Makale

İSLÂM'IN İNSANLIĞA SUNDUĞU EVRESEL MESAJ: Sevgi ve Barış

İSLÂM’IN İNSANLIĞA SUNDUĞU EVRESEL MESAJ:

Sevgi ve Barış

Doç. Dr. Ali ÇELİK
Osmangazi Üniv. İlahiyat Fak.

İslâm Dini, getirmiş olduğu ilke ve esaslarla muhataplarına "iyi insan" olmayı önermiş ve "iyi insanlar’’ dan meydana gelen bir toplum oluşturmalarını tavsiye etmiştir. Gerek Kur’an ayetleri gerekse Hz. Peygamber (s.a.v)’in hadisleri dikkatle incelendiğinde varılacak netice şudur: Kur’an ve Sünnet’in konusu, insandır. Yani her bir Kur’an ayetinde; her bir Peygamber sözünde, insanın "kemale ermesi, "ahsen-i takvim "e ulaşması, bunun nihai sonucu olarak da, kendini bilmesi ve nihayet bütün bu bilgilerin onu, mutlak güç ve kudret sahibi olan Rabbini bilmesine vesile olacağı anlaşılmaktadır.

Bütün bu anlatımlar, tüm fertlerde sevgi, barış, birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunun kalplerde yerleşmesi, pratik hayata yansıması ve huzurlu bir hayatın tesis edilmesini temine yöneliktir. “İslâm" kelimesinin ifade ettiği anlam en geniş manasıyla, Allah ve Rasu- lü’nün razı olduğu, insanların sulh ve sükun içinde yaşadıkları huzur dolu bir hayatın adıdır. Bu özellikleri itibariyle İslâm= Sevgi ve Barış Dini’dir. Biz bu makalemizde İslâm Dini’nin getirmiş olduğu Sevgi ve Barış mesajından bahsetmeye çalışacağız. Konuya önce "İslâm", "Sevgi." ve "Barış" kavramları hakkında kısa bilgi vererek girmek istiyorum.
1- "İSLÂM", SEVGİ" VE "BARIŞ" KELİMELERİ HAKKINDA KISA BİLGİ
A- "İslâm" kelimesi "s-l-m" fil kökünden alınmış olup kelime olarak, "itaat etmek, boyun eğmek, teslim olmak”; manalarına gelmektedir. Aynı kökten gelen “silm" kelimesi barış, güven ve huzur, selam kelimesi ise, mutluluk, esenlik ve güven manasında olup (el-Mu’ce- mu’l-Vasit, (İst.,1989), I-II 446), Kur’an’da yüzden fazla yerde geçmekte ve birbiriyle müteradif eş anlamlar ifade etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de yüce Allah:
“Ey iman edenler, hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşin den gitmeyin, çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” (Bakara 2/208) buyurmakta, böylece her türlü fitne, fesat ve bozgunculuğu reddederek barışa çağrı yapmaktadır.
B- SEVGİ: "Sevgi”, sözlükte, “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygudur." (Türkçe Sözlük, (TDK, Ank.,
1998), 11,1954) şeklinde tarif edilir. İnsan dış dünyayı sevgi ve akılla kavrar. Akıl gücü ona, yüzeyin altında kalan şeyleri anlamak ve objesiyle etkin ilişki kurarak objenin özünü kavrama imkanı verir. Sevme gücü ise, kendini bir başkasından ayıran duvarı aşmasını ve onu anlamasını mümkün kılar. Yani akıl, düşünceyi; sevgi ise, duyguyu dile, getirir. (..) Sevginin gerçekleşebilmesi için şu temel unsurların bulunması gereklidir. Bunlar:
-İlgi ve Bakım:
İnsan, ilgi gösterip emek verdiği şeyi sever ve sevdiği şeye de emek verir.
-Sorumluluk: Bana düşen bir iş olduğuna inandığım bir isteğe verdiğim cevaptır. Sorumlu olmak demek (o konuda) cevap verme- \ ye hazır olmak demektir.
\ -Saygı ve Bilgi: Saygı, bir insanı kişi olarak, olduğu gibi t* görmek, onun kişiliğini ve tekliğini, biricikliğini farket- / mek demektir. Bir insanı tanı- V madan ona saygı göstermek ’ mümkün değildir . Sevilen kişiyi, tanımadığımız ve ona saygı göstermediğimiz zaman, sevgi başkasına egemen olma ve ona sahip çıkma haline dönüşür. (Erich Fromm, Erdem ve Mutluluk, (İst. 1994), s. 19126).
C- BARIŞ: "Barış" kelimesi ise, Türkçede, "Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam" anlamına gelmektedir. (Türkçe Sözlük, (TDK, Arık, 1998), 1220). Kur’an’da, Türkçe’ye barış kelimesi olarak tercüme ettiğimiz bir başka kelime geçmektedir ki o da: sulh kelimesidir. Kelime, lü- gatta, "yaratılış yasalarının gerekli kıldığı hal üzere olmak" anlamındadır. (İbn Faris, Mu’cemu Meka- yisi’l-Luga, (Beyrut,1991), III, 303 ), Eski Türkçe’de "salah" kelimesinin karşılığı "Onat olmak"tır. (Asım Efendi, Kâmus Tere. (İst.1276), 1, 491). Onat olmak, "özenli, düzgün, uygun, yararlı ve dürsüt olmak" demektir. (Türkçe Sözlük (TDK), II, 1686; krş. Düzenli, Y. Kur’an Işığında Evrensel Dengeler ve insan, 1st, 2000), s. 60) Bu tariften de anlaşılacağı gibi, barış kelimesi, toplum içinde gerek bireysel gerekse toplumsal ilişkilerdeki düzen ve dengeyi sağlayacak, kaide ve kurallar bütününü ifade eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerek Kur’an ayetleri gerekse Hz. Peygamber’in hadisleri incelendiği zaman, barış kavramı, geniş ve dar anlamı olmak üzere, iki ayrı anlama sahip olduğu görülmektedir:
1. Geniş Anlamıyla Barış;
Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam " manasını ihtiva eder. Barış kavramının bu şekilde anlaşılması, hem bireysel hem de toplumsal ilişki ve davranışlardaki karşılıklı anlayış ve hoşgörü dengesini kurmaya yönelik ilkeleri anlatır. Buna göre barış, bütün insanların kardeşçe bir uyum içinde bulunmasıdır. Barışın bu anlamda kullanılmasına, tarihte ilk kez "peygamberler döneminde" rastlıyoruz. Bu anlayışa göre insanlar kendi aralarında ve aynı zamanda (burası çok önemli) tabiatla büyük bir uyum içinde yaşamalıdırlar. Bu açıdan barış, yalnızca saldırmamak veya şiddet kullanmamak anlamında ele alınmaz, aynı zamanda korku duymamak olarak da görülür . Böyle bir barış, insanlığın en ileri gelişmişlik düzeyini temsil edecektir." (Erich Fromm, Barışın Tekniği ve Stratejisi, (İst. 1996), s.197-198). Bu manada. İslâm Dini, hem kendi ismi olan İslâm kelimesiyle, hem de insanlığa getirmiş olduğu mesajla, barış ve huzuru, en geniş anlamıyla ortaya koymuştur.
2. Dar anlamıyla barış ise, geniş anlamıyla ifade edilen barış anlayışını destekleyici mahiyette olup, onunla daha çok savaşsızlık hali anlaşılmaktadır. Bir yerde barıştan söz edilince, ilk akla gelen orada savaşın olmadığıdır. Bir savaş durumunun olmaması veya belirli hedeflere ulaşılması sırasında şiddetin kullanılmaması anlamındaki barış, bize, kelimenin dar manadaki tarifini vermektedir.
İster geniş isterse dar manasıyla anlaşılsın, her iki anlayış şekli ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber’in hadislerinde pek çok emir ve tavsiyeler bulunmaktadır.
II- İslâm’ın "Sevgi" ve "Barış" Konusunda Getirdiği Mesaj:
İnsan, Sevgi ve Barış kavramlarının telkin ettiği düşünce ve duygularla kendisini bulmakta, hayatına anlam katmaktadır. İşte özlemi çekilen sevgi ve barışı insanlığa en geniş anlamıyla İslâm Dini getirmiştir. İslâm Dini, sevmeyi, sevdiğini benimseyip kabullenmeyi, onu eylem olarak pratik hayata taşımayı emreden bir dindir; sevgi dinidir. Müslüman olmanın şartı inanmak; inanmanın şartı da sevmektir. Sevgi, beraberinde fertler arasındaki karşılıklı emniyet ve güveni getirir ki, sevgi ve güven, toplum hayatında barışın teminatıdır. Sevgi ve barış üzerine bina edilmiş olan İslâm Dini’nin, müntesiplerini ulaştırmak istediği nihai hedef, barış ve huzurdur. Onbeş asırlık İslâm tarihi incelendiği zaman, İslâm’ın sevgi ve barışı nasıl tesis ettiği çok açık bir şekilde görülmektedir.
Hz. Peygamber’in risalet göreviyle tarih sahnesine çıkan İslâm’ın, insanlığa sunduğu İlâhî mesajla, Mekke’de bir evde, Erkam bin Ebi’I-Erkam’ın evinde bir asr-ı saadet doğmuştu. Güçsüzün, yoksulun, yetimin, dulun, mazlumun devletin teminatında olduğu... Ha- life-i müsliminin, sırtında yoksula nevale taşıdığı... Kurdun kaçırdığı koyunun hesabının devletten sorulduğu... Hizmetçinin efendisi ile aynı sofraya oturduğu... Çalıştırılana hak ettiğinin alın teri kurumadan verildiği... Mülkiyetin, haysiyetin ve ırzın korunduğu... Tek ve toplu köleliğin kalktığı... Hâzinenin kilitsiz, nöbetçisiz korunduğu.. Soy ve renk hakimiyetinin sona erdiği... Müslümanla Muse- vinin aynı "şehir devlette" beraberce güven içinde yaşadıkları... Böylece, sosyal barışın; iş barışının; siyasî barışın, aile barışının iç ve dış barışın sağlandığı bir barış ortamını, (M. Hamidullah, Islâm Peygamberi, s. 131-149; krş: Diyanet Dergisi Hicret Özel Sayı, s. 343), dinimiz İslâ- miyetin getirmiş olduğu İlâhî mesajın müşahhas ifadesi olarak anlayabiliriz.
Varlık âleminde her şey, birbirine sevgi bağıyla bağlıdır. Atom çekirdeğinden tutunuz da galaksilere kadar her şey, sevgi mihveri etrafında hayatiyetini devam ettirmektedir. Sevgi bağının bozulması, kainattaki düzen ve nizamın bozulması demektir. Düzen bozulunca da orda kaos, fitne, anarşi ve zulüm hakim olur. Hayat yaşanmaz hale gelir. Onun içindir ki, birçok Kur’an ayetinde ve hadislerde, sevgiye ve sevgi ortamının oluşturduğu barış kavramına özellikle vurgu yapılarak, bu iki kavramın birbirini tamamlayan bir bütünün iki ayrı parçası olduğu; aralarında sebep sonuç ilişkisinin bulunduğu; biri olmazsa diğerinden söz edilemi- yeceği- yani sevgi olmazsa barıştan söz edilemiyeceği- gerçeği ifade edilmekte, müslümanların bu konuda hassas olmaları gerektiğine dikkat çekilmektedir. Bu konudaki ayet ve hadisler topluca incelendiğinde, toplumda sevgi ve barışın hakim olması için dikkat çekilen hususlar genel olarak şöyledir:
-Fert ve toplumda sevgi ve barış duygusunu teşvik etmek.
- Kardeşlik duygusunu teşvik etmek.
- Sevgi ve barışı ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınmak.
- Toplumda güven duygusunu hakim kılmak
- Toplumda hak ve adalet anlayışını yerleştirmek.
-Toplum fertleri arasında karşılıklı "hoşgörü"yü geliştirmek.
Şimdi bunları sırasıyla inceleyelim:
A. Fert-ve toplumda sevgi ve barış duygusunu teşvik etmek:
Bu konudaki ayet ve hadislerin bir kısmı:
Allah ve Rasulünü sevmek, böylece O’nun emirlerine ittiba etmeye teşvik yönündedir. Bazı örnekler görelim:
AYETLER:
- “(Rasulüm) de ki! Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Al-i İmran, 31)
- “Kim Allah’ı, Rasulünü ve iman edenleri dost edinirse, üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tarafını tutanlardır.” (Ma- ide, 56)
- “Andolsun içinizden size öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. Size düşkün, müminlere şevkatli ve merhametlidir..” (Kasas, 46)
- “Sizin dostunuz -Mevlânız- Allah’tır. O ne güzel mevlâ ne güzel yardımcıdır." (Âl-i İmran, 150)
HADİSLER:
-“Allah için sevmek, Allah için buğzetmek imandandır," (Buhari, iman, 1; Ebu Davud, Sünnet, 2)
-“Amellerin en faziletlisi, Allah için sevmek ve Alah için buğuz etmektir.” (Ebu Davud, Sünnet, 3)
2. Bir kısmı, müminlerin birbirlerini sevmeleri, dostluk ve kardeşlik içerisinde mutlu bir şekilde yaşamalannı teşvik içindir. Konuyla ilgili bazı ayet ve hadisler şöyledir:
AYETLER:
-"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz" (Hucurat, 10)
-"Mümin erkekler ve mümin kadınlar bir birinin dostudurlar. Onlar iyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar...” (Tevbe, 9)
HADİSLER:
- “Birbirinizi sevmedikçe gerçek mümin olamazsınız.” (Müslim, İman, 93; Ebu Davud, Edeb, 131; Tirnıizi, Sıfatu’I-Kıyame, s. 4)
- “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.” (Buhari, Edeb, 27; Müslim, Birr, 67)
-Hz. Peygamber, bir duasında: -“Allahım, bize imanı sevdir...” (Müsned, III, 424) şeklinde dua etmiştir.
-Hz. Ömer’den gelen bir nakilde, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur;
“Allah’ın kullan arasında bir grup var ki, onlar ne peygamberlerdir ne de şehitlerdir. Üstelik kıyamet günü Allah katındaki ma- kamlannın yüceliği sebebiyle peygamberler ve şehitler onlara gıpta ederler.” Orada bulunanlar sordu:
-Ey Allah’ın Rasulü, onlar kimdir? Bize haber verir misin? Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Onlar aralarında ne kan bağı, ne de dünya menfaati için bir birine bağlı olmadığı halde Allah’ın nuru (Kur’an) adına birbirlerini sevenlerdir.” (Buhari, Tevhid, 33; Edeb, 41; Müslim, Birr, 157)
- “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte müminlerin misali, bir vücudun misali gibidir. Ondan bir uzuv rahatsız olursa, diğer uzuvlar da rahatsız olur.” (Buhari, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)
B. Kardeşlik duvgusunu teşvik etmek:
Bilindiği gibi, İslâm dinin getirmiş olduğu en önemli esaslardan biri "Uhuvvet” diye tabir edilen kardeşlik esasasını getirmiş olmasıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke’den Medine’ye hicret ettikleri zaman Medine’de ilk olarak üç önemli faaliyette bulunmuştu:
1. Mekke’den Medine’ye göç eden Muhacirlerle (Ibn Hişam’a göre,186 aile Sire, II, 1 09-110) Medine’li Müslümanlar arasında kardeşlik ilan etmişti. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Harice bin Zuheyr el- Hazreci ile; Hz. Ömer (r.a.) Utban bin Malik el-Hazreci ile; Hz. Osman Evs bin Sabit ile; Hz. Hamza Zeyd bin Harise ile; Ebu Ubeyde Amir bin Abdullah bin el-Cerrah, Sa’d bin Muaz ile şeklinde.
2. Müslümanlar, Yahudiler ve Müslüman olmamış Araplar arasında geçerli, birlikte banş içinde yaşamanın esaslarını belirleyen 47 maddeden oluşan Medine Sözleşmesi idi.
3. Medine Mescidinin inşaa edilmesi.
C- Sevgi ve barışı ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınmak:
Gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadislerinde bu konuda pek çok emir ve tavsiyeler bulunmaktadır. Bazıları şöyledir:
AYETLER:
-"Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerini zin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki sizi esirgesin.”
-“Ey Mü’minler, bir topluluk bir topluluğu alaya almasın.
Belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerin den daha iyidirler.
Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakapla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim de tevbe etmezse, işte onlar zalimlerdir.” (Hucurat, 10-11 )
HADİSLER:
- “Sakın, zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber araştırmayın, birbinizle yarış etmeyin, birbirinize hased etmeyiniz, birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz. Müslüman müslü- manın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez. Kişiye kötülük olarak müslüman kardeşini hakir görmesi ye- terlidir. Her müslümanın cam, malı, kanı ve ırzı diğer müslümanlara haramdır. Allah sizin suret ve kalıplarınıza bakmaz fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Sakın ha, birinizin yapmış olduğu alışveriş üzerine siz de pey vererek onun alışverişini bozmayınız. Ey Allah’ın kullan kardeş olun, bir müslümanın, müslüman kardeşine üç günden fazla küsmesi helal olmaz." (Buhari, Nikah, 45; Edeb, 57-58; Feraiz, 2 ; Müslim, Birr, 28-34; E. Davud, Edeb, 40; Tirmizi, Birr, 18)
-“Allah için, Peygamber için, müslümanlann imamları ve hepsi için! Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona yardımını kesmez, ona yalan söylemez. Ona zulmetmez. Her biriniz, kardeşinin aynasıdır. Onda bir rahatsızlık görürse bunu gidersin.” (Tirmizi, Birr, 17-18; Müslim, İmarı, 95)
D- Toplumda Güven Duygusunu Hakim
Kılmak:
Toplumların varlığı, saygı, güven ve huzuru toplum fertleri arasındaki karşılıklı anlayış ve yardımlaşmaya, birbirlerine destek olmalarına bağlıdır. Bunun sağlanması için en önemli şart da, bu anlayışın zedelenmesine imkan vermeyerek adaletin tesis edilmesidir. Adalet, denge, dengede tutmak, dengelemek demektir; hak yememek, itidalden ayrılmamak ve doğru yoldan sapmamak demektir. Bir başka ifadeyle adalet, topyekün hem insanın hem de bütün bir evrenin yaratılış düzenidir. Her şey tadil edilmiş, sahip olması gereken hakla donatılmış, dengelenmiş ve eşitlenmiştir. Zira adalet, yaratılışın tohumudur. (Düzenli, a.g.e., s. 40)
Toplumda fitnenin ilk kıvılcımları adaletin terkedilmesiyle başlar. Fertler arasındaki farklı muameleler, fitneyi körükleyip düzenin, dolayısıyla toplumsal dengenin, kısaca barış ve huzurun bozulmasına sebep olur. Hz. Peygamber’in şu hadisleri bu konuya işaret etmektedir: “Fitne kalplere hasırın örülüşü gibi çöp çöp konur. Hangi kalp ondan içirilirse, onda siyah hir nokta meydana gelir. Hangi kalp de bunu reddederse beyaz bir leke meydana gelir..” (Müslim, İman, 231) Tüm toplumda fitne bir başladı mı artık o, kabaran deniz dalgalan gibi (Buhari, Fiten,17; Müslim, Fiten, 26) tüm toplumu etkisi altına alıp, kör, sağır ve dilsiz bir nitelik arzederek (Ebu Davud, Fiten, 3) yani toplumdaki ruhî ve manevî çöküntüyü görmeyen, toplumun çöküş feryadını duymayan ve herkesi, bu zulmetten kurtulmak için hakikati söylemeyecek bir bir takatsizlik ve mecalsizlik içinde bırakır. Böyle bir tedirginliğin hakim olduğu toplumu, durumu Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle tasvir eder:
Abdullah bin Amr bin el-As nakletmektedir: Rasulüllah’ın etrafında halka olmuş oturuyorduk. Fitneden bahsetti de şöyle dedi: “İnsanları antlaşmaları hozulmuş, itimad ve güvenleri azalmış gördüğünüz zaman-parmaklarını birbirine karıştırarak-halleri şöyle karmakarışık olur...” (Ebu Davud, Melahim, 17) Bütün bunlar bize, toplumda huzur ve sükunun temininde, güven ortamının tesisinin ne derece hayatî önem arzettiğini göstermektedir. Bunun temini de ancak toplumsal adaletin eksiksiz yerine getirilmesiyle mümkündür. Milletlerin yükselişi veya yokolu- şunda en önemli unsur, adaletin ve buna bağlı olarak da güvenin varolup olmamasıyla doğru orantılı olduğu açık bir gerçektir.
F- Toplum Fertleri Arasında Karşılıklı Hoşgörüyü geliştirmek:
Sosyal olayların birbiriyle içiçe olması sebebiyledir ki, toplumdaki adalet beraberinde hoşgörüyü, o da toplumda huzur ve sükunu getirecektir. Hoşgörünün sıfatı ve sınırı iyi belirlenmek şartıyla, ferdî planda oluşan bu güzel haslet “iyi insan” unsurunun oluşmasını sağlayacak, "iyi insanlardan” meydana gelen toplumlarda da artık sevgi ve barış egemen olacaktır. İyi insanı yani, İslâmî terminolojiye göre kamil insanı yetiştirmek ise öncelikle eğitimden geçmektedir. Bu eğitim sırasında toplum fertlerinin değer yargılarının kuvvetlenmesi. Mukaddeslerin daima ön planda tutulması ve mahşeri heyacanı doruk noktasına çıkarılması, toplumu ayakta tutan değerlerin aşındınl- maması, farklılıkların anlayışla karşılanması gibi pek çok konuda iyi eğitilmesi gerekmektedir. Konuyla ilgili bazı ayet ve hadis mealleri şöyledir:
AYETLER:
-“...Şayet sen kaba ve katı yürekli olsaydın hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi...” (Âl-i Imran, 159)
“(Ey Musa!), seni kendim için elçi seçtim. Sen ve kardeşin birlikte ayetlerimi götürün. Beni anmayı ihmal etmeyin. Firavuna gidin. Çünkü 0, iyiden iyiye azdı. Ona yumuşak söyleyin. Belki o aklını başına alır.” (Taha, 41-43)
HADİSLER:
-“Müslümanın, kardeşini hor görmesi ona kötülük olarak yeter.” (Müslim, Birr, 32)
-“Müslüman kardeşine tebessüm etmende senin için sadaka ecri vardır.”, (Tirmizi, Birr, 36)
- “Şu üç şey kimde bulunursa Allah onun hesabını kolay kılar ve onu cennete koyar: Sana vermeyene ver, sana gelmeyene git (yani senden ilgi kesenle ilgi kur) ve kötülük yapanı affet.” (Müsned, IV, 154)
“-Kim dünyada bir kulun ayıbını örterse, Allah da onun ayıbını kıyamet günü örter.” (Müslim, Birr, 72)
Hz. Peygamber (s.a.s.), tebliğ görevini barışla başlatmış, kendisine barışı prensip edinmiş, hayatı boyunca toplumda barışı yerleştirmek için mücadele etmiş, uygulamada bunun örneklerini vermiştir. O’nun rahle-i tedrisinde yetişen sahabe-i kiram da hep aynı heyecanı duymuşlar ve pratik hayatlarında bizzat yaşayarak sonraki nesillere müslüman olmanın gerektirdiği sorumluluğun güzel mirasını bırakmışlardır.
Tarih boyunca İslâm ümmeti, her zaman Hz. Peygamber’in sünnetini örnek alan, onu kendisine yol edinip benimseyen sahabe neslinin yolunu takip etme gayreti içinde olmuştur. Birbirlerini daima hoşgörüyle karşılamaya çalışmışlar ve hep hayırla yadetmişlerdir. Zaman içinde İslâm toplumunda görülen bazı olumsuzluklar temelinde ise, tarafların, Kur’an ve Sünnet çizgisindeki tutumlarında gerekli titizliği gösterememenin yattığı anlaşılmaktadır.
İslâm dini barış dinidir. Sevgiyi ve barışı getirmiş, ona davet etmiş ve toplumsal barışın gerekliliğini, bunun bir iman meselesi olduğunu; toplumda fitne çıkarmanın adam öldürmekten daha kötü olduğunu tüm insanlığa ilan etmiştir.