Makale

MEDYA, ŞİDDET VE ÇOCUKLARIN RUH SAĞLIĞI

MEDYA, ŞİDDET VE ÇOCUKLARIN RUH SAĞLIĞI

Dr. Talip KÜÇÜKCAN
T. D. V. İslam Araştırmaları Merkezi

MEDYANIN HIZLI
GELİŞİMİ

Bilgi çağına damgasını vuran baş- döndürücü hızdaki teknolojik gelişmeler ve takip edilmesi gün geçtikçe zorlaşan yeni buluşların, medya dünyasına da büyük bir zenginlik kattığına şahit oluyoruz. Günümüzde, toplumun büyük bir kesimi neredeyse medya ürünleri ile yatar kalkar hale geldi. Televizyon başta olmak üzere gazete, dergi, kitap, video ve bilgisayar gibi birçok iletişim aracı artık yaygın bir şekilde kullanılıyor. Medya ürünlerinden televizyon ve filmlerin, toplumsal hayatı çok yönlü etkileme biçimlerinden dolayı özel bir önemi vardır.
Gerek kentsel gerekse kırsal yerleşim bölgelerinde televizyonun girmediği ev hemen hemen kalmadı. Teknolojinin artan gücü en etkin medya türü olan televizyonu her yerde seyredilebilecek bir yaygınlığa ulaştırdı. Bir başka deyişle teknoloji ve medya elele vererek okullarımıza, yurtlarımıza, kahvehanelerimize, evlerimize ve hatta yatak odalarımıza kadar girmeyi başardı.
Artık istesek de istemesek de görsel ve işitsel çekicilikleriyle bizi karşısına oturtan teknolojinin harika çocuğu televizyon ve videolarla iç içe yaşamak zorundayız.
Renkli camlarda her gün seyretmeye koyulduğumuz filmler ve programların muhtevası göz önüne alındığında, bu zorunlu birlikteliğin, fikri hayatımızda ve günlük yaşayışımızda derin izler bırakabilecek önemli problemler doğurduğunu görüyoruz. Televizyon ve videoda seyrettiklerimiz farkında olarak veya olmayarak kafamızı işgal ediyor, tutum ve davranışlarımızın şekillenmesine şu ya da bu şekilde etki ediyor. Rahat koltuklara gömülüp seyrederken, karşısında durduğumuz renkli camdan süzülen mesajlar bizi esir alıyor ve bilinç altına sızıyor.

Yeni Bir Medya Nesli mi Yetişiyor?
Yetişkin birer insan olduğumuzu ve bağımsız bir fikri kişilik edindiğimizi ne kadar iddia edersek edelim medya ürünlerinin bombardımanından yara almadan kurtulmak zor görünüyor. Ya çocuklarımız? Doğduklarında her türlü etkiye açık zihni yetenekleri ve pırıl pırıl bir kalpleri olan çocuklarımızı medya nasıl etkiliyor? Yetişkinlere emanet edilen savunmasız yavrucuklarımızın kafalarını, kalplerini ve hayal dünyalarını medya ürünleri nasıl şekillendiriyor? Yetişkinler olarak, gün geçtikçe önemi artan bu soruları kendimize sormak zorundayız. Birçok televizyon kanalının yirmi dört saat yayın yaptığım ve hiçbir zihni hazırlığı ve donanımı olmayan çocuklarımızın da bu yayınları seyredebileceğini düşünecek olursak önümüze hazin bir manzara çıkıyor. Hiçbir kural tanımadan, çocukların gelişim özelliklerini bilmeden, daha da önemlisi, toplumumuzun dini ve kültürel değerlerini gözardı ederek yayınlanan programlar yeni bir medya nesli yetiştiriyor. Sayılamayacak kadar çok yararlı ve eğitici amaçlara yönelik olarak kullanılması gereken televizyon, ehil olmayan ellerde çocuklarımızı kendisine bağlıyor, daha trajik bir ifade ile renkli camın büyüsü çocuklarımızı esir ediyor.

Psikologlar İdarecilere, Anne-Baba ve
Politikacılara Sesleniyor

Televizyon ve video filmlerinin çocuklar ve hatta yetişkinler üzerinde derin tesirler bırakabileceğini ve onların davranışlarını doğrudan etkileyebileceğini gösteren yığınla örnek vardır. Bu konularda yapılan ciddi araştırma sonuçlarından bazı örnekler vererek sorunun ciddiyetine parmak basmak gerekiyor. Şiddet unsurları ihtiva eden filmlerin saldırgan davranışlara teşvik edip etmediği konusunda yapılan araştırmaların geçmişi 1970’li yıllara uzanıyor. 1980’li yıllara gelindiğinde ise bu tür araştırmaların ivme kazandığını görüyoruz. Medyanın, çocukların davranışları üzerindeki tesirleri konusunda ilk ciddi araştırma raporlarından birisi ABD Ruh Sağlığı Ulusal Enstitüsü (National Institute of Mental Health) tarafından yayımlandı. Bu raporda, televizyondaki şiddet filmlerinin çocukları saldırgan davranışlara teşvik ettiğine dikkat çekildi. 1983 yılında Bulletin of the British Psychological So- ciety’de yayımlanan raporda da aynı sonuca varıldı. Psychological Reports dergisinde yayımlanan bir başka araştırmadan elde edilen sonuçlar da yukarıdaki bulguları destekler niteliktedir. 1970-1982 yılları arasında cereyan eden elli sekiz şiddet olayının nedenleri üzerinde duran bu araştırmaya göre, şiddet olaylarına karıştığı tesbit edilen kişilerin özellikle The Deer Hunter (Geyik Avcısı) filminden etkilendikleri belirlenmiştir.
1982 yılında yüz dokıız popüler televizyon programının içerdiği sahneleri inceleyen Batı’lı araştırmacıların vardıkları sonııç hiçte iç açıcı değildir. İnceleme sonuçlarına göre bu programların her bir saatlik bölümünde en az on defa fiziki şiddete başvurulduğu ve en az yedi-sekiz defa sözlü küfürler veya çirkin ifadeler kullanıldığı tesbit edilmiştir. Yukarıda örneklerini verdiğimiz araştırma sonuçlan ve raporlarının, filmlerdeki şiddet sahnelerinin çocukları suç işlemeye teşvik ettiği konusunda birleştiğini görüyoruz. Televizyon ve video filmlerinin yaygın olarak seyredildiği Batı ülkelerinde, şiddet sahneleri ihtiva eden filmlerin çocuklara gösterilmemesi konusunda, çocuk psikologları, yetkili makamları ciddi şekilde uyarmaya başlamıştır.

Renkli Camlar Çocuklarımızı
Tutsaklaştırıyor mu?

İngiltere’de tanınmış bir grup çocuk psikologu cinayet, kavga ve soygun gibi şiddet öğeleri ile dolu filmlerin çocukları suç işlemeye ittiğini ve bu nedenle çocuklara yönelik programların daha sıkı bir şekilde uzman kontrolünden geçirilmesi gerektiğini dile getiren bir rapor yayımladı. Nottingham Üniversitesi’nde çocuk psikolojisi alanındaki araştırmalarıyla tanınan Prof. Elizabeth Newson başkanlığında hazırlanan araştırma raporunda, şiddet içeren filmlerle çocuk ve gençlerin işlediği suçlar arasında doğrudan bir ilişki olduğu belirtiliyor. Medyadan sorumlu yetkili makamlara da sunulan raporda, araştırmacıların uzun zamandır kabullenmek istemedikleri bir gerçek ortaya konuldu ve son dönemde yapılan bilimsel çalışmalara dayanılarak, anti-sosyal ve şiddet yanlısı davranışlar ile medyanın yansıttığı şiddet imajları arasında bir ilişkinin bulunduğuna işaret edildi.

Filmler Çocuklarımızı Nasıl Etkiliyor?

Şiddet Sahneleri İçeren Video Filimleri ve Çocukların Korunması (Video Violence and the Protection of Children) adım taşıyan raporun çocuk davranışlarının etkilenmesi ile ilgili en önemli bulguları ise şunlar:
* Çocuk, seyrettiği cinayet, yaralama, tecavüz ve soygun gibi şiddet sahnelerinin gerçek hayatta da birer eğlence türü olduğuna inanmaya başlar.
* Çocuk, seyrettiği sahnelerden o güne kadar yaşamadığı ve tecrübe etmediği tahrif edilmiş
duygu imajını almaya başlar. Özellikle cinsellik ve şiddet öğelerinin bir arada olduğu sahneler bu açıdan son derece zararlıdır.
* Filmlerdeki vahşet sahneleri çocuklar tarafından bir tür eğlence olarak tasvir edilmeye başlar.
* Filmlerdeki şiddet ve vahşet kurbanları ise acınması gereken zavallılar olarak düşünülür.
Yukardaki raporda belirtilen hususlar şiddet sahneleri içeren bütün filmler için geçerlidir. Bu noktada altı çizilerek vurgulanması gereken bir nokta var; çocuklar, yetişkinliğe adım atarken kendilerine rol-modelleri ararlar. Bu model bazen aile içinden birisi (anne, baba veya bir başka aile büyüğü), bazen sokaktan birisi, bazen de çocuğun seyrettiği film kahramanlarından birisi olabilir. Çocuk kendisine özendiği bu modeli taklit etmeye çalışır. Yani davranışlarıyla kendisini özdeşleştirdiği modelin küçük bir kopyasını ortaya koymaya çalışır.

Yetişkinlik Dönemine Sarkan Etkiler:
Ahlaki Çözülme

Çocuğun şiddet filmlerinde gördüğü bir figürü model edinmesi durumunda trajik sonuçların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Savunmasız ve korunmasız bir şekilde filmlerdeki vahşet ve şiddet sahneleriyle baş başa bırakılan çocuk, seyrettiği sahnelerdeki mesajlar ve imajlar karşısında yenik düşecektir. Renkli camdan çocuğun bilinç altına sızan bu imajlar gün gelecek onun davranışlarına yansıyacak, daha da kötüsü şiddet, cinayet ve tecavüz sahneleriyle şekillenen bu işgalci imajlar çocuğun gençlik ve yetişkinlik dönemine de sarkacaktır. Durumun bu safhaya gelmesi ise artık dayanacak gücü kalmayan çocuğun medya karşısında yenik düşmesi demektir.
Medyanın çocuklar üzerindeki tesirlerinden bahsederken, sadece şiddet sahneleri içeren filmlere dikkat çekmekle yetinmek şüphesiz yeterli değildir. Medya bombardımanına maruz kalan çocuklarımız sadece vahşet, şiddet ve kavga sahneleri ile dolu filmlerle tanışmıyorlar. Çocukların ve gençlerin ruhi ve ahlaki gelişmelerinde, son derece yıkıcı ve tahrip edici etkiler bırakabilecek başka filimler de hemen hemen her gün renkli camlar vasıtasıyla evimize kadar ulaşıyor. Çocuklar ve gençler, çağdaşlık ve sanatsal özgürlük sloganlarıyla seyirciye sunulan ve Batı dilinde softporno’ (Yarı pornografik) olarak nitelenen filmleri seyretme fırsatı buluyor. Günün hemen her saatinde, Türk örf ve adetlerini hiçe sayan, kendi kültür değerlerimizle taban tabana zıt sahnelerle dolu filmler çocuklarımızı ve gençlerimizi zehirliyor. Özellikle cinsel öğeleri ön plana çıkaran yatak sahneleri ve ateşli öpüşme görüntüleri ekranlarımızı işgal etmiş durumda. Bu tür görüntülerle dolu programların yayın saatleri hazırlanırken, çocukların uyku saatlerinden sonraya denk düşürülmesi hassasiyeti bile gösterilmiyor. İlmi araştırmalara göre, açık-saçık ve yarı pornografik sahnelerle dolup filmler çocukların ve gençlerin ruhi gelişmelerini olumsuz yönde etkiliyor. Çocukların erken yaşlarda, müstehcen görüntü ve öğelerle dolu filimlerle karşılaşmalarının iki türlü ciddi olumsuz etkisi tesbit edilmiş durumda.
Bunlardan birincisi çocuğun cinsel gelişimiyle ilgilidir. Çocuğun gelişim özelliklerini araştıran bilim adamları ısrarla şunları söylüyor: Küçük yaşta çocuklara erotik sahneleri ihtiva eden filmleri seyrettirmek onların cinsel kimlik edinmelerinde ve normal bir kişilik gelişimi göstermelerinde ciddi problemler doğurmaktadır. Özellikle çarpık ve sapık ilişkileri konu alan filmler, çocuklar tarafından sanki normalliğin ve normal hayatın birer parçası gibi algılanabilir. Yani anormal davranış şekilleri, çocuğun zihninde normal birer davranış biçimine dönüşebilir. Çocuklar bu tür sahnelerde gördüklerini gerçek hayata geçirmeye çalışabilir. Böyle bir algılama ve taklit çabası ise çocuğun, normal gelişme sürecini zorlamasına ve neticede dengesiz bir kişilik edinmesine neden olabilecek kadar ciddi zararlar doğurabilir. Yan-pornogıafik filmlerin çocuklar ve gençler (hatta yetişkinler) üzerinde bıraktığı bir diğer olumsuz etki ise ahlaki değerlerin erozyona uğraması ile ilgilidir. Bazı istisnalar dışında, Türkiye’de medya toplumun ahlaki ve kültürel değerlerinden kopma noktasına gelmiştir. En azından halkın değer yargılarını ön planda tutma anlamında ciddi bir hassasiyet gösterilmiyor. Türk toplumunun kimliğine mührünü vuran ahlaki ve kültürel değerlerin hiçbirini temel ölçü olarak kabul etmeyen ve ancak yabancı kaynaklı filimlerle işi koparmaya çalışanlar, ya- rı-pornografik yayınları sanat adı altında meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Halbuki çağdaş ülkelerde sanat ile pornografi arasında belirgin bir çizgi vardır.

Çağdaşlık, Sanat ve Ahlak

Çağdaş ülkelerde medya, toplumun sesine kulak vermekte ve yayın politikasını oluştururken, toplumun kabullendiği ahlaki, dini ve kültürel değerleri göz önünde bulundurmaktadır. En azından bu değerleri hiçe sayan bir tutum sergilenmemekte ve çağdaşlık adına ahlaki ve dini değerler çöpe atılma- maktadır. Buna en güzel örnek İngiltere’de yayın yapan televizyon kanallarıdır.
Türkiye’de yayın yapan TV kanalları ile karşılaştırıldığında, İngiliz TV kanallarının son derece masum kaldığını söylemek mümkün.
Yani “çağdaş” olarak nitelenen İngiltere’ye bakıldığında, Türkiye’de bazı kavramların karıştırıldığı, daha doğrusu sanat, çağdaşlık, yenilik ve pornografi gibi kavramların çarpıtıldığını görüyoruz. Bütün dünyada ahlaki ve dini değerlerin tekrar canlanmaya başladığı bir dönemde, Türk medyasının bu değerlerden uzaklaşmasını izah etmek mümkün değil. Dünyanın hemen her yerinde, materyalist ve maddeci dünya görüşünün dayattığı hayat tarzından bıkan ve manevi bir dayanak noktası arayan kitleler dini değerlere yöneliyor. İngiltere’de Hristiyanların pazar ayinini saatlerce televizyondan canlı olarak izlemeniz mümkün. Amerika’da ise artık birçok dini TV kanalını yirmi dört saat seyretme imkanı var. İletişim imkanlarını iyi değerlendirmek isteyen kiliseler, milyarlarca dolar harcayarak TV kanalları kurmuş bulunuyor. Üstelik bu TV yayınları sadece Amerika ile de sınırlı kalmıyor. Dini yayınlar, başka dillerde diğer kıta ve ülkelere de ulaşıyor. Dini TV’ler ve bunların yayınları ile ilgili birçok teorik kitaplar bile yazıldı. Bütün dünya bu gelişmelerle çalkalanırken, Türk medyasının, toplumun ahlaki ve dini değerlerine mesafeli durması aslında “çağdaş” oluşumlardan kopması anlamına gelir. Çağdaşlığı geriden takip eden bazı medya organlarının, Batı ülkelerinde olduğu gibi toplumla barışması ve toplumsal kimliği oluşturan değerleri yayın politikalarının merkezine koyarak çağdaşlığı ve modernliği tekrar yakalaması gerekiyor. Gittikçe küreselleşen ve küreselleştikçe küçülen bir dünyada hem gelişmiş ülkelerin medya standardını yakalayamamak hem de çağdaşlıktan bahsetmek artık kimsenin yutmayacağı bir kandırmacadan başka bir şey değildir.

Çocukların Medya Tutsaklığı

Fikren ve zihnen sağlıklı nesiller yetiştirmek için medyanın yıkıcı yayınlarına karşı durmanın zamanı gelmiştir. Başta yetkili devlet organları olmak üzere, toplumsal bilince sahip bütün kurumların çocuklarımızı korumak için elele vermeleri gerekiyor. Bu noktada anne-baba ve diğer aile büyüklerine de önemli görevler düşüyor. Ama en önemlisi çocukları suç işlemeye itebilecek şiddet sahneleri içeren filmlerin gösterimi ile ilgili yasal düzenlemelerin çok titiz bir şekilde yapılmasıdır. Her türlü yönlendirmeye açık tabiatı olan çocuklarımızı koruma altına almadığımız takdirde kendi ellerimizle onları renkli camın kucağına itmiş oluyoruz.
Çocuklarımızın, televizyon ve video filmlerinin yıkıcı tesirlerinden korunması konusunda anne-baba ve ailedeki diğer büyüklere de önemli görevler düşmektedir. Anne-babalar çocukların seyrettiği filmleri kontrol etmelidir. Şiddet sahneleri içeren filmleri mümkün olduğunca onlara seyrettirmemelidir. Bütün bu önlemleri alırken yasakçı bir zihniyet ve tutumdan uzak durulmalıdır. Çocuklara hangi filmleri seyredip-seyret- memeleri gerektiği nedenleri ile beraber anlatılmalıdır.
Renkli ekranların karşısında gözleri açık uyuyan ve teslim olup yenik düşmek üzere olan çocuklarımızı uyandıralım. Medyanın çocuklarımızı tutsak etmesine izin vermeyelim.