sakınmış ve sakındırmıştır. Hatta sabah namazı vaktinde öten bir horoza hakaret edilmesini bile uygun görmemiştir. (Ebu Davud, Hadis No: 5101.)
Edebiyat yapmak için ağzını eğip bükenleri, edep dışı argo ifadeler kullananları, çalım satmak ve büyüklenmek için boğazdan ve üst perdeden konuşanları uyarmıştır. (Müslim, İlim, 7.) Onun sükûnetli ve vakur üslubuyla söylediği sözleri dinleyenler, ona kulak vermekten asla usanmamışlardır. “Onlara, benliklerine işleyecek etkili söz söyle!” (Nisa, 4/63.) emrinin gereğini “cevamiu’l-kelim” makamında en güzel şekilde yerine getiren Hz. Peygamberin hikmetle bezeli sözlerinin yankısı özel olarak asr-ı saadet neslinde, genel olarak da kıyamete kadarki müstakbel ve muhtemel bütün ümmetinde tecelli etmiştir.
“Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler.” (İsra, 17/53.) buyuran Allah, sözlerin en güzeli olan Kur’an’da beşer sözünün nasıl olması gerektiğini de izah eder. Kur’an’a göre söz; yumuşak (leyyin), açık (beliğ), doğru (sedid), ahlaki (kerim), faydalı (meysur), iyi (ma’ruf) ve hak üzere olmalıdır ki, yankısı; bu fani gök kubbede hoş bir seda olarak baki kalsın. Hatta “Güzel söz Allah’a yükselir.” (Fatır, 35/10.) ayetinde de ifade edildiği gibi gök kubbeyi aşıp maveraya sarksın ve sahibini, hesap gününde, dilinin afetleri sebebiyle müflis bir kul olmaktan korusun.
Yüce Allah güzel sözün kalıcılığını Kur’an’da şu şekilde ifade eder: “Görmedin mi, Allah güzel bir söze nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün durumu da; yer(in)den koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.” (İbrahim, 14/24-26.) Bundan dolayı Allah dedikodu, yalan, gıybet, iftira, laf taşıma, sövme, başa kakma, kalp kırma, lanet, beddua gibi insanı ve toplumu helake götüren dilin pek çok ifrazatına karşı uyarılarda bulunmuştur. Aynı şekilde Peygamberimiz, bir hadisinde cennetin ve cehennemin insanın iki dudağının arasında olduğunu belirtmiş (Buhari, Rikâk, 23.) ve âdeta dilin selametini, dinin selametine eşdeğer saymıştır.
Tıpkı “ilk söz”de olduğu gibi beşer sözünün de yankısını ve yansımasını belirleyen, özdür. Onun için “Sesini değil sözünü yükselt!” der Mevlana. Aslında satır arasında “Özünü yükselt!” der. “Yaprakları yeşerten yağmurlardır, gök gürültüleri değil” diye de ekler. Öz yücelmeden söz yücelmez; belki sadece ses yükselir. Salt ses, söz değil, gürültüdür. Gürültü ise matlup bir şey değildir. Çünkü seslerin en sevilmeyeni eşeklerin sesidir. (Lokman, 31/19.) Onun için yağmaksızın gürlemek değil, illaki yağmak, yağmak için yoğunlaşmak, yoğunlaşmak için de ısınmak ve belki de yanmak; yani kurbiyetin zirvesi olan makam-ı aşka ermek gerekir.
Aşk-ı hakikinin temeli ise iman-ı hakikidir. Gerçek iman, insanın; “ilk söz”ün yankısı olan kâinatın eşsiz düzen ve ritminin ardındaki büyük sırra ererek bulmaya çalıştığı en büyük anlam arayışının sonucudur. İnsanın en büyük özlemi bu sırra ermektir. Bir aşka dönüşen bu özlemin en esaslı çözümü olan iman, insana; varlığın maverasını marifet ettiren bu işlevi itibarıyla aşkla özdeştir. Her ne kadar imanın temelinde sevgiye dayalı bir yöneliş bulunsa da gerçek aşk, imanın sebebi değil, sonucudur. Bundan dolayı Allah, “İman edip salih amel işleyenler için Rahman, (gönüllerinde) bir sevgi yaratacaktır.” buyurur. (Meryem, 19/96.) Ayette “vüdd” olarak ifade edilen hasleti elde etmeden dilin afetlerinden korunmak, sözü hikmet ve hoş bir seda ile bezemek imkânsızdır.
Peygamberimizin ifadesiyle insan varlığının odak noktası kalptir. (Buhari, İman, 52.) O, ıslah olduğunda diğer organlar gibi dilde ıslah olur, fesada uğradığında ise bütün fiiller gibi söz de bozulur. Kalbin ıslah ve imarının kurucu ilkesi ise iman ve onun neticesi olan aşktır. “Bizim Yunus” bu gerçeği, vefatından asırlar sonra gönül dünyamızda yankılanan şu beyitlerde ne güzel ifade etmiştir:
“İşitin ey yârenler, aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan kişi, misâl-i taşa benzer
Taş gönülde ne biter, dilinde ağu tüter
Nice yumuşak söylese, sözü savaşa benzer.”
Bu sebeple mümin, elinden ve dilinden insanların güvende olduğu kimsedir. (Buhari, İman, 3.) O sövmez, tekfir, lanet ve beddua etmez (Ebu Davud, Hadis No: 4906.), ya hayır söyler ya susar. (Buhari, Edeb, 31.) O, hiçbir amelden kazanamayacağı büyük mükâfatları, güzel sözle elde eder. (Müslim, Birr, 77.) Doğru sözlülüğü sebebiyle Allah onu sıddıklar defterine kaydetmiştir. (Buhari, Edeb, 69.)
“Baksa tabîbân-ı cihan çâreme
Çâre bulunmaz bilirim yâreme!”
dediği gibi şairin, mümin; tedavisi çok zor yaraların varlığını, bunlardan birinin de kılıçtan keskin dil yarası olduğunu, sözün güzelinin yılanı ininden, kötüsünün ise insanı dininden çıkaracağını, insanın; söylemediklerinin efendisi, söylediklerinin kölesi olduğunu bilir. Bundan dolayı yutmadan önce çiğnediği gibi, konuşmadan önce de düşünür. Onun nazarında güzel söz sadakadır (Buhari, Edeb, 34.) ve peşinden gönül kırmanın geldiği infaktan daha hayırlıdır. (Bakara, 2/263.) Çünkü o bilir ki, gönül; Allah katında Kâbe’den daha faziletlidir. (Tirmizi, Hadis No: 2032.) Gönül hanesi dille yapılır, dille yıkılır. Güzel söz, virane kalpleri kâşaneye, kabirleri cennet bahçesine, dünya ve ahiretin bedbahtlığını saadet-i dareyne çevirir. Tıpkı Yunus’un dediği gibi:
“Kişi bile söz demini
Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini
Sekiz cennet ede bir söz.”

Peygamberimiz, bir hadisinde cennetin ve cehennemin insanın iki dudağının arasında olduğunu belirtmiş ve âdeta dilin selametini, dinin selametine eşdeğer saymıştır.