Makale

TİCARET MEŞRU BİR KAZANÇ YOLUDUR

Vaaz Örneği

TİCARET MEŞRU BİR KAZANÇ YOLUDUR

Lütfi ŞENTÜRK

Değerli müminler!
Bugünkü sohbetimiz, ticaret ve ticaret ahlâkı hakkında olacaktır.
İnsan yaşamak için ev, ev eşyası, yiyecek ve giyeceğe muhtaçtır. Bu ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak için çalışması ve kazanç sağlaması gerekir. Peygamberimiz ; "Hiçbir kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah’ın Peygamberi olan Davut aleyhi’sselâm da kendi elinin emeğini yerdi" buyurmuştur.’"
Hz. Aişe (r.a.) diyor ki; Peygamberimizin ashabı -arkadaşları- kendi işlerinin işçileri idiler. (Bizzat çalışıp terlerlerdi) Namaza gittiklerinde vücutları ağır kokardı da Peygamberimiz kendilerine: "Keşke yıkanıp gelseniz" buyururdu.’21
Bu hadisi şeriflerden anlaşılıyor ki, kişinin kendi el emeği ve alın teri ile sağladığı kazanç en hayırlı ve bereketli kazançtır.
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor Peygamberimiz şöyle buyurmuştun
"Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan arkasına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, her hangi bir kişiden istemekten çok daha iyidir. (Kim bilir?) O da ya verir (minnetine girersin), yahut vermez (zilletini çekersin)".01
Değerli müminler!
Çeşitli meşru kazanç yolları vardır. Bu kazanç yollarından birisi de ticarettir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:
"Ey iman edenler! Malınızı aranızda haksızlıkla yemeyiniz. Meğer ki o kazancınız, herbirinizin rızasından (doğan) bir ticaret (malı) ola."""; "Allah, alışverişi helal, ribayı haram kıldı."151
Bu ayet-i kerimeler ticaretin, alışverişin meşru bir kazanç yolu olduğunu ifade etmektedir.
Peygamberimiz, Peygamber olmadan önce ticaret etmiş, her işde olduğu gibi ticarette de dürüstlüğü ve güvenirliği ile örnek olmuştu. Birinci halife Hz. Ebu Bekir de ticaretle uğraşıyordu. Hatta Halife seçildiğinde ticaretiyle meşgul bulunduğu elbiseleri adeti üzere sabahleyin başının üzerine koyarak çarşıya çıkmıştır. Çarşıda Ömer İbn-i Hattap ile Ebu Ubeydetü’l-Cerrah’a rastladı. Bunlar Halifeye:
-Hayrola, çarşıda pazarda işin ne? Sen müslümanların işierini üstlendin, demişlerdi. Halife:
-Ya ben ailemi nasıl geçindireceğim? Diye sormuş, onlar da:
-Biz sana nafaka takdir ederiz, diyerek günlük yarım koyun nafaka takdir etmişlerdi.
Hz. Aişe’den rivayete göre, Hz. Ebu Bekir ölürken ne malı varsa onları öldükten sonra Halife seçilen zata götürüp teslim edilmesini vasiyet etmişti. Ölümünden sonra bir hizmetçisi ile bir devesi kalmıştı. Bu hizmetçi devlete ait kılıçları temizler, parlatır ve Hz. Ebu Bekir’in ailesine bakardı. Deve ile de su çekilir, bahçe sulanırdı. Hz. Aişe devam ederek diyor ki, babamın ölümünde bunları, halife seçilen Hz. Ömer’e gönderdik. Hz. Ömer:
- Allah Ebu Bekir’e rahmet etsin. Şimdi o, kendisinden sonra yerine geleni derin derin düşündürdü, dedi."" Abdurrahman İbn Avf (r.a.) Mekke’den göç edip Medine’ye geldiğinde Peygamberimiz onunla Sa’d İbn Rebi arasında kardeşlik tesis buyurmuş, yani onu, Sa’d ile kardeş yapmıştı. Sa’d İbn Rebi Medinelilerin en zengini idi. Malının yarısını Abdurrahman İbn Avf’a vermek istemiş, fakat Abdurrahman bunu kabul etmeyerek:
-İçinde ticaret yapılan bir çarşınız yok mu? Bana o çarşıyı göster, dedi. Kendisine Kaynuka çarşısı gösterildi, orada ticaret yaparak kısa sürede zengin oldu ve kardeşinin minnet yükü altına girmek istemedi.’7’
Değerli müminler!
Olgun mümin her işinde olduğu gibi ticaretinde de başkalarının haklarını gözetecek, onların zararına olacak tutum ve davranışlardan sakınacaktır. Aksi takdirde kazancı helal olmaz veya kazancının hayır ve bereketini görmez.
Temiz ve helal bir kazanç elde etmek için dikkat edilmesi gereken bir takım hususlar vardır. Bunları özetlemek yararlı olacaktır.
1- Ölçü ve Tartıyı Adaletle Yapmak
Göklerin ve yerin ayakta duruşu bir ölçü ve denge ile olduğu Kur’an-ı Kerim’de bildirilmektedir.’8’ Bütün hakların ölçeği de terazidir. Onun için bir yerde hak ve adaletin yerleşmesi için ilk gerekli olan şey ölçünün herkes için eşit bir şekilde doğru ve dürüst olmasıdır. Bunun doğru olması için iki şey gereklidir. Birisi ölçünün kendisinin tam olması, yanlış alet kullanılmaması, birisi de ölçmenin doğru olmasıdır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus hatırlatılmakta ve şöyle buyurulmaktadın "Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın."’"
Şuayb aleyhisselam Peygamber olarak gönderildiği Medyen halkına şöyle demişti:
"Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır (ve bolluk) içerisinde görüyorum. Bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir günün azabından korkuyorum.
Ey kavmim, ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatlık yaparak fenalık etmeyin."1"" Ölçü ve tartıda hile yapmak, insanları aldatmak, büyük vebal olduğu gibi aynı zamanda ahlâk yönünden de çok çirkin bir davranıştır. Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de bunlarla ilgili olarak şöyle buyuruyor:
"Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar insanlardan alırken tam ölçerler. Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar. Onlar düşünmezler mi ki, büyük bir günde (hesap vermek üzere) diriltilecekler! Öyle bir günkü insanlar o günde alemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır."""
Büyük Müfessir Elmalılı M. Hamdi YAZIR, bu ayet-i kerimelerin tefsirinde: "Böyle az bir şeyi çalan veyli hak ederse çok çalanların kaç katlı veyli hak edecekleri düşünülmelidir" demiştir.
2- Yalan Konuşmamak ve Yalan Yere Yemin Etmemek
Sadece ticaret yapanlar değil, inanmış olan insanlar yalan konuşmazlar, konuşmamalıdırlar. Yalan insanın güvenilirliğini ortadan kaldırır. Halbuki mümin, sözüne, işine ve davranışına güvenilen insandır. Ticaretle uğraşan kimse, insanların kendisine güvenmesine daha çok muhtaç olan kimsedir. O, sattığı bir mal ile ilgili bir şey söylediği zaman müşteri ona inanmalı ve güvenmelidir. Sattığı malın kalitesi ile ilgili yalan söyler müşteriyi aldatırsa hem günah işlemiş ve hem de kazancını kirletmiş olur. Hele yalanını Allah’a yemin ederek güçlendirecek olursa daha da çok vebale girmiş ve kazancının bereketini yok etmiş olur.
Hakim b. Hizam (r.a.)’dan rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştun
"Aha ile satıcı meclisten ayrılıncaya kadar ser-bestirler (yani alış verişi bozabilirler). Eğer ikisi de doğru konuştu, mallarının kusurlarını ve değerini olduğu gibi açkladılarsa alışverişleri kendilerine bereketli olur. Malın ayıbını ve fıatını gizlediler ve yalan söyledilerse, belki kâr ederler fakat alışverişlerinin bereketini mahvederler.""2’
Alışverişte bile bile yalan söylemek ve yalan yere yemin etmek, şüphesiz büyük günahlardandır.
Abdullah b. Ebî Evfa (r.a.) diyor ki: Birisi çarşıda malını satışı sırasında: "Bu malın bedeline, müşterinin vermediği bir bedel verildiğini Allah’a yemin ederek söylemesi ve bir Müslüman müşteriyi satılan mal hakkında ikna etmeye çalışması üzerine: "Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak ve onları tezkiye etmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır." (Âl-i İmran, 77) ayeti kerimesi nazil oldu.
Ayet-i kerime, satış sırasında mala sürüm sağlamak için yalan yere yemin edenlerin ahiret nimetlerinden yararlanamayacaklarını, Allah’ın rahmetinden mahrum kalacaklarını ve can yakı cı bir azaba uğrayacaklarını bildirmektedir.
Değil böyle çarşı pazarda insanları kandırmak için yalan yere yemin etmek, iyilik ve dargınları barıştırmak için de olsa gerekmedikçe yemin etmenin doğru olmayacağı Kur’an-ı Kerim’de bildirilmekte ve şöyle buyurulmaktadın "Sözünüzde durmanız, kötülükten sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için Allah’ı yeminlerinize hedef ve siper edip durmayın. Allah, her şeyi işitir ve bilir.""41
Ayet-i Kerime önce; böyle iyilik ve takva için, dargınları barıştırmak için de olsa yemin yapmayınız. İkinci olarak da, böyle hayırlı bir işi terket-meye dair olan yeminlerinizde durmak, Allah rızasına uygundur sanmayınız, diyor.
Böyle doğru yemin etmek yasaklanınca artık haksız ve yalan yere yeminin nasıl olacağı bir düşünülsün.
Ebu Zer (r.a.)’den rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Üç sınıf insan vardır ki, Allah Teala kıyamet gününde onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları tezkiye etmeyecektir. Hem onlar için acı bir azap vardır." Ravi diyor ki: Peygamberimiz bu sözü üç defa tekrarladı. Ebu Zer:
Mahrum olan ve zararda kalanlar kimlerdir, ey Allah’ın Resulü? diye sordu. Peygamberimiz:
Elbisesini kibirlenerek yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve satılık eşyasına yalan yere yemin ederek sürüm sağlayan kimselerdir, buyurdu."51
Evet, yalan ve yalan yemin mala sürüm sağlarsa da kazancın bereketini yok eder.
Satıcı bir yönden müşteriyi aldatmayacağı gibi, ona malın kusur ve ayıbını söyleyerek aldanmasına imkan da vermeyecektir.
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Peygamberimiz bir defa ekin pazarına uğramış, hoşuna giden bir buğdayı eli ile yoklayınca eline ıslaklık isabet etmişti. Buğday sahibine:
Ey ekin sahibi, bu ne? diye sordu. Ekin sahibi:
Ey Allah’ın Resulü, yağmur altında kaldı ve ıslandı, deyince Peygamberimiz: "0 ıslak, kısmı insanların görmesi için ekinin üstüne koysaydın ya. Bizi aldatan bizden değildir" buyurdu."61
İmam Gazali, "İhyau ulumi’d-Din" adlı meşhur eserinde Yunus b. Ubeyd adındaki bir tüccarın örnek bir hareketinden söz eder. Bu zatın dükkanında 200 dirhemden 400 dirheme kadar muhtelif fiatlarda kumaşlar varmış. Yunus b. Ubeyd bir defa kardeşinin oğlunu dükkanda bırakıp namaza gitmiş. Dönüşte birisinin elinde kumaş görmüş ve kendi dükkanındaki 200 dirhemlik kumaşlardan olduğunu anlamış. Adama: Kumaşı kaça aldın? Diye sormuş. Adam:
Dörtyüz dirheme aldım, demiş. Yunus:
Aldanmışın, kumaşın değeri 200 dirhemdir, geri dön paranın üstünü al, demiş Adam:
Bu kumaş bizim orda 500 dirhem de eder, aldanmış değilim, demiş. Yunus:
Hayır, olmaz, götür kumaşı geri ver. Öğüt vermek, dünya kârından hayırlıdır, deyince adam kumaşı dükkana götürmüş ve ikiyüz dirhemini geri almış. Yunus yeğenine dönmüş:
Allah’tan korkmadın mı, ikiyüz dirhemlik kumaşı dörtyüz dirheme nasıl verdin? Müslümanlara öğüt vermeyi terkettin. Müşterinin bu konudaki bilgisizliğinden yararlanarak ikiyüz dirhemlik kumaşı iki katına dörtyüz dirheme sattın, böyle olur mu? diyerek onu azarlamış. Yeğeni:
Vallahi o malı kendi rızası ile aldı, deyince, Yunus b. Ubeyd:
Peki, o razı oldu, senin vicdanın buna nasıl rıza gösterdi, dedi."7’
İşte örnek bir tüccar, "yokluğunda kendi dükkanından iki kat fiatına satılan bir malın kârı kendi kasasına girdiği halde bunu kabul etmemiş, müşteriyi zorla dükkana getirerek, fazla olarak alınan parayı kendisine iade etmiştir, çünkü Peygamberimiz mü’mini tarif ederken kendisi için sevdiğini, yahut kendisine reva gördüğünü din kardeşine de reva gören kimsedir, demiştir.
Satıcı, malının müşteri tarafından bilinmeyen kusur ve ayıplarını ve malının gerçek değerini müşteriye söylemekle yükümlüdür. Aksi takdirde müşteriyi aldatmış ve zarara uğratmış olur.
Satıcıya teslim olan ve güvenen müşteriyi aldatmanın günah olduğunu bildiren Peygamberimiz şöyle buyurmuştun
"Kendisini satıcının vicdanına terkeden müşteriden (onu aldatarak) fazla para almak haramdır.""81
3- Borçluya Kolaylık Göstermek
Borçlu borcunu zamanında ödeyerek alacaklıyı üzmemesi yanında alacaklı da borçluya borcunu ödemede kolaylık göstermesi Peygamberimiz tarafından tavsiye edilmiştir.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
"Satarken, alırken, alacağını isterken, borcunu öderken kolaylık gösteren kimseye Allah rahmet etsin."""
Bir başka hadisi şerifte de şöyle buyurulmuştur:
"Her kim bir borçluya mühlet verir yahut borcunu bağışlarsa, Allah onu (kıyamet günü) kendi gölgesinde gölgelendirir.’"201
Peygamberimiz buyuruyor:
"Sizden önce geçen milletlerden cömert bir kişi öldüğünde, melekler onun ruhunu karşılayarak:
- (Dünyada) bir hayır işledin mi? diye sormuşlar. (Hiçbir hayır işlememiş olan) bu kişi:
- Ben alacaklarımı tahsil eden görevlilerime:
- Yoksula mühlet verin, zengine de kolaylık gösterin, diye emrederdim, cevabını vermişti. Bunun üzerine Allah Teala:
Asıl biz buna daha layıkız, bu kulumun günahlarından vaz geçiniz, onu bağışladım, buyurmuştur.’2"
Allah Teala, yoksulun borcunu bağışlayan alacaklıya kendisinin borçlandığını kabul ediyor ve şöyle buyuruyor:
"Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir ödülü de vardır.’"221
Süleyman İbn Büreyde (r.a.) diyor ki: Bir kere Peygamberimizin:
"Kim ki yokluk ve darlık içindeki bir borçlunun borcunu malf durumu iyileşinceye kadar tecil ederse, o kimseye tecil ettiği her bir gün için borç kadar sadaka sevabı vardır." buyurduğunu işittim. Sonra bir kere de:
"Kim ki yokluk ve darlık içindeki bir borçlunun borcunu, durumu rahatlayıncaua kadar erteleyecek olursa, o kimseye ertelediği her gün için iki misli sadaka sevabı verilir." buyurduğunu işittim. Peygamberimize sordum:
- Ey Allah’ın Resulü, yoksul bir borçlunun borcuna verilen vâdenin her günü için bir kere borcunun bir katı, bir kere de borcun iki katı sevap verilir, buyurduğunuzu işittim, bunun anlamı nedir, dedim. Peygamberimiz:
"Her gün borcun bir misli sadaka sevabı verilmesi borcun vadesi gelmeden evvelki günlere aittir. Borcun vadesi gelip de alacaklının onu ertelediği günler için de borcun iki misli sevap verilir." buyurdu.’23’
Bu konuda bir hadisi şerif daha nakletmek istiyorum. Ebû Hureyre (r.a.) diyor ki:
Bir bedevi Peygamberimizde alacağı olan bir devesini istemiş, ancak bedevilik âdeti üzere Peygamberimize, kaba ve yakışıksız sözler söylemisti. Orada bulunan ashab-ı kiram bedeviye haddini bildirmek isteyince, Peygamberimiz:
Bedeviyi bırakınız! Her hak sahibinin (edep ölçüleri içerisinde) söz hakkı vardır. Buna bir deve alıp verin, buyurdu. Ashab-ı kiram:
Ey Allah’ın Resulü, aradık, bunun devesinden daha yaşlı ve kıymetli deveden başka deve bulamadık, dediler. Peygamberimiz:
O kıymetli deveyi satın alıp buna verin. Sizin hayırlınız borcunu güzel vereninizdir, buyurdu.’" Buna çok sevinen bedevi Peygamberimize dua etti.
Değerli müminler, borçlu, zamanında borcunu ödemeye çalışacak, alacaklı da ona gerekli kolaylığı gösterecektir. Bu konuda pek çok hadisi şerif vardır. Biz bunlardan sadece birkaç tanesini nakletmiş bulunuyoruz.
4-Ticaret, İnsanı Allah’ı Anmaktan Alıkoymamalıdır
Gazali, bu başlığı şöyle ifade ediyor: "Dünya pazarı âhiret pazarına engel olmamalıdır."
Allah Teala şöyle buyuruyor:
"Öyle adamlar vardır ki, ne ticaret ne de alışveriş onları, Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar kalblerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.’"251
5-İhtikar(Karaborsacılık)
Karaborsacılık, yiyecek maddeleri satın alıp, fiatları yükselsin diye saklamak demektir.
Karaborsacılık, ticarette dinin tasvip etmediği sakıncalı davranışlardandır ve haksız bir kazanç yoludur. Halkın ihtiyaç duyduğu bir malı saklayıp halka zarar veren kimse günah işlemiş olur.
Karaborsacı kendi çıkarı için başkalarını zarara ve sıkıntıya sokan, içinde yaşadığı topluma haksızlık eden kimsedir.
Dürüstlük ve ahlâkî değerlerle bağdaşmayan, din kardeşliği anlayışına ters düşen karaborsacılık ve vurgunculuk, Müslümana yakışmaz. Peygamberimiz buyuruyor:
"Karaborsacı ne kötü insandır! Ucuzluk olunca üzülür, pahalılık olunca sevinir.’"2"
"Kim karaborsacılık yaparsa o, günahkârdır."1271
Değerli mü’minler
Konuşmamızı özetlememiz gerekirse, ticaret, meşru bir kazanç yoludur. Bu kazanç yolunu seçen kimse, ölçü ve tartıyı adaletle yapmalı, hile ve haksızlıktan sakınmalı, malına sürüm sağlamak için yalan konuşmamalı, yalan yere hatta doğru da olsa gereksiz olarak yemin etmemeli, borçluya kolaylık göstermeli, karaborsacılık yapmamalı, ticareti onu dinî ibadetlerini yerine getirmekten ve Allah’ı anmaktan alıkoymamalıdır.
Ticarette bu hususlara uyan kimsenin kazancı temiz ve bereketli olur. Ayrıca Allah Teala bu satıcıyı kıyamet günü herkesin imreneceği bir şekilde mükâfatlandırır. Peygamberimiz ona şu müjdeyi veriyor:
"Güvenilir ve dürüst ticaret yapan, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olacaktır."1281
Konuşmamızı, Beyhaki’nin Muaz b. Cebel (r.a.) den rivayet ettiği bir hadisi şerifle tamamlayalım.
Peygamberimiz buyuruyor:
"En temiz ve helal kazanç ticaret yapanların kazancıdır. Onlar ki, konuştukları zaman yalan konuşmazlar kendilerine bir şey emanet edildiği zaman emanete hıyanet etmezler. Söz verdikleri zaman sözlerinden dönmezler, satın aldıkları zaman malı kötülemezler, sattıkları zaman mallarını gereksiz yere övmezler, borçlandıkları zaman borçlarını geciktirmez (zamanında öder)ler. Alacaklı oldukları zaman zorluk göstermezler."<28’


Buhâri, Büyu, 15.
Buhâri, Büyu, 15.
3. Buhâri, Büyu,15.
Nisa, 29.
Bakara, 275.
Sahih-i Buhâri Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Terce-mesi ve Şerhi, c. 6, s. 370.
Buhâri, Büyu, 1.
Rahman, 7.
Rahman, 9.
Hud, 84, 85.
Mutaffifin, 1-6.
Buhâri, Büyu, 19; Müslim, Büyu, 11; Ebu Davut, Büyu, 53; Tirmizi, Büyu, 26.
Buhâri, Büyu, 2.
Bakara, 224.
Müslim, İman, 46.
Müslim, İman, 43.
İhyau Ulûmi’d-Din, c. 3, Kitap, 3, Bab, 4.
Mecmau’z-Zevaid ve Menbau’l-Fevaid, IV/76 (Hadisi Taberanî "Kebirinde rivayet etmiştir.)
Buhâri, Büyu, 16.
Müslim, Zühd, 18.
Buhâri, Büyu,17; Müslim, Musakat, 6.
Hadid, 11.
Ahmed b. Hanbel, V/360.
Buhâri, İstikraz, 4.
Nur, 37.
Mecmau’z-Zevaid, IV/101 (Hadisi Taberanî rivayet etmiştir.)
Müslim, Musakat, 26; Tirmizî, Büyu, 40.
Tirmizî, Büyu, 4.
et-Tergib Ve’t-Terhib, II/586.