Makale

'toprak olmak” ya da "toprağa benzemek...” -Toprak, özümüzdür, örtücüdür, mümbittir.-

Mürevvet Kurt

’toprak olmak” ya da
"toprağa benzemek...”
-Toprak, özümüzdür, örtücüdür, mümbittir.-

Topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Toprak, her şeyi paklar. Ya toprak olmasaydı? Nereye giderdik biz!" dedi kadın. Hüzünlendi. Elindeki - yıllar önce vefat eden kayınvalidesinden kalma- nakışlı örtüye bakarak. Gözlerim dolmuştu. Ölen kadın babaannem, karşımdaki de annemdi. "Ölüm şaka geliyor bizlere," dedi. Ardında gözyaşı bırakan bir yokluk belki ama bir ’yok’luk değil."
Annemdeki bu tevekkülü anlayamayacak kadar küçüktüm onunla bu konuşmayı yaptığım zamanlar... Nedense anneleri toprağa benzetirim o günden beri... Mümbittir, yumuşaktır, besleyicidir, güçlendiricidir, onarıcıdır anneler, toprak gibidir... Bu benzetmeyle uyudum işte o günün gecesi de. Rüya mıydı gerçek miydi hâlâ karıştırırım, hatırladığımda yaşadıklarımı:
Bir ses duydum ilkin
"Kadim zamanlardan beri içimdedir hayat benim... Bir tohum nasıl ki benim içimde yaşam bulur, yeşerir; insan da içimden gelmiştir bu dünyaya..."
İrkilmiştim:
"Kimsin sen? Ne istiyorsun benden?"
"Korkma, toprağım ben!"
"Korkmadım ama niye buradasın sen? Niye yanımdasın? Senin yerin burası değil ki!"
"Belki de burasıdır kim bilir! Hem sen merak etmiyor muydun beni? Benimle konuşmayı hayal etmemiş miydin gündüz?"
"Öyle ama... Sen cevap verebilir misin içimdeki sorulara?"
"Bilmem sormayı dene istersen önce... Yardımcı olmaya çalışırım!"
"insan, diyorlar bize... Daha doğrusu biz kendimize ’insan’ diyoruz. İnsanlar da topraktan yaratılmış. Annem öyle anlattı bana. Toprak, bize hiç benzemiyor ama..."
"Evet, ben sana hiç benzemiyor gibi gözüküyorum. Ama biliyor musun, ikimizin içindeki atomlar da aynı... Atomun ne olduğunu biliyorsun değil mi? Hani evrendeki tüm varlıklar atomlardan oluşmuştu ya..."
"Evet, evet hatırladım! Hem elementleri de görmüştük o derste..."
"Hah! İşte onlar... Çünkü topraktaki elementlerin birçoğu insan vücudunda da bulunur. Yeryüzündeki nitrojen, karbon, hidrojen, fosfor, oksijen, sülfür gibi elementler insan vücudunun çok büyük bir bölümünü oluşturur. Kutsal kitaplarda da, bu böyle anlatılır... Allah, ilk insan Adem’i ilk başta toprağı kullanarak yaratmış, yani yoktan var etmiştir."
Çocuk aklımla sorduğum sorularla anlamaya çalışıyordum yaratılış öykümüzü.
"Yani ilk insan topraktan yaratıldı. Daha sonra gelen insanlar farklı şekillerde yaratıldı. Doğru mu anlamışım?"
"Evet, aynen öyle... Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: "Allah sizi topraktan yarattı, sonra bir damla nutfeden. Sonra da sizi çift çift kıldı. O’nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah’a göre kolaydır." (Fatır, 11)
O sırada çocuğun aklından
geçenler
"Evet, anladım. Allah, ilk insan olan Adem peygamberi topraktan yarattı. Ondan sonra yaratılan insanlar da kadınla erkekten... Peki ya öldükten sonra nasıl dirileceğiz? Onu anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Aslında çok da zor değil ama... Meselâ, her sene sonbahar ve kış mevsiminde yemyeşil olan tabiat cansız bir hal alıyor. Ama bahar gelip yağmurlar yağmaya başlayınca, kupkuru bu tabiat birden canlanıp yeşeriyor. Bu da öldükten sonra tekrar dirile- bileceğimizi gösteriyor."
"Duydum içinden geçenleri. Gerçekten de ikinci yaratmanın birinci yaratmadan daha kolay olması gerekir. Çünkü birinci yaratma, ortada bir madde ve örnek olmaksızın gerçekleşmiştir. İkinci yaratmada ise, hem madde vardır, hem de örnek mevcuttur. O halde ikinci yaratma daha kolaydır."
Topraktan yaratılan ilk insanın, tüm isimleri öğrenen o ilk peygamberin, yüzlerce hatta binlerce yıl sonrasına tuttuğu ışıkla arınıyor ruhum. Ben, toprak değilim ama topraktan gelen, toprağa giden bir yolcuyum bu handa... Kaç günlük saltanatım olur bilinmez şu dünyada, ama bildiğim tek şey toprağı seviyorum ve toprağa karışmaktan korkmuyorum hiç...
Ben böyle bir yazı tasarla- mamıştım aslında. Toprağın ağzından toprağın insanla, insanın da toprakla olan münasebetini anlatacaktım. Bir sürü kavram girdi araya. Hem ben bu konuda uzman da değilim. Satırlarımı mazur gösterecek bir birikimim de yok. O yüzden hızla uzaklaşmalıyım terimlerden ve yumuşak bir manevrayla duygulara yönelmeliyim.
"insanın yaratılış olgusu ve toprak..." Böyle bir konuyu hiç düşünmemiştim derse bir insan çok inandırıcı gelmez bana. Bir gerçeklik varsa, kişiden kişiye değişir ama ortada bir hakikat varsa o tektir. Dünyada gelmiş- geçmiş-gelecek tüm insan sayısı kadar gerçeklik vardır basit bir mantıkla düşünecek olursak! Bütün bunları anlatmaktaki amacım, benim gerçekliğim de hakikatten besleniyor bu konuda... Topraktan yaratılan ilk insanın, tüm isimleri öğrenen o ilk peygamberin, yüzlerce hatta binlerce yıl sonrasına tuttuğu ışıkla arınıyor ruhum. Ben, toprak değilim ama topraktan gelen, toprağa giden bir yolcuyum bu handa... Kaç günlük saltanatım olur bilinmez şu dünyada, ama bildiğim tek şey toprağı seviyorum ve toprağa karışmaktan korkmuyorum hiç...
Ben toprak...
Ruhuna ruhundan üflediğin ilk insanın özü olma şerefini bahşettin bana. Daha başka ne isterim ki! içimde barındırdığım milyonlarca tohum, bir o kadar bitki, bir o kadar da hayvana yataklık ederim şefkatli bir şekilde... Kış geldiğinde soluyorsam, rengim değişiyorsa; bu öldüğümden değildir benim, ibret olmak içindir insanoğluna. Benzeriz biz birbirimize, insan topraktır biraz, toprakta da insan vardır azıcık... Ondandır insanoğlunun, ayakkabılarını çıkartıp toprağa bastığında tüm elektriğinin gitmesi, kendini kuş gibi hafiflemiş hissetmesi... Ondandır insanın toprakla uğraşırken çok yorulsa dahi çok mutlu olması... Ondandır bağrıma serpiştirdiği tohumların çatlayıp da çiçek açtığı, meyveye durduğu günleri heyecanla beklemesi... Ondandır beni cennet bahçesine benzetmeye çalışmak için günlerce didinip sonra karşıma geçip seyretmesi ve çayını yudumlaması...
Toprağım ben...
Bazen sapkın kavimlerin üzerine yığılsam da tonlarca kum ağırlığında, bazen dayanamayıp lavlar püskürtsem de... Yine de insanoğlunun dostu- yumdur, sırdaşıyımdır... Medeniyetler su ve toprağın üzerinde kurulmuştur. İnsana benzerim ben... Bir tek şansı olan ve onu iyi değerlendirmesini istediğin...
Ey Yaratıcım! Ey Rabbim! Ruhundan üflediğin ilk insanı benden aldığın balçıkla yarattın. Son gün geldiğinde, sur üflendiğinde, belki de "Yâ leytenî küntü türâbâ - Ah ne olurdu, keşke toprak olsaydım!" diyecek; ayaklar altında, rüzgarla sa- ğa-sola savrulan toz-toprak olmayı temenni edecek olan insanoğlunu...
Yazının son sözü
Toprak olmayı dilemeden önce yapılacak çok şey var aslında: Kalbimizi ışıkla doldurmak, gönlümüzü gül bahçesine çevirmek için toprağa benzemek... Ama toprak olmayı dilememek için gerekli yükümlülüklerimizi yerine getirmek... insan olmayı öğrenmek...
Çok şey mi isteniyor bizden: "Toprağa benzemek" ya da "toprak olmak..."
Tercih bizim!